04.09.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Şenol Dedoğlu

Halide EdipBir Atatürk düşmanı portresi:
Halide Edip ve 150'likler

Medyada parlatılan 150’likler

Son günlerde bazı medya mensupları, eski dönemin hızlı rejim muhaliflerini ya “gerçek yurtsever”, “edebi kişilik” ya da Atatürk tarafından “cezalandırıldığı iddia edilen kişiler” olarak niteleyerek, genç Cumhuriyet kuşağımızın belleğinde aklamak ve kaybettikleri itibarını düzeltmekle meşguller. Sonuçta geçmişte belli nedenlerle İstanbul’da yaşayan veya yurt dışındaki şer odaklarıyla işbirliği içerisinde Atatürk, Ankara ve Cumhuriyetimize farklı nedenlerle bile olsa aynı hedefte; bir karşı devrimi sağlamaya çalışanlar hedeflerine ulaşamadılar. Şimdilerde aynı kadroların uzantıları bu kez arkalarına AB ve ABD desteğini de alarak nafile uğraşlarına devam ediyorlar. Onlar için Vatanımıza muhalif ve düşmanlık besleyenler müttefik sayılmakta.

Doğan Hızlan “Gençlik Hastalığı” makalesinde önce gençliğinde Hitler’in SS birliklerinde görev alan Günter Grass’ı savunuyor; sonra siyasi bir anlayışla yönlendirilen ve dağıtılan Nobel’i sanki sadece edebi kişiliği ile aldığını düşünmenin yanılgısına düşüyor. Hızlan “Ben şimdi Günter Grass’ı okumayacak mıyım? Bırakın bugünkü siyasal anlayışını, faşist de olsa, Nazi de olsa iyi bir yazarsa ben okurum; çünkü benim ölçülerim edebidir”. Sonra da sözü malum çevrelerce sürdürülen psikolojik harekatın devamında bir konuya getiriyor: “Bizde de cumhuriyet rejimine muhalif olan ve yurtdışına sürülen Rıza Tevfik Bölükbaşı’nı okuyorum, sıla özlemi çeken şiirlerini çok seviyorum, gene 150’liklerden olan Refik Halit Karay, Türk edebiyatındaki hikaye ve roman türünün, mizahın usta temsilcilerinden biridir, mutlaka okunmalıdır. Ref’i Cevat Ulunay da gazeteciliğiyle, eski İstanbul’a dair kitaplarıyla hala okunuyor.” diye buyuruyor, hem de hiç utanmadan. Her zaman yazılarında övgüler düzdüğü, edebi kişiliklerini abartmaktan hala vazgeçemedikleri Orhan Pamuk, Elif Şafak, Yaşar Kemal ve diğerleri örneklerinde olduğu gibi…

Halide Edip
Halide Edip
Latife Hanım
Latife Hanım
Halide Edip ve çevresinin yapmayı istediklerini Atatürk’e kabul ettiremedikleri bu dönem sonrasında aynı mücadeleyi Latife Hanım’ı kullanarak yapmayı denediler. Halide Edip, daha önce öğrencisi olan Latife Hanım’ın yurtdışındaki okulunu yarıda bırakarak gelmesi ve Atatürk’le evlenmesinin de planlayıcısıdır. Aynı dönemde Atatürk’ün yanında bulunan Zeynep Fikriye Hanım’ın verem olduğu ve yurt dışındaki bir sanatoryuma gönderilerek tedavi olması gerektiğini de tavsiye eden kocası Dr. Adnan Adıvar oldu. Yaşanılan o günleri hatırlayanlar Fikriye Hanım’ın sonsuz bir sevgi ve saygıyla bağlı olduğu M. Kemal Paşa’sına gönülden ve bütün kalbiyle destek olduğunu yazılarında anlatıyorlar. Ancak her nasılsa tehlikeli bir hastalık ve hatta başka senaryolarla Ankara’dan uzaklaştırılan Fikriye Hanım yerine belli bir ekip tarafından çok özel amaçlarla Latife Hanım hazırlanıyordu. Tabii ki bu planda sonuçta başarılı olamadı.

Refik Halit gerçekten pişman mı?

“Geçmişi anlamayan, onu bir kez daha yaşamak zorundadır.” Bu söz bazı yaşanmışlıkları unutturmanın bazı yeni kahramanlar yaratmanın peşinde olanları bağlar. Yine son günlerde bir başka Hürriyet yazarı Emin Çölaşan ise Refik Halit Karay’ı keşfetmiş tek bir sözünden yola çıkarak yaptıklarından pişman olduğu ve saygı duyulması gerektiği yazılıyor. Yok efendim demiş ki “cüceleşmeyen bir tek o kaldı” ne demekse... Bunun yanı sıra bütün yaptıklarından sonra özür olarak kabul edilmesine yönelik tezgahlar gündemde. Sanki Refik Halit 150’likler arasında değildi, sanki Milli Mücadeleye dair tüm düşmanca söylediklerini unutmamız çok kolaymış gibi.. Refik Halit ve Rıza Tevfik’in birbirine yazdığı mektuplar ise suç teşkil edeceği çekincesi ile hala yayınlanamıyor.

Doğan Hızlan ve bazı yazeteci yazarların yaptıklarını savunma aymazlığına düştükleri “feylozof” takma adlı Rıza Tevfik’i Yeni Şafak bir haberinde İstanbul Büyükşehir Belediyesinin şirketi İsfalt’ın desteği ile çıkan “Yol Kültürü” dergisinden alıntı yaparak abartılı bir dille anlatılıyor. Ne demekse; Mustafa Kemal önderliğindeki Milli Mücadele başarıya ulaşıp Ankara hükümetini kurması üzerine Türkiye’den ayrılmak zorunda kalmışmış!!! Önce B.M.M tarafından 19 Ağustos 1920 tarihli toplantısında Sevr Anlaşmasını imzalayan ve bunu onaylayan Şüray-ı Saltanat’ta bulunanları vatan ihanetiyle itham olunarak vatansız sayılmaları kararı aldı. Aynı zamanda B.M.M. Hükümeti bu anlaşma ile kendisini hiçbir surette bağlı görmediğini de ilan etmişti. Daha sonra yüce amaçlar uğruna yapılan Milli Mücadeleyi engellemeye çalışanlardan Vahdettin’in maiyeti, Sevr anlaşmasını imzalayan Heyet-i Murahhasa, Çerkes Ethem ve avanesi, Çerkes kongresine katılanlar, Sait Molla, Ali Kemal, Refik Halit (Karay), Refii Cevat (Ulunay), Fanizade Ali İlmi, bazı polisler ve ihanet eden bazı kişiler 7 Haziran 1924 tarihinde çıkartılan bir Bakanlar Kurulu kararı ile işbirlikçi olduğu için 150 kişi ile birlikte yurt dışına sürgün edilmişti.

Atatürk düşmanı bir mason: Rıza Tevfik

Şimdi ise Rıza Tevfik’in neler yaptığına bir göz atalım. II Meşrutiyet döneminde Edirne mebusu seçildi. Ardından İttihat ve Terakki Partisi’nden ayrılarak arkadaşı Dr. Rıza Nur ile Hürriyet ve İtilaf Partisi’ne girdi. Üstad-ı Azam Rıza Tevfik Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra masonluğa ihanet ettiği gerekçesiyle ihraç edildi. İttihat ve Terakki Partisi’nden ayrılarak Hürriyet ve İtilaf Partisi’ni destekleyen Rıza Tevfik kendisi de mason olduğu halde gazetesinde İttihatçı Şeyhülislam Musa Kazım Efendi’yi farmason olmakla suçlayıp deşifre etti. Hürriyet ve İtilaf iktidarı da Beyoğlu’ndaki mason locasını polis marifeti ile basarak aradı. Sonuçta kendisi de afişe olan Rıza Tevfik kendi hırsı nedeniyle İttihat ve Terakki mensubu kardeşine zarar verdiği gerekçesiyle masonluktan ihraç edildi.

Rıza Tevfik Maarif Nazırlığı ve Devlet Şurası (Sayıştay) Başkanlığı yaptı. Damat Ferit’in görevlendirmesi üzerine 10 Ağustos 1920’de Sevres Antlaşmasını imzalayan delegeler arasında yer aldı. II. Abdülhamit’e önceden hakaret ve muhalefet eden Rıza Tevfik sonradan pişmanlık ifade eden şiirler bile yazdı. Aynı şekilde Kurtuluş Savaşına bile karşı çıktı. Milli Mücadele dönemine muhalefet etti. Ancak belki de daha büyük ayıbı Salih Zeki ile birlikte yetiştirdikleri Halide Edip örneğinde olduğu gibi önce şeklen katıldıkları Ankara ve Atatürk’e karşı muhalefeti hep birlikte örgütlediler. Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey en iyi arkadaşlarından biriydi. 1922-1943 yılları arasında sürgünde yaşadığı Mısır, Ürdün, ABD ve Lübnan’da Ankara ve Atatürk’e muhalefetini sürdürdü.

Atatürk’ün kovduğu 150’likler İnönü tarafından nasıl affedildi

Bugün artık yetiştirip destekledikleri Halide Edip ve uzantılarının yaptıklarını daha detaylı olarak biliyoruz. Ancak hemen Atatürk’ün ebediyete intikali ertesinde 24 Mart 1939’da İnönü tarafından “kırgınlıkları gidermek” amacı ile yapılan toplantıya birçok Atatürk ve devrimlere karşı olanlarla birlikte Adıvar’ların da çağrıldığını hatırlıyoruz. Adnan Adıvar kendince bir emniyet önlemi alarak eşinden iki gün önce İstanbul’a gelip toplantıya katılmıştı.

Yaşadığı her dönemde Amerikan mandasını savunan ve gerçekleşmesi için çaba gösteren Halide Edip’e 1942 yılında “Sinekli Bakkal” romanı ile dönemin CHP’si tarafından Roman Ödülü kazandırılmasını da bir çeşit aklama olarak görmek gerekir. Tıpkı devrime muhalefet ederek yönetimde yer bulamayan diğer işbirlikçilerin aynı dönemde bir vesile aklanması gibi.

Aynı yönetim Hüseyin Cahit Yalçın’ı da CHP’ye davet ederek 1939-1954 yılları arasında TBMM’de bulunmasında mahzur görmemişti. İkinci Dünya Savaşı öncesinde Ankara Büyükelçisi olan Percy Loraine’nin artık gizlilik süresi tamamlanarak açıklanan raporlarında ise konu farklı not edilmiş. Atatürk döneminde muhalefetin sesi olan Tanin gazetesinin başyazarı olan Hüseyin Cahit Yalçın’ı hükümet baskı altına alarak dize getirdi, ilişkilerini düzenledi.

Bu tabii ki oldukça uzak bir ihtimaldir diyemeyiz. Hüseyin Cahit Yalçın sadece CHP Milletvekili değil CHP’nin yayın organı Ulus gazetesinin başyazarlığına yükselecektir. Geçmişte Ankara’ya getirilen her kanun ve düzenlemede karşı çıkan, her konuda muhalefet eden Hüseyin Cahit’in bu tavrı CHP içinde de farklı bir kulvarda devam eder. Artık evin içindedir muhalefeti daha da yıkıcıdır. Burada küskünler denilen aslında rejime muhalif olanlarla İsmet İnönü’den kaynaklanan daha farklı bir arayı düzeltme arayışı gündemdedir.

ABD Büyükelçisinin raporlarında Halide Edip

Yine aynı raporlarda Atatürk’ün muhalefete hiç dayanamadığı yazılmıştır. Oysa burada yapılanlar muhalefet değil yeni yönetime direniş, gerici talepler, yurt dışındaki bazı ülkeler ile işbirliği ve örtülü veya açıktan yapılan karşı devrim çabalarıdır. Atatürk ve İsmet İnönü arasındaki soğukluğun ise İnönü’nün Latife Hanım’la boşanmasına karşı çıkmasının neden olduğu Halide Edip referans gösterilerek yazılmaktadır. Percy Loraine bazı kişiler hakkındaki “bilgileri” raporuna yazarken Halide Edip Adıvar’ın kanaat, görüş ve sözlerinden yararlanmış olmasıdır. Bu durum bizlere Percy Loraine ve Halide Edip arasında geçmişten de kaynaklanan bir güven, tanışıklığın ötesinde yakın bir işbirliği içerisinde oldukları izlenimini vermektedir.

1884 yılında İstanbul’da doğan Halide Edip, Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde okudu. Rıza Tevfik’ten Fransızca ve Doğunun mistik edebiyat örneklerini öğrendi. Matematik öğretmeni Salih Zeki ile daha sonra evlendi. 1901’de koleji bitirdi. 1908 yılından itibaren gazetelerde kadın haklarıyla ilgili yazılar yazmaya başladı. 1909’dan sonra öğretmenlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde gönüllü çalışmalar yaparken ileriki yıllarda irtibatlarını kaybetmeyeceği kişilerle tanıştı…

İlk eşi Salih Zeki’nin ikinci bir eşle evlenmek istemesi üzerine iki çocuğunu da alarak 1910 yılında evinden ayrıldı. 1917 yılında evlendiği Adnan Adıvar ile 31 Mart ayaklanması sonrasında yurtdışına çıktı. 1920’de Ankara’ya gelerek Milli Mücadele’ye katıldı. 1921 yılında ilk eşi Salih Zeki’nin öldüğünü öğrendiğinde, İngilizce yazdığı anılarında onun için 4 sayfa ayırarak “ilk ve tek aşkım” diyordu. Aynı tarihlerde Adnan Adıvar ile evli olduğu için bütün bunları Türkçe yazılarında hiç dile getirmedi.

1926-1939 yılları arasında İngiltere ve Fransa’da yaşadı. 1931-1932 yıllarında Colombia Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak dersler verdi. 1939 yılında İsmet İnönü tarafından düzenlenen İstanbul Dolmabahçe sarayındaki “küskünleri barıştırma” toplantısına kadar da ülkeye dönmedi.

Lord Kinross aslında Halide Edip’in takma adıdır

Refik Halit Karay’ın kızı ile birlikte yazdığı ve Lord Kinross ismi kullanılarak yayınlanan dönem kitabı “Atatürk-Bir Milletin Yeniden Doğuşu” dönemin bütün özel detaylarını kapsıyordu. Özel mektuplarında da yazdığı gibi farklı isimlerle yazdıkları dışında bu kitapta yaptığı gibi hiçbir hazırlığı olmayan hatta hatta ülkemize gelmeyen yazarların adı ile çıkan muhalif kitaplara destek verdi. Belki de bu yüzden içi hiç rahat olamadı, yeni kurulan yönetim hakkında yaptığı olumsuz konuşmaların sonuçlarından emin olamadığından ülkesine geri dönmek için Atatürk’ün ölümüne kadar bekledi. 9 Ocak 1964’te Cerrahpaşa Hastanesi’nde 80 yaşında vefat etti.

Tarih ve Toplum dergisi Haziran 2003 sayı 234 sayfa 324-332 de yer alan “Bu da Ghejer..” adlı makalesinde Nicole A.N.M. Van Os’un ‘Sophia Smith Collection’da incelediği belgeler arasında bulunan Halide Edip’in Florance Billings’e yazdığı İngilizce mektuplar çalışmasına bakalım.

Florance Billings önce Amerikan Kızılhaç’ı sonra gönüllü olarak Near East Relief isimli yine ABD orijinli yardım kurulu yöneticisi olarak 1920-1923 yıllarında Türkiye’de bulundu. Amerika’ya dönüşünden sonra da Türkiye ve Ortadoğu ile ilgisini kesmedi. 1926’dan itibaren Colombia Üniversitesi’nde “Kilikya, Anadolu, Nisan 1909’daki İsyanın Nedenleri” isimli bir tez hazırladı.

Halide Edip’le aralarında oldukça samimi üslüpla yazılan mektuplardan yedi tanesi tesadüfen bir okul derneği olan Smith College Library’de bulunarak yayınlanır. Mektuplarda genel olarak Halide Edip o tarihlerde ülke dışında yaşamasına rağmen gelişen olaylarla ilgili haberleri Florance Billings’e aktarmaktadır. Bellidir ki yapılacak her türlü muhalefet ve karşı devrim girişimlerinden bilgisi vardır, oysa kurulan yeni rejimin kendisini koruma hakkı ise hiç yoktur. Yurtdışında yayınlanan ve başka bir isim kullanan bir İngiliz yazardan bahseder. Atatürk’ü muhaliflerini öldürmek için “mazaret bulabilecek” bir kişi olarak anlatır.

Mektuplarında Adnan Adıvar’ın Atatürk’e suikast davasından beraat ettirilmesini, kendilerinin yapabilecekleri karşı yayınlardan Ankara hükümetinin korkması neticesinde olduğunu yazarken; kendisine Yakın Doğu Organizasyonu üyesi Bayan Panaffidine tarafından bildirilen bilgilere inanıp bunun Türkiye’ye dönmelerini sağlamak için düzenlenmiş bir tuzak olduğunu düşünerek ülkeye dönmeyip 1939 yılına dek dönüşlerini geciktirirler.

Halide Edip’in İzmir Suikasti’ndeki rolü

Yaşamı boyunca Cumhuriyet ve Atatürk’e düşmanca davranan bu kişinin gerek dönemle ilgili gerekse Atatürk’e 1926 yılında İzmir’de planlanan suikast girişimi ile ilgili mektuplarında yazdıkları çok ilginçtir. Birçok yayında belirtildiği gibi planlayanlar arasında olduğu çok bellidir.

Kaldı ki o dönemde eşi Adnan Adıvar ve H. Rauf Orbay gıyaplarında yargılandılar. Rauf Orbay on yıl hapis cezası aldığı halde ülkeye dönmediğinden bu cezasını çekmedi ve sonradan affedildi. Rauf Orbay, Halide Edip ve Adnan Adıvar ile Latife Hanım’ın ilişkileri kesilmeksizin Atatürk’e muhalefet amacı ile devam etti.

Tüm bu olaylar sürerken Halide Edip ise her zaman olduğu gibi perde arkasında kalmayı başardı. Kendisi de bir Sabetaycı olan Ilgaz Zorlu “Ben de Selanikliyim” adlı kitabında Dr. Nazım, Mehmet Cavit Bey ve Halide Edip ile birlikte planladıkları İzmir Suikastında önemli roller üstlendiği yazıyor. Geçen sayıda suikastin planlandığı tarih olan 14 Haziran 1926’dan bir gün sonra Latife Hanım’ın İzmir’den İstanbul’a taşınması tesadüfünden ve bu durumun Amerika’da haber olmasından bahsetmiştik. Adıvar çifti de 1926’dan itibaren yurtdışında yaşamaya başlarlar…

Halide Edip ve ABD’li misyoner örgütü Near East Relief

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Near East Relief sadece yardım amaçlı değil misyonerlik faaliyetlerini de sürdürmek amacı ile yapılandırılmıştı. Bu amaçla kurum asıl faaliyetlerini İstanbul ve özellikle Anadolu’daki Ermeni ve Rum çocuklarına yöneltmiş. Önceleri kurumun başında Annie T. Allen bulunurken 1920’den itibaren Florance de ekibe katılmıştır. Birlikte İstanbul’dan Konya’ya giderlerken amacı savaş yıllarını Ermeni mültecilerle geçiren Bayan Cushman’ın görevini devralmaktı. Billings Konya’ya gelmesinden kısa bir süre sonra kendini henüz başlayan Delibaş İsyanı ile birlikte oluşan kargaşa ortamında bulur. Birlikte çalışmakta olduğu Annie T. Allen’in aniden ölmesi üzerine Anadolu’daki bütün sorumlulukları üstlenir.

Halide Edip önce 1923 yılına kadar ülkemizde kalır. Annie T. Allen ve Florance Billings’le tanışır daha sonra yine Church Times’la misyonerlik faaliyetleri içinde bulunan Rosa Macaulay ile tanışarak irtibatlarını devamlı sürdürür.

Rosa Macaulay “The Towers of Trebizond (Trabzon)” kitabında çok özel önem verdikleri Trabzon ile ilgili kitabında Billy Graham’ın misyonerlerinden Fr. Chantry-Pigg’e Aunt Dot’un yakın arkadaşı Dr. Halide’nin rehberlik ettiğini anlatmaktadır.

Kitapta yazılan Dr. Halide bir Türk doktoru ve feministtir. Zaten bildiğimiz gibi Halide Edib’in Londra’da yaşadığı dört buçuk yıl boyunca anılan kişilerle irtibatları mektuplarından da anlaşılacağı gibi devam etmektedir. Hatta Türkiye’deki rejime karşı muhalefeti örgütleyenler yabancı basında yer alan yazılarında kendi adlarını saklı tutarak yazılarını farklı isimlerle yayınladılar. Büyük ihtimalle adını gizleyerek yazı yazanlardan birisi de Halide Edip’tir.

Halide Edip’in mandacılığı

Bir vatansever olduğu söylenmesine rağmen Atatürk’e muhalif olan tüm odaklarla irtibat sağlayan bir konumdadır. Türkiye’yi Amerika’nın koruyuculuğu altına sokacak “manda” yönetimi yanlısıydı. Sivas Kongresi’nde de İstanbul’dan beri dillendirdiği Amerikan mandası teklifini ortaya atmakta tereddüt etmedi.

Halide Edip’in teklifi ile görünüşte bir Amerikan gazetesinin (Chicago Daily News) muhabiri Louis Edgar Browne ama aslında Charles R. Crane’nin özel temsilcisi olarak kongreye katıldı.

Halide Edip, Paris’te dört büyükler tarafından kurulan King-Crane komisyonu eşbaşkanlarından Charles Crane’i çok yakından tanıyordu. Aslında bu komisyonun temel görevi Arap eyaletleri ile ilgili olacak manda sorunlarını incelemekti. Komisyona ulaşan sıcak haberler sonrasında aynı komisyon Türkiye hakkında da bir rapor hazırlamıştı. Amerikan Dışişleri tarafından dikkate alınmayan King-Crane raporunda Ermenistan, İstanbul ve Anadolu üzerinde oluşacak üç ayrı manda kurulması öngörülmekteydi.

Halide Edip bütün çabalarına karşı Kurtuluş Savaşı öncesinde emperyalist ülkelerce düşünülen yapılanma gerçekleşmeyince muhalefetini hep bu çevrenin desteği ile sürdürmeyi tercih etti. Sadece Ankara’ya geldiği dönemde bu konudaki mücadelesini daha gizli yapmaya başlamıştı. Kara Vasıf’la birlikte Sivas Kongresi’ne davet ettikleri Amerikalı gazetecinin casus olduğunun anlaşılmasını fırsat bilerek ve bazı imkanları kullanarak kendisini saklamayı başardı.

Latife Hanım’ın Atatürk’le evlenmesini Halide Edip sağladı

Halide Edip ve çevresinin yapmayı istediklerini Atatürk’e kabul ettiremedikleri bu dönem sonrasında aynı mücadeleyi Latife Hanım’ı kullanarak yapmayı denediler. Halide Edip, daha önce öğrencisi olan Latife Hanım’ın yurtdışındaki okulunu yarıda bırakarak gelmesi ve Atatürk’le evlenmesinin de planlayıcısıdır.

Aynı dönemde Atatürk’ün yanında bulunan Zeynep Fikriye Hanım’ın verem olduğu ve yurt dışındaki bir sanatoryuma gönderilerek tedavi olması gerektiğini de tavsiye eden kocası Dr. Adnan Adıvar oldu. Yaşanılan o günleri hatırlayanlar Fikriye Hanım’ın sonsuz bir sevgi ve saygıyla bağlı olduğu M. Kemal Paşa’sına gönülden ve bütün kalbiyle destek olduğunu yazılarında anlatıyorlar. Ancak her nasılsa tehlikeli bir hastalık ve hatta başka senaryolarla Ankara’dan uzaklaştırılan Fikriye Hanım yerine belli bir ekip tarafından çok özel amaçlarla Latife Hanım hazırlanıyordu. Tabii ki bu planda sonuçta başarılı olamadı.

Halide Edip Avrupa ve Amerika’da yaptığı konuşma ve çalışmalarla yönetime karşı faaliyetlerine daha büyük bir hızla devam etti. Yurtdışında Londra’da ilk yayınlanan kitabı Soytarının Kızı (The Daughter of the Clown) adlı roman olmuştu ki aynı romanı daha sonra biraz daha genişletilerek Sinekli Bakkal adı ile Türkçeleştirdi.

Hikaye ve romanlarında sürükleyici bir üslupla, tamamen kendine ve hepsi birbirine benzeyen kuvvetli kadın portresini yazmaya çalıştı. Yazdıklarını bir daha okumadığını söylerken aslında düzensiz üslubunun ve yaptıklarının arkasında pek durmadığının da örneklerini kendi yaşantısından görmekteyiz. Topluma karşı sahte bir yanı olan turan ve vatanseverlik ya da feminizm düşüncesini öne çıkarırken, aslında kitaplarında özel ilişkilerini aşağıladığı kadın kahramanlara işgalci subaylarla ilişkilerinde itaat önermesi, yabancılarla evlenen kadınlara yabancı çocuk isimleri tavsiye etmesi suretiyle kendiyle çelişmektedir...