• Pazartesi, Aralık 11, 2017

Açlık grevindeki Semih ve Esra Özakça ile röportaj: Yüksel Direnişi 1 yılı doldurdu “Sadece işimizi geri istiyoruz!”

semih-roportaj
Hazar Arısoy
Kasım21/ 2017

Semih Özakça ve eşi Esra Özakça’yla Yüksel direnişinin birinci yılında görüştük. Yüksel direnişini ve açlık grevini konuştuğumuz Özakça çiftiyle söyleşiyi Genel Yayın Yönetmenimiz Ali Özsoy

Genel Yayın Yönetmenimiz Ali Özsoy, Esra-Semih Özakça ile birlikte.
Genel Yayın Yönetmenimiz Ali Özsoy, Esra-Semih Özakça ile birlikte.

ve yayın kurulu üyemiz Hazar Arısoy gerçekleştirdi.
TÜRK SOLU: Yüksel Direnişi bir yılı doldurdu siz de bugün itibariyle 252 gündür açlık grevindesiniz.
SEMİH ÖZAKÇA: Biz bir irade ortaya koyduk. Nasıl bir iradeydi bu, ekmek mücadelesini savunma yönünde bir irade ortaya koyduk.
Pek çok insan adaletsizliğe uğradı. Halk, yaygınlaşan bir saldırıyla karşı karşıyaydı. Yaygınlaşmış bir saldırının içinde aslında OHAL koşullarında temsili olarak bir direnişin olabileceğini, imkânsız olmadığını, mücadele edebileceğimizi ve bu yolla kazanabileceğimizi göstermek için ve tabi ki işimize geri dönmek için biz en temel hakkımız olan işimizi ekmeğimizi ve onurumuzu savunmak için bu direnişe başladık.
“Karalı olur direnirsen haklarını alırsın”
Başladığımız yer bir sembol haline geldi. Şu anda orada hâlâ direniş devam ediyor. Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı abluka altına alında ve dün çıkan habere göre de heykelin hemen yanına mobil bir karakol kurulmuş. Biz, orada o eylemi yapabilmek için bir sürü bedel ödedik. Gözaltına alındık, dayak yedik, işkence gördük, tutuklama tehditleriyle karşılaştık. Çeşitli yöntemlerle saldırdılar bize. Şöyle söyleyeyim, bir ay iki ay topal gezdiğimiz oldu. Kafamız, gözümüz şişti. Oraya gidebilmek, alana tekrar çıkabilmek için Nuriye Abla ile kol kola yürümeye çalıştığımız oldu. Art arda yapılan bu saldırılarla bizim yılacağımızı düşündüler. Bizi yıldırmak için, o alana tekrar çıkmamamız için her şeyi yaptılar. Kararlı duruşumuzla eylem hakkının da kazanılacağını gösterdik. Oturma hakkımızı kazandık, basın açıklaması yapma hakkımızı kazandık. Astığımız pankartlara müdahale ediyorlardı, o pankartları asma hakkımızı kazandık. İnsanların zihninde bu direniş şunu örmeye başladı: Kararlı olursan, direnirsen haklarını alırsın. OHAL koşullarında da olsan kaç kişi olursan ol direnirsen bu hakları kazanıyorsun. Bu direnişle beraber korkuları, büyük korkuları da yıkmaya başladık. Mesela gözaltı korkusu, terörle mücadeleden gözaltına alınma korkusu, dayak yeme korkusu… Tabi ki bunlar bir direnişin sonucu. Direnmezseniz bunları başaramazsınız. Ama direnirseniz, bir kişi, iki kişi, beş kişi, yüz kişi kaç kişi olursanız olun, nerede olursanız olun başarıyorsunuz.
“Siyasi bir kararla tutuklandık”
Bu direniş bitirilmeye çalışıldı. Neler yaşadığımızı kısaca anlatayım. Önce gözaltılar, ardından tutuklanma tehdidi almaya başladık. Tutuklanmadık. Açlık grevi devam ederken yaygınlaşma ve insanlar tarafından, halk tarafından ve dünya çapında bir destek bulmaya başladı. Medyada olsun, aydın ve sanatçıları harekete geçiren bir pozisyona geldi.
Bundan rahatsız oldular tabi ki. Çünkü yapmak istedikleri, binlerce kişiye yaptıkları gibi işten atmak, sümenaltı edip sanki öyle bir şey yokmuş gibi, “Ben yaptım oldu” algısını insanlara vermek. Ve bu korkuyla yönetmeye çalışacaktı. Bu, bizim direnişimizle başarısız oldu. Sümenaltı edemediler. Bundan çok rahatsızlık duydular. İktidara çok rahatsızlık verdik. Bu nedenle siyası bir kararla tutuklandık.
Mesela benim, memleketim Eskişehir’e gitmem iddianameye suç unsuru olarak konulmuş. Ama Eskişehir’de ne yaptığım yok. 20 günlük bir basın açıklaması, içinde geçen sloganlar, “Emekçiyiz haklıyız kazanacağız”, “İşimizi geri istiyoruz” suç unsuru olarak gösterilmiş.
Bizim tutuklanmamızdaki usulsüzlükten de bahsetmek isterim. Nasıl talimatla tutuklandığımızın açık örneği budur aslında. Daha biz mahkemeye çıkmadan tutuklandığımızın kararı sisteme yazılmış. İki gün öncesinden sisteme “tutuklu” diye girmişiz.
Siyasi şube polisleri tarafından hazırlanmış, savcılığa gitmiş ama ilk savcı adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasını önceden istediğini belirtince bizi tutuklatmak için savcı aramışlar. Tutuklama kararını ancak üçüncü savcıda çıkartabilmişler.
Hapishaneye girdik, pek çok işkence ile karşılaştık. Onları kısaca geçeyim, zaten ülkenin durumu ortada. Hapishaneler de onun yansıması. Dışarıda yaşadığımız baskı ve tehditleri orada da yaşadık. Zorla müdahale tehdidi ile karşılaştık, zorla hastaneye kaldırıldık.
Şu anda Nuriye Abla halen zorla müdahale tehdidi ile karşı karşıya. Sağlık bakanı bugün “Bilinci kapanırsa müdahale ederiz” şeklinde bir beyanda bulunmuş.
Bir tane talebimiz var: Ekmeğimiz

Yayın Kurulu Üyemiz Hazar Arısoy, Esra ve Semih Özakça ile...
Yayın Kurulu Üyemiz Hazar Arısoy, Esra ve Semih Özakça ile…

İnsanlara şunu dayatıyorlar: Biz yaparız. Her şeyin muktediri biziz. Siz de kabul edeceksiniz. Aslında mesele bu. Bu anlayışı her alana yaymaya çalışıyorlar. Zorla müdahale de bu yönde. Oradaki amaç yaşatmak falan değil. Ama şunu da biliyorlar ki burada bizim açımızdan ölüm de olsa, zorla müdahale de olsa onlar bunun altından kalkamaz. Bir çözümsüzlük halinde, yönetememe krizi halindeler. Bunu çözmek için yapabilecekleri bir alternatifleri yok. Saldırmakta başka bir yöntemleri de yok. Şu anda bir bekleyiş halindeler. İşe almadılar. İşe alınınca, işimize ekmeğimize dönünce açlık grevimizi bırakacağız dedik. Başka hiçbir talebimiz yok. Bu çok basit bir talep. Bunu yapmak yerine baskıyla sindirmeye çalışıyorlar. Avukatları tutukluyorlar, destek verenleri gözaltına alarak korkutmaya çalışıyorlar.
Birçok kanaldan baskı uyguluyorlar. “Açlık grevini bıraksınlar, yaparız” diyorlar. Öyle bir durum olamaz. Zaten bir tane talebimiz var. O da en temel ihtiyaç.
Ben kendim için özel bir şey istemiyorum ki. Hayatta kalabilmek için bir şey istiyorum. Biz ekmeği savunacağız, emeği savunacağız. Bizler ilerici, bizler devrimci demokrat öğretmenleriz, eğitimcileriz, kamu emekçileriyiz dedik. Bunu her zaman söyledik. Bildirilerimizde de bu yazıyordu.
Bizim saklayacağımız, pişmanlık duyduğumuz bir şey yok. Eylemlerimizi açıkça ortaya koyduk, dediğimiz de açık. Hiçbir şeyimizi gizlemedik. Katakulliye getirerek üzerimizde oyunlar oynanmaya çalışılıyor.
Örneğin dava sürecinde itirafçılar ortaya çıkıyor ama çelişkili ifadeler veriyor. Aslında iftira atıyor. Bunun hukuki bir dayanağı varmış gibi gösteriliyor ama aslında yok. Ne ülkemizdeki hukukta ne de uluslararası hukukta tanık üzerinden dava yürümez. Ama algıyı yönetmek için medyada hep o tanıklar öne çıkarılıyor. Hukuk böyle bir şey değil. O zaman biz de beş kişi toplanalım Recep Tayyip Erdoğan’a suçlamalarda bulunalım. Kabul edilecek mi? Erdoğan diyor ki “Rıza Zarrab’ı ABD’de itirafçı yapmaya çalışıyorlar”. Madem itirafçı yapmak senin kabul etmediğin bir şey ben niye davaların temel noktasına itirafçıları koyuyorsun?
“Mutlaka biz kazanacağız”
Mesela bizim için yedi dediler, ama hastaneye kaldırdılar. Bunun açıklamasını yapın. Yapamazlar. Birisi bir açıklama yapmış, Nuriye Hoca ve benim için “iyiler” diyor. Sen bizi nerede gördün? Ben senin doktorunu doktor olarak kabul ediyor muyum? Benden kan mı aldın? Benim kilomu mu biliyorsun? Neyim iyi? İnsanlara yalan atıyorlar. Kandırmaya çalışıyorlar. Kendi kitlesini tutabilmek için bunu uyguluyorlar. Bir çıkmazdalar. Ama halkı teslim alamazlar.
Halka boyun eğdiremezler. Biz direneceğiz. Birisi ortaya çıkar. O, Nuriye ve Semih olmaz ve der ki senin yaptığını kabul etmiyorum. Bu tarihte hep böyle olmuştur. Böyle de devam edecek. Mutlaka biz kazanacağız. Mutlaka.


Öğrencilerimi geri istiyorum

Hâlâ bazen bizlere “bir iş için değer mi” diye soranlar oluyor. Biz eğitimciyiz. Biz öğretmeniz. Bu ülkenin öğretmeniyiz ve öğretmenliğin daha farklı bir meslek olduğunu düşünüyorum. Öğretmenlik insana dokunur. Öğretmenlik insanla buluşmak ve onları hammaddesi kabul edip onlarla mutlu olabilen bir meslektir. Herhangi bir memurluk değildir. Herhangi bir meslek değildir. Ben öğretmenliğe duygusal olarak da bağlı bir eğitimciyim. Bu nedenle mesleğim olan öğretmenliği geri istiyorum. Öğrencilerimi istiyorum. Emeğimle geldiğim mesleğim için direniş sergiliyorum. Açlık grevindeyim. Açlığımızın boyutları ve tahribatı çok yüksek. “Bu kadar aç kalınır mı” deniyor. “Bu kadar aç nasıl yaşıyorsunuz” deniyor. Zaten hapishanede kontrol altındaydık. Kafasında soru işareti olan varsa hapishane müdürlüğüne sorabilir.

Bizim aldığımız şeyler belli: su, şeker, bitki çayları ve B1 vitamini alıyoruz. Bizim bu kadar aç kalıp hayatta olmamızın temel nedeni de B1 vitaminidir. Bu vitamin sinir sistemini koruyor. Ama çok kritik bir evredeyiz. Şu anda Nuriye Hoca’nın durumu belli. Numune Hastanesi’nde zorla müdahale tehdidi ile karşı karşıya. Bu aşamada zorla müdahale ile insan sakat kalabilir ya da ölebilir. Bizler işimizi savunmaya devam edeceğiz. Çok basit bir talebimiz var. İlk gün ne diyorsak hâlâ aynı şeyi söylüyoruz: işimizi istiyoruz.


İktidar bile bizi “şirin” buluyorsemihozakca4

TÜRK SOLU: Şu an Türkiye’de en güzel gülen insanlar sizlersiniz. Nedir sizi bu kadar mutlu kılan?

SEMİH ÖZAKÇA: Bu mutluluğumuzun nedenini ben şöyle açıklıyorum: Sabah kalktığımda direnişe uyanıyorum. Direniyoruz ve çok güzel bir şey bu. Haksızlığa karşı direniyoruz ve bunu çok mutlu ediyor. Ve gülesim geliyor.

ESRA ÖZAKÇA: Benim Ayşe Arman’a verdiğim röportaj vardı. Orada da düğün fotoğraflarımız da yayınlanmıştı. Röportaj iki bölümden oluşuyordu. Süleyman Soylu bu röportaj ile ilgili bir tweet attı. “Örgüt üyelerini şirin gösterme çabasını hayretle izliyorum.” Tehditkâr bir ifade ile yazmış bunu. “İzliyorum”, hem o gazeteyi, hem o yazarı tehdit edercesine.

Belki kıskanmıştır bizi. Hani şirin olduğumuzu da kabul ediyor aslında. Şirin bunlar niye çıkartıyorsunuz gazetelere diyor. O konuda yapacak bir şeyimiz yok. Şiriniz.


“Biz halkın içinde, halkın evladıyız; Feyzioğlu’na, sen kimsin! demek gerekir”semihozakca5

 Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu açlık grevcileri Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için tarihe geçecek skandal bir açıklama yaptı. “Açlık grevi yapan kişi, bilincini kaybettiğinde, devletin ona ölmemesini sağlamak için müdahale etme yükümlülüğü var. Kimse benden Nuriye ile Semih’i evlat edinecek bir sempati içinde olmamı beklemesin.”

Bu açıklama Nuriye Gülmen’in sağlık durumunun kritik olduğu bir aşamada yapıldı. Aynı zamanda AKP’li Sağlık Bakanlığı’nın Nuriye Gülmen’in bilinci kapanırsa zorla müdahale edileceğini açıkladıktan bir gün sonra. Oysa açlık grevine zorla müdahalenin kişinin sağlığına ölümcül etkileri olabileceği ve hukuka aykırı olduğu ortada olan bir gerçek.

15 Temmuz’dan sonra “Türkiye’de işkence yok” açıklaması yapan Metin Feyzioğlu’nun şimdi de emekleri için mücadele eden açlık grevcisi Nuriye ve Semih’e tıpkı bir AKP’li gibi müdahale çağrısında bulunması büyük tepki gördü. En sert yanıtı yine Semih Özakça verdi:

“Biliyor ki, sempati duyarsa tutuklanır; empati kurarsa iktidara yaranamaz. Biz halkın içinde, halkın evladıyız; Feyzioğlu’na, sen kimsin! demek gerekir.

Böyle bir beklenti var mı bilmiyorum ama Feyzioğlu’nu baba ilan edecek bir sempati içinde olmamızı kimse beklemesin.”


Bu yazı 199 kez okundu.

Hazar Arısoy
SON EKLENENLER