• Cumartesi, Mayıs 26, 2018

Adalar konusunda 
Lozan yalanları ve gerçekler

ozgur-erdem
Özgür Erdem
Şubat07/ 2018

Lozan dosyası
Tayyip Erdoğan “Lozan’la ilgili dosya hazırlatıyorum” buyurmuş…
Ve şöyle demiş:
“Kılıçdaroğlu’na sorarsan Lozan’da kazandığımızı söyler. Ondan sonra da adaların faturasını AK Parti’ye kesmeye kalkar. Adaları siz verdiniz, siz. Sizin partinizin başında olanlar verdi ve şimdi tarihi dosyaları hazırlatıyorum ve o tarihi dosyaları, Lozan da dahil olmak üzere bunların önüne de milletime de bunları o belgelerle anlatacağız.”
Hazırlattığı dosyada Kadir Mısıroğlu ve Mustafa Armağan gibi Atatürk düşmanı tarih çarpıtıcılarından faydalanacağı açık. Peki ne diyor bu sözde tarihçiler?
Oniki Ada Lozan’da mı verildi?
Bakın Kadir Mısıroğlu Oniki Ada ile ilgili ne diyor:
“Lozan Muahedenamesi’yle Yunanistan’a verilen adalara ilaveten [Limni, Semadirek, Midilli, Sisam, Sakız ve Nikaria- ÖE] bir de İtalyan işgalinde bulunan Oniki Ada’nın Yunanlılara kaptırılması, Türkiye’nin Enez’den Fethiye’ye kadar tespih taneleri gibi dizilmiş irili ufaklı müteaddid ada ile bir stratejik Yunan çemberi içine alınması neticesini doğurmuştur. Bu durum, Türkiye için, son derecede hayati bir tehlike arz etmektedir. Çünkü bir kere gelip geçen bütün Türk hükümetleri, Lozan Muahedenamesi’nin bu adalar üzerindeki hâkimiyet hakkının istimalini tahdid eden hükümlerini hiçbir zaman mer’i kılamamışlardır.
Lozan’da bu adaları talep etmek gerekirken sadece askerlikten tecrid edilmelerinin öne sürüldüğü malumdur. Ancak tuhafı şudur ki, bize verilmeyen adalar hakkında ileri sürülen bu talep, evveliyetle onlar için değil de bize verilenler için kabul edilmiştir. Gerçekten Türkiye’ye bırakılan İmroz ve Bozcaada’dan başka İmralı hariç olmak üzere Marmara Denizi Adaları bile gayr-i askeri bir duruma sokulduğu halde, bu hüküm, her birisi bir düşmana kaptırılmış olan Ege Denizi Adaları’na şamil kılınamamıştır.”
Görüldüğü gibi kelime oyunlarıyla, Oniki Ada’nın Yunanlara Lozan’da kaptırıldığı gibi bir hava yaratılmak isteniyor.
Benzer bir durum Mustafa Armağan’ın yazılarında da vardır:
“Bir harita gösteriyorum gençlere. Ben içinden çıkamadım, sizin zihniniz açıktır, hiç tarih bilmediğinizi varsayarak şu haritaya bakıp cevap verin: Sarı ve bej rengi ile gösterilmiş bu iki devlet savaşmışlar ve biri öbürünü ‘denize dökmüş’. Bu savaşı kimin kazanmış olabileceğini söyleyin.
‘Aaa’ nidası yükseliyor. Ege’den Akdeniz’e kadar kıyılarımızı bir perde gibi kuşatmış burnumuzun dibindeki adaların 500 kilometre uzaktaki Yunanistan’a ait olduğunu hiç bu kadar çıplak müşahede etmemişler anlaşılan. Derken bir gülümseme yayılıyor yüzlerine. Biraz aldatılmışlık hissiyle karışık, ‘Savaşı sanki Yunanlar kazanmış!’ sözleri salonların duvarlarında mahcup bir tınıyla yankılanıyor.
Lozan’ı zafer olarak yutturanlar 12 Ada meselesini de hafızamızdan silmiş oldular. Silinmeseydi hiç olmazsa acısı kalırdı içimizde. O acıyla düşünmeye zorlardık beynimizi, belki bir çıkış noktası bulurduk.”
Şimdi yanıtlayalım:
1. Oniki Ada, Lozan’da Yunanlara bırakılmamıştır. Öncelikle, Lozan’da “o masa”ya oturduğumuzda Oniki Ada elimizde değildi. 1911’de İtalyanlar tarafından işgal edilmiş, 1912 Uşi Antlaşması’yla da İtalyanlara bırakılmıştı. Lozan’da da İtalyanların Oniki Ada’daki egemenliği Türk delegasyonu tarafından kabul edilmiştir.
2. Oniki Ada’nın Yunanlar tarafından silahsızlandırılmasını istemek mümkün değildi, çünkü Oniki Ada zaten Yunanlara bırakılmamıştı! Oniki Ada’nın Yunanlara geçmesi ise İkinci Dünya Savaşı sonrası gerçekleşmiştir. Lozan ile alakası yoktur.
3. Lozan’da Yunanistan’da kalması kabul edilen adalar da vardır. Ancak bunların Yunan egemenliğine geçişi Lozan’da başlamamıştır. Çok daha önce, 1913’te imzalanan Londra ve Atina Antlaşmaları’yla gerçekleşmiştir. Kadir Mısıroğlu’nun iddialarının aksine, Lozan’da 13. maddede Yunanistan’da kalan adaların silahsızlandırılması da açıkça yazılıdır:
“Madde 13: Barışın sürekli olmasını sağlamak amacıyla, Yunan Hükümeti, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya adalarında aşağıdaki tedbirlere uymayı yükümlenir:
A. Bu adalarda hiçbir deniz üssü kurulamayacak, hiçbir istihkâm yapılmayacaktır.
B. Yunan askeri uçaklarının Anadolu kıyısı toprakları üstünde uçmaları yasak olacaktır. Buna karşılık Türk Hükümeti de askeri uçaklarının bu adalar üstünde uçmalarını yasaklayacaktır.
C. Bu adalarda, Yunan askeri kuvvetleri, askerlik hizmetine çağırılmış ve bulundukları yerde eğitilebilecek normal asker sayısından çok olmayacağı gibi, jandarma ve polis kuvvetleri de, bütün Yunan ülkesindeki jandarma ve polis kuvvetlerine orantılı bir sayıda kalacaktır.”
4. Ege’deki Yunan adalarının günümüzde silahlandırılmış olması Lozan’ın bir mirası değil, 1964 Kıbrıs Bunalımı’nın ardından Yunanistan’ın gerçekleştirdiği bir oldubittidir. Lozan’dan 40 yıl sonra gerçekleşmiş ve Türkiye ile Yunanistan arasındaki antlaşmalara, Lozan’a ve genel olarak uluslararası hukuka uymayan bu durumdan dolayı Lozan’ı sorumlu tutmak doğru değildir.
Peki ya Meis?
Bilindiği gibi Meis adası, Antalya’nın Kaş ilçesine sadece 2 kilometre uzaklıkta Yunanistan’a bağlı bir adadır. Ve çok yanlış bir tarih bilgisiyle “Lozan’da verildiği” iddia edilir.
Mustafa Armağan’a göre Meis, Sevr’de bize bırakılmıştı, Lozan’da o bile kurtarılamamıştı! Aktaralım:
“Ufak da olsa bazı yerler, Sevr’de bize bırakıldığı halde Lozan’da elimizden alınmıştır. Mesela Ege’deki, sınırlarımıza 2 km. uzaklıktaki Meis adası Sevr’de bize bırakılmış görünürken, Lozan’da bütün uğraşmalarımıza rağmen kaybedilmiştir.”
Şimdi bu çarpıtma ve yalanları açıklayalım:
1. Atatürk düşmanı sözde “tarihçi”lerin “Sevr bir projeydi” tezlerini daha önce incelemiştik. Sırf Lozan’daki zafer ortaya çıkmasın diye Sevr’i küçümseyen, hatta yok sayan Mustafa Armağan’ın söz konusu Meis adası olunca “Sevr’de bize bırakılmıştı” demesi tutarsızlık değil de nedir?
2. Ancak burada da açık bir yalan var. Meis adası Sevr’de Osmanlı’ya değil İtalyanlara bırakılmıştır. Atatürk düşmanı sözde “tarihçi”ler Sevr’in Türkçe çevirilerini “resmi tarih” diye belki kabul etmeyecektir. Bu yüzden İngilizce metninden ilgili 122. Maddeyi aktaralım:
“Türkiye şimdi İtalya’nın işgali altında bulunan Akdeniz adaları yani: Stampalya, Rodos, Herkit, Kerpe, Kaşot, Piskopis, İncirli, Kalimnos, Loryos, Patmos, Lipsos, Sümbeki ve İstanköy adaları ile bu adalara bağlı öbür adalar ve Kastellorizon üzerindeki bütün haklarından ve kullanma yetkilerinden İtalya lehine olarak vazgeçer.”
Metinde “Kastellorizon” olarak bahsi geçen ada Meis’tir!
3. Atatürk düşmanı sözde “tarihçi”lerin iddia ettiği gibi Sevr’de Meis adası Osmanlı’ya bırakılmış olsaydı bile, Meis 1913 yılından itibaren önce Yunanların, 1915’ten sonra Fransızların, en son da 1921’den itibaren İtalyanların işgali altındaydı. Lozan’da “o masa”ya oturulduğunda ise İtalyan işgali devam etmekteydi. Yani, sadece resmen değil fiilen de Osmanlı’nın elinde değildi.
Meis Adası İkinci Dünya Savaşı sonrası, 7 Mart 1948’de Müttefikler tarafından Yunanistan’a resmen devredilmiştir.
Görüldüğü üzere Meis Lozan’da “verilmemiş”, 1913’te kaybedilmiştir.
4. Lozan’da İnönü liderliğindeki Türk delegasyonu, topraklarımıza çok yakın olduğu için Meis adasının Türkiye’ye devredilmesi için çok gayret sarf etmiştir. Lozan’da Türk karasuları 3 mil olarak belirlenmişti. Meis’in de bu şekilde Türk karasularında yer aldığı için Türkiye’ye devredilmesi gerektiğini savunduk. Ancak adadaki nüfusun çoğunluğunun Rum olduğu ileri sürülerek bu ısrarımız Konferans’ta kabul görmedi.
Cemil Bilsel’in “Lozan” isimli iki ciltlik dev eserinde Meis üzerine tartışmaları özetlediği bölümden aktaralım:
“Londra Konferansı’nın Türkiye’ye geri verilmesini kabul ettiği, İtalya işgalindeki bu küçük ada, konferansın ikinci devresinde epi zorlu bir görüşme yeri oldu.
25 Nisan 1923 oturmasında Horace Rumbold, 8 Mart tarihli mukabil proje ile Türklerin Meis adasını istediğini, (…) 7-8 bin ahalisi hep Hıristiyan olduğundan Türk talebinin neye dayandığı anlaşılamayacağını ileri sürerek teklifi kabul edemeyeceğini söyledi.
İsmet Paşa, Meis adasının Anadolu’nun kıyı suları içinde bulunması ve Türk topraklarını tamamlayan bir yer olması sebebiyle istediğini anlattı. Süfera Konferansı da burasını Türkiye’ye vermişti. (…) İsteği Milli Misak’a da uygundur. Çünkü ada, milli toprakların sınırı içindedir. Bu ada ahalisi, Anadolu halkından ayrı bir soydan olabilir, lâkin ada, Anadolu’yu tamamlayan bir parçasıdır ve Anadolu’nun emniyeti için lâzımdır. Bu ada yabancı devletler işgalinde bulunalı ırkî mahiyeti de değişmiştir.”
Oturumda Türk delegasyonuyla diğerleri arasında karşılıklı görüşler bu şekilde gün boyu ifade edildi. Ancak herhangi bir uzlaşmaya varılamadı. Ancak Türk delegasyonu, 4 Haziran 1923’te, yani artık antlaşmanın imzasına çok yaklaşıldığı bir dönemde, “barış antlaşmasının imzalanmasını geciktirmemek için ‘büyük fedakârlık’ yaparak Meis adasındaki taleplerinden vazgeçtiklerini” bildirdi.
Kıyıdan bakınca, 2 kilometre ötede, yüzme mesafesinde bir adanın Yunan hâkimiyetinde olması elbette çok kabul edilebilir bir durum değildir. Bunu İsmet İnönü de Lozan’da tespit etmiş ve Meis adasını “kıyı emniyeti” açısından ısrarla talep etmişti. Ancak Kapitülasyonlar olsun, İstanbul’un işgalden kurtarılması olsun, Doğu Trakya’nın tamamen kurtarılması olsun, çok daha önemli meselelerde elde edilen kazanımları korumak adına, Meis adasındaki taleplerimizden vazgeçmek zorunda kaldık. Bu anlaşılır bir durumdur. Bu yüzden Meis için “Lozan’da verdik” büyük bir yalandır, en fazla “Lozan’da çok uğraşıldı ama alınamadı” denebilir. 10 yıldır Türk hâkimiyeti dışında kalmış ve nüfus çoğunluğu çoktan yitirilmiş bir adanın alınamaması elbette “hezimet” olarak değerlendirilemez.


Bu yazı 172 kez okundu.

Özgür Erdem
SON EKLENENLER