• Cumartesi, Haziran 23, 2018

5. yıldönümünde Gezi ruhunu anlamak: Taksim’de Kutsal İsyan

erkan
Erkan Karaarslan
Haziran13/ 2018

Gezi şehitlerinin aziz hatıralarına saygıyla…

Zincirlerini kıran bir halk!
Gezi Parkı direnişi Mayıs 2013’te; AKP Hükümetinin, mahkeme kararını tanımayarak Gezi Parkı’nı yıkmaya çalışmasının ardından başlamıştı. Çok kısa sürede Gezi Parkı’nda toplanan on binlerce direnişçinin sayısı an be an arttı ve çok kısa sürede milyonlarca kişinin katılımıyla Türk siyasi tarihinin en kitlesel protesto eylemine dönüştü. İstanbul’da başlayan eylem tüm Türkiye’ye sıçradı ve ülkenin her köşesinde destek eylemleri başladı.
Eylemler başladığında, İleri Yayınları olarak hem direnişin aktif biçimde yer almış hem de “Ulusalcı Gözüyle Gezi Direnişi: Taksim’de Kutsal İsyan” kitabını basarak tarihe önemli bir not düşmüştük. “Taksim’de Kutsal İsyan”, 5 farklı bölümden oluşuyor. İlk bölüm Gezi direnişinin önderlerinden Türk Solu Gazetesi Başyazarı Gökçe Fırat’ın yazılarından oluşuyor. İkinci ve üçüncü bölümde yine direnişe aktif biçimde katılmış Türk Solu yazarları Ali Özsoy, Kaya Ataberk, Serap Yeşiltuna, Özgür Erdem ve Hazar Arısoy’un değerlendirmeleri yer alıyor. Dördüncü bölüm ise, direnişin çarpıcı fotoğraflarından oluşan bir albüm.
Elbette böylesine bir Gezi kitabına karşı, AKP hükümeti sessiz kalmadı ve Gökçe Fırat’a kitapta yer alan bir yazıdan dolayı dava açıldı. Son bölümde ise beraatle biten davada Gökçe Fırat’ın verdiği çarpıcı mahkeme savunmasını bulabilirsiniz.
“Her yer Taksim, her yer direniş!”
Gezi direnişinden sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Yerleşik siyaset alışkanlıkları ve biçimi tamamen silindi. Direniş günleri herkes açısından bir okul oldu. Senelerce evlerinde oturan insanlar sokaklara çıkmayı, mücadele etmeyi ve dayanışmayı öğrendi. Toplumsal vicdan ayağa kalktı.
Gökçe Fırat’ın ifadesiyle “Sokak, başka bir Türkiye olduğu gerçeğini, en yakıcı biçimiyle ortaya koydu.” Artık eski sosyolojik kalıpların bir geçerliliği yoktu. Direnişin ekseni sınıfsal tabakalaşma değil kitlelerin özlemini duyduğu “özgürlük” kavramı oldu.
Böylesine bir ortamda “En politik denilen partiler, sendikalar ve örgütler sessizliğe gömülürken, bugüne kadar hep aşağılanan futbol taraftarları sokakta politik talepleri seslendiriyorlardı.”
Gezi’nin yarattığı yeni eylemci tipi
Artık yeni bir eylemci tipi ortaya çıkıyordu. AKP’nin iktidara gelişiyle birlikte “Türkiye, nispeten zenginleşen, orta sınıfı güçlenen, zengini çoğalan bir ülkeye dönüşmüştü.” Yeni iktisadi düzenin ürünü olan bu eylemci kitlesi, kendi parasını kazanabilen, meslek sahibi olan ve AKP iktidarının ekonomik düzenine doğrudan bağımlı olmayan bir kitleydi.
AKP’nin günlük yaşantıya bu derece yoğun biçimde müdahale etmesi, toplumsal katmanlarda “özgürlüklerin kısıtlanması” endişesine yol açtı. “Hükümet, vatandaşın sadece parkını elinden almak istemiyor, hükümet vatandaşın kendisini özgür hissettiği her alanı işgal etmek, halkı eve hapsetmek istiyordu!”
Ekonomik özgürlüğünü sağlamış orta ve üst kesim bu süreci fark etti, kabul etmedi ve direndi. AKP’nin ele geçiremediği tüm kesimlerin ortak bir mücadele alanı haline geldi Gezi direnişi…
Gezi direnişi, hem iktidara hem de muhalefete verilen bir mesajdı
Gezi eylemcisi, yarattığı yeni metotla sadece iktidara değil aynı zamanda eskimiş bir muhalefet anlayışına da mesaj veriyordu. “Eylem, siyasi partiler sisteminin yüzde onluk barajına, siyasi partilerin oligarşik yapısına, siyasi partilerin dış bağlantılarına karşı bir bypass hamlesidir. Şu anda halk, sokakta sistemi ameliyat masasına yatırmış, onu iyileştirmeye çalışmaktadır.”
Gökçe Fırat, henüz eylemler devam ederken, yeni sürecin “çok partili sistemden iki partili sisteme doğru dönüşeceğini” söyleyerek çarpıcı bir öngörüde bulunmuş. Nitekim, bugün geldiğimiz noktada iki partili sistem söz konusu olmasa bile, seçimler için yapılan ittifaklar iki farklı kutup doğurmuştur. Siyaset, bu iki kutup üzerinden şekillenmektedir. AKP iktidarının seçim kararı alırken hesap etmediği nokta muhalefetin birleşmesi olmuş; bu birleşme oyunu bozmuştur. Bu ittifakın temelinde de Gezi’de ortaya çıkan ortak değerler ve dayanışma duygusu vardır.
Gezi’nin ideolojisi: Ulusalcılık
Elbette her eylem süreci gibi, Gezi’de de ön plana çıkan belirgin bir ideoloji ve semboller vardır. Gezi’nin sembolü de üzerinde Atatürk resmi olan Türk bayrağıdır. Bu ise ulusalcılığın simgesidir. Öylesine güçlü bir simgedir ki bu; geçmişten beri ulusalcılığa ve Atatürk’e uzak durmuş sol kesimler bile, halkın bağrında var olan doğal Atatürk sevgisiyle tanışmışlardır.
“Eski şablonlar yıkılır, eski küskünlükler ve kutuplaşmalar ortadan kalkarken, birleştirici iki simge kalmıştır elde: Türk Bayrağı ve Atatürk. Türk toplumu, bayrak ve Atatürk etrafında dirilmiştir.” Böylelikle Atatürkçülük düzen koruyuculuğundan, farklı bileşenleri de etrafında toparlayabilen dinamik bir muhalif akıma dönüşmüştür.
Gezi’de Türk kültürü yeniden dirildi
Gezi direnişi sayesinde AKP iktidarıyla birlikte körelen toplumsal vicdan yeniden ayaklanmış, iktidarın unutturmak için çaba harcadığı büyük bir kültürel hafıza da açığa çıkmıştır. “Orantısız zeka”nın kökeni Nasreddin Hoca’nın mizah anlayışından, barikattaki direniş ruhu Pir Sultan’dan, eylemin içindeki umut Nâzım’dan gelmektedir.
Gezi direnişi; “O nedenle, sadece Türk ulusalcılığının siyasi bir şahlanışı değil, Türk kültürel değerlerinin yeniden dirilişidir. Gezi Parkı’nda Pir Sultan vardır, Ömer Hayyam vardır, Nasreddin Hoca vardır, Neyzen vardır, Nâzım Hikmet vardır ve hepsi Türk bayrağının altındadır. Hepsi öz be öz Türk’tür.”
Gezi’de AKP provokasyonu
AKP iktidarı, Gezi’deki büyük toplumsal direnişi kıramayacağını anladığında, Gezi’nin arkasında “dış güçlerin olduğu” ve “marjinal terör gruplarının Taksim’i işgal ettiği” propagandasını yapmaya başladı. Oysa bu söylem, Gezi’ye katılma cesaretini gösteren herkesin rahatlıkla gördüğü büyük bir yalandı. “Marjinal denilen gruplar, Taksim meydanında günlerce toplanan, toplamı 5 milyonu bulan devasa insan denizinin içinde küçük bir damlaydı ve asıl görevleri de Tayyip Erdoğan’ın kullanması için malzeme vermekti.”
Provokatör denilen marjinaller bizzat iktidarın emriyle hareket ettiler ancak milyonlarca Türk bayrağı ve Atatürk resminin arasında silinip gittiler. Kaldı ki dönemin BDP’si olayların “hükümete karşı bir darbe girişimi” olduğunu söylüyor ve “ulusalcılarla yan yana gelmelerinin mümkün olmadığını” belirterek, AKP ile aynı dili kullanıyordu.
“Taksim’de Kutsal İsyan” kitabı sadece Gezi’ye ilişkin bir analiz değil, aynı zamanda “Yeni Türkiye”nin insan tipini, siyaset anlayışını ve mücadele güzergahını ortaya koyan önemli bir kaynak. 16 senelik bir fetret döneminden sonra aydınlık bir Türkiye’yi tekrar inşa edecek kadrolar da Gezi direnişinden çıkacak. Gezi’den sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!

NOT: Tanıtım için göndereceğiniz kitaplarınızı, Menekşeli Sok. No:16 Levent, Beşiktaş/İstanbul adresine kargolayabilirsiniz. (e-posta: [email protected])


Bu yazı 24 kez okundu.

Erkan Karaarslan
SON EKLENENLER