• Pazartesi, Aralık 11, 2017

10. Yıl Marşı’nı anlamak..

reha
Reha Ören
Kasım21/ 2017

Bilirim içinizdeki ukalalar “Ne gereği var?”, ya da “Bu ne biçim bir konu?” diyeceklerdir.
Lakin gereği de vardır, konunun da hasıdır ve dahi şimdi yazmanın tam zamanıdır.
İktidar, mensup ve yandaşları ile özellikle 10. Yıl Marşı’na tavır almıştır.
Bunun nedeni gayet açıktır. Eğer 10.Yıl Marşı’nın sözlerini bir lahza düşünecek olursanız iktidar ve hempalarının neden tavır aldıklarını çok daha iyi anlarsınız.
Gelin imdi kıt’a kıt’a birlikte okuyalım.
“Çıktık açık alınla on yılda her savaştan
On yılda onbeş milyon genç yarattık her yaştan
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan
Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan”
Osmanlı’nın son demlerini ve işgal dönemlerini eğer biliyorsanız 10 yılda her savaştan nasıl galip gelerek çıktığımızı da bilirsiniz. Burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta söz konusu olan bu 10 yılın Balkan hezimetinden sonraki dönem olmasıdır. Balkan hezimetini yaşayan da aynı ordudur. Çanakkale Destanı’nı yazan da aynı ordu.
Başta iktidar olmak üzere İslamcı kesimin kabul edemediği şey Başkumandan meselesidir. Onlar, sözde Hilafet peşinde koşarak uydurma İslamcılık tasladıkları ve özünde Atatürk düşmanı oldukları için Başkumandan Atatürk’ü asla ve kat’a sevmezler. Sevmedikleri için de Germen Komutan Liman Von Sanders’i hazmederler. Ona kafa tutan Gazi’ye kin kusarlar.
İktidarın başı Recep Tayyib Erdoğan bulabildiği her fırsatta Atatürk’e çatarak “Hangi demiryolları, sen ne yaptın biz ne yaptık” diyerek hamasi böbürlenme yolunu tercih etmiştir ve boş yere bu tercihi seçmemiştir. Öğrenmek isteyenler google amcalarına başvurarak Gazi döneminde yapılan demiryolları ile, 10 Kasım 1938’den sonra yapılan demiryollarını kilometre kilometre mukayese edebilirler.
***
“Türk’üz Cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi
Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri”
Yine bilenler bilirler ki burada vurgulanan mesele hem diyalektik açısından geçerlidir, hem İslami açıdan muteberdir.
Diyalektik açıdan geçerlidir, çünkü Türk’ün durmayarak önde ve ileride olması bir anlamda devrimin sürekliliği değil midir? İslami açıdan bakarsanız da “her günün aynı olmayacak” şiar ve kuralı ile birebir örtüşmez mi?
***
“Bir hızda kötülüğü, geriliği boğarız
Karanlığın üstünde güneş gibi doğarız
Türk’üz bütün başlardan üstün olan başlarız
Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız…”

“Bir hızla kötülük ve geriliği boğmak?”
Bu ne demektir? Düşünsenize!
”Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”
Buyurdu Gazi.
İlim karanlığı boğar aydınlığın, aydınlanmanın eşiğidir.
Ve dahi İslam dini “ikra”, “oku” diye başlar ki bu da doğrudan doğruya ilmi işaret etmektedir.
Taassubu, yeni ilahlar yaratmayı ancak okuyarak engelleyebilmek mümkündür.
Tanrı’nın son dini İslam da tam da bunu emretmektedir.
1071 saçmalığının sonu
Burada asıl dikkat edilmesi gereken konu ise “tarihten önce vardık, tarihten sonra varız” ifadesidir.
10. Yıl Marşı’nda yer alan bu ifade tarihi bir gerçeğe işaret etmektedir. Bu gerçek Batı emperyalizminin bize yutturduğu Orta Asya’dan gelme safsatasıdır.
Biz bu coğrafyanın insanlarıyız. Biz Anadoluluyuz. Bu coğrafyanın gerçek sahibi ne Yunanlılardır, ne Germenler!
Bu vatanın sahibi binlerce yıldan beri biziz.
“Atlara bindiniz, vahşiydiniz, çaba çaba, dıgıdık dıgıdık geldiniz, 1071’de Anadolu’yu fethettiniz”
Yok yaa sahi mi?
Emperyalizm, bizi ata yurdumuz olan Anadolu’dan uzak tutmak için böyle bir masal uydurmuş, bizim sözde ilim adamlarımız da bu safsataya mal bulmuş mağribi gibi sarılmışlar.
Şimdilerde, adında “Milliyetçi” kelimesi bulunan bir siyasi partinin genel başkanı dahi bu safsataya sarılarak, “Biz, sizinle 1071’den beri kardeşiz. Bin yıldan beri Et ve tırnak gibiyiz” demektedir.
Bu ne demektir?
Bu bölücü Kürt hareketine dolaylı prim vermektir. Tamamıyla dezenformasyon ürünü bir ifadedir.
“Siz zaten bu vatanın sahibiydiniz. Biz geldik 1071’de sizi yendik ve o günden bu güne kardeş gibi yaşadık” demektir.
Aidiyet ve illiyet vermektir.
Böyle saçmalık olmaz. Atatürk’ün, Enver Paşa’nın damadı Tahsin Bey’i (Sonradan Mayatepek soyadını almıştır) Güney Amerika’ya göndermesinin ilmi gerekçeleri bu günlerde açıklanmıştır.
Hiç bir şey bilmiyorsanız Jean Matlock’un eserlerine göz gezdirin.
Hadi ona ulaşamadınız, Togan Yayınları, Osman Çataloluk’un “Türk’ün Genetik Tarihi”ne bakınız. O zaman 10. Yıl Marşı’nda yer alan “Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız” ifadesinin anlamını belki anlarsınız!
***
“Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını
Dindirdik memleketin yıllar süren yasını
Bütünledik her yönden istiklal kavgasını
Bütün dünya öğrendi Türklüğü saymasını”
Evet, aksini kim inkâr edebilir?
Öz yurdumuz Anadolu’yu kim bilir kaç kere daha fethetmek zorunda kalacağız?
Gök Tanrım, Görklü Tanrım bir kez daha işgalden korusun.
Bizi bundan sakın sen.
“Dindirdik memleketin yıllar süren yasını”
Tarih bilgisi olanlar bu satırı anlatmamı istemezler.
Lakin bilirim ki hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.
O yüzden hatırlatmakta fayda vardır.
1836 Baltalimanı Anlaşması’ndan sonra Osmanlı’nın ve Anadolu’nun yapısı tamamen değişmeye başladı.
Osmanlı toprakları artık Batılıların iştahlarını kabartıyordu. Osmanlı, varlığını sürdürebilmek için emperyalist devletlerin şamar oğlanı haline gelmişti. Her biri lokma ile yetinmeyerek devletin tamamını ister hale gelmişti.
İmparatorluk toprakları birer birer elden çıkıyordu.
Şimdiki İslamcıların dediği gibi olmadı.
İslam dinine mensup topluluklar -ki onlara millet veya ulus denilemez, tarihin her döneminde kavim bile olamayarak kabileden öte gidememişlerdir- şimdiki yerli işbirlikçilerin yaptıkları gibi sözde İslam adına Haçlı ile işbirliği içindelerdi.
Anadolu’nun bağrı yanık evladı İslam topraklarını savunabilmek için uğradığı ihanetlere rağmen canını feda etmekten çekinmiyordu. Türk’ün Ata Yurdu olan Anadolu’nun yası cumhuriyet ışıkları ile artık bitmişti.
“Bütünledik her yönden istiklal kavgasını”
Hasta adam dirilmiş, Osmanlı coğrafyasından yeni bir Türk devleti doğmuştu.
Buna isterseniz “Osmanlı’nın özü olan Anadolu Türklüğü, kuruyan kabuğunu sıyırıp atmış ve tarihte olduğu gibi Türk nüvesi yeni bir Türk devleti kurmuştu.” diyebilirsiniz ki doğrusu da budur.
Yeni Türk devletinin istiklali hiç kimsenin ve hiç bir devletin inkâr edemeyeceği şekilde kabul edilmiş ve bir sonraki satırda vurgulandığı gibi bütün dünya Türklüğü sayması gerektiğini öğrenmişti. Öğrenmek zorundaydılar. Başka çareleri kalmamıştı.
***
“Örnektir milletlere açtığımız yeni iz
İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz.
Uyduk görüşte bilgi, gidişte ülkeye biz
Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz”
Evet. Gazi Hazretleri ne demişti:
“Bizim savaşımız sadece Anadolu Türklüğünün savaşı değildir. Bizim Savaşımız mazlum milletlerin savaşıdır.”
Unutturanlar utansınlar.
Anadolu Türklüğü’nün özgürlük savaşı Cezayir’de, Fas’ta ve daha bilmem nerede mazlum millet varsa o milletin İstiklal Savaşı’na örnek teşkil etmiştir.
İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlarla da ekonomik açıdan Türkiye Cumhuriyeti kendine özgü bir model geliştirmiş ve uygulamıştır.
Mustafa Kemal, “Biz kimseye benzemeyiz. Her açıdan kendimiz olmalıyız. Başka milletlere özenen ve örnek alan milletler o milletlerin avı olurlar” derken bilinen ekonomik sistemlerin dışına çıkmıştır.
Uyguladığı “Karma Ekonomi” ile hem Osmanlı’nın asırlık borçlarını ödemiş, Cumhuriyet Devrimi’nin helecan ve heyecanıyla toplumun bütün katmanlarının katılımıyla kalkınmanın ivmesini hızlandırmıştır.
“Görüşte bilgiye, gidişte ülküye uymak” bir toplumun bütünlüğünü koruyup kollayarak, birlik ve dirliği tesis edebilmek için hedef gösterilmesidir. Mustafa Kemal bu hedefi göstermiş ve hedefe giden yolun sadece ilim ile olacağını öğretmiştir.
İşte, şimdiki işbirlikçilerin 10. Yıl Marşı’nı koydukları tavır ve hazımsızlıkları bu yüzdendir. Onlar evvelinde Türk düşmanıdırlar. Ahirinde ise Türk olmadıkları için de Atatürk düşmanıdırlar.
***
İmdi bize düşen nedir? İktidar toplum mühendisleri kanalıyla psikolojik savaşı fevkalade yürütmektedir. Atatürk ve dolayısıyla Türk düşmanlığı alalanarak kademe kademe dozajı arttırılmış ve maalesef zihin bulandırıcı, aldatıcı bezemelere Türk olan bazı safdiller de kandırılmışlardır. Yapacağınız hiç bir şey olmadığına inanmak gibi bir aciz içindeyseniz eğer kullandığınız cep telefonlarının müziklerine 10.Yıl Marşı’nı yükleyin. En azından iktidara karşı pasif direniş sergilemiş olursunuz.
En azından hiçbir şey yapmamış olmaktan kurtulmuş olursunuz!


Bu yazı 31 kez okundu.

Reha Ören
SON EKLENENLER