01.05.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Özgün
Kitap

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye

Özgür Erdem

PKK'lılar Devlet Bahçeli'yi
neden kutlar

PKK’ya karşı itidal

60’larda ABD’nin yükselen devrimci hareketlere karşı bir sokak gücü olarak örgütlediği MHP, 12 Eylül’e kadar bu görevini layıkıyla yerine getirmişti.

Ancak günümüze gelindiğinde ABD’nin Türkiye üzerine planlarının değişmesiyle birlikte, MHP’nin misyonu da değişti. Bu senaryoda ABD’nin sokak gücü artık PKK’dır. MHP’ye ise artık başka bir misyon yüklenmektedir: Türk milletinin PKK’ya karşı direnişini baştan engelleme ve yükselen milliyetçiliğe set çekme.

MHP lideri Bahçeli’nin itidal çağrılarının sırrı işte budur. 80 öncesinde MHP’yi sokağa salan güçle PKK’yı protesto eden vatandaşlarımıza sağduyu çağrısı yapmasını isteyen güç aynıdır. Dün sokağı MHP’ye emanet eden o güç, bugün sokakları PKK’ya bırakmak istemektedir. MHP de bu senaryoda üzerine düşen rolü oynamaktadır.

Bahçeli, ülkücü gençlerin provokasyona gelmeyeceğini; ülkücülerin sokağa çekilmek istendiğini, bu oyunda olmadığını söylüyor.

Bu basit bir provokasyondan korunma çağrısı değildir.

Ne zaman geliyor bu itidal çağrısı? Halk sokaklara inmiş PKK’yı protesto ederken... PKK sokaklara inmiş devlete karşı gelirken... Sokaklarda 2 milyona yakın insan Nevruz kutlamalarında Apo’nun posterini taşırken... Her gün onca şehit verirken...

İtidal çağrıları Bahçeli’yle sınırlı kalmadı tabii. Her kademede MHP’li yönetici benzer çağrılarda bulundu.

İlginç bir itidal çağrısı ise, Gazi ve Ankara Üniversitesi’ndeki olaylardan sonra Arslan Tekin’den de geldi. Yeniçağ yazarı bakın ülkücülere ne diyor:

“Kavga en kolay yol, kendini anlatmak en zor yoldur. Sen kendini anlat. İhanetçileri teşhir et. O kadar!”

(Burada bir parantez açalım. Ankara ve Gazi Üniversitesi’ndeki olaylardan sonra ülkücülere bu şekilde itidal çağrısında bulunan Tekin, acaba MHP’liler Marmara’da TÜRKSOLU’na saldırırken neden susuyordu? Bu da ayrıca yanıtlanması gereken bir soru.)

Bahçeli’yi kutlayanlar: Ahmet Türk, Altaylı ve Livaneli

Devlet Bahçeli’nin bu itidal çağrısı tabii ki büyük yankı yaptı. Geçtiğimiz sayıda yazdık. Bahçeli’nin bu çağrısını kutlayanların başında Ahmet Türk geliyordu...

Daha sonra Fatih Altaylı’nın tebriki geldi. Altaylı, Bahçeli’nin milliyetçilik yaparak AKP’yi köşeye sıkıştırma fırsatını kullanmadığını, böylece AKP’yi ve tüm Türkiye’yi rahatlattığı görüşündeydi:

“Kendisine giderek saygı duyuyorum. Çünkü yükselen bir siyasi parti lideri gibi değil, adına yakışan bir biçimde devlet adamı gibi davranıyor. Bahçeli’nin yerinde kim olsa, bugünkü ortamdan faydalanmaya kalkardı. Düzenleyeceği üç beş miting, birkaç basın toplantısı ve iki televizyon programıyla hükümeti köşeye sıkıştırır, körükleyeceği milliyetçi duygusallıkla hükümet açısından krizi ve dolayısıyla Türkiye’yi yönetemez hale getirirdi. Bahçeli bu kritik dönemde itidalli ve dengeli tavır takınarak ‘vatanseverlik’ konusunda ciddi bir örnek oluyor.”

Benzer bir açıklamayı Zülfü Livaneli de yaptı:

“Milliyetçi kesimlere ne pahasına olursa olsun sokağa inmeme çağrısı yapan Devlet Bahçeli’yi örnek almak gerekir.”

PKK ağzıyla konuşan MHP

Halbuki, Zülfü’nün ve Altaylı’nın kutladığı Bahçeli’nin çizgisi, söylendiği gibi Türkiye’ye huzur ve sükûnete götürmeyecek.

Öncelikle, bugün sokaklara dökülen Türkler PKK terörünün nedeni de değildir, hedefi de. Dolayısıyla, vatandaşımızın sokağa dökülmesiyle PKK terörü arasında dolaylı ya da doğrudan hiçbir ilişki yoktur. Tersine, Türk milletinin sokağa inmesi terör örgütünün en büyük korkusudur. Çünkü PKK, sokağa hakim olma stratejisini uygulamaktadır. Bu nedenle, şehit cenazelerinin kalabalıklaşması ve bayrak yürüyüşleri PKK tarafından bir provokasyon olarak gösterilmektedir.

MHP ile PKK bu politikalarla adım adım aynı noktada buluşuyorlar. Türk milletinin sokağa inmesini provokasyon olarak görmek ilk adım.

Tabii gerisi de var. Söylemlerde de adım adım yakınlaşma söz konusu. Türk-Kürt kardeşliği propagandası bugün hangi iki çevre tarafından yapılıyor?

PKK ve MHP!

Bakın Bahçeli ne diyor: “Doğudaki kardeşlerimize sesleniyoruz. ABD sizi bizden daha mı çok seviyor. Gelin birlik olalım.”

Bahçeli daha pek çok açıklamasıyla Türk-Kürt kardeşliği vurgusunu sürekli yapıyor. Geçenlerde Türkiye’yi bir çiçek bahçesine benzeten de Bahçeli değil miydi?

Ya şu açıklamaya ne dersiniz: “Terörle mücadele dağda olmaz.” MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır’ın açıklaması...

Peki nasıl olurmuş terörle mücadele?

“Terörle mücadele güvenlik güçlerinin meselesi olmaktan farklı bir şeydir. Terörle mücadele siyaseten olur.”

Kürt sorununun bir terör sorunu değil, bir siyasi sorun olduğunu bu ülkede yıllardır kim söylüyor?

PKK!

Öyleyse, Kürt sorununun siyasi bir sorun olduğu kabul edilerek, PKK’ya en büyük hizmet edilmiş oldu.

Benzer açıklamaları Bahçeli de yaptı: “Terörün kökünü kurutmak için sokaklarda değil, iktidarda olmak gerekir.”

İlk bakıldığında ne kadar da doğru bir açıklama... Tabii ki iktidarda olmazsan terörü engelleyemezsin., Ancak bu açıklamanın zamanı önemli.

PKK’nın sokağa hakim olmaya başladığı bir dönem...

Şehit cenazelerine binlerce vatandaşın kendiliğinden katıldığı bir dönem...

PKK’lıların otobüs yaktığı bir dönem...

Üstelik açıklama MHP’nin Adana İl Kongresi’nde yapıldı. O günlerde Mersin’de ise büyük bir bayrak mitingi vardı. Binlerce vatandaşımız bu mitinge katılıyor ve PKK’yı yuhalıyordu. MHP, kendi tabanını mitinge katılmaması için uyarırken, bunu garantiye almak için aynı saatlerde Mersin’de bir salon toplantısı da düzenlemişti. Dışarıda vatandaş “Kahrolsun PKK” diye slogan atarken, acaba o salon toplantısına katılan ülkücüler ne düşünüyordu?

Ülkücülerin burnu kanamasın!

Peki Bahçeli’nin şu açıklamasına ne demeli:

“Hiçbir ülkücünün burnunun kanamasını istemem.”

Her gün bir şehit cenazesinin kaldırıldığı bir ülkede söylenecek söz mü?

Tabii, şunu da belirtelim, Türkiye’nin terörle mücadele etmek için ülkücülerin kanına tabii ki ihtiyacı yok. Bunca yıl PKK’ya karşı mücadelede zaten ülkücülerin ne kadar payı olmuştur ki? PKK’ya karşı burnu kanamış bir ülkücü var mı acaba? Siz hiç üniversitelerde PKK’lıyla kavga eden ülkücü gördünüz mü? Bira standlarına bile saldıran ülkücüler Apo resimli afişlere hiçbir zaman ses etmemiştir. Dolayısıyla, Bahçeli’nin korkmaya zaten ihtiyacı yok. Ülkücüler PKK’yla kavgada zaten meydanda olmadılar.

5 Mayıs 2003 tarihinde elinde döner bıçakları ile Atatürkçü gençlere saldıran bir PKK’lı
5 Mayıs 2003’te Yıldız Üniversitesi’nde yüzlerce PKK’lı Atatürkçü gençlere saldırdığı zaman, Aydın Doğan medyası PKK’lıların kullandığı satırı görmezden gelmişti. Bugün ise satır kullanan ülkücüleri eleştiriyor. Satırı PKK’lı kullanınca satırlıktan çıkıyor mu? Yoksa satırlanan Atatürkçü genç olunca mı unutuluyor? Çünkü geçtiğimiz haftalarda MHP’lilerin saldırısına uğrayan arkadaşlarımız hakkında da tek satır yazılmamıştı.

Bahçeli ile Van Savcısı aynı safta: “Ara rejim istemiyoruz”

Zaten MHP son dönemde, inceden inceye Ordu aleyhinde açıklamalar da yapmaktadır: “Sizi sokağa, ateşe atıp, kanın üzerinde siyaset yapıp iktidarı düşünen ara rejimcilere hiç itibar etmeyiniz.”

Bahçeli’nin bu açıklamasının tam da Sabri Uzun’un görevden alındığı, Sarıkaya’nın ise meslekten ihraç edildiği günlerde yapıldığına dikkatinizi çekmek isteriz.

“Ara rejim”in ne demek olduğunu herkes bilir. Bahçeli’nin itidal açıklamalarının bir numaralı destekçisi Zaman gazetesi, Mümtaz’er Türköne yazısıyla Bahçeli’nin bu açıklamasını alkışlıyor:

“Bahçeli’nin çizdiği resim son derece sade. Demokrasi dışı yöntemlerle, yani silahlı müdahaleyle iktidara el koymaya kalkanlar var. Ara rejim tabirini 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül için, ayrıca postmodern çerçevede 28 Şubat için kullandığımıza göre, Bahçeli’nin kastettiği ara rejimciler üniforma giyenler arasında olmalı. … Bahçeli ekmeğini kana banarak iktidar planları yapanların bu planların esiri olarak tırmanan etnik gerginlikten bahsediyor. Türkiye’nin yaşadığı sorun bölücülükten değil, gayrimeşru yollarla iktidara gelmeye çalışanların tırmandırdığı bir etnik çatışmadan kaynaklanıyor. Açık bir dil ile, MHP lideri Devlet Bahçeli devlet gücü ve imkanlarını kullanan üstelik ‘resmi’ sıfatı olan birilerini suçluyor. Şemdinli savcısının iddianamesindeki mantık ve muhakeme tarzı ile Bahçeli’ninki tam anlamıyla örtüşüyor.”

İşte “itidal çağrısı”nın vardığı nokta... Zaman’ın Bahçeli’yi ayakta alkışlaması bile bizce yeterince şey anlatıyor.

Ara rejim karşıtı Bahçeli’nin aslında hangi “üniformalı”ları kastettiği de ortadadır. Bu açıklamanın tam da Ordu AKP’ye karşı sesini yükseltmişken, Türkiye’de bir rejim tartışması başlamışken ve Ordu bu tartışmada AKP karşısında safını belirlemişken yapılması anlamlıdır. Ayrıca, Ordu tam sınırötesi harekat hazırlıkları yaparken, yani MHP Genel Başkanı’nın o çok karşı olduğu biçimde, “terörle dağda” savaşmaya hazırlanırken yapılması da acaba bir rastlantı mıdır? Yıllardır ABD’nin paramiliter gücü olmuş MHP, bugün asker AKP’ye ve PKK’ya karşı süngüsünü yükseltmeye çalışırken, “sivil” ve “ara rejim karşıtı” oluveriyor!

Burada bir parantez açalım ve Van Savcısı ile ilgili olarak ülkücülerin görüşlerine bir örnek olarak Yeniçağ yazarı Arslan Tekin’in şu cümlelerine bir bakalım:

“Vur deyince öldürüyoruz… Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya hata yaptı; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu daha büyük hata yaptı… İşi hemen rejim meselesine, laiklik meselesine, ideolojik meseleye sokuyorlar. Bunları kontrol edecek bir merci de yok. Bu insanlar meslekleriyle iç içe… Hayatlarında başka işleri olmamış. Ne yiyip ne içecekler?.. Hamallık yapsalar yapamazlar! Pazara çıkıp ‘Limon al abi, altısı beş lira!’ da diyemezler! Bu insanlar bizim insanlarımız… İnsanlarımızı bir anda yok saymayalım, dışarı atmayalım. Vicdanları kanatmayalım. HSYK’nın kararı bence siyasîdir ve işi getirip yine laikliğe dayandırmışlardır.”

Gariban edebiyatıyla aslında burada da sinsi bir ordu karşıtlığı yapılmaktadır. Zaten şu cümleler de Arslan Tekin’in değil midir: “AKP’yi büyüten vetire 28 Şubat’tır.”

Şunu vurgulayalım. Bu sözler yalnızca Arslan Tekin’in düşüncelerini yansıtmıyor. Bahçeli’den Muhsin Yazıcıoğlu’na tüm ülkücü çevrelerin ortak görüşleri denebilir.

Orduyu ara rejimcilikle suçla, “terörle dağda mücadele edilmez” de, 28 Şubat’ın AKP’yi büyüttüğünü söyle… Acaba bu söylenenler Ordu’yu mu güçlendiriyor, PKK’yı mı? Ahmet Türk’ün sözlerini mi andırıyor, Büyükanıt Paşa’nın mı?

Milliyetçiler MHP’den kurtuluyor!

Tabii, biz burada MHP’lilere sokağa inin çağrısı yapmıyoruz. Tersine, bugün MHP’nin örgüt olarak sokakta olmaması aslında hayırlı bir iştir. Türkiye’de milliyetçilik yükselmektedir ve MHP bu yükselişten nasiplenememektedir. Bundan daha iyi ne olabilir ki? Geçmişte yükselen milliyetçiliği Amerikancılığa kanalize etmekle görevli MHP, bugün yükselmesini engellemekle görevlidir.

Bir örnek verelim. Bakırköy’de bir bombalama eylemi. Tabii PKK yapıyor. Eylemin hemen ardından vatandaş sokağa dökülüp “Kahrolsun PKK” sloganları atıyor. Ellere dikkat edin. Kurt işareti var mı? Yok! Eskiden, MHP bu tip eylemlere sızar, kurt işaretleriyle kendine mal etmeye çalışırdı. Bugün bunu göremiyoruz. Tabii MHP’liler “başbuğ”larını dinliyorlar. O zaman meydan da sıradan Atatürkçü milliyetçi vatandaşa kalıyor. Bundan güzel bir şey olabilir mi?

Müjdeler olsun! Milliyetçiler MHP’den kurtuluyor.

PKK yandaşı Kızıl Elma kuruldu

PKK terörü azarken ve Türk milleti artan teröre karşı tepkisin artırırken, uğursuz bir Kızıl Elma ittifakının da kurulduğunu görüyoruz.

Kimdir bileşenleri?

MHP: Bahçeli PKK terörünü lanetleyen vatandaşlara itidal çağrısında bulundu. Ara rejime karşı olduğunu açıkladı. Şandır, terörle dağda mücadele edilmeyeceğini söyledi.

Cumhuriyet: Mehmet Balbay bayrak mitinglerini PKK’nın dağ kadrolarının düzenlediğini iddia etti.

Zaman: Bahçeli’nin itidal çağrısı en çok Zaman’da yer buldu. Yazarları da Bahçeli’nin ara rejimle ilgili açıklamalarını da destekledi. Sokak provokasyonlarına karşı uyarılar Zaman’ın sayfalarından hiç düşmedi. Ayrıca Zaman açıkça Sarıkaya’yı savundu ve meslekten ihracını eleştirdi.

Özgür Gündem ve DTP: Günlerdir bayrak yürüyüşleri ve şehit cenazelerinin kışkırtma olduğunu iddia ediyor. Bahçeli’nin itidal çağrılarına Zaman’dan sonra en çok yer veren gazete oldu. Ahmet Türk de Bahçeli’yi açıklamalarından dolayı kutladı.

Aydın Doğan medyası: Radikal başta olmak üzere, Bahçeli’nin itidal çağrısı ayakta alkışlandı. Altaylı ve Livaneli özel olarak Bahçeli’yi kutlayan yazılar döktürdü.

Yeniçağ: Sarıkaya’nın meslekten ihracı eleştirildi. Bahçeli’nin itidal çağrısı manşetlerde savunuldu.

İşte huzurlarınızda gerçek Kızıl Elma. Hepsi Sarıkaya meselesinde, itidal çağrısında, ara rejim tartışmalarında ve provokasyon uyarılarında aynı şeyleri söylüyor.

Tam da ne zaman? Ordu AKP’ye karşı sesini yükselttiği ve PKK’ya karşı sınır ötesi operasyonu düşündüğü zaman. Yani, Bu Kızıl Elma’nın kime karşı ve niçin kurulduğu da böylece ortaya çıkıyor.

Yiğitler er meydanına…

Bugün PKK’ya karşı sokağa dökülenler Bahçeli’yi dinlemeyenlerdir.

Bir de son Mersin eyleminde Taner Ünal önderliğindeki Vatansever Kuvvetler’i görüyoruz.

Demek ki, MHP’yi sorgulamadan, MHP’den kopmadan milliyetçi olunamıyor.

Eski defterleri açmayın diyenlere, Bahçeli’yi eleştirip hâlâ MHP’li kalanlara duyurulur.

Vatan elden giderken neredesiniz?

Millet “Kahrolsun PKK” derken daha ne kadar kongre yapacaksınız?

On binler şehit cenazelerinde Türk bayrağı sallarken siz Yeniçağ okumakla mı yetineceksiniz?

Yiğitler er meydanına...
 
Devlet Bahçeli’nin çizgisi : Orduya karşı AKP’nin, milliyetçilere karşı PKK’nın yanında olmak. Bu çizgi Fatih Altaylı tarafından alkışlanıyor. Ama sadece Altaylı değil DTP Başkanı da Bahçeli’yi kutluyor!