Prof. Dr. Şener Üşümezsoy - Kırım felaketi: Devrimci-milliyetçi çizgi işbirlikçi reformist çizgiye karşı
TÜRKSOLU
 
Anasayfa  |  Gazete  |  Dergi  |  Kitaplar  |  Broşürler  |  Filmler  |  Posterler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Abonelik  |  Künye  |  İletişim  |  Arşiv:
 
 
GÖKÇE FIRAT
Ağla sevgili yurdum... Henüz 16 yaşında, PKK’lılar tarafından yakılarak öldürülen, masum çocuğun
Serap için ağla...
SERAP YEŞİLTUNA
Serap'ın katillerini tanıyoruz
ONUR YAMAN
Yoksul Türk gençleriydiler,
şehit edildiler
ALİ ÖZSOY
AKP Faşizmi izin veriyor Kürt ırkçıları
Türkiye’yi yakıp yıkıyor
ÖZGÜR ERDEM
Dersim yalanları ve gerçekler
YUNUS YILMAZ
Kürtçüler, Atatürk'ten intikam alıyorlar!
CANAN ARITMAN
İzmirliler Hasan Tahsin'in izinden gitmiştir
OKAN İŞBECER
Ermeni-Kürt kardeşliği
TUĞRUL ÇELİK
Rus basınından Putin'e: "Atatürk'ü örnek al"
KAYA ATABERK
Tayyip, Barak'la Oval Ofis'te 2 saat geçirdi
ESER ÖZALTINDERE
Uyduruk Kürtçü
tarih saçmalıkları
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN
İşte Türkiye
Ey Sayınlar!..
 
TÜRKKAYA ATAÖV
Nobel "Savaş" ödülü Obama'nın!
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Devrimci-milliyetçi çizgi işbirlikçi reformist çizgiye karşı
İLYAS SALMAN
Hoş ve boş yaşam
TEVFİK KAYMAZ
Bu kalp seni
unutur mu?
EKİN AKKOL
Abimm: İnsanlığı bize hatırlatıyor
UMUT YALIM
Ve ömrümüzün
en güzel günleri (15)
EYKAN CAN
Vakti zamanında
 
 

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
Kırım felaketi:
Devrimci-milliyetçi çizgi
işbirlikçi reformist çizgiye karşı

Sovyet Devrimi’ni okumak

Türk dünyasını analiz etme çalışmalırımız Sovyet Devrimi’nin analiziyle başlamıştı. Ve bu çalışmalarda Sovyet Devrimi’nde büyük Rus şovenizminin yani Velikarus şovenizminin sosyalizm ideolojisi arkasında kendini gizlediği parti çalışmalarındaki oylamalar, örgütlenmeler ve parti kararları konusunu incelendiğinde açıklıkla görüldü. Ve burada karşımıza Kazanlı bir Tatar olan Sultan Galiyev’in hareketi konusunda Stalin’in “Sağ ve sol sapmalar” isimli yazısında eleştiri oklarına tutulan Sultan Galiyev ve Firdevs’i okumuştuk. Ve Sultan Galiyevizm olarak eleştirilen bu konu hakkında o dönemki bilgisizliğimizle bir sultanın devrimci saflarda yer aldığı biçiminde ve daha sonra milliyetçi bir sağ sapma yaptığı noktasında yanlış hükümlere varmıştık.

Sonra bunların daha detaylı politik tarihini okuduğumuzda karşımıza Sovyet Devrimi’ne karşı çıkan ve Sibirya’da Amiral Kolçak başkanlığındaki Çekoslovak askerlerinin, Volga’da Amiral Denikin’in, Kafkasların kuzeyinde Kazak Ataman Dutov’un ve Kırım çevresindeyse Vrangler’in Beyaz Ordularının Kızıllarla mücadelesini inceledik.

Bu inceleme bize Sovyet Devrimi’ndeki gerçeği göstermektedir. Devrim sonrası Moskova Dukalığı kadar bir alana hapsedilmiş Bolşevik iktidarının, kırlarda Tatar, Başkır ve Kazak milliyetçi devrimcilerin Beyaz Generallere karşı mücadelesiyle var olduğunu öğrendik.

Bu bize devrimcilik ve milliyetçilik arasındaki ilişkinin ne kadar iç içe geçtiğini göstermiştir.

Kırım milli Tatar hareketinin yok sayıldığı dönemde inisiyatifi ele alan Veli İbrahimov ve Sultan Galiyev’in en önemli arkadaşı olan İsmail Firdevs’tir. Stalin “Sağ ve sol sapma” isimli
kitabındaki eleştiride “Sultan Galiyev mi bu teorileri oluşturmaktadır yoksa Kerimcan Firdevs mi? Sultan Galiyev’i mi Firdevs yönetmektedir yoksa
Sultan Galiyev mi Firdevs’i
yönetmektedir?” diye ünlü bir
konuşmasıyla Firdevs’i ortaya
çıkarmaktadır. Fakat buna karşılık Kırım’da Firdevs’i bilen bir kişiye rastlamamak da
devrimci Tatar bilinicinin ne derece köreltilmiş olduğunu göstermektedir.

Devrim’i kurtaran Türkler

İngiliz çıkarması ve bunların desteğinde 1. Dünya Savaşı Savaşı esirleri olarak Sibirya’da sürgünde bulunan Kolçak başkanlığındaki ordunun ve Beyaz Generallerin yönetimindeki Volga’da Amiral Denikin’in Sovyet Devrimi’ne karşı isyanı, Sovyet Devrimi’nin kırlardan şehirlere doğru fethedilme ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır. İşte bu tehlikeyi yok eden ve bu tehlikeyi durduran Tatar-Başkır ordularının askeri başarısı olmuştur.

Ve bu noktada Stalin’in ünlü Doğu Halkları Komiseri olarak atadığı Sultan Galiyev portresi ortaya çıkmaktadır:

Tatar Kızıl Ordusu Başkanı, Müslüman Kızıl Ordusu Komutanı, Müslüman Tatar-Başkırt Komünist Partisi Başkanı Sultan Galiyev.

Moskova’ya hapsolmuş olan Bolşeviklerin sosyalizmi kurma yolunda milliyetçi devrimcilerle işbirliği yapmasıyla Sovyet Devrimi hayatta kalabilmiştir.

Bu dönemi bizzat yaşayan Kızıl Ordu başkanı olarak Troçki’nin yanında önemli görev alan Sultan Galiyev Tataristan’daki Tatar Kızıl Ordusu’nun komutanı olarak yer almakta ve Doğu Halkları Komiseri olarak bulunmaktaydı.

Bunun dışında Zeki Velidi Togan Başkırt Kızıl Ordusu komutanı olarak Kolçak’a ve Denikin’e karşı savaşmıştır. Bu dönemde bizim acı bir politik ders olarak aldığımız Sovyet Devrimi’nin başarı kazanması, yani karşıdevrimin yenilmesi sonrası Sovyetler Birliği’nde Rus şovenizminin tezahürü olan Velikarusçuluk ile Tatar Kızıl Ordusu’nun tasfiyesi, Müslüman Komünist Partisi’nin Rusya Komünist Partisi’nin bürosu haline indirilmesi, Galiyev’in Doğu Halkları Üniversitesi’nde ders vermesi bahanesiyle Volga-Ural bölgesinden koparılması ve en sonunda kurşuna dizilmesi doğrultusunda bir süreci üzülerek inceledik.

Ve TÜRKSOLU’nda da Sultan Galiyev’in tüm yapıtlarını da okuduğmuz zaman bu tarihi net olarak gördük.

Kırım’da devrimci hareket ve Milli komünistler

Bu noktada bugün Tataristan, Başkırdistan ve hatta Kazakistan gibi Türk devletleri Sosyalist Sovyetler Birliğin’de var olabilmesi bu iç savaşta gösterdikleri kahramanlık sayesinde mümkün olabilmiştir. Ve bugüne kadar gelen çizginin temelleri Sultan Galiyev ve arkadaşlarının kahramanlığı üzerine atılmıştır.

Bu konuda Sultan Galiyev ve arkadaşlarının feda edilmesine karşılık bugünkü Türk dünyasında var olan Tataristan, Başkırdistan ve Kazakistan bu mücadelinin sonucu olarak var olmuşlardır.

Bu olayı Kırım açısından yorumladığımızda; Kırım sürgünü sonrası vatana dönüş için Sovyetler Birliği’nde sürgün yemiş Tatar halkının mücadelesinin bayraktarlığını yapan temel öğe Lenin’in kurdurduğu ve başkanı olarak Milli Fırka’nın sol kanadının üyesi olan Veli İbrahimov’un kurduğu Kırım Sosyalist milli devletidir. Ve bu Tatar dönüş mücadelesi Lenin’in kurduğu bu devlete dönüş ve bu devletin tekrar Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası yeniden kurulması talebiyle sürdürülmüştür.

Bir başka deyişle Sovyetler Birliği’ndeki revizyonist ve milliyetçi sapmaya karşı Leninist “Ulusların kendi kaderini tayin hakkı”nı talep eden bir mücedele sürdürülmüştür.

Bu dönem Kırım milli Tatar hareketinin yok sayıldığı bir dönemdir. Bu dönemde inisiyatifi ele alan Veli İbrahimov ve Sultan Galiyev’in en önemli arkadaşı olan İsmail Firdevs’tir. Stalin “Sağ ve sol sapma” isimli kitabındaki eleştiride “Sultan Galiyev mi bu teorileri oluşturmaktadır yoksa Kerimcan Firdevs mi? Sultan Galiyev’i mi Firdevs yönetmektedir yoksa Sultan Galiyev mi Firdevs’i yönetmektedir?” diye ünlü bir konuşmasıyla Firdevs’i ortaya çıkarmaktadır.

Fakat buna karşılık Kırım’da Firdevs’i bilen bir kişiye rastlamamak da devrimci Tatar bilinicinin ne derece köreltilmiş olduğunu göstermektedir.


İsmail Gaspıralı

Abdulreşit Mehdi

Sadri Maksudi

Sadri Maksudi Rus Duması’nda bir
milletvekili olup Rusya’dan Tatarların talebi olarak “milli medeni muhtariyet” kavramını öne sürmektedir.
“Milli medeni muhtariyet” kavramı yalnız kendi dili ve diniyle eğitim yapan okulları talep eden reformist bir burjuva hareketidir.
Kırımda “milli medeni muhtariyet” fikrinin temsilcisi İsmail Gaspıralı’dır.
Abdülreşit Mehdi “Kırım Tatarlarındır ve Kırım’ın toprakları Tatar toprakladır. Kırım’ın bağımsızlığı Tatarların topraklarına sahip olmasıyla mümkündür” teziyle toprak devrimini bağımsızlık devrimiyle ve sosyal devrimle iç içe geçirmiş bir anlayışa sahiptir.

Sadri Maksudi ve “milli medeni muhtariyet”

Bu olguyu başlığımıza uygun olarak anlamamız için Başkırdistan ve Kazan’daki “Milli Komünistler” isimli Sultan Galiyev ve Mollanur Vahidov’un başkanlığındaki harekete karşı daha kuvvetli gözüken fakat tarihin diyalektiğinde gidiş yönünü saptayamayan bir işbirlikçi reformist hareketi incelemek gerekir.

Bu İdil-Ural Tatar Türk devleti organizasyonu mücadelesidir.

Bu mücadelenin başkanlığını Sadri Maksudi yapmıştır. Sadri Maksudi Rus Duması’nda bir milletvekili olup Rusya’dan Tatarların talebi olarak “milli medeni muhtariyet” kavramını öne sürmektedir.

“Milli medeni muhtariyet” kavramı yalnız kendi dili ve diniyle eğitim yapan okulları talep eden reformist bir burjuva hareketidir. Ve esas olarak mirzaların yönetiminde Ruslarla Katarina çağından beri uzlaşmış ve bu sahte Rus aristokrasisi ünvanlarıyla tatmin edilmiş bir grup olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu grubun politik temsilciliğini ise Kazan’da Kadet Partisi üyesi ve Duma’daki üye Sadri Maksudi yapmaktadır. Sadri Maksudi’nin savunduğu fikirlerin işbirlikçi karakteri Rus Kadet Partisi’nde bulunduğu dönemde Çarlıkla uzlaşan ve Çarlıktan ancak İdil -Ural’da Çarlığa bağımlı olan bugün kültürel özerklik diye çevirebileceğimiz ama geçmişte bundan da az bir içeriğe sahip olan “milli medeni muhtariyet” tezinden gelmektedir.

Yani medeni bir gelişmeyi, Batılılaşmayı sağlamak... Bu da zaten Deli Petro’dan beri Rusya’nın çevre halkları için önerdiği bir yönetimdir. Keza aynı şekilde Katerina’nın bu bölgelerde Tatarların, Kazakların ve Türkistanlıların kendi dillerinde eğitim yaparak yaşamaları politikasıdır.

Bu politikalar esas olarak Çarlık Rusyası’nın politikalarıdır. Ve bu politikalarda bağımsızlık fikri söz konusu değildir. Buna karşılık İdil-Ural Türk Tatar Meclisi’nde Başkırdistan temsilcisi olan Zeki Velidi Togan bu çizgiye karşı çıkarak topraklı ayrılıkçılığı savunmuştur. Bunların adı da “toprakçılar” olmuştur. Yani burada “Topraklarımızla bağımsız olmamız gerekir.” tezini ortaya sürmüştür. Bu da esas olarak Sadri Maksudi’ye karşı devrimci bir çizgiyi izleyen Sultan Galiyev’in çizgisini tanımlamaktadır.

Bu çizgi “Ulusların kendi kaderini tayin hakkı”, egemen devletten ayrılma, bağımsız devlet olma ve bu bağımsızlığın esas olarak devrimci bir tarzda egemen sınıfların yönetiminde değil halkın yönetiminde bir iktidarla gerçekleşeceğidir.

İsmail Gaspıralı ve “Dilde, fikirde, işte birlik”

Bu fikirler bize Kırım tarihinden yabancı gelmemektedir. Kırımda “milli medeni muhtariyet” fikrinin temsilcisi İsmail Gaspıralı’dır.

Gaspıralı’nın bu tezi aslında Gaspıralı’yı etüd ettiğimizde daha iyi anlaşılmaktadır. “Dilde, fikirde, işte birlik” tezi Türk dünyasındaki bir dilde, işte birlik gibi anlaşılan şekliyle, gerçek anlamda bağımsızlıkçı bir tez değildir.

“Milli medeni muhtariyet” dediğimiz Müslümanın kendi dilinde Arap alfabesiyle eğitimi anlamını taşımaktadır. Gaspıralı’nın tezlerini Türkçü bir tez olarak yanlış algılayan insanlar siyasi yazılarını okuduklarında göreceklerdir. Buradaki ön önemli makalesi “Rusya Müslümanlığı”dır. Burada vurgulanan Rusya’daki Müslümanların Türklüğü, Tatarlığı değildir. Rusya’daki Rusların Müslümanlığı anlamına kadar çarpıtılacak bir anlayışla, Rusya Müslümanlığı savunulmaktadır.

Rusya Müslümanlığı, Çin’e kadar uzanan bölgenin Rusya’nın doğal sınırı olduğu ve dolayısıyla tüm Orta Asya’nın Rusya ile birleşerek bir bütünlük sağlayacağı tezini ortaya sürmektedir ki, bu Katerina’nın İslam’a özgürlük vererek Orta Asya’yı Rusya’ya bağlama tezinin bir versiyonudur.

Bunu açıklıkla itiraf ettiği zaman, bunun politik bir zorunluluk mu yoksa gerçek fikri mi olduğu konusunda bir kuşku göstermeyecek şekilde onun gerçek fikri olduğu ortaya çıkmaktadır.

Çünkü burada Kırım Tatarları, Kazan Tatarları gibi Tatarlık kavramının egemen olduğu bölgede Tatarlığı karşı bir politikayla “Tatarlar Moğollardır ve bunlar Çin sınırına kadar giden topluluklardır.” gibi bir vurgulamayla Altınordu’nun Rusya’da bir etnojenez yaratmasını ve Kuzey Türk dünyasının Cengiz Han’ın bu akınlarıyla başlayıp bugüne kadar geldiği gerçeği reddedilmektedir.

Bu reddediş, onun Rusların Altınordu’nun Rusya’yı yağmaladığı, Tatarların vahşi cehennem zebanileri olduğu söylemlerinin etkisinde kaldığının işaretidir.

Gaspıralı’nın rakibi: Abdulreşit Mehdi

Bu dönemde olayı Kırım özeline indirgediğimizde karşımıza, Gaspıralı’nın çok bilinen yayınlarına karşılık hiç de bilinmeyen ama halk tarafından çok sevildiği için Gaspıralı’ya rakip olup, Gaspıralı’nın seçilemediği yerde Duma milletvekili seçilen Abdulreşit Mehdi’nin hareketi çıkmaktadır.

1905 devriminde Abdulreşit Mehdi bu fikirlerden etkilenerek “Kırım Tatarlarındır. Kırım’daki bağımsızlık Tatarların topraklarına sahip olmasıdır.” tezini ortaya atmıştır. Ve Lenin de toprak sorunları konusundaki tezleri Abdulreşit Mehdi’den almıştır.

Burada vurgulanan nokta, Kırım’da Katerina döneminden sonra mirzalarla işbirliğine dayanıp burada yerli bir aristokrasi oluşturma yoluna gidilerek bu aristokrasiyi Rusya’ya bağlama politikasıdır.

Ve bunun dışında asıl Kırım toprakları Ruslar tarafından ele geçirilmiştir. Tatarlar ise burada topraksız olarak yoksul ve köleleşmiş köylüler haline indirgemiştir.

Yani bir kısım mirzaya mülk olarak verilen çok küçük miktarlarda toprak karşılığında, onların yönetiminde ama gerçekte Rusya’ya tabi bir Kırım oluşturulmuştur.

İşte bu mirzalardan biri de Mirza Gaspirinski’dir. Mirza Gaspirinski kendisini Kırım’ın aydınlanması dediğimiz modernleşmeye ve eğitime vermiştir ve burjuva aydınlanmacası fikri doğrultusunda Kırım’da “milli medeni muhtariyet” teziyle biçimlendirilen görüşlerini geliştirmiştir.

Yani Sadri Maksudi’nin “milli medeni muhtariyet” tezi Gaspıralı’dan kaynaklanmış bir tez olarak ortaya çıkmaktadır. Bu da esas olarak Katerina’nın programından gelen bir yaklaşımdır, yani reformisttir ve bu reformizm Rusya’ya karşı değil Rusya’nın programı olarak ortadadır.

Oysa Abdülreşit Mehdi “Kırım Tatarlarındır ve Kırım’ın toprakları Tatar toprakladır. Kırım’ın bağımsızlığı Tatarların topraklarına sahip olmasıyla mümkündür.” teziyle toprak devrimini bağımsızlık devrimiyle ve sosyal devrimle iç içe geçirmiş bir anlayışa sahiptir.

Kırım’da Karasunpazar Belediye Başkanı olmuştur ve aynı şekilde Duma seçimlerinde Kırım halkı tarafgından Duma’ya gönderilmiştir. Ama 1905 devriminin bastırılması sonrası fiili olarak yok edilen bu anlayış daha sonrası süreçte kendini yeniden bulacaktır.

Kırım’da İttihatçı etkisi

Bu 1914’ten sonra özellikle Türkiye’de İttihatçıların etkisinde kalan Kırımlı gençler, Kırım’da yeniden örgütlenmeye başlamıştır. Bu örgütlenme “Vatan Hadimi” isimli bir yapılanma içine girmiştir.

“Vatan Hadimi” yapılanması da esas olarak Gaspıralı’nın fikirlerinden kaynaklandığı kadar Abdulreşit Mehdi’nin fikirlerinden de kaynaklanmaktadır. Ve burada Sadri Maksudi’nin rolüne paralel bir role sahip olan Cafer Seyid Ahmet görülmektedir. Cafer Seyid Ahmet ve Numan Çelebi önderliğinde 1918’de Kırım Kurultayı düzenlenmiştir ve bu kurultay Kırım Tatarlarının bağımsızlığını savunmuştur.

Fakat bu bağımsızlık yine bu iki çizgi arasındaki tarzına dönmüştür. Yani Cafer Seyid Ahmet’in temsil ettiği ve çoğunluk diyebileceğimiz birinci grup, Kırım’daki federalistlerin çizgisinde Ukrayna’nın federalist hareketine katılan ve onun kuyrukçuluğunda olan bir harekettir.

Ve “milli medeni muhtariyet” programı dediğimiz dinde ve dilde özgürlüğü ama Ukrayna’ya tabiliği savunmaktadır. İşbirliği olarak da Vrangler’le işbirliği yapmak noktasında karşı devrimci saflarda yer almaktadır.

Buna karşılık ise azınlık kalan Numan Çelebi Cihan’ın vurguladığı nokta ise “Kırım Tatarlarındır” olmuştur. Ve “Kırım Tatarlarındır” sloganında Kırım’daki Ukraynalılar ve diğer milliyetlerle işbirliği yapmak yerine, Kırım’da iktidarı alma çizgisidir. Bu iktidarı alma çizgisinde ise yanında Milli Fırka’nın sol kanadı diyebileceğimiz düşünce yeşermektedir.

Burada Sultan Galiyev’in Kırım’daki yoldaşı sayılan Kerimcan Firdevs ve Veli İbrahim, Ukraynalılar ve onlarla işbirliği yapan Vrangler’in güçlerine karşı Bolşeviklerle birlikte olma tezini savunmaktadır.

Oysa Rusya’daki Sovyet Devrimi sonrası ortaya çıkan karmaşada bir tarafta Moskova’da çaresiz kalmış Bolşevikler ve kırsal alanlarda işgalci Beyaz Ordular vardı.

Yazının başında da belirttiğim gibi kuzeyde İngilizlerin desteğiyle ve esir Çekoslovak askerlerinin isyanıyla oluşan Kolçak güçleri, Amiral Denikin’in güçleri ve Ukrayna bozkırlarında Dutov, Kafkasya ve Kırım’da da Vrangler karşıdevrimci olarak Sovyet Devrimi’ni yıkmak ve işgal etmek için ortaya çıkan hareketlerdir.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamıştır.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...

 

İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 417 27 01   İzmir: 0232 463 59 06   Adana: 0322 456 29 40