• Çarşamba, Ekim 18, 2017

AB’ye girecekmişiz

ergun
Ergün Poyraz
Ağustos01/ 2017

AB, AET adıyla Roma’da 25 Mart 1957’de kurulduğunda altı üyeye sahipti. 1959 yılında önce Yunanistan, ardından Türkiye üye olmak için başvurdu. 1 Ocak 1973’te, İngiltere, Danimarka ve İrlanda ile birinci genişleme süreci başladı ve üye sayısı dokuz oldu. Yunanistan’ın 1981’de kabul edilen üyeliği ile ikinci genişleme süreci tamamlandı.
1986’da, İspanya ve Portekiz ile üçüncü, 1 Ocak 1995 tarihinde de Avusturya, İsveç ve Finlandiya’nın AB’ye katılımıyla dördüncü genişleme süreci yaşandı.
Bu arada Doğu Almanya ile Batı Almanya’nın arasındaki Berlin Duvarı’nın 9 Kasım 1989’da yıkılmasının ardından 3 Ekim 1990 yılında iki Almanya birleşince Doğu Almanya de facto birlik üyesi olmuştu…
1 Mayıs 2004’de beşinci, büyümenin ilk dalgası Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Estonya, Slovak Cumhuriyeti, Letonya, Litvanya, Güney Kıbrıs ve Malta ile gerçekleşirken, 1 Ocak 2007’de 2. dalgası Bulgaristan ve Romanya’nın AB’ye katılımıyla hayat buluyordu.
1 Temmuz 2013’te Hırvatistan’ın katılımıyla AB’ye üye ülke sayısı 28’e yükseliyordu…
2013 yılına geldiğimizde, AB’ye üye ülke sayısı 28 olurken, 8. üye olmak üzere 31 Temmuz 1959 yılında başvuran ve Birlik kapısına varan Türkiye, aradan geçen 54 yıla rağmen kapıdan içeri baktırılmıyordu. Oysa Türkiye’nin müracaatının ardından Kıbrıs Rum’unun dandik devleti dahil 21 ülke AB’ye alınmış, Türkiye’ye ise bekleme odasında hep “bugün git yarın gel” denilmişti.
AB’ye girmek için AB’nin karar organlarından Avrupa Parlamentosu’nun aldığı kararlara harfiyen uymak, AB’ye katılmanın “olmazsa olmaz” koşullarındandı. Bu talep ve emirlerden birini bile yerine getirmezseniz, AB’yi rüyanızda bile göremezsiniz.
AB’de önemli söz sahibi olan ülkelerden Almanya’nın Başbakanlarından Helmut Schmidt; “Türkiye’ye adaylık statüsü verilmesi hatadır… Hatta Sevr Anlaşması’nın imzalanmış olmasına karşın, Türkiye’nin bölünmemiş olması da bir hatadır” diyor, böylece AB ve AB’cilerin hayallerine kurşun atılsa yetişilemeyeceğini birinci elden kanıtlıyordu…
Yıllardan beri “Avrupa Birliği’ne giriyoruz”, “kapısındayız, kenarındayız, kıyısındayız” gibi masallarla avutuluyorduk. Bu yalanları başta politikacılar olmak üzere birçok kesim yüksek sesle dillendiriyordu. Avrupalılar ilk başvurumuzdan bu yana 50 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen bizi AB’nin çevresine bile yanaştırmıyorlardı.
Öyle ki,
AB, Türkiye’yi ne kapıdan içeri alıyor, ne de kapının önünden ayrılmasına izin veriyordu. AB’nin, sürekli olarak sergilediği tutum, Prof. Dr. Erol Manisalı’nın ifadesi ile “Bekleme salonunda sürekli iğfal” di…
Fransa eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard d’ Estaing, Türkiye’nin AB’ye üyeliği hakkında bakın neler diyordu:
“Bugün Avrupa’da hiçbir lider Türkiye’yi AB’nin içinde görmek istemiyor.”
Almanya CDU/CSU Koalisyonu Meclis Gurubu Başkanı Wolfgang Schaeuble de, Türkiye’nin AB üyeliğine şu sözleri ile karşı çıkıyordu:
“Türkiye’ye kesinlikle AB üyesi olamayacağı söylenmelidir. Böylece Türkiye’ye iyilik yapmış oluruz.
AB üyeliği, yalnızca Avrupa-Hıristiyan geleneğine sahip ülkeler için söz konusu olabilir. Müslüman Türkiye ve Asyalı Rusya AB üyesi olamaz. Avrupa Birliği’nin sınırları, Avrupa’nın coğrafi sınırları ile biter…
Türkiye bu yüzden de AB’ye üye olamaz. AB sulandırılarak bir serbest ticaret bölgesi haline getirilemez. Türkiye Avrupalı bir ülke değildir…”
Almanya’nın eski Ankara Büyükelçisi; Dr. Hans Lohain Vergau da Türkiye’nin AB’ye girmesine şu sözlerle karşı çıkanlar safında yer alıyordu:
“Türkiye’nin tam üyeliğinin AB’nin kimliğini büyük ölçüde değiştireceği açıktır. Türkiye hiçbir aday gruba girmemektedir.”
Avrupa Birliği Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Tom Spencer, “Büyük yalan”ın üzerini açıyordu:
“Türklere ileride bir gün Avrupa’nın parçası olacakları yolunda 30 yıldır söz vererek hiç dürüst davranışta bulunmadığımızı düşünüyorum. Çünkü gerçek, AB’nin Türkiye’yi üye olarak kabul etme yolunda hiçbir niyeti olmadığıdır. Türklere gerçek niyetimizi anlatmamız daha dürüst bir davranış olur…”
Fransa Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Francois Loncle de gerçekleri açıklayanlardandı:
“Türkiye ve özellikleri dikkate alınınca Türkiye AB’ye hiçbir zaman giremez…”
AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günter Verhaugen 21 Mart 2002 tarihinde Yunan Parlamentosu’nda şu konuşmayı yapıyordu:
“Türkiye, AB’nin ileri sürdüğü şartları yerine getirmedi. İlerleme var ama yeterli değil, şartlarımız yerine getirilmeden üyelik müzakerelerinin başlaması söz konusu değil. İnsan haklarına saygı ve dini özgürlükler kesinlikle sağlanmalıdır. Biz tek uluslararası kimlikli Kıbrıs istiyoruz. Türkiye’nin; Rum kesiminin AB’ye girmesine ilişkin tehditlerinden etkilenmiyoruz. Bunu açıkça gösterdik. Türkiye bu tür tehditlerin kendisine zarar vereceğini bilmelidir. Bunları yapması kendi üyelik sürecinin önünü keser…”
Alman tarihçi Hans Ulrich Wehler de Türkiye’nin AB’de yeri olmadığını ilan edenler kervanına katılıyordu:
“Türkiye coğrafi konumu, tarihi geçmişi dini, kültürü ve mantalitesinden dolayı Avrupalı değildir. 65 milyon Müslüman Anadolu insanına neden Avrupa’da serbest dolaşım hakkı tanınsın ve AB fonlarından istifade etmelerine izin verilsin?..”
Tüm bu gerçekler ortadayken AKP’lilerin büyük bir çoğunluğu bu “AB’ye gireceğiz” yalanlarını sürdürüyor, insanlarımızı kandırmaya devam ediyordu.
Az önce söyledim; Kıbrıslı Rum’un dandik devleti bile AB’ye katılıyor, TC’nin esamisi okunmuyordu.
2000 yılında çıkan “Misyonerler Arasında 6 Ay” adlı kitabımda hiçbir şekilde AB’ye alınmayacağımızı, Vatikan tarafından yayınlanan ve İtalyan Piskoposlarının gazetesi olan L’Avvanire’nin 3 Ocak 2000 tarihli sayısına dayanarak söylemiştim. Bu yazıyı okuyunca değil 50 sene beklemek 50 tane 50 yıl geçse yine bizi AB’ye almayacakları ortaya çıkıyordu. Okuyalım:
“Müslüman Türkiye’nin AB’ye girmesi kimliğimize gölge düşürür. Bu üyelik yan yana büyüyen Hıristiyan gelenekleri ile şekillenen Avrupa medeniyetlerinin temelindeki ittifakları sarsar.
Unutmamalı ki, ‘Avrupalı fikri’, başlı başına ‘Düşman Türklere’ ve Türkiye’nin başını çektiği İslam dünyasına karşı gelişti. Ankara ile yakın ilişkiler geliştirmeye evet. Ama farklı tarihi ve kültürel gerçekler farklı kalmalıdır.”
İtalyan piskoposların gazetesine göre Avrupalı fikri ne için gelişmiş?
“Düşman Türklere ve Türkiye’nin başını çektiği İslam dünyasına karşı.”
Hâlâ ne diyor bizim çakma Müslümanlar?
“AB bizi kucaklamak için bekliyor. Katolik nikâhı kıyacağız…”


Bu yazı 78 kez okundu.

Ergün Poyraz
SON EKLENENLER