27.08.2007/Sayı:151
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Kapak
Türkiye
Ekonomi

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye (E) Amiral Vedii Bilget

Mustafa Kemal,
Kurtuluş Savaşı ve Destanı

Önce şunu vurgulamak gerekir: Kurtuluş Savaşı günlerinde, İstanbul hükümetinin, hanedanının, padişahın ve halifenin ihanetini yaşadık. Yabanıl emperyalizmin saldırganlığını göğüsledik.

Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’na başlarken savaşa hukuksal temel kazandırmış ve Kurtuluş Savaşı yetkisini halkımızdan almak için kongreler toplamıştır. Erzurum ve Sivas Kongrelerinin Ulusal Kurtuluş Savaşı döneminde toplanmasımn nedeni budur. 23 Nisan 1920’de Mustafa Kemal’in Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açmasının nedeni budur.

Ve Mustafa Kemal için tam bağımsızlık, elbette siyaset, maliye, ekonomi, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve tam özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkemizin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksun olması demektir. Ve “Ya bağımsızlık ya ölüm!” diyerek ateşli savaşa başlamıştır.

Mustafa Kemal’in büyük Söylev’inde gençliğe emanetini yaşatan, Kurtuluş Savaşı destanını yaratan, saltanata, hilafete, yabanıl emperyalizme yaşamı boyunca meydan okuyan, vatansever namuslu insanlar için savaşan, bilimsel toplumculuğa kendini adayan ve Mustafa Kemal Türkiye’si için “Memleketim, memleketim!” diyen Nâzım Hikmet’i ve tıbbiye talebesi Hikmet’i anımsatmak Türkiye’yi vatan edinenlerin önde gelen ödevidir. Yineliyorum; Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nı destanlaştırıp ebedileştirmek vatanımızın önde gelen vatanseverlerinin ödevidir.

İşgal altındaki ülkemizde halkımız tarafından yer yer oluşturulmuş direniş örgütlerinin, bir bütün olarak ulusal kurtuluşçuluğun, bağımsızlığın, devrimciliğin, yabanıl emperyalizmin yedi düveline karşı bir “Kuvayı Milliye”nin Mustafa Kemal’in önderliğinde ilk adımlarının atıldığı, çağdaşlığın aydınlığına açılan ilk günüdür 19 Mayıs 1919 Türkiye’si.

“Memleketim, memleketim!” diyerek memleket özlemini son nefesine kadar yaşayan Nâzım Hikmet’tir, tıbbiye talebesi Hikmet’tir. “Kurtuluş Savaşı Destan”nı hiç kimsenin ulaşamayacağı bir anlatımla destanlaştıran yegânelerin yegânesi Nâzım Hikmet’tir.

“Saat beş’e on var; kırk dakika sonra şafak sökecek. “Korkma sönmez bu şafaklar da yüzen al sancak” ve Kocatepe’de gözetleme yerinde nöbetçi asker birden bire beş adım sağında “Mustafa Kemal’i” gördü. Paşalar “O”nun arkasındaydılar. “O” saati sordu. Paşalar “üç” dediler.”

Sarışın bir kurda benziyordu
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı
Yürüdü uçurumun başına kadar
Eğilip durdu
Bıraksalar
İnce uzun bacakları üstünde yaylanarak
Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi akarak
Kocatepeden Afyon ovasına atlayacaktı.
Mavi gözlü başkumandan
Baktı saatine
Saat beş otuz
Ve başladı topçu ateşiyle
Ve fecirle birlikte Büyük Taarruz.

“26 Ağustos 1922 sabahı başlatılan Büyük Taarruz’un askeri hedefi İzmir’di. Mustafa Kemal’in 1 Eylül 1922 günü ‘Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!’ emirleriyle oluşan hareket sekiz günde bütün Batı Anadolu’yu düşman işgalinden kurtardı. Ordularımız 9 Eylül’de İzmir’e girdi. İşgalci ordular, İzmir rıhtımından Ege’nin sularına döküldü. Artıkları ülkeden kovuldular. Düşman yenilgiye uğratıldı. Geldikleri gibi gittiler.”

Ülkemiz işgalinin ardından kurtuluşun “ışığı”, yabanıl emperyalizmin işgalci ve sömürücü amaçlarını ortaya çıkararak, gerçek çağdaş Türkiye insanını “aydınlatmıştır”. Mustafa Kemal’in 1 Eylül’de Dumlupınar’da verdiği “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emri, 9 Eylül 1922’de İzmir’de zaferle varlaştı.

Yalnızca Türkiye için değil, dünyanın bütün ezilen ülkeleri için yeni bir bağımsızlık dönemini başlatmıştır.

Hindistan lideri Mahatma Gandhi, Kurtuluş Savaşımızı, “Mustafa Kemal’lerin zaferi, dünya için bir hürriyet ve istiklâl çağının sancağıdır.” diye nitelendirerek selamlamıştır bu gerçeği.

Pakistan lideri Cinnah, İzmir’den denize dökülen yabanıl emperyalistlere şöyle seslenmiştir o tarihte:

“Ne bizi, ne de her kıtada yaşamakta olan esir ve mazlum milletleri bundan sonra tutamayacak-sınız.”

Yeryüzünün dört bir yanındaki bağımsızlık ateşçilerinin, ulusal kurtuluş savaşçılarının bildiği, tanıdığı bir kentti artık İzmir. Bu nedenle İzmir’in işgalinde atılan o ilk kurşun da, 9 Eylül’de hükümet binasına çekilen o bayrak da ortak bir iradeyi temsil eder.

Yabanıl emperyalistlerin uşağı Yunan işgalcilerine, ulusal başkaldırının ilk kurşununu sıkarak efsun alayının bayraklarını yere indiren gazeteci Hasan Tahsin’di. İzmir’e ilk giren ve hükümet binasına ay-yıldızlı bayrağımızı çeken Yüzbaşı Şerafettin’di.

Kurtuluşun simge kenti asla “gâvur İzmir” olamaz. Bugün millet yerine ümmeti, birey yerine kulu koyanlar ya da Türklük kültürünün önderi, eşit insanlığın önderi, bağımsızlığın önderi Mustafa Kemal’i ve Türkiye halkının egemenlik savaşını gün ışığına ve Kurtuluş Savaşı tarihinin ışığına çıkaran Mustafa Kemal Türkiye’si savaş aşamalarını, savaşın tüm kahramanlarını destanlaştırarak “Memleketim, memleketim!” diyen Nâzım Hikmet’ti, tıbbiye talebesi Hikmet’ti. Kurtuluş Savaşı Destanında Nâzım Hikmet de vardı, tıbbiye talebesi Hikmet de vardı. Ve böyle bir destan bir daha yazılamayacaktı çağımız Türkiye’sinde. Yabanıl emperyalizmin ve döküntülerinin, Kurtuluş Savaşımıza ve Mustafa Kemal’e karşı çıkmaları yeter suçtur. Ulusal Kurtuluş Savaşımızın meşruluğundan şüphe etmek dahi yeter suçtur.

Yeter artık!

Gericiliğin kılıcını çekenler, 1940’ların karanlıklarından günümüze kadar gelen tüm iktidarlardır.

Devir, istibdat devri. Padişah Abdülhamit müstebit. Herkes birbirinin polisi, ajanı. Abdülhamit’in jurnalcisi devrini yaşıyoruz aynen. Oy uğruna.

Oy politikası uğruna irtica yaşama geçirildi.

Bu iktidarlar, yabanıl Amerikan emperyalizminin ve yabanıl Avrupa emperyalistler birliğinin uşaklarıdır.

Nâzım Hikmet gibi, tıbbiye talebesi Hikmet gibi, Türkiye’nin en büyük vatanseverlerini, Kurtuluş Savaşı Destanını yaratanları dışlamışlardır, Türkiye’mizi dışlayanlar.

Türkiye’mizi dışlayan hainler günümüzün 150’1ikleridir. Nâzım Hikmet’i de, tıbbiye talebesi Hikmet’i de dışlayanlar onlardır.

“Nasip olmasa görmek Kurtuluş Savaşımızın zafer gününü, ölürsem kurtuluştan önce alıp götürün beni, Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni!” diyen Nâzım Hikmet’tir.

Şiirlerimin kökü yurdumun topraklarıdır diyen Nâzım Hikmet’tir. Çok hızlı yaşadı birdenbire öldü. Yurduna ulusuna hasret, memleketim memleketim özlemini bütün yaşamında sürdüren Nâzım Hikmet’e Anadolu’da bir köy mezarlığını ona çok gördüler; bunca üssü, tesisi elin gavuruna peşkeş çekmişken... Ve tıbbiyeyi tamamlayıp doktor olan Hikmet’i de gerici milletvekilleri tarafından dışlanıp 1945’te ölüme terk etmişlerdir.

Mustafa Kemal’i, Kurtuluş Savaşı Destanı’nı tarihe yazdıran Nâzım Hikmet’i ve Mustafa Kemal’le birlikte Sivas Kongresi’nde Türkiye’nin bağımsızlığını savunan Hikmet’i sarsılmaz içtenliklerimle selamlıyorum. Allah’tan rahmet diliyorum.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe