06.04.2009/Sayı:231
TÜRKSOLU Anasayfa
Kapak
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Özgün
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatrk Dnce Kulpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatrk
 Deniz Gezmi Che Guevara

Türkiye

Yunus Yılmaz

Muhsin Yazıcıoğlu ve
ülkücü terör örgütü

Muhsin Yazıcıoğlu Ankara Ülkü Ocaklarında görev yaptı

1972 yılında Ankara Ülkü Ocaklarında Genel Merkezde görev yapmaya başlayan Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Mart öncesi Genç Ülkücüler Teşkilatından yetişmedir. 1977-78 yılları arsında ise ÜOD ve ÜGD’nin Genel Başkanlığını yapmıştır. Sonrasında ise MHP’de eğitmenlik görevine getirilmiştir.

Muhsin Yazıcıoğlu ve ülkücü terör şebekesi

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, geçtiğimiz haftalarda seçim çalışmaları nedeniyle gittiği Kahramanmaraş’da geçirmiş olduğu helikopter kazası sonucunda yaşamını yitirdi. Bir siyasetçinin kendisini gösterebileceği ve emeğinin karşılığını alabileceği seçim öncesinde yaşamını yitirmesi talihsizliktir, ama aynı talihsizlik, ölümünden sonra basın tarafından atılan manşetlerle gerçekleşmiştir.

“Demokrasi bir yiğidini kaybetti”, “Yazıcıoğlu demokrasi şehididir” gibi başlıklar biraz amacını aşmıştır. Hani Muhsin Yazıcıoğlu’nun geçmişini bilmesek bu tarz haberler ile bizi kandırabilirler, ama iş sanıldığı gibi değildir. Muhsin Yazıcıoğlu’nun geçmişi hiç de demokrat değildir.

1972 yılında Ankara Ülkü Ocaklarında Genel Merkezde görev yapmaya başlayan Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Mart öncesi Genç Ülkücüler Teşkilatından yetişmedir. 1974 yılında Ülkü Ocağı Derneği’nin ikinci olağan kurultayında Muharrem Semsek’in açıklamış olduğu listeden yönetim kuruluna girmeyi başard›. 1975 yılında ise ÜOD’nin Genel Başkanlığına Sami Bal seçilince, yardımcılığına ise Muhsin Yazıcıoğlu getirilmiştir. 1977-78 yılları arsında ise ÜOD ve ÜGD’nin Genel Başkanlığını yapmıştır. Sonrasında ise MHP’de eğitmenlik görevine getirilmiştir.

MHP’nin yan kuruluşu olan ÜOD bir dernekten ziyade; bir terör, bir cinayet şebekesidir. 1980 öncesi meydana gelen her terör ve cinayet olayında öyle veya böyle bir kenarından bulaşan ve olayların içinde olan ÜOD’nin Genel Başkanları ve üyeleri de, bu işlerin birebir içinde olmuşlardır. Dr. Necdet Güçlü cinayetini işleyenlerden biri olan İbrahim Doğan, ÜOD’nin eski başkanlarındandır. Dev-Genç üyesi Nail Karaçam’ı öldürme suçuyla hapis yatan Sami Bal’da, Muhsin Yazıcıoğlu’nun Genel Başkan Yardımcılığı yaptığı dönemde ÜOD’nin Başkanıydı.

Yazıcıoğlu bütün olayların merkezinde

Savcı Doğan Öz cinayeti ise, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ÜOD’nin Genel Başkanlığı yaptığı döneme rastlamaktadır. Savcı Doğan Öz cinayeti, ülkücü militan İbrahim Çiftçi tarafından gerçekleştirilmiştir. 80 sonrası Savcı Doğan Öz cinayeti için konuşan Yazıcıoğlu’nun tespiti şöyledir: “Öz, sol görüşlü bir kişiydi. Ülkücülere olan husumeti de o günlerde göstermiş olduğu tavırlardan belliydi. Öz’ün ülkücülere yapmış olduğu bir takım uygulamalardan dolayı ülkücüler tarafından öldürüldüğü iddiası tamamen gerçek dışıdır” diyor ve halen İbrahim Çiftçi’yi savunmaktan kendi alamıyordu. Zaten ülkücülerin en tipik özelliği ise işledikleri hiçbir cinayeti kabullenmemeleridir. Onlara göre bütün cinayetler Komünist işidir.

16 Mart Katliamı da Muhsin Yazıcıoğlu’nun dönemine rastlamaktadır. İstanbul Üniversitesi’nden çıkan sol görüşlü öğrencilerin üzerine bomba atılarak taranması olayına karışan 57. dönem milletvekilli Mehmet Gül, Orhan Çakıroğlu, Fethi Yıldız gibi birçok ülkücü, 7 öğrencinin ölümüne neden olmuştu. Bununla ilgili yine 80 sonrası yaptığı açıklamada Yazıcıoğlu: “16 Mart olayının ülkücülerle uzaktan yakından ilişkisi yok” diyordu. Bu cinayeti de ülkücüler işlememiş!

Avrupa Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu eski başkanı Lokman Kondakçı, özellikle Bedrettin Cömert cinayetiyle ilgili olarak: “Bu eylem ve eylemlerden Ülkü Ocakları başkanları (Muhsin Yazıcıoğlu) sorumludur. Onların emriyle yaptık” diyordu. Cinayeti Rıfat Yıldırım, Üzeyir Bayraklı ve Ahmet kod adlı ülkücüler gerçekleştirmişti. Üzeyir Bayraklı’nın adı daha sonraları yine Papa suikastında Ağca’ya silah sağlama olayında geçecektir.

Abdi İpekçi ve Papa suikastı ülkücü militan Mehmet Ali Ağca tarafından gerçekleştirilmiştir. 80 sonrası bu cinayetlerle ilgili açıklama yapan Muhsin Yazıcıoğlu: “Ne İpekçi cinayeti, ne Papa suikastı ülkücü harekete mal edilemez” diyor ve şöyle devam ediyordu: “Ülkücü hareketin teşkilat yapısıyla bağdaşmayan, hiçbir zaman da teşkilatımız tarafından tasvip edilmeyen ve bizimle uzaktan yakından ilişkisi olmayan İpekçi cinayeti gibi bazı eylemler de Ağca gibi kişiler yüzünden ülkücülere fatura edilmeye çalışılmıştır. Ben ve o dönem birlikte görev yaptığımız ocak başkanlarımız, merkez kadrodaki arkadaşlarımız sürekli bir şekilde teşkilatımızı ve gençliğimizi provokasyonlara ve ajan provokatör tiplere karşı uyardık” diyor.

Abdullah Çatlı, Muhsin Yazıcıoğlu’nun yardımcısıydı

Ama aynı Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylül döneminde farklı konuşuyordu. Ankara Sıkıyönetim Savcılığına verdiği ifadede Ağca’yı yurtdışına kaçırmak için sahte pasaport düzenlemesi amacıyla Timur Selçuk’a kendisinin müracaat ettiğini söylüyor ve sahte pasaport için para bulmak amacıyla: “… Mehmet Şandır’a telefon ettiğini… Timur Selçuk’a Yenişehir İş bankasından 100 bin lira gönderdiğini” söylüyordu (Uğur Mumcu, Papa Mafya Ağca, s: 47). Okuduğunuz gibi birbirinden farklı açıklamalar mevcut. Ağca ile ilgili olarak hem teşkilatımızla uzaktan yakından alakası yok, diyor hem de 12 Eylül öncesi yurtdışına kaçması için sahte pasaport parası bulmaya çalışıyor.

Bahçelievler’de 7 TİP’li gencin öldürülmesi olayını kurcalarsak oradan da Muhsin Yazıcıoğlu çıkmaktadır. Bilindiği gibi olay yerinde bulunan araç MHP Gençlik Kolları Başkanı Mustafa Mit’e aittir. Muhsin Yazıcıoğlu Askeri Savcılığa verdiği ifadede olayın Abdullah Çatlı organizasyonu olduğunu söylemiştir. Abdullah Çatlı’da o dönemde ÜGD’nin Genel Başkan Yardımcısıdır. Muhsin Yazıcıoğlu ise Genel Başkandır. Yazıcıoğlu, 7 TİP’li gencin öldürülmesi olayının Çatlı’nın işi olduğunu anladıktan sonra aralarının bozulduğunu iddia etmiş ve bir daha görüşmediklerini söylemiştir. Papa suikastında eski Nazi subayı Host Grilmayer’den silahı satın alan Abdullah Çatlı’dır. Ağca’yı hapishaneden kaçıran da Abdullah Çatlı’dır. ÜGD’nin Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Çatlı, bunca kirli işleri gerçekleştirecek Muhsin Yazıcıoğlu’nun haberi olmayacak ve onca kirli iş içinde 7 TİP’li gencin öldürülmesiyle araları bozulacak; bu hiçte inandırıcı değildir. Muhsin Yazıcıoğlu’nun bu cinayetlerden en başından beri haberi vardı. Madem bu kirli işlere karşısın Ağca’ya niye sahte pasaport çıkartmaya uğraşıyordun? Kaldı ki, 12 Mart öncesinden beri ülkücü camianın içinde olmasına karşın hiç mi ülkücülerin işlediği cinayetlere ilişkin bilgisi olmamıştır.

Muhsin Yazıcıoğlu, Sivas olayları nedeniyle cezaevinde bile yatmıştır. Kahramanmaraş olaylarının çıktığı günlerde ise Abdullah Çatlı’ya yakınlığı bilinen ülkücü militanların şehirde bulundukları tespit edilmişti. Yine Maraş olayında Çiçek sinemasına bombalı saldırıda bulunan Ökkeş Kenger, Muhsin Yazıcıoğlu’nun Büyük Birlik Partisi’nde halen siyaset yapmaktadır. MİT kayıtlarına göre Malatya olaylarının başlamasında ÜGD Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Çatlı’nın parmağı vardı. ÜOD eski Genel Başkanı Muharrem Semsek ise Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’nu öldüren bombayı yapmakla suçlanmıştı.

Yani 80 öncesi kitlesel katliamlar kurcalandığında altından MHP’nin yan kuruluşları olan ÜOD ve ÜGD’ye mensup ülkücü teröristler çıkmaktadır. Yine aynı şekilde Ord. Prof. Bedri Kafakioğlu, Prof. Dr. Ümit Doğanay, Prof Dr. Cavit Orhan Tütengil, Doç. Orhan Yavuz, TRT prodüktörü ve yazar Ümit Kaftancıoğlu gibi birçok değerli aydın ülkücü teröristlerin işledikleri cinayetler sonucunda hayatını kaybetmiştir.

Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul cinayetini ise ÜGD Adana İl İkinci Başkanı Kadir Akgöllü gerçekleştirmiştir. Bu cinayetin gerçekleşmesinde Mustafa Gülnar, Yücel İrik ve Halil İbrahim Altınışık adlı ülkücüler de bulunmuştur. Cinayette kullanılan silahlar ise Kenan Deveci adlı ülkücünün evinde bulunmuştur. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler cinayetinde adı geçen Ünal Osmanağaoğlu’nun adı 7 TİP’li gencin öldürüldüğü Baçelievler katliamında da geçmiştir.

Ali Yurtaslan ve Lokman Kondakçı gibi ülkücü itirafçıların itiraflarından yola çıkarak Muhsin Yazıcıoğlu hakkında ve derneği ile ilgili çok şey yazarız ama bunlar yeterlidir diye düşünüyoruz.

Bir fikir adamı olarak Muhsin Yazıcıoğlu!

Birileri tarafından “demokrasi şehidi” olarak gösterilen Muhsin Yazıcıoğlu’nun geçmişinde, bugün bu şekilde nitelendirilmesine neden olan, demokrasi adına aslına bakılırsa çok şey bulamazsınız.

1980 öncesi sosyalizme karşı olan ülkücülerin aynı zamanda demokrasi düşmanı olduklarını daha önce de belirtmiştik. Bunun aynısını Muhsin Yazıcıoğlu’nda da görüyoruz. 80 öncesi ülkücü dergilerde yazı yazan Muhsin Yazıcıoğlu bakın bir yayın organında demokrasi için neler söylüyor: “Demokrasi, sosyalizm, komünizm, liberalizm, faşizm, nasyonalizm, feodalizm… Nereden çıktı bunlar? İnsanlığın başına nereden bela oldular? Bunların hangisi insanlığı mutluluğa götürmüştür… İnsanlığın yaradılışına ters olarak yürütülmek istenen faaliyetlerin sesiyle yukarıda bahsi geçen idare sistemleri doğmuştur. Ve bütün insanlığı uçuruma sürüklemiştir... Demokrasi uyutmasıyla insanlık bazı inançsız toplumların menfaati doğrultusunda istismar edilmiş ve insafsızca sömürülmüştür. Batının ruhsuz azınlığı, demokrasi uyutmasıyla kapitalist zihniyete insanlığı hizmet ettirirken, komünizme zemin hazırlamıştır” diyor. (“Gücümüzü İslam’dan alıyoruz”, Hasret, 1977, sayı:24 )

Demokrasiyi insanlığın başına bela olan bir sistem olarak gören Yazıcıoğlu, “demokrasi uyutmasıyla kapitalist zihniyete insanlığı hizmet ettirirken” nasıl oluyorsa “komünizme zemin hazırlamış” diyor. Ayrıca demokrasi İnsanların yaratılış gayesine ters imiş!

“Komünizm sadece bir ekonomik model değil sapık bir zihniyettir. Gelirken ekonomik bir tahribatla değil, her şeyi ama her şeyi yok ederek gelecektir. Bu bakımdan daha ilkokullardan itibaren dinsiz bir eğitim başlamış ve bomboş bırakılan beyinler materyalist düşüncelerle zehirlenmiştir. Yabancı kültürler işlenerek bir nesil tarihinden, dininden, töresinden koparılmak istenmiştir. Öyle bir hale gelmiştir ki kendi vatanımızda kızıl bayrak çekilip ezanlar susturulmak istenmiştir… İslam’ı yaşamak suç olmuştur. Bir zamanlar gizli yapılan devlet-din düşmanlığı aleniyet kazanmış ve devleti yıkma hürriyeti ilan edilmiştir. (…) sinsi bir inançsızlığın yayılışına ve bunun da bazı çevrelerce planlı olarak desteklendiğine işaret sayılmaktadır. Artık iyice açığa çıkmıştır ki hedef, İslam güneşini söndürmektir.” (Muhsin Yazıcıoğlu, “Ülkücü gençlik ölecek, İslam güneşi sönmeyecek”, Hasret, sayı: 23, 1977)

Komünizm anlayışını sapık bir zihniyet olarak görüp, her şeyi ama her şeyi yok edecek, demek ancak ve ancak komünizmi anlayamamış biri tarafından söylenebilirdi. Evet, komünizmin yıkacağı şeyler vardır; o da insanlığı asıl maddeye mahkum eden, maddeci yapan özel mülkiyet denilen anlayışı kaldırıp yerine; insanlığın yeri geldiğinde fakirliği ve mutluluğu paylaşabileceği komün bir yaşamı getirmektir. Ama Muhsin Yazıcıoğlu’na göre “… mülkiyeti fertlerin elinden alarak devletin eline vermek sömürünün ve hırsızlığın ortadan kalkması için bir çare değildir. Aksine mülkü tamamen devlet eline vermekle, halkı devleti yönetenlerin kölesi haline getirmiş oluruz” diyor. (Muhsin Yazıcıoğlu, “Sistem tartışmaları-2”, Genç Arkadaş, 1977 )

Bu görüş, sığ bir görüştür. Asıl sömürü ve kölelik emperyalist devletlerin üçüncü dünya ülkelerinin devletçi ekonomi modelini uygulamalarını engelleyerek, bu ülkeleri açık pazar haline getirilip, serbest ekonomi modeliyle sömürülmesidir ki, gerek sosyalist rejimler, gerek cumhuriyet döneminde Türkiye, devletçi ekonomi modeliyle sömürü anlayışına karşı çıkarak emperyalist devletlerin kölesi olmamışlardır.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun dinsizlikle mücadelesi

Materyalist olmak inançsızlık demek değildir. Farz edelim ki öyle, bırakın da inançsızlığımızı yaşayalım! Materyalizmden korkmayın zehirlemez, ama idealist düşüncede olanlara yan etki gösterebilir, kaşıntı yapabilir. İnsanlığı asıl zehirleyen düşünce ise; din adına ortaya çıkıp, sözde dinsizliğe savaş açmaktır.

Dinsizlikle mücadele; kahvehane taramak değildir, üniversiteden çıkan solcu öğrencilerin üzerine bomba atmak değildir, 7 TİP’li genci iple boğmak değildir. Ya da suç işleyen ülkücülerin peşine düşen savcıyı öldürmek değildir, POL-DER’li polisler bize işkence yapıyor, diye bu ülkenin polisine, askerine iftira etmek hiç değildir. Cumhuriyetten, kanundan yana tavır alan bu ülkenin valisini, kaymakamını solcu, diye itham edip hedef göstermek değildir. TÖB-DER’li öğretmenleri sokak ortasında kurşunlamak, fabrikalarda devrimci işçilerin emek mücadelesini provoke etmenin adına dinsizlikle mücadele denmez, emperyalizme uşaklık etmek denir. Din sadece bir kılıf, bir araçtır. Ve bu aracı Muhsin Yazıcıoğlu çok kullanmıştır.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun dini içeriği bol olan yazılarından bazı başlıklar:

1- İslam’ın bayrağı kanlarımızla yükseliyor (Hasret, 1977)

2- Ülkücü gençlik ölecek, İslam güneşi sönmeyecek (Hasret, 1977)

3- Zafer İslam Bayraktarlarının (Hasret, 1977)

4- Gücümüzü İslam’dan alıyoruz (Hasret, 1977)

5- Önce iman ve ahlak (Hasret, 1977)

6- Küffar’ın saldırdığı parti: MHP (Hasret, 1977)

Muhsin Yazıcıoğlu’nun

Ülkü Ocaklarında ülkücülere ezberlettiği sloganlar:

1- Çağrımız İslam’da dirilişe

2- Müslümanlar küfre karşı tek yumruk

3- Türk’üz, Müslüman’ız, İslam’ın eriyiz.

4- Kanımız aksa da zafer İslam’ın

Kendi içlerinde fikir adamı çıkartamayanlar, solcularla fikir alanında mücadele edemedikleri ve halkın şanlı devriminin önüne geçemedikleri için halkı yıldırmak amacıyla silaha sarılmışlardır. Muhsin Yazıcıoğlu’nun da kendi derneğinden yetişen ülkücü teröristleri koruyup kollamaktan başka bir şey yapmaması bu gerçek nedeniyledir. Muhsin Yazıcıoğlu, 80 öncesi şeriatçılığını bugün de aynı düzeyde devam ettirmekte lâik ve Kemalist anlayışa olan düşmanlıklarını yayınladıkları yayınlarda hiç gizlemeden de yazmaktaydı. Bu konuda milli görüş ve diğer sağ partiler gizli gizli bu düşmanlığı yaparken, BBP bu düşüncesini gizleme gereği duymamaktaydı. Lâiklik ve Kemalizm düşmanlığında diğer siyasi görüşleri deyim yerinde ise sollamaktadırlar.

Muhsin Yazıcıoğlu ve bölücülük

Sözde o yıllarda milliyetçi takılıp şeriatçılık yapanlar, yine sözde o yıllarda bölücülüğe karşıydılar. Solcuları bölücülükle suçluyor ve şöyle diyordu: “Türkiye’yi güya etnik ayrılıklara ve mezhep farklarına göre parçalara ayırma ve Sovyet-Rusya’ya bağlı devletçikler oluşturmak azmindedirler” diyordu. Yine Muhsin Yazıcığlu, 80 sonrası Türkeş’den ayrılıp BBP’yi kurma nedenlerden biri olarak SHP-DYP koalisyonu karşı olmalarını ileri sürüyor ve “SHP’ye verilmiş her oy PKK’ya verilmiş oy demektir” diyordu. Ama aynı Muhsin Yazıcıoğlu, AKP’nin açmış olduğu TRT-6 adlı Kürtçe kanalın bölücülüğünü görmezden geliyor ve şöyle diyordu: “Yerel televizyonlarda her gün Kürtçe yayın yapıyorlar. Her apartmanın çatısında da bir çanak anten bulunuyor. Dolayısıyla RTÜK kontrolünde böyle bir yayın yapılmasını abartılı bulmuyorum”.

AKP’ye her zaman her yerde destek olan Muhsin Yazıcıoğlu, AKP’nin bölücülüğüne ses çıkarmıyor veyahut yeri geldiğinde bölücülüğüne destek veriyordu. Solu bölücülükle suçlayan sağcıların asıl bölücü olduğu Muhsin Yazıcıoğlu’nun bu sözleriyle tekrar ortaya çıkmıştır. Daha doğrusu Muhsin Yazıcıoğlu, AKP’den farklı bir şey söylemiyor. Şeriatçılık ve Kürtçülük konusunda her konuda AKP ile hemfikir. AKP’den ayrı bir siyaset yapmak yerine AKP ile birleşseydi daha iyiydi!

Alperenler cinayete devam ediyor!

Muhsin Yazıcıoğlu ve ekibi 80 öncesi cinayet kültürünü 80 sonrası da devam ettirdi. Son olarak Hrant Dink cinayetini işleyenler BBP tabanından gelmekte. BBP Trabzon İl Başkanı Yaşar Cihan, cinayeti gerçekleştirenler için “Hepsi benim oğlum. Sözümden çıkmazlar” diyor ve “vatan haini olmayan hiç kimsenin katlini vacip görmeyiz” diyordu. Demek ki, vatan hainlerinin mahkemede yargılanması yerine yargısız infaz edilmelerini uygun görüyorlar!

Muhsin Yazıcıoğlu, Hrant Dink cinayetine ismi karışanlarla ilgili fotoğrafları konusunda: “Beraber fotoğraf varsa ne olmuş. Nereye varılmak isteniyor. Kişi ile ilgili özel bir araştırma yapmadım. BBP üyesi olduğunu sanmıyorum ama ocağa gelmiş gitmiş olabilirler” diyordu. Sanıkların BBP üyesi olduğu sonradan ortaya çıkmıştır. Kaldı ki, mahkemeye gidip gelen Yasin Hayal, “Yaşasın Muhsin Yazıcıoğlu, yaşasın Alperen örgütü” diye bağırarak BBP ile bağlantısını ortaya koymaktadır. Yıllar geçmekte ama cinayet kültürü anlayışları hiç değişmemektedir.

80 öncesi sol düşmanlığı yaparak, solu sindirdikten ve etkisizleştirdikten sonra kendisini sözde demokrat göstermesi veyahut bazıları tarafından öyle gösterilmesi eleştirdiğimiz konudur. O nedenle bu gerçeklerinde göz ardı edilmesinin veyahut saklanmasının demokratik teamüllere uymayacağı bir gerçektir.

Sol bir anlayışın olmadığı yerde gerçek bir demokrasiden söz etmek mümkün olmadığı gibi sol düşmanlığı yaparak da demokrat olunamaz.

Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi gönderebilirsiniz:
Size ulaşmamız için lütfen aşağıdaki formu doldurun:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0   )
Cep Tel: ( 0   )
E-posta: 
Şehir:  

21.01.2014'ten itibaren Türksolu'nun toplam ziyaretçi sayısı:

click tracking