• Salı, Aralık 12, 2017

8 Mart’ı kutlamak için “Türk Kültürünün Kadın Kahramanları”nı okuyun…

ozgurerdem
Özgür Erdem
Mart13/ 2017

Bir 8 Mart akşamı yazıyorum bu yazıyı… Başyazarımız Gökçe Fırat’ın ta Silivri’den atıp da tüm Türk kadınının duyduğu çığlıkta söylediği gibi:
“Cumhuriyet sahipsiz değildir, kadınlara güvenin.
Türk kadını bir anneanne, bir anne, bir abla, bir kardeş, bir sevgili, bir eş, bir arkadaş, bir yoldaş olarak yanımızdadır.
Erkeği erkek yapan da, toprağı vatan yapan da, dünyayı cennet yapan da kadınlardır.
Ne mutlu bize ki, Türk kadını gibi dünyanın en mükemmel varlığına sahibiz.”
Bir 8 Mart akşamı, karmakarışık duygularla bu sözü düşünüyorum. Gökçe Fırat’ın her cümlesi, hele hele Silivri’den gönderdiği her mesaj özenle seçilmiştir. Bir cümlede ciltlerce kitabın vereceği yoğunluğu bulabilirsiniz…
Tabii anlamak isteyene…
***
Ne güzel özetlemiş Gökçe Fırat: “Erkeği erkek yapan da, toprağı vatan yapan da, dünyayı cennet yapan da kadınlardır.”
Bu sözün derinliğinde fersah fersah kaybolurken elim Serap Yeşiltuna’nın son kitabına gidiyor: “Türk Kültürünün Kadın Kahramanları”…
Aslında gündem yoğun. Bir yandan referandum, bir yandan ekonomik kriz, bir yandan yeni dış politika rezaletleri… Aslında yazmayı düşündüğüm pek çok konu varken, hepsini bir kenara bırakıp Serap’ın son kitabına bakıyorum.
Önce utanıyorum, kitap çıkalı 5 ay olmuş. Baskı tarihi Kasım 2016. “Niye bugüne kadar tanıtmadım ki?” Mahcup mahcup soruyorum kendime…
Ama kitabın kapağında ilk göze çarpan Zübeyde Ana, gülümsüyor yıllar öncesinden… Bir milleti kurtaran evladı doğurmuş olmanın gururuyla…
Evet Zübeyde Ana… Haklısın… Hiçbir şey için geç değil…
Ve sanki Sevim Abla göz kırpıyor bana yine kapaktan… Her zamanki güler yüzü ve bitmek bilmeyen enerjisiyle…
Bir cesaret, açıyorum kapağı…
Daha önce okudum elbet. Ama layıkıyla tanıtacaksak, 8 Mart’ı bu kitapla kutlayacaksak, ikinci bir okuma hiç de fena olmaz değil mi…
***
Kitap, adı üstünde, Türk kültürünün kadın kahramanlarını anlatıyor. “Kadın kahraman” denilince genellikle akla Kurtuluş Savaşı’nın kadın kahramanları gelir… Şerife Bacı… Halide Onbaşı (Halide Edip)… Kara Fatma… Nene Hatun (aslında 93 Harbi’nde savaşmıştır, ama öyle anonimleşmiştir ki, onun da Mustafa Kemal saflarında çarpıştığını sanırız)…
Cepheye mermi taşıyan kadın gelir aklımıza, “kadın kahraman” denince…
Ancak Serap Yeşiltuna, mükemmel bir ters köşe yapıyor okuru daha kitabın adıyla ve konusuyla…
Ve Türk kadınının sadece cephede ya da cephe gerisinde değil, Türk kültüründe de kahramanlıklarıyla destan yazdığını “erkek egemen” suratımıza çarpıyor…
***
“Türk kültürü”nün “kadın kahramanı” denince aklınıza sadece kadın edebiyatçılar gelmesin. Bir hata da öyle yaparsınız çünkü…
“Kültür” geniş bir kavram. Türk’ü Türk yapan öncelikle kültürü değil midir?
Serap Yeşiltuna, “Türk Kültürünün Kadın Kahramanları”nda aslında bizleri bir millet yapan, Türk milleti yapan değerlerimizi hatırlatıyor ve bu değerlerin kadın kahramanlarından örnekler veriyor.
İlk akla gelen elbette Zübeyde Ana. Öyle bir evlat yetiştirmiş ki, sayesinde Türk milleti yok olmaktan kurtulmuş.
Ve sonra Celile Hanım. Oğlu Nâzım Hikmet için açlık grevi yapmış dev yürekli ana… Kitapta öyküsünü okudukça onunla birlikte Galata Köprüsü’ne çıkıp bildiri dağıtasınız gelir…
Ve elbette Sevim Tural. Gökçe Fırat’ın cefakâr annesi… Silivri kapılarında adalet peşinde… Bütün basın özgürlüğü eylemlerinde en önde… Meclis kulislerinden mahkeme koridorlarına soluksuz bir mücadele… Gazete gazete, televizyon televizyon dolaşarak oğluna nasıl sahip çıktığını, nasıl analık yaptığını okuyorsunuz…
Sonra birkaç bin kilometre öteye götürüyor Serap Yeşiltuna sizi: Doğu Türkistan’a. Çin zulmünde esaret altında yaşayan Uygur Türklerinin kahraman kadın lideri Rabia Kadir’in zindanlardan sürgüne uzanan mücadelesini okuyorsunuz… Daha doğrusu birlikte yaşıyorsunuz…
Sonra “Dersim’in dağları”na gidiyorsunuz. At sırtında… Sıdıka Avar öğretmenin feodalizmin kapkaranlığında kız çocuklarını okutmak için verdiği mücadeleye şahit oluyorsunuz… At sırtında…
Ardından Afet İnan’la birlikte karış karış geziyorsunuz Anadolu’yu. Tarihimizi araştırıyorsunuz… Batımerkezci tarih tezlerine karşı Avrupa’larda verdiği akademik mücadeleyi öğreniyorsunuz…
Atatürk’ün manevi kızıydı Afet İnan. Kahramandı. Diğer bir manevi kızı ise bir başka kahraman: Sabiha Gökçen… Serap Yeşiltuna’nın kitabında Sabiha Gökçen’in sadece Türkiye’de değil, dünyada nasıl “ilk”ler gerçekleştirdiğini okuyup havalimanına boşuna isminin verilmediğini anlıyorsunuz…
Sadece onlar mı…
İlklerin kadınlarını, kadınların ilklerini okuyorsunuz.
Mesela Semiha Berksoy: İlk kadın opera sanatçımız…
Süreyya Ağaoğlu: İlk kadın avukatımız…
Bir kadın için “ilk” olmanın ne kadar zor olduğunu, onların öyküleriyle fark ediyorsunuz…
Sonra Sevinç Çokum ve Emine Işınsu’nun kalemi olup Türk romanının kadın yazarlarının dünyasına giriyorsunuz…
Azerin’le “Türk dünyasının sesi” oluyor, Bahriye Üçok ile aydınlanma savaşının ön cephesine koşturuyorsunuz…
***
Her biri kendi hayatında büyük mücadeleler vermiş, büyük zaferler elde etmiş, büyük başarılar kazanmış “kadın kahraman”lar bunlar…
Binlerce, on binlerce Türk kızına ufuk vermişler… Örnek olmuşlar… Öncülük etmişler…
“İlk” kadın avukat olmasa, bugün binlerce kadın avukatımız olabilir miydi?
Afet İnan başarılı bir tarihçi olmasa bugün on binlerce kadın akademisyenimiz olabilir miydi?
Bugün kadın pilotlarımız, kadın subaylarımız varsa bu en çok Sabiha Gökçen sayesinde değil midir?
Sıdıka Avar, “kız çocuk da okur muymuş” sığlığında boğulan örümcek beyinlerle mücadele etmese bu kadar kadın öğretmenimiz, milyonlarca başarılı kız öğrencimiz olabilir miydi?
Serap Yeşiltuna işte son kitabıyla unuttuklarımızı tekrar hatırlatıyor.
Evet, unuttuklarımız…
2017 Türkiye’sinde, hayatın içinde milyonlarca kadının yer alması, kendi işinde, kendi alanında en ön saflarda yer almaları kimseyi rehavete sürüklemesin… “Türk kültürünün kadın kahramanları”nı okuyup hatırlamamız gereken bir dönemde yaşıyoruz. Çünkü “Türk kadınının yeri evinde çocuğunun yanıdır” zihniyeti iktidar olmuş, Cumhuriyet’le birlikte hayatın her alanında hak ettiği yeri almayı başarmış kadınlarımız yine sindirilmek isteniyor.
Bakın, erkeklerin bunu anlaması zor, ama durumun vehametini Serap Yeşiltuna’nın önsözünden taşan çığlıklarından görebilirsiniz:
“Bu kitap yazılmaya başlandığı günlerde Özgecan Aslan cinayetiyle sarsılmıştık ve pek çok kadın ve ana gibi ben de günlerce gözyaşı dökmüştüm. Bitme aşamasına geldiği bu günlerde ise ‘tekmelenen şortlu kız’ Ayşegül Terzi davası saldırganının serbest kalışını konuşuyoruz. Biliyoruz ki tekmelenen Türk kadınının onuru, serbest kalansa taciz, tecavüz, cinayet ve saldırganlık!”
Düşünebiliyor musunuz güzelim Türkiye’mizin geldiği noktayı… Bir kadın yazar yıllar süren araştırmaları sonucunda “Türk kültürünün kadın kahramanları”nı kaleme alıyor. Ve kitabının önsözüne bu cümlelerle başlıyor. Kadın cinayetlerinden yakınıyor, tacizden, tecavüzden bahsediyor…
Serap Yeşiltuna’nın “Türk Kültürünün Kadın Kahramanları” sadece bir tarih gezintisi değil, biraz da “nereden nereye geldik” kitabıdır.
Manevi kızlarını dönemin en “erkek egemen” kurumlarında, Ordu’da ve akademik dünyada bir yerlere gelmeleri için teşvik eden Atatürk’e bakın… Bir de kadını tekrar eve hapsetmeye çalışan zihniyete…
“Türk Kültürünün Kadın Kahramanları”, biraz da Türk kadınını özgürleştiren, tekrar ayağa kalkması için teşvik eden Atatürk’e saygı için okunması gereken bir kitap. Atatürk’ün dediği gibi: “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.”
***
Alın Serap Yeşiltuna’nın kitabını, okuyun, “kahraman Türk kadını”nın Cumhuriyet döneminde “omuzlar üzerinde” hak ettiği gibi nasıl “göklere yükseldiği”ne şahit olun…
Olsun, 8 Mart’ta olsun, “senede bir gün” olsun…
Zaten bir günde okuyuverirsiniz… Öyle sürükleyici, öyle rahat okunur bir kitap.
Bir sonraki 8 Mart’ı beklemeyin, geç olsun güç olmasın, alın, okuyun, Türk kültürünün bir kahramanı da siz olun.


Bu yazı 109 kez okundu.

Özgür Erdem
SON EKLENENLER