• Cumartesi, Mayıs 26, 2018

15 yılda karanlıkta ışığı bulmayı öğrendik

burak
Burak Küçükkaya
Mayıs18/ 2018

Değeri anlaşılanlar
İlkokul zamanlarımda pek hoşlanmadığım şeylerden birisi bahar aylarında, sıcacık havada, güneşin altında hergün bağıra bağıra Andımız’ı okumaktı. İnsan bazı şeylerin değerini yitirince veya ona olan özlemi artınca anlıyor. Peki bizler son zamanlarda nelerin önemini, değerini anlamaya başladık veya onlara ihtiyaç duyduk?
Andımız; “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” diye başlar ve “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözleriyle biterdi. O zamanlar kaçmak için binbir türlü bahane uydurmaya çalıştıgımız Andımız’ın değerini şimdi, yasak olduğu bu günlerde anlıyoruz.
İstiklâl Marşı’mız da Andımız gibi. Bugün okunuyor şükürler olsun ama onun bile değiştirilmesi gündeme geldi.
2002’den beri ülkemizde o kadar çok şeyin değeri anlaşıldı ki belki ciltler dolusu kitapla ancak anlatılabilir. En başta Atatürk geliyor. Yıllarca Atatürk’e düşmanlık besleyen kesimler bile bugün onun yarattığı değerlerin özlemini güdüyor…
Cumhuriyet, laiklik, hürriyet, eşitlik gibi kavramlar bugün en çok özlem duyulan kavramlar…
Laiklik ortadan kaldırılmaya çalışılınca en çok bu güne kadar laikliğe saldıran “İslamcılar” karşı çıkıyor. Çünkü biliyorlar ki laik sistem onlar için bile özgürlük demek.
Özgürlük, belki de 2018 yılında lafı bile edilmemesi gereken bir kelime. Ama maalesef ülkemiz özgürlüğe aç. Yıllarca acısı süren 28 Şubat, 12 Eylül gibi baskı ortamlarını bile neredeyse mumla aratacak bir dikta rejimi var karşımızda. Deyim yerindeyse ağızını açan herkes tutuklanıyor. İçerideki tutuklu gazetecilerin sayısı dışarıdakileri geçti. Ee, eski Türkiye’de kıymetini bilememişiz özgürlüğün, şimdi anlıyoruz…
Bağımsızlık, bir ülkenin ülke olması için gereken en temel unsur değil midir? Yoksa bağımsızlık dediğimiz şey “Eeyyy Amerika” deyip; Rusya’nın kucağına atlamak, onlardan umduğunu bulamayınca “Eeyy Putin” deyip, Rusya’ya ateş püskürüp, Trump’ın dizinin dibine yapışmak mıdır? Öğreniyoruz işte…
Ama en önemli kavram eşitlik bence. Tıpkı George Orwell’ın meşhur eseri “Hayvan Çiftliği”nde olduğu gibi ülkemizde de herkes eşit ama AKP üyesi olanlar daha eşit. Çok uzatmayayım okumayan varsa kitabı okusun…
Tamam, adil oluyorum. En azından yargımız, adalet sistemimize güvenimiz tam. Değil mi? E hani “Türk yargısı son 50 yılın altın çağını yaşıyor”du? Kandırılmışız! Sanırım biraz adalet açlığımız da var…
En azından şöyle sırtımızı sağlam bir duvar edasıyla yaslayacağımız Ordumuz var! Ama pardon ya. Onun da demirleri çürük çıktı. Önce Ergenekon-Balyoz, sonra 15 Temmuz derken neredeyse subay bırakmadık Orduda. Ama olsun ordu “terörist”lerden temizlendi!
Bütün bunları halka anlatan gazeteciler, aydınlar var. Var mı? Sanırım onlar da yok. Ya tutuklanıp cezaevine atıldılar. Ya da korkup sindiler. Ah ah, nerede o eski cesur aydınlar…
Ben en çok Aziz Nesin, Neyzen Tevfik gibi üstadların özlemini çekiyorum. Yahu düşünsenize şu zamanlarda yaşasalardı ne hikâyeler yazar, ne şiirler dizerlerdi. Bin yıllık malzeme var ama kullanabilene aşk olsun…
Değeri yitirilenler
Her şeyin değersizleştiği bir dönemdeyiz maalesef. Savaş yüzü görmeden “Gazi” olan adamlar var. Şehitlerimiz, gazilerimiz bile değersizleştirildi. Orada bile ayrıcalıklı olanlar var. Seçimler yaklaştıya, bu günlerde Milli Mücadele’den örnekler veriliyor. Çanakkale’den bahsediliyor. E bizim millet duygusal tabii. Bi Kuvay-i Milliye de, Çanakkale’den iki şiir oku, oylar aksın. Değersizleştirme kervanına onlar da katılıyor…
Son 15 yılda kadına şiddet, taciz, tecavüz gibi konularda elimize kimse şu dökemiyor. Önde gideni, bayrak tutanıyız. Daha 2 ay önce 150 küsür 16 yaşın altında kızın “devlet” hastahanesinde kayıtsız doğum yaptığını öğrendik…
Utanılacak konularda liderliği kimseye bırakmıyoruz. 40 çocuğa tecavüz edilen vakfı Meclis’te aklıyoruz. Çocuk tacizcilerine, tecavüzcülere iyi hal indirimi yapıp yargılıyoruz.
15 yılda karanlığa mahkûm olduk. Bir devekuşu edasıyla bütün pisliklere karşı kafamızı kuma gömüp görmezden geldik.
Toplumsal saygı ve terbiye diplerde sürünüyor. Sokakta insanlar biribirinin yüzüne bile bakmıyor neredeyse. Sevgi denen şey ekilen sevgisizlik tohumlarıyla yok olup gitmek üzere…
Cumhurbaşkanı çıkıp vatandaşa küfür edebiliyor. Muhalefet liderlerini aşağılıyor. Düzey deniz seviyesinin bile altında. Saygınlık kalmamış durumda…
Ekonomimiz Zambiya ile yarışıyor. İsterseniz daha açık konuşayım. 4 yıldır iç savaş içinde olan ve toprakları bölünmüş Suriye’nin para birimi şuan bizimkinden daha değerli…
Ne Ordumuzun ne devlet adamlarımızın dünyada bir saygınlığı kaldı. E ne olacak gidip Ekvador’da korumalarına insanları pataklatırsan saygı mı kalır?
Eğitim konusuna hiç gelmiyorum. 15 yıllık iktidarda 20 kere müfredat ve sınav sistemi değişikliği gördüm. Zaten sokaktaki insanlarla yapılan röportajları biraz izlediğinizde hâlâ ülkenin toptan havaya uçmadığına şükür ediyorsunuz.
E, hiç mi iyi şeyler olmadı derseniz, oldu elbet. Gezi oldu. Bu ülkenin bitti denilen gençliği bitmediğini gösterdi. En umutsuz anda umut ışığı oldu. Gençler direnmeyi öğrendi. Ben yaparım dediysem yaparım anlayışına, ilk defa yapta görelim dendi.
OHAL’de Adalet Yürüyüşü oldu. Bir kıvılcım ile sokağa çıkacak milyonlar olduğu görüldü…
Öğrendiklerimiz
Aslında az şey de öğrenmedik 15 yılda. Mesela seçimlerde oy kullanmanın önemini ilk defa bu kadar net kavradık.
Sandıkların önemini, onlara nasıl sahip çıkılacağını öğrendik. Yeniden direnmeyi ve birlik olmayı öğrendik.
Mesela biber gazına karşı nasıl korunacağımızı öğrendik. Şiddete karşı en etkili silahın mizah olduğunu.
Zekanın bütün sorunları ve olumsuzlukları alt edeceğini öğrendik.
Sağcı, solcu yada başka ufak tefek ayrılıklara bakmadan bir araya gelmeyi öğrendik.
Mesela Nuriye ve Semih’ten vicdanı ve umudu öğrendik. Bedenler ne kadar zayıf olursa olsun umudun olduğu zaman asla yenilmeyeceğini öğrendik.
Direnmenin ne kadar onurlu bir eylem olduğunu gördük.
Dilenenlerin değil, direnenlerin kazanacağını öğrendik.
Sevginin her zaman zulmü yıkacağını öğrendik. Bir olunca, birlik olunca ne kadar da çok olduğunuzu gördük…
Aslında bizi yoketmek isteyenlerin ne kadar da aciz olduğunu, ne kadar korktuklarını gördük.
Ufacık çocukların Anitkabir’de Andımız’ı okuyup Mustafa Kemal’in Askerleriyiz diye bağırdığını gördükçe bu ülkede Atatürk’e olan sevginin asla bitirilemeyeciğini öğrendik, öğrettik ve bütün dünyaya gösterdik.
Bizi 15 yılda hergün adım adım karanlığa doğru çektiler. Hergün biraz daha karanlığa gömüldük ama karanlığın içinden ışığa çıkmayı öğrendik.
Işıkta buluşacağız, aydınlık günleri birlikte yaşayacağız!..


Bu yazı 34 kez okundu.

Burak Küçükkaya
SON EKLENENLER