Arama: 
09.05.2005/Sayı:81
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Türkiye
Ekonomi
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye Nedret Ebcim

“Ben sporcunun
zeki, çevik ve aynı zamanda
ahlaklısını severim”

Türk futbolunun iki büyük edebi ve ezeli takımları Fenerbahçe ile Galatasaray önce 11 Mayıs 2005 tarihinde Türkiye Kupası Finali’nde ve daha sonra 22 Mayıs 2005 tarihinde ise neredeyse 2004-2005 Türkiye Ligi şampiyonluğunu belirleyecek maçta karşı karşıya gelecekler... Balkan Harbi’nde, Çanakkale’de ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda cephede yanyana düşmana karşı savaşmış bu ülkenin evlatları, maalesef günümüzde birbirlerine karşı adeta bir düşman gibi davranmaktadırlar. Atatürk’ün çocuklarına yakışmayan bu düşmanlık sessiz çoğunluğu derinden etkilemektedir...

1905 yılında kurulan Galatasaray ile 1907 yılında kurulan Fenerbahçe günümüze kadar yaptıkları mücadelelerinde Türk Futbol Tarihi’nin önemli kulüpleri olmuşlardır. Galatasaray takımının kurulmasındaki en büyük amaç “İngilizler gibi toplu müdaafa, toplu hücum ederek Türk olmayan takımları yenmek”di. 1999-2000 sezonunda Avrupa’nın bütün devlerini dize getirip UEFA kupasını kazanan Galatasaray aynı yıl dünyanın gelmiş-geçmiş en önemli kulubü olan İspanyol Real Madrit’i de Süper Kupa Finali’nde 2-1 yenerek bu kupayı da müzesine getirmişti.

Fenerbahçe de özellikle Kurtuluş Savaşı’nda işgal gücü takımlarını bir bir yeniyordu. Ama özellikle 1923 yılında işgal güçlerinin dünyanın çeşitli ülkelerinden futbolcular getirip aylarca da bunları hazırladıktan sonra “General Harrington Kupası”nda Fenerbahçe’yi yenmeyi arzuluyorlardı. Fenerbahçe o günlerin kasvetli havasında büyük bir onur ve haysiyet mücadelesi vererek emperyalist İngiliz karmasını 2-1 mağlup ediyordu. İşte bu tarihten itibaren de Fenerliler halk tarafından kahraman ilan edilip çok sevilmişlerdi.

İki takımın oyuncuları vatanları ve bayrakları için beraberce çarpıştıkları cephelerde ya şehit ya gazi olmuşlardı. Fenerbahçeli futbolcu Arif Bey 1919 yılında şehit olmuştu. Havacı Üsteğmen Zeki Bey 1922 yılında ülkesi için canını veriyordu. Galatasaraylı sporcular da Balkan Savaşları’nda ve Çanakkale’de şehitler vermişlerdi. Galatasaray’lı Fuat Bey gönüllü olarak katıldığı Balkan Harbi’nde şehit olmuştu. Galatasaray kulüp binasının bulunduğu yere ismini veren Hasan Galip Bey de Galatasaray’ın şehit olan diğer futbolcusuydu. Fenerbahçeliler’in ve Galatasaraylılar’ın çeşitli cephelerde şehit olmuş sporcuların sadece bir kaç tanesinin ismiydi.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk her iki kulübe de alaka yakın göstermişti. Atatürk, 1918 yılında Fenerbahçe Kulübü’nü ziyaret edip şeref defterine şunları yazmıştı:

“Fenerbahçe Kulübü’nün her tarafta mazhar-ı takdir olmuş bulunan asar-ı mezhahisini işitmiş ve bu kulübe ziyaret ve erbab-ı himmetimi tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası ancak bugün müyeser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayt ile mübahiyim.

03-05-1918.

Ordu Kumandanı Mustafa Kemal”.

Büyük Atatürk Galatasaray Kulübü’nü de çeşitli defalar ziyaret etmiş ve 1930 yılında ise imzalı bir fotoğrafını kulübe vermişti.

Kulüpleri kulüp yapan sadece aldıkları kupalar, madalyalar değildir. Forma aşkı, mücadele azmi ve sporun ruhuna en çok uyan centilmenlik anlayışıdır kulüpleri kulüp yapan... Fenerbahçe-Galatasaray mücadeleleri hep heyecanlı ve çekişmeli geçmiştir. Biz burada hangi takım daha çok yendi veya hangi takım daha çok gol attı gibi istatistik bilgilerine girmek istemiyoruz. Zaten kulüp sevgisinde eğer bu istatistikler tek başına geçerli olsaydı herkez en fazla başarılı olan takımı tutardı.

Ancak vahşi kapitalizmin sadece maddi çıkara dayanan, bitmez tükenmez para hırsı da sporu spor olmaktan çıkarmıştır. Bunda da en büyük pay kulüplerin yöneticilerinindir. Özellikle ülkemizde son yıllarda çeşitli takımlarımızın başkan veyahut yönetim kurulu üyelikleri sadece paraları-pulları nedeniyle kulüp yönetimlerinde yer almışlardır.

Altyapısı olmayan ve sportmenlik ruhundan uzak bu kişiler bazı medyadaki sözde gazeteciler aracılığıyla taraftarlar arasına inanılmaz bir düşmanlık tohumu atmışlardır. Atatürk’ün çocuklarına yakışmayan kavgalı, dövüşlü, küfürlü anlayış öyle bir hale gelmiştir ki taraftarlar birbirlerini yaralayıp hatta öldürmektedirler. Bu çok üzücü bir durumdur.

Vahşi kapitalizm tarafından körüklenen bu para, mevkii, şöhret hırsı bu işten hiç bir kârı olmayan takımlarını gönülden destekleyen taraftarları birbirine sokmuştur. Takımlar arasındaki mücadele artık öyle bir hale gelmiştir ki, ulusumuz için en kutsal sayılan değerler bile ayaklar altına alınmıştır.

Son olarak iki büyük kulübümüzün maç öncesindeki İstiklal Marşı’mızın okunması sırasında bir kulübün taraftarları diğer kulübün başkanına en ağır küfürler ederek durumun nerelere kadar geldiği konusunda fikir vermişlerdir. Ülkemiz senelerce yapay nedenlerden dolayı çeşitli kamplara ayrılmıştı. Binlerce insanımız ya sakat kaldı ya da ölmüştü. Son dönemlerde futbol sahalarında görülen anarşizm, kitleleri birbirine sokma kuşatma altına alınmak istenen ülkemiz için çok tehlikeli bir boyuta gelmiştir...

Önümüzde iki kritik Fenerbahçe-Galatasaray maçı bulunmaktadır. Dileğimiz iki güzide takımımızın yapacakları maçların kardeşçe ve centilmence devam etmesi ve hak edenin kazanması, tribünde bulunan seyircilerin de hiç bir şelikde provoke olmadan kendi takımlarını centilmence desteklemesidir.

Ayrıca iki takımımızın taraftarı da kendi takımlarının bayrakları dışında, Türk bayrakları ile de maça gelmeleri, bizi bölmek isteyen, parçalamak isteyen emperyalistlere de böylece vereceğimiz güzel bir yanıt olacaktır.

Atatürk’ün çocuklarına da zaten en yakışan da budur...