Ali Özsoy

Yaşar Okuyan

 

Seçimlerde bir tarafta Türkiye,
diğer tarafta Tayyip Erdoğan var

Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne Atatürkçülüğü, milliyetçiliği, muhafazakâr değerlere sahipliği tartışmasız, bölücülüğe çok kesin karşı olan bir siyasetçi oturacaktır.

Bu yüzden bu seçimlerin sonuçları önemlidir…

Bu seçimlerle bu iş demokratik bir şekilde, sandıkta bitecektir. Türkiye’nin önü açılacaktır.

Yaşar Okuyan
1949 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Gazetecilik Yüksek Okulunu bitirdi. Bir dönem gazetecilik yaptı ve bir şirkette Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. 1980 öncesinde MHP’de çalıştı. Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulundu. 1980’den sonra ise ANAP’ta siyasete devam etti. Yalova’dan 20. dönemde milletvekili oldu. Türkiye Cumhuriyeti 57. Hükümeti’nde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yaptı.Hür Parti’nin genel başkanlığını yürüttü. Şu anda Temiz Seçim Platformu’nun sözcüsüdür.

Türkiye’nin kader seçimlerinde demokrasi, milli ve üniter devlet oylanacak

TÜRKSOLU: Temiz Seçim Platformu’nu ne zaman, kimlerle beraber ve ne amaçla kurduğunuzu kısaca anlatır mısınız?

Yaşar Okuyan: Temiz Seçim Platformu aşağı yukarı bir yıl kadar önce, aralarında elliye yakın geçmiş dönemde bakanlık, milletvekilliği yapmış, yüze yakın akademisyen ile hukukçu, mühendis gibi çeşitli meslek gruplarından insanlarla, genç işadamı, öğrencilerden oluşan toplam üç yüz kişilik bir arkadaş grubuyla oluşturuldu. Daha sonra buna 52 binin üzerinde imzayla sırf İzmir’den destek geldi.

Amaç şuydu: Türkiye en kritik üç seçime gitmektedir. Yerel seçimlerin hemen akabinde 10 Ağustos’ta birinci turu yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimi gelmektedir. Yine zamanında yapılırsa 2015 Haziranında da genel seçimler olacaktır. Bunun öne alınma ihtimali de giderek kuvvetlenmektedir. Bu seçimler Türkiye’nin kader seçimleridir. Muhakkak ki her seçim kendi döneminin şartları içinde Türkiye için önemlidir. Ama bu gelen üç seçimin kendilerinden öncekilerin tümünden öte farklı bir anlamı var. Bu seçimlerde demokrasi, milli devlet, üniter devlet oylanacaktır. Dolayısıyla bu seçimlerin mümkün olduğu kadar şaibeden uzak olması gerekir.

Geçmiş seçimlerde yaptığımız araştırmalar var. Sorgulanan ama cevaplanması bugüne kadar mümkün olmayan durumlar oldu. Birkaç örnek paylaşayım. Mesela; 2002 seçmen listesini alın. 2007’ye geldiğiniz vakit tam 5,5 milyon seçmenin bir anda buharlaştığını göreceksiniz. Bununla ilgili bugüne kadar ne hükümetten ne de Yüksek Seçim Kurulu’ndan medya aracılığıyla veya doğrudan kendilerine yaptığımız bunca açıklama ve çağrılarımıza karşın bir yanıt alamadık. Bu çok ciddi bir rakamdır. İki seçim arasında toplam 5,5 milyon seçmen düşmüştür. Bunlar kimdir ve nereye gitmiştir?

Bunların isimleri var. Gazi Üniversitesi’nden bir profesör arkadaşımızın başkanlığında, üç bilgisayar mühendisi ve asistanlarıyla beraber on bir-on iki kişilik bir ekip bu sonuçları incelendi. İsimler, TÜİK verileri, adrese dayalı sistem listeleri, oy kullanma şekilleri incelendi. Çok önemli ve ciddi bir incelemeydi. Bugüne kadar Türkiye’de hiçbir partinin böyle bir çalışmasının olduğunu düşünmüyorum. Varsa da en azından bize ulaşmamıştır. Elimizde 21 bin sayfa doküman var.

Nüfusta 5-5,5 milyonluk bir tartışma var…

TÜİK, bir ay önce Türkiye’nin nüfusunu 76 milyon olarak açıkladı. Oysa demografik yapıyla ilgili AB Enstitüsü’nde Türkiye’nin nüfusu 82 milyon olarak açıklanmıştı. Biliyorsunuz CIA her şeyi çok iyi bilir. Onlar da bir yıl önce 81 milyon olarak açıklamışlardı. Demek ki bu rakam da bu sene 82 milyona ulaşmış olmalıdır. Bir defa; nüfusta 5-5,5 milyonluk bir tartışma var. Eski bakan arkadaşlardan ve milletvekillerinden oluşan bir heyetle birçok merciiyle görüştük. TÜİK Başkanıyla da tartıştık. Bu sorularımızın cevabını istedik. Onun söyledikleri bizi tatmin etmedi. Verdiği bir cevap bile sayılamazdı.

TÜRKSOLU: Başka kimlerle görüştünüz?

Yaşar Okuyan:: Bütün ilgili kuruluşlardan ve parti liderlerinden heyet olarak randevular aldık ve görüştük. Heyette yine altı-yedi tane benim gibi bakanlık yapmış arkadaşlarımız vardı. Bize randevu vermeyen iki kişi oldu. Bunlardan biri Başbakan, diğeri de YSK Başkanıydı. Dört sefer müracaat ettik. Dördünde de “Tabii, hemen” gibi cevaplar aldık. Ben de en sonunda Halk TV’den YSK Başkanı’na eleştirilerimi söyledim. YSK Başkanı buradan kalkıp, bir arkadaşının bilardo salonunu açmak için Nevşehir’e giderken, buna zaman ayırabilirken, 300 kişilik bakanlardan, gazetecilerden, siyasetçilerden oluşan bu Temiz Seçim Platformu’na randevu vermedi. Türkiye burada ciddi bir durumla karşı karşıya demektir.

TÜRKSOLU: Bu bir kaçış mıydı?

Nüfusunu bilmeyen bir ülkenin seçmen listelerinin sağlıklı olması mümkün değil

Yaşar Okuyan: Gayet tabii… Bunun başka bir izahı olamaz. İlk başta TÜİK de randevu vermedi. Üç, dört defa zorlamamızdan sonra kerhen verdiler. Zaten o da belirttiğim gibi tatmin edici bir görüşme de olmadı.

Tespit ettiğimiz 100 tane unsur oldu. Bunların 48’i hileydi. Her şeyden önce nüfusunu bilmeyen bir ülkenin seçmen listelerinin sağlıklı olması mümkün değil. Nüfustaki 5-6 milyonluk farkın nereye ve nasıl yansıdığının bulunması gerekir. Bu durum ciddi bir şaibe yaratmaktadır. O kesin olmayan nüfustan çıkan seçmen listesi nasıl olacaktır? Sistem adrese dayalı denilmektedir ama bu da çözüm değildir.

2007 seçimlerinde ekibimizin başında olan arkadaşlar bir araştırma yaptılar. Bir fikrimizin olması için 2007 Seçimlerinden sonra oy kullananlarla ilgili Ankara Yenimahalle ilçesinin iki mahallesinde çalıştılar. Bu iki mahalleyi seçerken de İnönü ve Kent-Koop Mahallelerini tercih ettiler. Bunlar daha çok CHP ağırlıklı ve muhalif seçmenlerin oturduğu yerlerdi. Listeleri tek tek ellerine aldılar. Kapılara gittiler. Kapıyı çaldılar. İsim sordular. Eşinin, çocuklarının isimlerini sordular. Oy kullanıp kullanmadıklarını sordular. Oy kullanılıp kullanılmadığını, bunun nedenlerini (başka yerde bulunma, hastalık gibi) kaydettiler. Listede olanları işaretlediler. Seçmen listesinde olmayıp da MERNİS’te olanları ayrıca yazdılar. Hem listede hem MERNİS’te olmayanları da kaydettiler. Vatandaş var ama kayıtlara göre yok! Seçim öncesi taşınan ya da seçim sonrası taşınanlar bu detaylara göre tek tek incelendi. Seçimden önce veya seçimden sonra vefat edenler, yurtdışındaki kütükte bulunup hem gümrük kapısında, hem de burada mükerrer oy kullananlar tespit edildi.

Şüpheli seçmenlerin oranı % 39.01 çıktı

TÜRKSOLU: Bu verilerden nasıl bir sonuca ulaşıldı?

Yaşar Okuyan: Buradan şüpheli seçmen sayısına ulaşıldı. 1.949.274 kişinin en azından bir kısmının seçmen olamayacağı kanaatine ulaştık. Şüpheli seçmenlerin %32.91’inin ilgili adreslerde oturmadıkları, % 2,84’ünün seçimler öncesinde taşınmış olduğu, % 0.71’inin seçimlerden önce vefat ettiği ama oy kullandığı, %2.55’inin yurtdışında yaşadığı ama burada oy kullandığı saptandı. Yani dolayısıyla şüpheli seçmenlerin oranının % 39.01 olduğu ortaya çıktı. Bunlar için seçmen değildir diyemiyoruz. Ama bunlar şüpheli seçmendir. Bu çok ciddi bir orandı. Bu araştırmaların ışığında 2007 ve 2011 Seçimleri ile 2010 Anayasa Referandumunda çok ciddi usulsüzlükler olduğunu anlıyoruz. Fakat biz bunları tespit ettik. Türkiye’nin gündemine tartışma konusu olarak taşımak istemedik. Yeni bir kaos olabilirdi. Bu bilgilere yüzde yüz güveniyorum. Bunlarla Türkiye’yi uluslararası kuruluşlara şikâyet etseydik, Türkiye’nin başı ağrırdı. Belki seçim iptal olmazdı ama meşruiyetini kaybederdi.

“Oyu kimin kullandığı değil kimin saydığı önemlidir”

Bunları neden çıkarmıştık? Bunların ışığında bizim önerilerimizin dikkate alınmasını istedik. Biz bir partiyi tercih etmekten ziyade sağlıklı bir demokrasinin peşindeyiz. Josef Stalin’in güzel bir sözü vardır bu konuda: “Oyu kimin kullandığı değil kimin saydığı önemlidir” der. Stalin bunu nasıl söylemiş ilginçtir… Ama söz doğrudur ve biz bunu slogan olarak da kullanıyoruz.

TÜRKSOLU: Bu söyledikleriniz seçim sisteminin adilliğinden bağımsız olgular…

Yaşar Okuyan: Seçim konusunda seçim sistemini ayrıca tartışmak gerek. Mevcut seçim sistemi içindeki usulsüzlükler, hileler bundan ayrı tartışılmalıdır. Türkiye’de barajlı d’Hondt sistemi uygulanmaktadır. Bu sistemde zaten barajın altında kalan % 10 hiç temsil edilmemektedir. 2002 seçimlerinde DP, % 9.97 oranıyla 21 bin kadar oy farkıyla Meclis’e girememişti.

Bu % 10’luk baraj 12 Eylül 1980’den sonra getirilmiş bir uygulamaydı. Çağdaş demokrasiyle yönetilen ülkelerin hiçbirinde böyle yüksek bir baraj yoktur. Avrupa ülkelerinin çoğunda % 3-5 dolaylarındadır. En fazla olduğu ülkede, o da Rusya’dır, % 7’dir. Avusturya, İtalya % 4’tür. Polonya ve Çekoslovakya % 5’tir. Yunanistan ve Romanya’da % 3, Danimarka’da % 2’dir. Hollanda, İzlanda ve Finlandiya’da da baraj yoktur.

Partiler ve seçmen ülke genelinde bu % 10 barajıyla karşı karşıyalar. İkincisi bir de il barajı vardır. 2011 seçmen listelerine göre bakalım. Muğla’nın 909 bin seçmeni vardır ve 6 milletvekili çıkarmaktadır. Onun karşılığı, yakını olarak Ordu’ya bakalım. 799 bin seçmeni vardır ve o da 6 milletvekili çıkarmaktadır. Pek 110 bin civarında Muğlalı seçmen en baştan, sistemin gereği olarak oy verse de hiçbir şekilde yansımamaktadır.

Sistemin etkisizliğe mahkûm ettiği seçmenler

TÜRKSOLU: Yani Ordu’ya nispeten bunlar etkisiz seçmenler gibi düşünülebilir…

Yaşar Okuyan: Edirne 434 bin seçmenle 3 milletvekili çıkartmaktadır. Bingöl’se 284 bin seçmenle yine 3 milletvekili çıkartmaktadır. Aradaki fark çok büyüktür. Edirne’de oturan vatandaşlardan 120 bininin oyu sistem tarafından baştan silinmiş olmaktadır.

Daha açığı da vardır. Karaman’ın seçmen sayısı 259 bindir ve 2 milletvekili çıkarır. Tunceli’ninse 85 bin seçmeni vardır ama o da 2 milletvekili çıkarır. Arada 175 bin dolayında fark var. Karaman’daki 180 bine yakın seçmen bu sisteme göre yoktur. Sistem bunlar kime oy verirse versin iradelerinin parlamentoya yansımasına ambargo koymuştur. Bu bir felakettir.

Şimdi akla şöyle bir soru gelebilir: “Sen Yaşar Okuyan olarak ANAP’ta bakan ve genel başkan yardımcılığı görevlerinde bulundun. Neden bu işle zamanında ilgilenmedin?” Evet, çünkü % 10 barajına itiraz etmek iktidarların işine gelmez. Çünkü artan oyları birinci parti alır. Ben buna kendi siyasi sorumluluğumu da katarak söylüyorum. İktidardayken kimsenin işine gelmez ancak muhalefete düşüldüğü vakit itiraz edilir. Zaten Türkiye’nin siyasi açmazlarından en önemlilerinden birisi de budur.

Yine Ankara’nın 31 milletvekili var. 5 milyon civarında seçmen var ve barem olarak 171 oy buna tekabül ediyor. 5 milyon kişinin oy verdiği 23 ilin ise toplamda 53 milletvekili çıkarmaktadır. Bu da yine barem olarak 100 oya karşılık gelir. Yani Ankara’da 71 seçmenin oyu baştan yok sayılmıştır. Buna nasıl milli irade denilebilir?

Seçim ve Siyasi Partiler Kanunlarının değişmesi gerek

Yani seçim sistemi ayrı tartışılmalıdır. Baraj olmalıdır ama kesinlikle % 3’ün üzerinde olmamalıdır. Seçim Kanunu’nun ve Siyasi Partiler Kanunu’nun ise değişmesi gerekmektedir. Buna ise kimse yanaşmamaktadır.

TÜRKSOLU: Nasıl bir sistem öneriyorsunuz?

Yaşar Okuyan: Baraj olsa da partilerin mesela İtalya’daki gibi blok halinde seçime girmesine izin verilmelidir. Berlusconi’nin başkanlığındaki 13 parti Zeytindalı Koalisyonu adıyla onun karşısında ise 11 parti başka bir blok olarak seçimlere katılmaktadır.

Önce bloğa, onun altında partilere, onun altında da milletvekillerine oy verilmektedir. Böyle bir seçim sisteminin istikrarı bozması da düşünülemez. Partiler zaten blok içindeki koalisyonla gelmektedir. Hükümet kurulacağı zaman zaten önceden pazarlıklar yapılıp, bir protokolle bakanlıklar bölüşülmüş olacaktır. Halk da bu paylaşımı önceden bilmektedir. Temel ilkeler ve program açıklanmakta, gizli kapaklı bir durum kalmamaktadır. Çıkarılacak kanunlar da önceden taahhüt edilmektedir. Almanya da İtalya gibi yıllardır koalisyonlarla yönetilmektedir ve bir problem yoktur. Türkiye’deki sistem koalisyonu sıkıntıya sokmaktadır.

12 yıl geçmesine rağmen milletvekili dokunulmazlığı ve baraj kalkmadı

Biz Temiz Seçim Platformu olarak seçim sistemini tartışmıyoruz. Bütün partilerin, sivil toplum örgütlerinin ve kamuoyunun ortak bir ağırlık koyması gerekir. Ama Meclis’in çoğunluğu iktidar olduğu için kanunu da onlar çıkartmaktadır. Başbakan % 10 barajını ve milletvekili dokunulmazlığını yasama ile ilgili konuşmalar haricinde üç ay içinde kaldıracağını, seçimlerden bir hafta önce Baykal’la çıktıkları Uğur Dündar’ın programında taahhüt etmişti. Aradan 12 yıl geçmesine rağmen milletvekili dokunulmazlığı kalkmadı. Dört-beş ay önce Başbakan’a bu sorulduğunda; “Bize ne, biz mi getirdik?” diyerek yanıtlamıştır. Oysa Anayasa’yı da bu iktidar getirmemişti ama defalarca değiştirmişti.

Ama şu anda bizim meselemiz bu mevcut seçim sistemi içinde insanların iradesinin yansıtılmadığını düşünmemizdir. Hile, kuşku, istismar durumları karşısında neler yapılmasını önerdiğimizi liste halinde yayınladık.

TÜRKSOLU: Platform olarak neler talep ediyorsunuz?

Yaşar Okuyan: Bir defa, seçimlerin dürüst yapılmasını talep ediyoruz. Bunun önündeki en önemli engel YSK’nın hükümete bağlı konumudur. YSK’nın Anayasanın 79. maddesindeki teminatı ortadan kaldırılmıştır. Bu maddede seçim kararı alındığında İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı ve Ulaştırma Bakanının istifa etmesi öngörülür. Bunun anlamı seçimin daha sağlıklı geçmesi için tarafsız bakanlar tarafından yürütülmesidir. Burada da müsteşarlar atanarak yine iktidara göre davranılmaktadır fakat en azından Anayasa’da böyle bir hassasiyet olduğu açıktır. Aynı maddenin ilk fıkrasında “bütün seçim işleri, düzenleme vs. yargının görevidir ve YSK’nın işidir” der. 2011 Seçimlerine gidilirken torba yasadan bir yasa geçirilmiştir. Orada seçmen listelerinin tanzimi YSK’dan alınarak İçişleri Bakanlığı’na bağlı Nüfus ve Vatandaşlık İdaresi Genel Müdürlüğü’ne verdiler. Bu ise Anayasa’nın ilgili maddesine tamamen aykırıydı. CHP bunu Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. Üzerinden en az üç sene geçti. Biz beş-altı ay önce Anayasa Mahkemesi’ni heyet olarak ziyaret ettik. Bunu Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılınç’ın da dikkatine sunduk. Verdiği “yoğunluk” cevabı herhalde kendisini de tatmin etmemiştir. “Ne yoğunluğu seçim geldi” dedik.

Bir de Liberal Demokrat Parti’nin takibini yaptığı başka bir uygulama var. Seçmen listeleriyle ilgili 2011 seçimlerinden sonra LDP, YSK’ya resmi bir yazı yazdı. Bu yazıda “2011’de fazladan bastırılan 19 milyon oy pusulası neden basıldı?” diye sordu. Kamuoyuna 52 milyon seçmen olduğu açıklanmıştı. Buna dört yıldır hâlâ tatmin edici bir cevap gelmiş değil. Gelen cevapta; eksiklik olursa kapatılması için olduğu söyleniyordu. Fakat bu “Neden 19 milyon?” sorusunun yanıtı değildi. Bu seçimler için YSK’nın bir buçuk ay önce aldığı kararda % 5 fazla basılması istendi. Bu normal bir orandır. Ortalama bir sandıkta 300 seçmen vardır. % 5’i 15 kişi yapar ve bu da fazladan basılmak için uygundur. Yırtılma, kırılma vs. olabilir. Ama 19 milyon rakamında büyük bir problem var.

2011’de neden 19 milyon fazla oy pusulası bastırıldı?

TÜRKSOLU: 19 milyon çok büyük bir rakam…

Yaşar Okuyan: LDP, fazladan basılan 19 milyonun yanında oy kullanmayan 7,5 milyon seçmen olduğuna dikkat çekti. “O zaman bu ikisinin toplamı olan yaklaşım 26 milyon oy pusulası nerede?” diye soruldu. YSK’dan gelen cevap çok manidardı: “Bu pusulalar seçim sonuçları Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonra iki sene il ve ilçe seçim kurullarında muhafaza edilir. İki yılın sonunda Ankara’ya getirilir ve SEKA’ya gönderilir. SEKA satıldığı için bunları Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’ne teslim ettik.” İş yine dönüp dolaşıp Başbakanlığa bağlı bir kuruma gelmişti. Yine LDP, Başbakanlık Devlet Aarşivleri Genel Müdürlüğü’ne bilgi edinme yasası kapsamında müracaat etti. Onlar da “Bu sorunun cevabını veremeyeceklerini, YSK’dan sorulması gerektiğini” söylediler. YSK ise hâlâ cevap vermemiştir.

Anayasa’nın 79. maddesi üç bakanı bile değiştirir bir taraftan. “Tüm süreç YSK’ya aittir” diyor. Listelerin tanzimi İçişleri Bakanlığı’na bağlı kuruma verilmiştir. Kullanılmış ve kullanılmamış oy pusulaları da Başbakanlık Devlet Arşivleri’ne verilmiştir. Bunlar hep şüphe uyandırmaktadır.

2011 seçimlerinde YSK oy pusulaları ve zarflar için ihale açtı. Bir firma ihaleyi kazandı. Eski birimle 10 trilyon liraya anlaşıldı. Başka bir firma da usulsüzlük iddiasıyla itiraz etti. Ben o dönemde o firmayla konuştum. Gazetelere de bunun üzerinde durmaları için ricalarda bulundum. İtiraz üzerine idari mahkeme ihaleyi iptal etti. Dört gün sonra tekrar ihaleye çıkıldı ve yine ilahi bir tesadüf eseri aynı firma aldı! Fakat bu sefere 10 trilyon yerine 890 milyara aldı.

O zaman gazeteler bunu ele alırken “AKP yandaşı firmaya nasıl bu kadar ayrı iki fiyatla verilebilir?” diye yazdı. Maliyeti de benim matbaacı arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarıyla en az 6,5-7 trilyondu. Yani gazeteler AKP’li firmaya iltimas yapılması noktasından ele aldılar. Ben ise işin başka bir tarafı olduğunu düşünüyordum. Aynı firmanın neden fiyatı bu kadar düşürerek almayı kabul ettiğinin sorgulanması gerekliydi…

TÜRKSOLU: Yani bu kadar büyük bir zararı göze alarak neden girmişti?

Yaşar Okuyan: LDP ise bu sefer kaç pusula basıldığını sordu. Onlar da yanılıp rakam verdiler ve 19 milyon fazla basıldığı anlaşılmış oldu. Yine baskılar başladı. Gazeteler haber veriyor. Mesela Adana bölgesinin ihalesini yine AKP yanlısı firma almış. İnsanın aklına 2011’deki olay gelince AKP’li firmaları kayırmak ve menfaat sağlamanın ötesinde başka bir şeylerin döndüğü geliyor. O matbaadan % 5 fazla bastırıldığına nasıl emin olabiliriz? Mesela % 25 fazla bastırılmadığını nereden bilebiliriz?

Oy pusulalarına numara verilmeliydi

Bunları önlemek için biz şöyle bir öneri getirdik: Seçmen kâğıtlarına, oy pusulalarına Ankara 06, Çankaya 06-01, Keçiören 06-02 gibi kodlar verelim. Yine mahallelere de benzer şekilde kodlar verilsin. Bir numara da sandık için verelim. Bu kadar teknolojinin ilerlediği bir ortamda bu zor bir şey değildi. Yine bu seçimde de kullanılmamış oylar yakılırken ya da yol kenarlarında bulunacak. Demek ki burada o fazla basılan oyların takası var.

Tabii ki ihtimal olarak söylüyoruz: Eğer niyet kötüyse, aynı matbaadan basılmış bir kâğıtta AKP’ye aynı mühür basılır. Bir apartman sorumlusuna verilir ve hatırını kırmayacak kişilere bunları vermesi istenir. Bu kişiye oy başına 100-200 lira teklif edilir. Dağıttığı kişilerden de boş pusulaları toplaması istenir. Bu turnike sistemi denilen ve daha önceden de defalarca uygulanmış bir yöntemdir. Hâlbuki pusulalara numaralar konulsa bunu denk getirmek çok zorlaşacaktır. Tamamen bitirmese bile asgariye indirecektir. Fakat bu tekliflerimizin hiçbirisinin üzerine gidilmedi.

TÜRKSOLU: Peki parmak boyama ya da sayım yapılırken sokağa çıkma yasağı ilkellik midir yoksa zorunluluk mu?

Yaşar Okuyan: Mademki 5-6 milyon arasındaki bir nüfus Türkiye’de tartışma konusudur, yine bir Pazar günü evlerimize kapanalım. En son 2010’da böyle bir sayım yapılmıştı. Bu sefer farklı olarak iki kamu görevlisinin yanında Meclis’te grubu bulunan partilerden de temsilciler bulunsun. Çünkü kamu görevlilerine de güvenmek artık kolay değildir. Kamu görevlisi paralel devletten mi, Tayyip devletinden mi, PKK’nın adamı mı bilemeyiz… Yani öncelikle bu 5-6 milyonluk şüpheyi ortadan kaldıralım dedik ama buna katiyen yanaşmadılar. Bir kere pürüz sıfırlandıktan sonra yıllık doğum, ölüm oranları, seçmen sayısındaki artış oranları bellidir.

Muhalefet partileri eğitimli adamlarını sandık başına göndermelidir

Bugün seçimlere bu kadar az zaman kalmışken bunların yapılması istenilse bile mümkün olmayacaktır. Şu an yapılabilecek olan mümkün olduğu kadar muhalefet partilerinin öncelikle eğitimli adamlarını sandık başına göndermesidir. Her sandık kurulu altı kişiden müteşekkildir. Bir kamu görevlisi –genellikle öğretmen- beş tane de o il ve ilçede önceki seçimlerde en fazla oy almış partinin temsilcileri olur. Fakat önemli olan partilerin oraya gönderdikleri kişilerin ne yapacaklarını bilmeleridir.

Bir diğer şey; eğer oy kullanma sabah sekizde başlıyorsa, bir saat önce yani tam saat yedide sandık kurulunun orada hazır olmasıdır. Kanun çok açıktır: Bir dakika geç kalınırsa başkan tutanak tutar ve orada kim varsa, genellikle de AKP fazla adam bulunduruyor, gelmeyenlerin yerine onları yazar. Ayrıca sandıklara müşahit bulunmalıdır. Özellikle Temiz Seçim Platformu olarak bunun çağrısını yapıyoruz. “İlçendeki herhangi bir partiden müşahitlik kartı al” diyoruz. Müşahitlik kartı alanların sandık mahallinde durma hakkı vardır. Bunun için parti üyesi olmaya gerek yoktur.

Bu seçimlerde gençler en azından büyük şehirlerde % 30 fazla oranda bu şekilde müşahit olacaklardır. Bu önemlidir çünkü sandık başındaki bir usulsüzlüğü engelleyecektir. Sandığa oy vermeye giden insanlara bir baskı varsa hemen polise bildirilebilir. Mesela CHP “güya” Ankara’da her okula bir avukat yönlendirecekmiş. Fakat listeye yazmak başka, insanları oraya götürebilmek başka şeydir. Tabii ki bunlar partilerin görevidir.

TÜRKSOLU: Platform bu dönem için ne gibi çalışmalar yapıyor?

Yaşar Okuyan: Ben şahsen son iki ay içerisinde 30 civarında ile gittim. Oralarda halka anlatıyoruz, basına açıklamalar yapıyoruz, eğer bir sivil toplum örgütü tarafından davet edildiysek onun toplantısına katılıyoruz. Önümüzdeki on-on beş gün içinde de en az on-on iki ile gideceğim. Ankara’nın ilçelerini dolaşıyorum bir taraftan. İstanbul’da dört-beş gün kalıp oranın ilçelerini de dolaşacağız. İzmir, Antalya programlarımız da var.

Oyunu mutlaka kullan, oy kullanmayanlar AKP’ye oy vermiş olur

İki çağrımız var. Birincisi mutlaka ama mutlaka oyunu kullan. “Hiçbir partiyi beğenmiyorum” diyerek oy kullanmayanlar AKP’ye oy vermiş olur. 2011 seçimlerinde kullanılan ve geçerli olan oyların % 49.7’sini AKP aldı. Bu seçmenin % 49.7’si değildi. 2011 seçimlerinde oy kullanmayan 7.534.000 seçmen var. Bunların içinde AKP’ye oy verecek olan binde bir değildir. AKP ölüyü, diriyi bile getirip oy kullandırdı. Bunların hepsi muhaliftir. Onlar kime olursa olsun oy kullansalardı reelde seçmen bazında AKP’nin 2011’de aldığı oy % 36.4’tü. Yani gerçekte AKP, söylediği gibi iki seçmenden birin değil üç seçmenden birinin oyunu almıştır.

Bir araştırma yaptırdık. Beş-altı tane soru soruldu. 2011’de oy kullandınız mı? “Kullanmadım” diyenlere neden kullanmadığı soruldu. Seçeneklerde; “İl dışındaydım, yurtdışındaydım, hastaydım” şıkları vardı. Bir diğer seçenek “Siyasetle ilgilenmiyorum” idi. Bir başkası da “Hiçbir partiyi beğenmediğim için kullanmadım” olarak konuldu. Bu son iki şıkkın toplamı % 81’di. Bu % 81’e ise bir soru daha soruldu. “Önümüzdeki seçimde oy kullanmayı düşünüyor musunuz?” denildi. Bu % 81’in % 84’ü bu sefer oy kullanacağını söyledi. Bunlara da bir soru daha soruldu: “Bir önceki seçimde vermediniz, bu seçimde ne gerekçeyle oyunuzu kullanacaksınız?” Bunun seçenekleri de “Yeni bir partinin seçime katılması, oy vermeyi düşündüğüm partinin genel başkanının performansını beğeniyorum, seçim vaatleri beni etkiledi” gibi şıklardı. En son şık ise “İktidardaki partinin değişmesi için oy kullanacağım” idi. % 90.2’si bu seçeneği işaretledi. Bu çok ciddi bir olgudur.

TÜRKSOLU: Yani kimin geleceğinden çok kimin gideceği mi önemli oldu bu gruptaki seçmen açısından?

Yaşar Okuyan: Ben kamuoyu araştırma şirketlerine bu olguyu ilettim. Bildiğiniz gibi bunların bir kısmı kamuoyunu şekillendirmekle uğraşır fakat içlerinden iyi niyetli olanları “Biz bu açıdan bakmamıştık” dediler. İstanbul’da AKP ile ikinci parti olan CHP arasında 483.000 oy farkı var. Bu farkı düşünürsek ve bunu oy kullanmayan 1.485.000 seçmenle kıyasladığımızda önemli bir sonuca varırız. Bunun üçte biri bile oy kullanırsa -ki kullanacaktır- büyük kısmı oyunu CHP’ye verecektir. Bunu da CHP’yi ya da adayını beğenmesinden çok iktidar değişikliği için yapacaktır. Bununla dahi aradaki fark kapanmaktadır.

Bu durum bu seçimin en kilit noktasıdır. Partiler bile bu durumun farkında değil… Seçimin sonuçlarını etkileyebilecek bir diğer kritik nokta da stratejik oy kullanımıdır.

TÜRKSOLU: Muhalif seçmen nasıl bir strateji izlemeli?

O ilde AKP’nin karşısında hangi aday güçlüyse ona oy verilmelidir

Yaşar Okuyan: Hangi ilde AKP’nin karşısında hangi muhalif aday güçlüyse ona oy verilecektir. Bu belediye başkanlığı için olacaktır. Ama isteyen belediye meclisinde kendi partisine de verebilecektir. Isparta’da MHP’ye verilmelidir çünkü MHP, CHP’nin önündedir. CHP’li seçmen belediye meclisinde yine CHP’ye vermelidir. Antalya’da ise tam tersi yapılmalı, MHP’nin seçmeni büyükşehirde CHP’ye versin, alt belediyede kendine güveniyorsa kendi partisine versin, belediye meclisinde de yine kendi partisine versin…

Bir senedir bu çağrıyı yapmaktayız ve çabalarımızın önemli bir katkı sağladığını düşünüyorum. Yapılan araştırmalar da bu eğilimin oluştuğunu göstermektedir. Ağustos ayında bir araştırma şirketi, özel bir “stratejik oy verme davranışı” araştırması yapmıştır. Sorulanlardan “Kendinizi aşağıdaki siyasi kimliklerin hangisi ya da hangileriyle tanımlamayı uygun bulursunuz?” çok önemlidir. Cevaplar; “% 24.1 Atatürkçü, % 15 milliyetçi, %8.7 dindar-muhafazakar, % 8.6 demokrat, % 8.2 sosyal demokrat, % 4.9 geleneksel muhafazakar, % 2.9 siyasal İslamcı, % 2.7 Kemalist, % 2.2 ulusalcı, % 2.2 sosyalist, % 1.8 ülkücü, % 1.2 liberal, % 0.9 Kürt milliyetçisi, diğerleri % 1.1, hiçbirisi % 3.8, cevap vermeyen de 11.8” çıkmıştır. Atatürkçü, milliyetçi, ülkücü, Kemalist, ulusalcı tanımlarının hepsinin topladığınızda % 56 çıkmaktadır. Bu önemli bir sonuçtur.

Bir soru da şudur: “Önümüzdeki seçimlerde farklı partilere oy verebilir misiniz?” AKP’ye verenlerin % 31.6’sı “verebilirim” demiştir. CHP’ye oy verenlerin% 63.7’si, MHP’ye oy verenlerin % 70.8’i yine değiştirebileceğini söylemiştir. Bu seçmenin MHP ve CHP’nin politikalarından memnun olmadığı şeklinde de yorumlanabilir. Bu da doğru bir yorumdur ama esas önemli çıkarım bu seçimde CHP ve MHP seçmeninin stratejik oy vermeye hazır olduğudur.

Muhalif seçmen stratejik oy kullanacak, AKP il ve ilçelerin çoğunu kaybedecek

Kısacası AKP muhalifi partilerin seçmenlerin, ilin ve ilçenin durumuna göre hangi parti daha öndeyse stratejik olarak ona oy vereceği ortaya çıkmaktadır. Bu strateji uygulanacaktır ve bunun sonucu olarak çok büyük ihtimalle AKP 30 büyükşehrin ancak yarısını alabilecektir. Hatta 12 ya da 13’te kalması da mümkündür. Köylerin oy kullanacak olması ve buralarda CHP ve MHP’nin zayıf durumu AKP’yi biraz rahatlatmaktadır. Ama il ve ilçe belediyelerinin çoğunda AKP kaybedecektir.

TÜRKSOLU: Yani kamuoyundaki “AKP seçim kaybetmez” algısı doğru değil diyebilir miyiz?

Yaşar Okuyan: Bu seçimlerde ilk defa “AKP gidiyor, kaybediyor, Ankara’da kaybediyor, İstanbul’da yenilebilir, oyları düşüyor” algısı gündeme gelmiş durumda. Başbakan üç ay önce il başkanları ile yaptığı toplantıda oy oranlarının % 51-52 dolaylarında olduğunu söylemişti. Evvelki hafta Beşir Atalay % 50 rakamını verdi. Geçen hafta ise bazı genel başkan yardımcıları % 44-46 gibi rakamlardan bahsetmeye başladılar. Başbakan ise “Bunu genel seçimlerle mukayese etmek yanlıştır, % 38.9’un bir oy fazlası bizim için başarıdır” sözlerini ağzından kaçırdı.

AKP % 40’ın altına % 100 inecek…

AKP % 40’ın altına % 100 ihtimalle inecektir. Benim kanaatim büyük ihtimalle % 35’in biraz altında kalacağıdır. Üç büyük şehirden İzmir’de şansı zaten hiç yoktur. Ankara ve İstanbul’dan birini kaybetmesi ve oyunun da % 35’in altına inmesi halinde iş tamamen değişecektir. Şu anda bile Tayyip Erdoğan zaten Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyamayacaktır. Bunu ilk kez söylemiyorum. İki sene önce de ifade etmiştim bunu. Seçilemeyecek de demiyorum adaylığını bile koyamayacak diyorum. Geçen Cumhurbaşkanlığı seçimi zamanında ben Hür Parti’nin genel başkanıydım. Benim bu iddialı çıkışımı Sözcü gazetesi “Hür Parti Liderinden iddialı çıkış” diyerek manşetten vermişti. Ve yine aday olamamıştı.

Bu seçimlerin en olası sonucu AKP’nin % 35’in altına inmesi ve üç büyük şehirden ikisinde kaybetmesidir. Geçen hafta itibariyle Mansur Yavaş, üç ayrı araştırmanın sonuçlarına göre AKP’nin 0.8 puan önüne geçmiş bulunuyor. İstanbul’da da % 19’dan % 1.8’e inen farkın kamuoyu araştırmalarına yansımasa da kapandığını düşünüyorum. Bunun sebebinin geçen seçimlerde sandığa gitmeyenlerin bu sefer gidecek ve iktidarın değişmesi için oy kullanacak olmalarına bağlıyorum. Hele internet yasağı, bir çocuğun ölümü, ortamın gerilmesinden sonra bu tablonun daha da değişeceğini düşünüyorum. Bu arada şunu da belirteyim ki bu bahsettiğimiz kesimin % 64’ü 18-35 yaş arasındaki insanlar. Bunlar “Tayyip Erdoğan gitsin” mantığıyla oy kullanacaklar. Dikkat ederseniz “AKP gitsin diyorlar” demiyorum. AKP bir partidir, yarın yönetimi değişebilir. Ama Tayyip Erdoğan, başka bir şeydir.

Bu seçimlerde bir tarafta Türkiye, demokrasi, ulus devlet diğer tarafta Tayyip Erdoğan var

12 Eylül döneminde Kenan Evren’in anayasasına bir beladan kurtulmak için % 92.8 oy veren millet dört ay sonra seçimde onun kurdurduğu ve oy verin dediği partiyi üçüncü parti yapmıştı. Bu seçimlerin bir tarafında Türkiye var. Demokrasi, insan hakları, özgürlükler, ulus devlet ve cumhuriyetin bütün değerleri var. Öbür tarafta ise AKP değil Recep Tayyip Erdoğan var…

TÜRKSOLU: Seçimlerde hile yapılma ihtimalini bu sefer nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yaşar Okuyan: Muhakkak yapılacaktır. İktidar partisi, Başbakan, bakanlar, başbakan yardımcıları, Melih Gökçek o akşam olay çıkacağını, sandıkların kaçırılacağını söylemekteler… Aslında kendi yapacaklarını anlatıyorlar. Elimizdeki sonuçlarla tutanaklar aynı değilse YSK’ya itiraz edeceklerini söylüyorlar. O zaman aklımıza şu geliyor: Geçen seçimlerde bir grupla beraberlerdi ve onlarla beraber tüm bunları organize etmişlerdi. Şimdi o grubun olmamasından mı tedirginlik duymaktalar?

TÜRKSOLU: Peki, Cemaat’in etkisi nedir? Daha doğrusu ne kadardır?

Cemaat’in etkisini Başbakan’ın konuşmalarından anlıyoruz

Yaşar Okuyan: Elimizde Cemaat’le ilgili bir veri yok. Ama siyasetle ilgili birçok insanın ve benim de kanaatim Türkiye çapında yaklaşık % 3 civarında oylarının olduğudur. Ama etkileme alanları % 12’den % 20’ye kadar çıkabilecek durumdadır. Bu alanın gerçekten etkili olduğunu Başbakan’ın konuşmalarından anlıyoruz. Her gün Cemaat’e küfretmektedir. “30 Mart’tan sonra bunların inlerine gireceğiz” demektedir. Yani aslında ortada hukuk yoktur. Hükümet olarak sen suçu tayin edemezsin ki. Savcı var… Ergenekon ve Balyoz’da olduğu gibi tertip mi hazırlanacak 30 Mart’tan sonra? Sahte delillerle bu defa da Cemaat’in mi üstüne gidilecektir?

Cemaat için “Ne istediler de vermedik?” diyen kendisidir. Fethullah Gülen bu örgütün lideriyse, kendisi de eş başkanıdır. Fethullah Gülen’i ve Cemaat’i Tayyip Erdoğan’ın ağzına almaması gerek. Onlara suçlama yöneltmesi kadar komik bir durum olamaz. Birlikte yürüdünüz, birlikte ıslandınız; birlikte yediniz içtiniz… Şimdi öküz öldü ortaklık bozuldu! Yapılan tüm suçlamaların ortak sorumlusu ve böyle bir örgüt varsa onun eş başkanı Tayyip Erdoğan’dır…

TÜRKSOLU: Son olarak; AKP merkez sağ kökenli seçmeni ne kadar süre daha tutabilir? Bu anlamda merkez sağda yeni bir yapılanma gündeme gelebilir mi?

Yaşar Okuyan: Merkez sağ denildiğinde akla 2002 ve öncesi itibariyle ANAP ve DYP gelir. Bunların seçmenleri buharlaşmadı. Benim de içerisinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak görev yaptığım 57. Hükümet döneminde Türkiye çok talihsiz bir dönemden geçmişti. Biz hükümete geldik, iki ay sonra 17 Ağustos’ta yüzyılın en büyük depremi oldu. Sadece o depremde 18.864 vatandaşımızı kaybettik. 54.350 civarında vatandaşımız yaralandı. 252 bin ev hasar gördü. Bunun da 51 bini ağır hasarlıydı. Marmara bölgesi Türkiye’nin sanayi üretiminin % 64’ünü yapmaktaydı. Burada 20-21 milyon insan yaşıyordu. Aylarca tedirginlik sürdükten hemen sonra 12 Kasım’da Düzce Depremi oldu. Bütün bunlar arka arkaya gelmişti. Bunların ekonomik maliyeti 18 milyar dolardı. Tam bunları atlatmaya çalışırken önce Rusya’daki kriz Türkiye’yi vurdu arkasından da Brezilya’dan bir kriz dalgası daha geldi. Ekonomik sistem tamamen çöktü. İşsizlik arttı. O dönemde alınan tedbirler sayesinde bankacılık ve sigortacılık sistemlerindeki kriz Türkiye’ye yansımamıştır.

Bu riskleri aldık ama tasfiye olarak da bedelini ödedik. O dönemde BDDK’yı özerk bir kurum olarak kurduk. Merkez Bankası’nı özerk hale getirdik. Fakat biz tasfiye olduk. 2002 seçimlerine katılım çok düşük olmuştu. AKP % 35 civarında bir oy almıştı ama parlamentonun üçte ikisini kaplamıştı. Daha sonraki seçimde ANAP ve DYP tamamen silinince seçmen, CHP ve MHP’yi yakın bulmadığı için AKP’ye gitti.

Bugün gelinen noktada merkez sağ olarak değerlendirdiğimiz kitle arayış içinde. Merkez sağda bir partinin kuruluşu beklentisi içinde olanlar da tabii ki var. Parti kurmak tabii ki finansla da içinde bulunulan şartlarla da ilgilidir. Biz de daha önce Hür Parti’yi kurduk ama tasfiye ettik. Parti kurmak kolaydır ama devamı kolay değildir.

Yerel seçimlerin hemen ardından Cumhurbaşkanlığı seçimi geliyor. Belki de bu seçim genel seçimle de birleştirilecektir. Şu anda bu ortamda yeni bir parti kurmak bir maceradır. Daha sonraki süreç tartışılır. Merkez sağda ANAP gibi bir partinin varlığı AKP’nin ciddi anlamda bölünmesi demek olacaktır. MHP ve CHP genel merkezleri ise merkez sağ olarak tanımladığımız bu insanları AKP’den çekebilecek eylem ve söylemi düzgün bir strateji olarak ortaya koyarlarsa AKP’den bir kısım seçmenin kopacağı görülecektir.

Kılıçdaroğlu ilk kez ezber bozan bir strateji izledi

Bu seçimlerde MHP’nin oyları % 20’lere çıkabilir. MHP’nin Bartın, Kastamonu ve Adana’da kazanma şansı çok yüksek. CHP’nin de Hatay’da kazanma şansı aynı şekilde çok artmıştır. Kılıçdaroğlu ilk kez bu seçimlerde ezber bozan bir stratejiyi yanlışları ve doğrularıyla izledi. İki tane kritik adayı koydu: Ankara’da MHP’nin bir önceki seçimdeki adayını, Hatay gibi son dönem Suriye meselesi dolayısıyla karışık bir durumda olan Hatay’da AKP’nin Belediye Başkanını aday gösterdi. CHP Sünni ve milliyetçi kökenli bir aday göstererek kazanma noktasına gelmiştir Hatay’da. Bu iki adayın milliyetçi muhafazakâr kökenli kişilerden seçilmiş olması da merkez sağ seçmeni ciddi şekilde etkileyecektir. Bunların bir kısmına CHP tatmin edici gelecektir, bir kısmına da MHP…

TÜRKSOLU: Çok teşekkür ederiz. Tüm bu analizlere sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Yaşar Okuyan:Bunların dışında en önemli mesele de Cumhurbaşkanlığıdır. Cumhurbaşkanlığı makamına Tayyip Erdoğan aday bile olamayacak. Abdullah Gül’ü bile koysa seçilemeyecektir. Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne Atatürkçülüğü, milliyetçiliği, muhafazakâr değerlere sahipliği tartışmasız, bölücülüğe çok kesin karşı olan bir siyasetçi oturacaktır. Bu yüzden bu seçimlerin sonuçları önemlidir…

Bu seçimlerle bu iş demokratik bir şekilde, sandıkta bitecektir. Türkiye’nin önü açılacaktır.



Bu yazı

create counter
kez okundu.



Türk Solu'nun facebook sayfasını beğendiniz mi?



Türk Solu'nun twitter sayfasını takip ediyor musunuz?

 

YAZARLAR
Gökçe Fırat Gökçe Fırat
Fatih’in İstanbul’undan Tayyip’in İstanbul’una…
Gökçe Fırat Gökçe Fırat
Lavrov’un köpekleri
Oylar BÖlünmesin Türkiye Bölünmesin!.. Oylar Bölünmesin Türkiye Bölünmesin!..
Ali Özsoy Ali Özsoy
'Tayyip’e hayır' referandumu
line
İsmail Bostancıoğlu İsmail Bostancıoğlu
ANAP da bir anda çökmüştü

line
Yaşar Okuyan Yaşar Okuyan
Seçimlerde bir tarafta Türkiye,
diğer tarafta Tayyip Erdoğan var

Nur Bostancıoğlu Nur Bostancıoğlu
AKP göndere ancak PKK bayrağı çeker
line
Gökhan Gürgan Gökhan Gürgan
İstanbul kurdu, tescilli kurnaz
line
Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan

Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan
Yerel seçimde son durum ne?

line
Ünal Yaltırık Ünal Yaltırık
Arsen Lüpen’ler
line
Murat Haydaroğlu Murat Haydaroğlu
Ceza ver sana
line
Eser Özaltındere Eser Özaltındere
Ergenekon davasında bir kahraman:
Albay Levent Göktaş
line
Şener Üşümezsoy Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
Rusya ve Avrupa’nın Ukrayna’daki
kaya gazı savaşı
line
Ahsen Batur D. Ahsen Batur
Türklerde dokuz
line
Ali Rıza Safa Ali Rıza Safa
İslamcılık değil; 'Dincilik!'
line
Okan İşbecer Okan İşbecer
Tayyip'in tapeleri (Volume 3)
line
Kuzey Fırat Kuzey Fırat
Haftanın Özeti

line
Serap Yeşiltuna Serap Yeşiltuna
Türk’ün gerçek 'eşitlik, kardeşlik
ve hürriyet' Bayramı: Nevruz
line
Genç Türk GENÇ TÜRK
30 Mart akşamına davet
line
Unutulmaz Kapaklar Unutulmaz Kapaklar
Sayı 146: Gargamel'e oy yok!

line
Kanlı mı Gidecek Kansız mı? Geçtiğimiz Sayı
Bebek katilleri

21.01.2014'ten itibaren Türksolu'nun toplam ziyaretçi sayısı:

click tracking
© 2014 Tüm hakları saklıdır. [email protected]