Kaya Ataberk - Mustafa Armağan'ın yeni uydurması: Kızıl Pençe
TÜRKSOLU
 
 
 
GÖKÇE FIRAT
Atatürk'ün izinde
yola devam!
Halk Soruyor
Gökçe Fırat Cevaplıyor

BOP, Amerikan-Rus
ortak projesidir!
ALİ ÖZSOY
PKK'nın çıkmaz sokağı
SERAP YEŞİLTUNA
4+4+4:
Bölünmenin son adımı
KAYA ATABERK
Mustafa Armağan'ın yeni uydurması: Kızıl Pençe
ŞENER ÜŞÜMEZSOY
Maksimum kas-minimum yağ: (Topa örneği)

BÜLENT GÜRZEL
Kibar avcı

SELİM ÖNCEL
Özsoy
GÜLARA YENİSEY
Elçibey'i anlamayan arkadaşlara…

OKAN İŞBECER
Özgür Gündem'e kapama, Cemaat ve TMK

OZAN BARAKLI
Hocalı Soykarımı (I)

 

 

 

 

Kaya Ataberk
Mustafa Armağan'ın yeni uydurması:
Kızıl Pençe


Karabekir'e dayanan bir "anti-Nutuk" denemesi

Türkiye'nin bizzat Armağan'ın da dâhil olduğu Cemaat'in de büyük katkılarıyla sokulduğu süreç hepimizin bildiği gibi Türk Ordusu'nun tasfiyesi ve Atatürk'ün Türk milletinin kalbinden silinmeye
çalışılması operasyonunun yaşandığı süreçtir. En baştan beri vurguladığımız gibi bu iş Atatürk'e kadar geri götürülecektir. İşte Mustafa Armağan'ın "Kızıl Pençe"yi yayınlamasının tek
nedeni de budur. Armağan'ın çabası bir anti-Nutuk yaratma çabasıdır. Fakat Büyük Nutuk'un yazarının Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten başkası
olmadığı herkesin malumu olduğuna göre esas meselenin de Atatürk karşıtı (anti-Atatürk) tarih yaratmak olduğu
ortaya çıkmaktadır.

Son haftaların en çok gündeme gelen kitaplarından biri Zaman gazetesi yazarlarından Mustafa Armağan'ın "Karabekir'in Gözüyle Kuruluş Yılları (1922-1933)-Kızıl Pençe" başlıklı derleme çalışması oldu. Kızıl Pençe son yıllarda adet olduğu üzere "resmi tarihi" sorgulamak için yazıldığı iddia edilen bir kitap. Mustafa Armağan, Kazım Karabekir'in daha önceden de yayınlanmış olan anılarından bu kitabı derlemiş ve okuyucunun önüne farklı bir kurguyla koymuş.

Mustafa Armağan'ın da derlemesinin önsözünde belirttiği gibi çaba bir anti-Nutuk yaratma çabasıdır. Fakat Büyük Nutuk'un yazarının Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten başkası olmadığı herkesin malumu olduğuna göre esas meselenin de Atatürk karşıtı (anti-Atatürk) tarih yaratmak olduğu ortaya çıkmaktadır.

Gerçi Mustafa Armağan gerçekten de bu derlemeyle yeni bir şey yapmış sayılamaz. Sonuçta Kazım Karabekir Paşa, bundan on yıllarca önce bu Atatürk karşıtı denemesini Mustafa Armağan'ınkilerle bazı yerlerde buluşup bazı yerlerde ayrışan amaçlar güderek yapmıştır. Bugün Karabekir'in yazdıklarına tekrar baktığımızda üzülerek söyleyelim ki onun yönlendiren asıl saikin Atatürk'e karşı onu harekete geçiren derin bir kıskançlık duygusu olduğunu tespit etmemiz gerekir.

"İstiklal Harbimiz"in en başına koyduğu "19 Nisan 1919'da Trabzon'a çıktım" cümlesi bile bu duygunun bir yansıması olduğunu anlayabiliriz.

Mustafa Armağan ise bir anti-Nutuk yaratma çabasının yanında Karabekir Paşa'nın şahsında Atatürk'e karşı bir anti-kahraman yaratmanın peşindedir aslında. Armağan, derlemeye yazdığı önsözde Karabekir Paşa'yı yere göğe sığdıramamaktadır. Fakat Karabekir'in kendisine ait olan metinde de onun kendisini her şeyi planlayan ve yapan kahraman olarak tanıtmaya çalıştığını görürüz. Oysaki Milli Mücadele'ye katılmış ve gerçekte de büyük faydaları olmuş bu komutana bizim de Türk milletinin de saygısı büyüktür. Fakat Karabekir'in siyasal ve kişisel ihtiraslarından kaynaklanan bu metinlerin yeniden ısıtılarak Türk okurunun önüne sunulmasının onun tarihsel kişiliğine faydası değil aksine zararı olduğu açıktır.

Karabekir'den Armağan'ın istediği bir anti-kahraman çıkar mı?

Mustafa Armağan, önsözde Karabekir için şu sözleri kullanıyor:

"Bence Kazım Karabekir hayattayken olsun, öldükten sonra yayınlanan kitaplarıyla olsun resmi tarih için kesinlikle bir radyum etkisi göstermiş ve ideoloji eliyle bir tarih kurgulayanların korkulu rüyası olmuştur. Resmi ideoloji onunla uğraşırken, Karabekir'in kaçınılmaz ölümcül ışınlarına maruz kalmaktan kurtulamamıştır".

Bu çok iddialı hatta biraz da çiğ kaçan ifadeler acaba Mustafa Armağan açısından ne kadar gerçekçidir? Kazım Karabekir Paşa gerçekte Mustafa Armağan'ın aradığı o anti-kahraman rolüne uygun mudur? Bunun böyle olmadığını bizzat Karabekir Paşa'nın kaleminden çıkan birçok ifadeden takip edebiliyoruz. Bu söylediğimizin çağında kahraman olamamış birisinin şimdi kahraman yapılmaya çalışılmasının çok ötesinde bir anlamı var. Kastımız bu değildir. Kastımız yine doğrudan doğruya Karabekir Paşa'nın fikirleriyle ve yaptıklarıyla ilgilidir.

Kazım Karabekir, her şeyden önce siyaset sahnesine bir İttihatçı olarak çıkmıştır. Mustafa Armağan'ın da içinde bulunduğu Cemaat ekolü ise İttihatçılığı Türkiye'de darbeciliğin, laikliğin, resmi tarih yazımının ilk örneği olarak görür ve dolaysız olarak karşısındadır. Bu bahsettiğimiz üç unsurun -darbecilik, laiklik ve resmi tarih- birleştiği ilk olay olarak da genellikle 31 Mart Olayı ve Hareket Ordusu'nun bu ayaklanmayı bastırması gösterilir. Nasıl bir tezattır bilinmez Mustafa Armağan; Karabekir Paşa hakkında kurduğu o talihsiz "radyum" cümlesinin hemen ardından gelen bölümü "Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e" olarak isimlendirmiş ve tam da Paşa'nın bu olayı anlattığı metin parçalarını buraya yerleştirmiştir. Karabekir Paşa, bu bölümde Hareket Ordusu'nda kendisinin de en az Atatürk kadar etkin olduğunu vurgulamakta ve bu göreviyle de övünmektedir.

Padişahlık, istibdat ve gericilik hakkında ise aynen şu ifadeleri kullanmıştır:

"Bizde Meşrutiyet, Hilafet ve Saltanat makamının, yani Halife-Padişahın zulüm ve istibdadına; Cumhuriyet ise aynı makamın acizliğine ve miskinliğine karşı yapılmış olan inkılâplardır… 31 Mart'ta bir 'irtica hareketi'ni bastırıp müstebid padişahı (Sultan II. Abdülhamid'i) tahtından indirdikten (27 Nisan 1909) sonra artık ülkede Meşrutiyet rejimi kökleşmiş oldu".

Görüldüğü gibi Kazım Karabekir Paşa daha kitabın 14. sayfasında Mustafa Armağan açısından çok kutsal isimler olduğunu tahmin ettiğimiz II. Abdülhamid ve Vahdettin hakkında bu olumsuz yorumlarda bulunmaktadır. Mustafa Armağan da yine daha bu andığımız sayfanın altına bir dipnot düşerek bu noktada Karabekir Paşa'ya katılmadığını belirtmek zorunda kalmıştır. Önsözde mükemmelleştirdiği Karabekir Paşa bir anda "katı İttihatçı görüşe bağlı" olmakla eleştirilmektedir Armağan tarafından!

Fakat Karabekir Paşa'nın Armağan tarafından asla paylaşılmayacağını tahmin ettiğimiz ifadeleri bunlarla sınırlı değildir. Yine Vahdettin için 42. sayfada şu ifadeler Karabekir'den aktarılmaktadır:

"Millete 'baği', yani Sultan ve devlete başkaldırmış diyen, bizi 'asi' diye fetva çıkararak idama mahkûm eden, düşmanlarımızla birleşerek milli hükümetimize karşı Halife Ordusunu gönderen bir adamı tutmak, millete olduğu kadar tarihe karşı da bizi küçük düşürür…"

64. sayfada ise Karabekir Paşa, Atatürk'e sunduğu yenilik önerileri arasında şunları saymaktadır:

"3. Eğitim ve öğretimde birlik sağlanmalıdır… 7. Dilimiz Arapça ve Farsçanın etkisinden kurtarılmalı, Türkçesi var olan kelimelerin başka dillerdeki karşılıkları kullanılmamalıdır".

73. sayfada ise Paşa, Atatürk'e şunları söylediğini iddia etmektedir:

"…Paşam, görüyorum ki siz din ve Hilafet kuvvetlerine çok önem veriyorsunuz! Şu halde muhafazakârlara dayanmak istiyorsunuz. Size bu vesileyle bir daha o eski teklifimi arz edeyim: Yanımda bir kopyası var. (Cep cüzdanımı çıkarıp verdim.) Lütfen bir daha okuyunuz. Türk milleti yeniliğe muhtaçtır. Bunu da uzmanlarımızla başarabiliriz, asla camilerle ve muhafazakârlarla değil…"

Bu örnekler çok uzatılabilir, bizim tarafımızdan tespit edilenlerin sadece bir kısmıdır. Fakat bunlar bile Karabekir Paşa'nın Mustafa Armağan'ın aradığı şahsiyet olamayacağını kanıtlamaktadır.

Karabekir'in tutarlı bir tezi var mı?

Karabekir Paşa'nın tutarlı bir tezi olmadığını da rahatlıkla söyleyebiliriz. Paşa önce Atatürk'ün kendisini Halife ve Sultan ilan edeceğini iddia etmektedir. Ardından da Atatürk'ü neredeyse din karşıtı bir noktada göstermeye çalışmaktadır. Bu iddialarına paralel olarak da Karabekir Paşa önce laik ve Cumhuriyetçi; ardından da muhafazakâr ve hilafetçi bir muhalefet yürütmektedir! Bu önemli tezadın dışında Atatürk, Karabekir Paşa'nın kaleminde tam bir diktatör olarak tanımlanmaktadır. Fakat bu nasıl bir diktatörlüktür ki Ali Şükrü Bey olayı üzerine Karabekir Paşa'nın anlattığı şu olay gerçekleşebilmektedir:

"Muhalif milletvekilleri bu olayı doğrudan doğruya Gazi'den biliyor ve ona tutuklama müzekkeresi çıkartmaya kadar işi götürüyorlardı".

Yine Karabekir Paşa, Atatürk'ün kendisine uymayan herkesi tasfiye etmeye çalıştığını iddia etmektedir fakat gerçek tasfiyenin aslında Atatürk'e karşı bizzat kendisi tarafından nasıl planlandığını da şöyle anlatmaktadır:

"Ben kendimce buna bir çare bulmuştum. Önce Saltanatı kaldırmak ve Hilafeti Osmanlı hanedanına bıraktıktan sonra barışı imzalamak, ardından da Cumhuriyeti ilan etmek ve Cumhurbaşkanlığına 'sırf tarihi bir nam almak suretiyle' ödüllendirilmek üzere Mustafa Kemal Paşa'yı seçmek. Ancak bir şartla: Mustafa Kemal Paşa seçildikten sonra Cumhurbaşkanlığından istifa edecekti".

Karabekir Paşa'nın tezlerindeki esas tutarsızlıklar Atatürk'e İngilizcilik, Amerikan mandacılığı isnat edecek kadar uç noktalara vardığı ve bugün tüm Şeriatçı "tarihçiler" tarafından önümüze temcit pilavı misali ısıtılıp ısıtılıp getirilen yerlerdedir. Bu konularda bir tartışmaya girmeyi gereksiz buluyoruz çünkü bu daha 1933'te kapamış bir tartışmadır.

1933 yılı Mayıs ayında 17. sayısı çıkan Kadro'da Şevket Süreyya o günlerde çok tartışılan Karabekir Paşa'nın iddialarına şöyle cevap vermiştir:

"…Dün olduğu kadar bugün de Wilson'cu olan Kazım Karabekir Pş. nın, İnkılâba ne vakit karıştığı ve ondan ne vakit uzaklaştığını, bahse mevzu etmemelidir. Çünkü onun filvaki maddesi Milli İnkılâbımızın bir safhasına sürüklenmiş, fakat ruhu ve zihniyeti, esasen o inkılâbın her zaman ardında ve haricinde kalmıştır… Bu mücadelenin daha ilk adımında, Erzurum'daki İngiliz nöbetçilerinin elinden cephane kaçırmak için bir takım haysiyet kırıcı kombinezonlara girişen, bütün idrak ufkunu Erzurum topraklarının yaylaları ile hapsedip 'Aman! Mücadele etrafa taşmasın! Aman! Sivas'a varmıyalım! Kızılırmağ'ı aşmıyalım!' 'Aman İstanbul'daki Meclisi Milli'ye her şeyi bırakıp mukadderata tevdii nefs edelim' diyen, her zaman sürüklenen ve her zaman arkadan koşan bir Kazım Karabekir Pş.da, milli idare hiçbir zaman merkezleşmemiş, fakat her zaman parçalanmıştır… Eğer meydanda Büyük Nutuk olmasa idi, o zaman bu ihtimali hatta artık bizi saran kati bir tehlike gibi iylan etmekte ve bütün inkılâp neslini, Milli İnkılâbımızın mahiyet ve asaletini müdafaaya biran bile tereddüt etmezdik".

O zaman da cevap Büyük Nutuk'tu, şimdi de öyledir… Onun yanında bizim yazacağımız her satır aciz kalacaktır.

Bir kitap neden yazılır?

Her kitabın yazılmasının ardında bir neden vardır. Yazar bize bir şeyler anlatmak ister. Bizim açımızdan da okurlarımız açısından da Karabekir Paşa'nın neden bunları kaleme aldığının cevabı zannederiz ki açıktır. Fakat üzerinde durulması gereken şey Mustafa Armağan'ın neden bu kitabı bugün derlediği, TİMAŞ'ın bu kitabı neden bu kadar reklamla, şaşaayla piyasaya sunduğudur…

Mustafa Armağan, dikkatleri Karabekir Paşa'nın "Kızıl Pençe" adını verdiği bir hayali örgütlenmeye çekmeye çalışmaktadır. Güya bu örgüt doğrudan Atatürk'e bağlı olarak kurulmuş Türkiye'nin ilk derin devletidir. Armağan açıkça yazmasa da bunun "Ergenekon"un ilk hali olduğunu ima etmektedir aslında…

Türkiye'nin bizzat Armağan'ın da dâhil olduğu Cemaat'in de büyük katkılarıyla sokulduğu süreç hepimizin bildiği gibi Türk Ordusu'nun tasfiyesi ve Atatürk'ün Türk milletinin kalbinden silinmeye çalışılması operasyonunun yaşandığı süreçtir. En baştan beri vurguladığımız gibi bu iş Atatürk'e kadar geri götürülecektir. İşte Mustafa Armağan'ın "Kızıl Pençe"yi yayınlamasının tek nedeni de budur.

Armağan, 1923'te kahraman olan Karabekir Paşa'nın nasıl olup da üç yıl sonra İstiklal Mahkemesi'nde yargılandığını sorgularken; en azından vicdan açısından PKK terörüne karşı savaşan günümüzün kahraman paşalarının nasıl olup da bugün "terör örgütü" kurmaktan yargılandığını ve hapis yattığını da sorgulamalıdır bizce.

Eğer bunu yaparsa ancak o zaman bizi bu kitabın hazırlanış amacındaki kaygısının "tarih" olduğuna ikna edebilir.

Fakat hiç sanmıyoruz ki bunu yapsın…


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R...
 


Sayın Ataberk, Aynı kişinin 15 Nisan tarihli yazısını gördünüz mü? Mutlaka görmüşsünüzdür ama dikkat çekmek istedim. Mustafa Armağan artık Atatürk için "Hitler'in dostuydu" diyecek kadar işi azıttı. Devlet adamlığı gereği tabi ki mektuplaşacak. Umarım buna karşı da bir yanıt yazarsınız. Artık bu çirkinlikler mide bulandırmaya başladı. Ayrıca yazılarınızı sanal ortamlarda paylaşmaya izin verecek bir bağlantı seçeneği sunamaz mısınız?

Ece Ceren, İstanbul
15 Nisan 2012


Cemaat silahşörlerinde böyle tezatlar çoktur,buna şaşıranlar bizler değil müritler olmalıdır. Bu tezat ilişkileri aslında meydana getiren silahşörler de bilmektedir vaziyeti, fakat dertleri zaten 'cin olmadan adama çarpmak' işine girişmektir.Karabekir Paşa'nın, bastırılmasında büyük emeği olduğu iddiasıyla büyük gurur duyduğu 31 Mart Vakası'nın provakatör birinci isminin Derviş Vahdeti,ikincisinin ise Said Kürdi olduğunu Tarihçilik iddiasıyla yanıp tutuşan Mustafa Armağan'ın bilmemesi düşünülemez sanırım.Mukaddesatçı kesimin adeta şeyh gibi gördüğü II.Abdülhamid için yine Kürt Said in risalelerinde yağdırdığı küfürleri de Mustafa Armağan iyi bilmek durumundadır.Ermeni tezlerinin propagasyonuyla bir ara çok ilgilenen Armağan'ın,bunlarla ilgili vicdan muhasebesi yapabilmesi için tabii, asli görevinden ve misyonundan fırsat bulması gerekir.Bu cenahın şu an dahi aklıma gelebilen miktarıyl
a,dezenformatik faaliyetlerle yarattığı o kadar çok bilgi kirliliği durumları vardır ki;sistematik bir şekilde ele alıp izah etmek suretiyle 'Okur Yorumları Köşesi' ne sığdırabilmem mümkün olmaz.

Arif Çiçek, Elazığ
2 Nisan 2012


Mustafa Armağan zaten Sinan Meydan'ın deyimiyle "cemaatin kadrolu tarihçisi"dir.Cumhuriyet tarihi ile alakası olmayan Avrupa'nın 50 büyük yalanı kitabında bile satır aralarında harf devrimine taş atıyor.

Bu arada Kâzım Karabekir'in de hatası çoktu,kendi ihtirasları için tarihi korkunç şekilde çarpıttı ama o da 1900'ların Türkçü nesilinin bir evladıydı,despot Abdülhamit'in devrilmesinde de rolü vardı,hain Vahüdiddin'in yıkılmasında da...

Şeriatçı-Liboş karışımı fethullahçıların onu sahiplenmesi çok saçma.

Denizcan Dede, Aksaray
2 Nisan 2012


 
Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R İ N İ Z İ    B İ Z E    Y A Z I N
 


İsim:


e-posta:

Telefon: Cep Tel:
İl: İlçe:  
(e-posta ve telefon bilgileriniz yayınlanmayacaktır)
Ziyaretçi defterini okumak için tıklayınız...
 
İletişim:  İstanbul: 0212 292 65 27   Ankara: 0312 442 8 777   İzmir: 0232 421 85 15   Adana: 0322 456 29 40