06.03.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Türkiye
Türkiye
Özgün

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye

Hüseyin Adıgüzel

Yiyin efendiler yiyin. Aksırıncaya, tıksırıncaya, patlayıncaya kadar yiyin!Yiyin efendiler yiyin
Aksırıncaya, tıksırıncaya,
patlayıncaya kadar yiyin!

Tarih tekerrür etmeye devam ediyor hâlâ

Bizim ülkemizde, tarih her zaman neden tekerrür edip duruyor acaba diye her zaman kendi kendime sorar dururum. Sonra aklıma Mehmet Akif merhumun iki mısrası gelir;

“Tarih tekerrürden ibarettir derler
Hiç ders alınsaydı, tekerrür eder miydi tarih?”

diyor Mehmet Akif. Acaba, devletimizi yönetenler, biraz tarih okusalar, ya da henüz tarih olmayan birkaç yıllık olayları şöyle bir hatırlayıverseler, eski başbakanların, bakanların hâlâ Yüce Divan’da bu tür işler için yargılandıklarını göz önüne getirseler, tarihi tekerrür ettirmeseler diye de düşündüğüm çok olur. Ama, bu öyle bir hırs ki, insanda ne akıl bırakıyor, ne de izan!

Tevfik Fikret, yukarıya aldığım mısraları, şöyle böyle yüz yıl evvel yazmış. O zamanlarda da böyle, beytülmala el uzatanlar, tüyü bitmemiş yetimlerin haklarını kendine ya da yakınlarına peşkeş çekenler varmış ki, bu satırları yazmak zorunda kalmış Tevfik Fikret! Belki o günlerin gazetelerini şöyle bir karıştırsak, ortaya atılan bu iddialar üzerine devrin başbakanının, aynen bugün olduğu gibi basının önüne çıkarak, “bu iddialar basının iftiralarıdır” dediğini kesinlikle görürüz. Çünkü tarih tekerrür etmeye başlayınca, sadece olayda ve olayın oluş şeklinde değil, savunulmasında da tekerrür eder. Çünkü, bu tür iddialar karşısında, bu ülkede mertçe ortaya çıkarak “Arkadaşım, kardeşim, hakkında böyle, böyle iddialar var. Git, bağımsız yargıda aklan gel!” diyen bir başbakana ben hiç rastlamadım. Eğer sizler rastladıysanız, lütfen, istirham ediyorum, beni de bilgilendiriniz.

Hakkında onlarca iddia olan bir bakan, bu iddiaları açığa çıkarmadan, yani aklanmadan, hani o her şeyini almaya çalıştığımız, her ne hikmetse bu tür güzel davranışlarını almadığımız Batı var ya, orada bir gün, bırakın bir günü, bir dakika bile yerinde oturmaz. Bu iddialar ortaya atıldığı anda sadece bakanlığı değil, politikayı da bırakır. Ama bizde koltuğunda oturur, başbakanın yanında basın mensuplarının önüne çıkar, üstüne üstlük de pişkin pişkin sırıtır. Bizler de onu seyreder, kendisinin ya da başbakanının söylediklerine inanırız. Biz aptalız ya! Ne söylerlerse “hikmeti kendinden malul oldukları için” onların sözlerini doğru kabul eder ve sonra mangalda kül bırakmayız “Biz onurlu insanların ülkesinde yaşıyoruz” diye etrafa caka bile satarız.

On parmağında on marifet

Onurlu olmak, pek öyle kolay elde edilen bir davranış biçimi değildir. Dürüstlük gerektirir, yalandan, riyadan kaçınmayı gerektirir, feragat etmeyi bilmeyi gerektirir, kendine ve sonra da içinde yaşadığın toplumun fertlerine saygıyı gerektirir ve hepsinden gereklisi, insan olmayı gerektirir. Şu on günlük gazeteleri şöyle bir karıştırın. Bakan hazretlerinin mahdumlarından tutun da, hanımına kadar suistimale, yolsuzluğa, haksız kazanca, devlet eliyle kredilendirmeye kadar onlarca iddiayı bir anda görebilirsiniz. Mısır ithalinde indirilen ve ithalden bir gün sonra tekrar yükseltilen Katma Değer Vergisi cambazlığından Ofer görüşmelerine, şirketler arası pazarlıklara katılmalara, tavuk gribi söylentileri sırasında köylüden bedava denecek fiyatlarla alınan ve katma değer vergisi indirilerek satılan yumurtalara kadar onlarca iddiayı bu bakan sırtında nasıl taşıyor, anlamak mümkün değil! Çünkü AKP Balıkesir Milletvekili Turan Çömez, yayınladığı açık mektupta “partisinin ve milletin bu ağırlığı artık taşıyamadığını” bakan beye bildirirken kamuoyuna da açıkladı. Ama ne dayanıklı bir vücuda sahipmiş ki bakan hazretleri, bu ağırlığın altında ezilmiyor, ezilmeyi bir kenara bırakalım, eğilmiyor bile! Aşk olsun doğrusu!

Banker krizleri, banka hortumcuları, inanın siyasilerin yanında devede kulak olarak kalırlar. Onların, yani banker ve bankacıların, bu işleri siyasi iktidarlardan habersiz yapmaları kesinlikle mümkün değildir. Yani o işlerin içinde de siyasilerin elleri, elleri yoksa parmakları mutlaka vardır. Ama bu meselede sadece siyasilerin, mahdumlarının ve yakınlarının ellerinin olduğu bir iddia da olsa ortada durmaktadır. Bu işin siyaseten aklanması olmaz. Bu tür aklanmalar kamu vicdanında acılara, kanamalara sebep oluyor. “Al gülüm, ver gülüm” mantığı içinde kim kimi aklıyor? Önce bunu düşünmemiz gerekir. CHP Genel Başkanı’nın iddiası ise, “bu bakan beyle, başbakanın ilişkisinin çok ileri düzeyde olduğu” şeklindedir. Yanılmıyorsam, CHP Genel Başkanı bir ortaklığı ima etmektedir. İddia çok büyük ve vahimdir. Yani, iktidarın tümünü zan altında bırakmaktadır. Bu öyle basit bir basın toplantısı ve “medya iftira atıyor” demekle kapatılacak kadar küçük bir olay değildir. Onurlu her insan bu olayın üstüne gider. Sonuç alıncaya kadar uğraşır. Sonra, gerçekleri millete anlatır. Yalan dolanla, laf ebelikleri ile bu olayı kapatmaya çalışmak, milleti enayi yerine koymakla eşdeğerdedir.

Yiyin efendiler yiyin. Aksırıncaya, tıksırıncaya, patlayıncaya kadar yiyin!Bu kadar “ah” yerde kalmaz!

Milletten, “Biz inanmış, dindar insanlarız, bizim içimizde Allah korkusu var. Bu yüzden bizden rüşvet alan, iltimas yapan, yakınlarını kayıran, devleti soyan kimse çıkmaz” diyerek oy alanların sergiledikleri bu ibret tablosuna herkesin çok iyi bakması gerekiyor. Bu tablo açık olarak şunu ortaya koyuyor: Ya bunlar oy almak için, milleti kandırmak için yalan söylediler, ya da bunlar söyledikleri gibi insanlar değiller. Ama sonuç, iki yönlü işlemi teke indiriyor. İddiaları sadece siyaseten akladıkları, iddiaları bağımsız yargıya götürmedikleri için bunlar yalan söylemişlerdir. Bunun başka bir izahı yoktur.

AKP milletvekillerinin söylediklerine ve yazdıklarına bakarsanız, ortaya çıkanlar, aysbergin sadece su üstündeki yüzü. Altta kim bilir daha neler var? Güneş balçıkla sıvanmaz, gerçekler nasıl olsa bir gün kesinlikle ortaya çıkar. Bekleyelim ve görelim, daha neler ortaya çıkacak? Azerbaycan’ın eski cumhurbaşkanı rahmetli Elçibey’in bir sözünü biraz değiştirerek söyleyelim: “Bu kuruluşu, (AKP) suistimal iddiaları dağıtacak.” Çünkü onlar aklın yolunu, onurlu insanların yolunu bıraktılar ve siyasi aklanmayı, kamu vicdanında aklanmaktan yeğ tuttular. Bu kadar masumun, bu kadar çaresizin, bu kadar tüyü bitmemiş yetimin hakkını mahdumlarına aktardılar. Elbet bu kadar “ah” yerde kalmaz! Bunların bir hesabını soran mutlaka çıkar.

Sistem iflas etmiştir

Şimdi geçmişi de düşünerek şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Bu siyasi sistem kendi kendini bitirmiştir. Aynen akrep gibi intihar etmektedir. Yapılan bir kamuoyu araştırmasında, “güvenilen kurumlar arasında” siyaset kurumunun son sıraya inmiş olması da bu siyasilerin gözünü açmaya yetmiyor.

Bu gerçek karşısında bile kendini düzeltmeyen bir kurum, kesin olarak kendi kendini bitirmekte, intihar etmektedir. Anglo- Saksonların zavallı, masum, ekonomik durumları kötü uluslara bir kurtuluş reçetesi olarak sundukları, aslında daha kolay sömürme amacı ile sundukları bu sistem Türkiye’de iflas etmiştir. Gelin hep beraber sistemle mücadele edelim. Bu siyasi partilerin birbirinden farkı olmadığını, son on yıl içinde, yaşayan herkes kesinlikle görmüş ve anlamıştır. Yani aslında bu sistemin ürünü olan bu siyasi partilerin uygulamalarından başka bir şey çıkmayacağını artık anlamalıyız. Bunların hepsinin birbirinden kıl kadar farkları yoktur. Bunlar bize en güzel yönetim biçimi diye yutturulan bu sistemin doğal sonuçlarıdır. Öyle ise suçlu olan, siyasi partiler değil, onların varlık sebebi olan bu sistemdir.

Kanuni Sultan Süleyman’ın yakın akrabası olan ve Rumeli Beylerbeyi yaptığı Balı Bey’e öğüdü ile son noktayı koyalım. “Baka Balı Bey! Sana emanet ettiğim bu halka, hak ve adalet ile hükmedesin! Adaletten bir an bile ayrılmayasın. Zavallı ve fukara halkı, koruyup gözetesin. Beytülmala (devlet hazinesi) el sürmeyesin ve sürdürtmeyesin. Orada tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunu ve bu hakkın sahiplerine gitmesi gerektiğini bilmelisin.

Söylediklerime uygun hareket etmelisin. Eğer bunlara uymazsan, bu dünyada ve öteki dünyada iki elim yakanda olur, bunu da bilmelisin!”

Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer!