Özgür Erdem - KESK'e yönelik KCK operasyonuna ulusalcılar nasıl tavır almalı?
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
"Hepimiz Ermeniyiz"cilere çağrı
HALK SORUYOR GÖKÇE FIRAT CEVAPLIYOR
Bırakın Fethullah Gülen Türkiye'ye dönsün!
ALİ ÖZSOY
Türkler değil Ermeniler Soykırım Yaptı:
Hocalı Soykırımı
KAYA ATABERK
AKP'nin Ortadoğu politikası:
Mezhepçilik, işbirlikçilik ve provokasyon
ÖZGÜR ERDEM
KESK'e yönelik KCK operasyonuna ulusalcılar nasıl tavır almalı?
NUR BOSTANCIOĞLU
Fransa'ya Cezayir'i değil Antep'i, Maraş'ı hatırlatın!

ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Yağ yakımı bilimi (I)

OKAN İŞBECER
Kılıçdaroğlu'nun
gaf haftası

KUZEY FIRAT
Selahaddin Eyyübi'yi Kürt yapmak mümkün mü?

TANSU BELE
Sil baştan

OZAN BARAKLI
Kindar adamın
dindar nesli (!) (2)

 

 

 

 

Özgür Erdem
KESK'e yönelik KCK operasyonuna
ulusalcılar nasıl tavır almalı?


KCK operasyonu PKK yanlısı sendikalara da uzandı

13 Şubat'ta düzenlenen KCK operasyonunda hedef KESK'e bağlı kimi sendikalar ile KESK Genel Merkeziydi. 30 ilde yürütülen operasyonda 109 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında KESK MYK Üyesi ve Kadın Sekreteri Canan Çalağan, KESK eski Kadın Sekreteri Songül Morsümbül, SES Kadın ­Sekreteri Bedriye Yorgun ve Tüm-Bel-Sen Kadın Sekreteri Güler Elveren de bulunuyordu.

Operasyon sırasında adı geçen sendikaların ve KESK'in genel merkezlerinde ve kimi şubelerinde aramalar yapıldı. KESK, gözaltılara elbette tepki gösterdi. Ancak gösterdikleri tepkide kullandıkları üslup çok ilginçti. KESK Genel Başkanı Lami Özgen yaptığı basın açıklamasında AKP'yi "toplumun tüm muhalif kesimlerini" hedef almakla suçladı ve "emekçilerin giderek genişleyen fiili meşru mücadelesinden korktuğu" için bu operasyonları düzenlediğini söyledi.

KESK'e yönelik bu operasyon ilginç bir şekilde ulusalcı kesimlerde de kafa karışıklığına neden oldu. Bilindiği gibi KESK içinde PKK'nın önemli bir gücü bulunuyor. KESK'in özellikle Güneydoğu şubeleri büyük oranda PKK kontrolü altında. Diğer bölgelerde ve Genel Merkez'de de PKK'nın bir etkisi ve etkinliği bulunuyor.

Ancak KESK'in bölücülükle ilgisi sadece bununla sınırlı değil. KESK'te PKK dışında etkin olan EMEP, ÖDP, EDP gibi çevreler de savundukları Kürtçü politikalarla KESK içinde PKK'nın hareket alanını genişlettiler ve sendikaların PKK'nın siyasetleri doğrultusunda faaliyet gösterir hale gelmesine neden oldular.

Hâlbuki bugün KCK operasyonu kapsamında hedef tahtası oturtulunca "muhalif bütün çevrelerin susturulmasından" bahseden KESK, hatırlanacağı üzere Ergenekon tertibi başladığından beri, o soruşturmayı savunuyordu. Ergenekon'da "muhalif" yazarlar içeri alınırken "Türkiye'nin bütün muhalif çevrelerinin" hedef tahtası olmasından bahsetmiyorlardı. Hatta Ergenekon soruşturmasına "yetmez ama evet" tavrıyla bakıyor, "derin devlet"in daha çok üstüne gidilmesi gerektiğini dile getiriyorlardı.

Ancak son dönemde işler bölücü çevreler açısından değişti. AKP, ulus-devlete ve ulusalcılara vururken iyiydi, ama bugün PKK'ya da savaş açtığından ve özellikle KCK operasyonuyla PKK'nın yasal mevzilerine darbe vurmaya başladığından beri "emekçi halkların en büyük düşmanı" ilan ediliyor.

Gerçekten de PKK, KCK operasyonlarından çok zarar gördü. PKK'nın şehir yapılanması gerçekten de büyük darbe yedi ve PKK'nın geçmiş yıllarda şehir merkezlerinde artık "alışılagelmiş" eylemlerine zor rastlanır oldu. KESK de PKK'nın "yasal" mevzilerinden birisiydi. Son operasyon anlaşılan bu mevziyi de zayıflatmak için düzenlenmiş.

Bu açıdan KESK yöneticilerinin "AKP'nin bütün muhalif kesimleri ortadan kaldırmak istediğini" söylemesini ancak tebessümle izleyebiliriz. Anlaşılan, köşeye sıkışan PKK, eski düşmanlarını AKP karşıtlığında yanına çekmeye çalışıyor...

Ulusalcılar KESK'i savunmalı mı?

Tabii, bu olayın PKK cephesi. KESK yöneticilerinin açıklamalarının ne kadar ikiyüzlü olduğu ortada. Peki, ulusalcılar açısından bakarsak? AKP iktidarında en büyük baskı ve zulmü ulusalcılar gördü. Özellikle Ergenekon tertibiyle birlikte Türkiye'de ulusalcı olduğunu söylemek bile bir suç haline geldi. Bu açıdan ulusalcı kesimlerde, AKP'nin karşı çıktığı tüm çevrelere yönelik bir sempati de oluştu. "AKP zulmü"ne karşı birleşme içgüdüsü doğal olarak bütün ulusalcılara hakim olmuş durumda.

Peki PKK ve bölücüler "AKP zulmü"ne karşı bir müttefik olabilir mi? Sanırız bu soruyu ciddi bir şekilde tartışmak gerekiyor. Çünkü, KCK operasyonunda KESK yönetici ve üyelerinin de gözaltına alınması ulusalcılardan da tepki gördü. Anlaşılan, KESK yöneticilerinin operasyonun PKK'ya karşı değil de sendikacılara ve işçi-emekçilere karşı yapılmış olduğunu savunan görüşleri etkili olmuş durumda.

Halbuki, KESK'i savunmakla PKK'yı savunmak arasında bir fark yoktur. Zaten gözaltına alınanlar da KESK'in bütün yöneticileri değil, KCK'yla bağlantısı olduğu düşünülen sendikacılardır. Ulusalcıların "denize düşen yılana sarılır" misali AKP'ye karşı KCK tutuklularıyla işbirliği yapmasının hiçbir anlamı yoktur. Yıllardır PKK'nın sözcülüğünü üstlenmiş bir KESK'in, hele hele Ergenekon tertibini başından beri "keyiflenerek" ve "onaylayarak" izleyen ve savunan bir KESK'in, AKP'ye karşı birlikte mücadele edilecek bir güç olarak görülmesi son derece yanlıştır. Hatta çok tehlikelidir.

Öncelikle, KCK operasyonuyla birlikte köşeye sıkışan, yasal olanakları azalan ve sürekli güç yitirmeye başlamış olan PKK'ya bir "hayat öpücüğü" verilmiş olacaktır. Hareket alanı azalan PKK, "AKP'ye muhalif bütün kesimler" söylemiyle ulusalcı çevreleri yanına çekmeye çalışmaktadır. Bu oyuna gelinmemelidir.

İkincisi, KCK operasyonuna karşı çıkmak ve KESK'i savunmak AKP'nin yaptığı "Ergenekon ile PKK arasında bağ var. Ulusalcılar ile PKK birbirini destekliyor" propagandasını da güçlendirecektir.

Üçüncüsü, son yıllarda gittikçe güç kaybetmeye başlayan ve tabanı gittikçe sağcılaşan ulusalcılığın Türk milletinden tecrit olmasına ve AKP'nin daha da güçlenmesine neden olacaktır. Çünkü Türk milleti PKK'yla işbirliği yapanı, PKK'lıları savunanı asla unutmaz. AKP'ye karşı PKK ile işbirliği yapma hatasına düşmenin en büyük sonucu Türk milletinden kopmak olacaktır. Böylece Ergenekon tertibi amacına ulaşmış olacaktır.

Ulusalcı kesimlerin içinde adeta PKK'nın "Truva atı" gibi davranan Perinçek çevresinin de son KCK operasyonunda aldığı tavır öğretici olmalıdır. Perinçek'in yayın organı Aydınlık gazetesi, KESK'in operasyona karşı yaptığı protesto gösterilerini "AKP'ye teslim olmayız" başlığıyla haberleştirdi ve açıkça destekledi. Anlaşılan Bekaa'ya gidip Apo'yla görüşen ve terörist başına gül veren fotoğrafıyla Türk milletinin hafızasına kazınan Perinçek, KCK operasyonunu da bir fırsat olarak görmektedir.

"Eğitim-Sen" nasıl "Anadilde Eğitim-Sen" oldu?

Peki, KESK'e yönelik operasyon nasıl değerlendirilmelidir? Öncelikle gözaltına alınanların "sendikacı" değil PKK'lı olduğunu unutmamak gerekir. Ortada KESK-KCK bağlantısından daha vahim bir durum söz konusudur. KESK son 10-15 yılda işçi ve memur sendikalarında Kürtçülüğün yaygınlaşmasına neden olmuş bir Kürtçü konfederasyondur. Bu açıdan KESK'in zayıflaması Atatürkçülerin karşı çıkması gereken değil sevindiren bir gelişme olmalıdır.

Eğitim-Sen'in geldiği nokta bu açıdan son derece vahim ve öğreticidir. 60'ların TÖS'ü ve 70'lerde TÖS kapatılınca yerine kurulan TÖB-DER öğretmen sendikacılığında "efsane" örgütlenmelerdi. Özellikle TÖS, son derece yaygın örgütlenmiş ve 68'in devrimci gençliğiyle buluşabilmiş bir kuruluştu. Deniz'lerin Atatürkçü, anti-emperyalist devrimci çizgisi TÖS tarafından da kabul edilmişti. TÖS'ü o dönemde halkla buluşturan ve öğretmenler içinde rahatlıkla örgütlenmesini sağlayan da bu doğru siyasi çizgisiydi. Ancak 12 Eylül'den sonra TÖB-DER'in kapatılması ve sendikal hareketteki "Atatürkçü-solcu-devrimci" önder kadroların tasfiye edilmesiyle birlikte sendikacılık bölücü çevrelerin kontrolüne terk edildi. Aynen bütün Türk sol örgütler sempatizan düzeyindeki çevreleri bile gözaltına alınır baskı görürken "meydan"ın PKK'ya terk edilmesi gibi...

12 Eylül'le birlikte Sol tasfiye edilip Kürtçülük adeta serbest bırakıldığında, PKK o baskı döneminde bile eylem yapacak güce ulaşmıştı. Hatırlanacağı üzere, PKK'nın Türk Ordusu'na yönelik ilk terör saldırısı 1984'te gerçekleşmişti. Yani yüz binlerce insanın halen tutuklu olduğu, işkencelerin ve idamların devam ettiği faşizm koşullarında... Türkiye'de 12 Eylül'de bir kesim ezilirken meydan başka bir kesime, yani Kürtçülere ve Şeriatçılara terk ediliyordu.

12 Eylül'ün sendikal harekete etkisi de bu şekilde oldu. 90'lı yıllarda memur sendikacılığı tekrar dirilirken, Kürtçülüğün bu kesimde de güçlendiği görüldü. Eski TÖB-DER'lilerin kurduğu sendikalardan Eğit-Sen PKK'nın cirit attığı, PKK'lı olmayan eski devrimcilerin ise PKK'ya sıcak baktığı bir yapı olarak kuruldu. Eski TÖB-DER'lilerden Atatürkçülüğe daha yakın olan çevre ise Eğitim-İş'te örgütlenmekteydi. Ancak o dönem Atatürkçü öğretmen örgütleri büyük bir hata yaptılar ve bölücü çevrelerin "sendikal birlik" söylemlerine aldanarak Eğit-Sen ile birlşerek Eğitim-Sen'i oluşturdular. Bu aslında öğretmen sendikalarındaki Atatürkçü geleneğin PKK yanlısı sendikalar tarafından yutulması anlamına geliyordu. Nitekim süreç içinde Eğitim-İş kökenli sendikacıların Eğitim-Sen'deki etkisi azaldı. Böylece Eğitim-Sen gittikçe Kürtçüleşen ve bu nedenle de marjinalleşen bir öğretmen sendikası oldu. Öğretmenlerin sorunlarıyla ilgilenmekten çok "anadilde eğitim hakkı" gibi PKK taleplerini savunan bir örgüt haline geldi. Eğitim-Sen "Anadilde Eğitim-Sen"e dönüştü.

Tabii bunun çok büyük bir bedeli oldu. Her şeyden önce 60'lar ve 70'ler boyunca halkla bütünleşmiş ve son derece meşru ve güçlü bir meslek örgütü haline gelmiş öğretmen sendikacılığı bölücü Eğitim-Sen yüzünden halktan koptu, hatta Türk insanının bölücülüğe tepkisi yüzünden gittikçe marjinalleşti. Sonuç olarak Eğitim-Sen ve üyesi olduğu konfederasyon KESK, git gide PKK'nın kontrolüne girdi.

Türkiye'de sendikal harekete vurulan en büyük darbe de aslında Eğitim-Sen ve KESK'e bağlı diğer memur sendikalarının hızla PKK kontrolüne girmiş olmasıydı. Bugün zayıflamış ve marjinalleşmiş bir memur sendikacılığı varsa bunun nedenlerinden birisi belki de en önemlisi budur.

İşçi-emekçi mücadelesinin temel gündemi bölücükle mücadele olmalı

Ulusalcıların son KCK operasyonlarının ardından tuzağa düşmemesi gerekmektedir. Emekçi mücadelesi güçlensin isteniyorsa Türk milletinin ve Türk milletinin bir parçası olarak işçi-emekçi kesimlerinin temel gündemi olan bölücülük konusunda doğru tavır alınmalıdır. 68'de DİSK ve TÖS'ün yani işçi-emekçi örgütlenmesinin son derece güçlü ve örgütlü olmasının nedeni 68 gençliğinin Atatürkçü ve anti-emperyalist yöneliminin yanında yer almasıydı. Sendikal hareket kendisini özlük haklarının savunulması ya da maaş ve ücretlerin yükselmesi talepleriyle sınırlamadığı, aksine Türkiye'nin bağımsızlık mücadelesine katıldığı ölçüde güçlenmişti. 2012'de de gündem bu olmalıdır.

Bugün Türk milleti bölücülükten rahatsızsa, sendikal hareket de bölücülükle mücadele gündemiyle yeniden örgütlenmek zorundadır. Bu şekilde hem "sınıf"la, yani işçilerle emekçilerle buluşulabilecek hem de genel olarak Türk milletiyle bütünleşebilinecektir. Bu açıdan KESK'in zayıflaması sendikal hareketi zayıflatacak bir gelişme değil, aksine güçlendirecek bir fırsattır.

Bugün, AKP iktidarı PKK'ya karşı açtığı savaşla, oyunu aldığı %50'yi memnun etmekte, oyunu alamadığı diğer %50'nin de sempatisini kazanmaya başlamaktadır. Bölücülükle mücadele bayrağının AKP'nin elinden alınması bütün ulusalcı kesimlerin ve genel olarak sendikal hareketin ilk hedeflerinden biri olmalıdır. Bu açıdan KESK'e yönelik KCK operasyonuna karşı çıkmak son derece yanlıştır. Aksine, KCK operasyonunda hedefin sendikal hareket ya da işçi-emekçilerin mücadelesi değil PKK'nın kendisi olduğu görülmeli, sendikal hareketteki bölücü unsurlara karşı çıkmanın vesilesi haline getirilmelidir.

PKK'nın ve bölücülüğün güç kaybetmesi hayırlıdır, ne şekilde olursa olsun. Sendikal hareket de içindeki bölücü virüsten kurtulmak için harekete geçmeli ve ulusalcı sendikacılar bölücülükle mücadeleyi temel program haline getirmelidir.

Bu şekilde davranılırsa 60'larda olduğu gibi hızla güçlenildiği ve Türk milletiyle buluşulduğu görülecektir.


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Bu yazı hakkında henüz yorum yapılmamıştır.

 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...
 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 421 85 15   Adana: 0322 456 29 40