• Çarşamba, Eylül 20, 2017

Adalet Kurultayı

hazar
Hazar Arısoy
Eylül11/ 2017

Kılıçdaroğlu önderliğinde CHP’nin ve pek çok muhalif yapının katılımıyla gerçekleşen Adalet Yürüyüşü hiç kuşkusuz son dönem Türkiye siyasetinin en önemli eylemlerinden biri oldu. Yıllardır sokaktan uzak kalmakla eleştirilen CHP Ankara-İstanbul arasında 430 kilometrelik yürüyüşü ile dünya tarihinin en büyük sokak eylemini gerçekleştirdi. Adalet Yürüyüşü’nün Türk siyasetindeki dengeleri değiştirdiğini, özellikle zihinlere kazınmış yanlış kalıpları kırdığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Adalet Yürüyüşü kalıpları kırdıadaletkurultayi1
Bu kalıplardan en önemlisi “CHP sokak eylemi yapamaz” algısıydı. Türkiye’nin en köklü partisi olmasına rağmen CHP’nin sokakta başarılı bir eylem yapabileceğine kimse inanmıyordu. CHP elit bir partiydi. Sokakların değil, salonların partisiydi. Bu yüzden tabana inemez, halk ile buluşamazdı. 15 yıldır AKP’nin CHP karşıtlığını inşa ettiği bu tez Adalet Yürüyüşü ile yerle bir oldu. Türkiye sokağa inen, sokağa inmenin ötesinde 25 gün sokakta kalan, vatandaşı ile çay içen yemek yiyen bir CHP ve Kılıçdaroğlu gördü.
Kırılan bir diğer kalıp ise CHP’nin kafasındaki kalıptı. Tabanı ile bağlarının yeterince sağlam olmamasından olsa gerek CHP’de bu eylem öncesinde tabanına karşı bir güvensizlik vardı. Özellikle yürüyüşün ilk günlerinde CHP yönetiminde “Acaba kitle peşimizden gelir mi?” endişesi hakimdi. Bu endişe yürüyüş yol aldıkça yoğun katılımla yok oldu.
Aslında bu yürüyüş birbirinin eylemsel gücüne ve kararlılığına güvenmeyen iki yapının, CHP’nin ve CHP tabanının arasındaki duvarları yıktı.
Adalet Yürüyüşü’nden sonra ne olacak?adaletkurultayi5
Adalet Yürüyüşü ve başarıyla gerçekleşen Adalet Mitingi’nin ardından akıllarda tek bir soru vardı?
Bundan sonra ne olacak? Adalet Yürüyüşü ile yakalanan hava sönecek mi yoksa CHP bu rüzgârı arkasına alıp daha büyük eylemler yapacak mı?
Görünen o ki sokakta sıkça sorulan bu soru CHP içerisinde de soruluyordu. Adalet Yürüyüşü’nün yarattığı eylem havası CHP’ye tabandan büyük bir baskının da ortaya çıkmasına sebep oluyordu. Artık CHP’nin sokaktan uzak kalmak için bir bahanesi yoktu. Taban artık partinin büyük eylemler yapabileceğini görmüştü. Bu eylem çizgisi sürdürülmeli, sokaklar boş bırakılmamalıydı. Uzun zaman sonra yakalanan bu havanın sönümlendirilmesi belki de CHP’nin yakaladığı son fırsatı geri tepmesi demekti.
Diğer taraftan eylem kararı almak da kolay değildi. Yapılacak eylem Adalet Yürüyüşü’nden daha sönük olmamalıydı. Sıradan bir sokak eylemi ya da miting yakalanan havayı yok ederdi.
Adalet Kurultayı 
kararı alındı
CHP’nin nasıl bir eylemle Adalet Yürüyüşü’nün ruhunu diri tutacağı tartışılırken 26-30 Ağustos tarihleri arasında Adalet Kurultayı’nın yapılacağı duyuruldu.
Duyurunun yapılması tartışmaları beraberinde getirdi. CHP’nin Adalet Yürüyüşü’nün ardından mecbur kaldığı için bu kurultayı yaptığı, bu kurultayın bir görev savma etkinliği olduğu, Adalet Yürüyüşü’nün sadece güzel bir anı olarak hafızalarda kalacağı tezleri bolca dile getirildi.
Bizde ise bir heyecan yarattı bu kurultay fikri. Eylemin içeriğini görmeden yorum yapmak pek doğru değil ama hiç olmazsa siyasetin en ölü döneminde CHP, bir eylemle Adalet Yürüyüşü’nün havasını diri tutmaya çalışıyordu. En kötü eylem bile eylemsizlikten iyiydi.
İlk başta Adalet Kurultayı’nın 26-30 Ağustos tarihleri arasında yapılacağı duyuruldu. Bu tarihlerin seçilmesi bile taban için önemli bir mesajdı. 26 Ağustosta -Büyük Taarruz’un ve Malazgirt zaferinin yıldönümünde- başlayıp 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda sonlanması önemliydi. Ayrıca kamp alanı için Çanakkale’deki tarihi yarımadanın seçilmesi tesadüf değildi.
Seçilen tarih birilerini rahatsız etmiş olacak ki Kurultay’ın 30 Ağustos’a kadar yapılmasına izin verilmedi. Bu yüzden 26 Ağustos’ta başlayıp 29 Ağustos’ta biten dört günlük bir kurultay takvimi düzenlendi.
Kocadere kamp alanıadaletkurultayi6
Adalet Kurultayı’nın başlayacağı sabah Çanakkale’den kamp alanına doğru yola çıktık. Kurultay’ın heyecanı yol boyunca bizimleydi. Arabalı vapur ile karşıya geçerken, vapurda bayram havası hakimdi. Aynı hava Eceabat’ta da bizi karşıladı. Eceabat’tan kamp alanına durmadan çalışan servislerle kitle kamp alanına taşınıyordu. İlginin ne kadar yoğun olduğu Eceabat’taki kalabalıktan anlaşılıyordu.
Araba ile 15-20 dakikalık bir yolculukla kamp alanına gelen katılımcıları önce tarihi yarımadanın tarihi mirası sarıyordu. Tarihi atmosfer yapılacak kurultayın misyonunu bir kez daha hatırlatıyordu.
Kurultay için seçilen alan tarihi Gelibolu Yarımadası’nda, Eceabat’ın birkaç kilometre dışında, Kocadere köyüne bağlı geniş bir kamp alanıydı. Kamp alanının girişinde önce Hafıza Sokağı karşılıyordu katılımcıları. Bu sokakta Türkiye yakın tarihinde yaşanan sembol olmuş adaletsizlikler kronolojik bir sırayla hatırlatılıyor katılımcılara.
Hafıza Sokağı’nın karşısında çalıştaylar için ayrılmış alanda çalıştay masaları vardı. Daha ileride ise kimisi yapılacak çeşitli etkinlikler, kimisi ise gelen katılımcıların konaklaması için hazırlanan büyük çadırlar bulunuyordu. Kamp alanının en sonunda ise yemekhane bölümü ve kurultayın anısına, üzerinde katılımcıların adlarının yazılı olduğu tuğlalarla yapılacak olan Adalet Heykeli için ayrılan alan vardı.
Kurultay alanındaki hazırlıklar Adalet Yürüyüşü’nün eylemsel olarak iyi değerlendirildiğini gösteriyordu. Kurulan çadırlar yapılan hazırlıklar ve personelin görev bölümü bu kez daha iyi organize edilmişti.
CHP’nin artık bu tip etkinlikleri daha sık yapacağı izlenimi doğuyordu. Kurultay’ın ilk günü yoğun katılıma bağlı bazı aksaklıklar dışında fazla bir sıkıntı yaşanmadı. Kurultaya katılan kitle de bu aksaklıkları dert edecek bir kitle değildi. Adalet Yürüyüşü’nde bir araya gelen kitle aynı coşkuyu bu kez Adalet Kurultayı’na taşımıştı. Kamp alanında sürekli tanıdık simalarla karşılaşıyor, daha önce Adalet Yürüyüşü’nde tanıştığımız insanlarla selamlaşıyorduk. Bu kitle çok farklı kültürel, siyasal ve sosyoekonomik geri planları olan insanlardan oluşan bir kitleydi. Her birinin birbirinden tamamen farklı bir hikâyesi vardı. Ama hepsinin ortak yönü ülkede yaşanan adaletsizliğe sessiz kalamamalarıydı. Büyük bir kısmının uğradığı bir adaletsizlik de yoktu. Ancak mesele ortada olan adaletsizliğe sessiz kalınamamasıydı.
Özetle oraya gelen insanların ortak özelliği vicdanlarıydı.
Kitlenin vicdanlı ve sağduyulu oluşu kampın genel havasında da hissediliyordu. Bu kadar farklı kesimden insanın olmasına rağmen Kurultay boyunca genele yansıyan herhangi sıkıntılı bir olay yaşanmamasının sebebi de buydu. “Adalet” kavramının yarattığı hoşgörü havası tüm kamp alanında egemendi.
Tarihi yarımadanın mirasına ve şehitlere saygıdan dolayı 4 gün boyunca müzikli hiçbir program yapılmadı. Panel ve çalıştay saatleri dışında da bolca siyasetin konuşulduğu, ülke sorunlarına kafa yorulduğu toplantılar vardı. Toplantıların ve çalıştayların ortak özelliği katılımın geniş ve gevşek tutulmasıydı. Örneğin izlediğiniz bir çalıştayı yarısında kalkıp bir başkasına gidebiliyor, farklı çalıştayları aynı anda takip edebiliyordunuz. Bu serbestliğe rağmen disiplinsiz ve verimsiz geçmiyordu çalıştaylar. Dikkat çeken bir diğer nokta da bu tip toplantılarda genelde hakim olan “kendini ispatlama kaygısının” çok fazla görülmemesiydi. Söz alanlar genellikle sadece konu ile ilgili katkılarını yapıp kendilerini gösterme çabasına girmiyorlardı. Bu bile Türkiye’deki muhalif kitle için başlı başına bir devrimdi.
Kurultay düzeni
Kurultay’da izlenen programdan da kısaca bahsedelim:
Kurultay sabah ve öğle olmak üzere iki bölümden oluşuyordu. 4 gün boyunca sabah saat 10.00’da öğle saat 14.30’da başlayan iki panel düzenlendi. Bu panellerde sırasıyla:
1. Gün: Mahkemede Adalet, Yaşamda Adalet
2. Gün: Seçimde Adalet, İnançta Adalet
3. Gün: Geçimde Adalet, Eğitimde Adalet
4. Gün: Devlette Adalet ve Medyada Adalet konuları işlendi.
Panellerin yapıldığı esnada çalıştay için ayrılmış alanda alanında uzman milletvekillerinin yönetiminde çalıştaylar yapıldı. Her çalıştaya, çalıştaydan sorumlu milletvekileri ve tartışılan konunun uzmanlarının yanı sıra parti yöneticileri ve milletvekilleri de katıldı. Adalet Yürüyüşü sırasında oluşan milletvekili-halk birlikteliği burada da devam etti. Ayrıca kadın sorunlarının ve gençlik sorunlarının tartışıldığı iki ayrı çadırda da gün boyu etkinlikler devam etti. Dört gün boyunca 80’den fazla konu bu çalıştaylarda masaya yatırıldı.
Kemal Kılıçdaroğluadaletkurultayi2
Dört günlük Adalet Kurultayı’nın en çok konuşulan ismi Kemal Kılıçdaroğlu oldu. Adalet Yürüyüşü ile AKP’yi zora sokan Kılıçdaroğlu’nun Kurultay’daki tavrı merakla bekleniyordu. Kurultay başlamadan hemen önce Erdoğan’ın başlattığı “Atlet” polemiği AKP cephesinin hem Yürüyüş’ten hem de Kurultay’dan ne kadar rahatsız olduğunun bir göstergesiydi.
Adalet Yürüyüşü sonrası Erdoğan’ın siyaseti germe çabasına Kılıçdaroğlu’nun vereceği tepki önemliydi. Nitekim Kılıçdaroğlu tıpkı Adalet Yürüyüşü’nde olduğu gibi yine kucaklayıcı bir üslup kullandı. Erdoğan’ın kutuplaştırma tuzağına düşmeyen Kılıçdaroğlu 16 Nisan Referandum kampanyasından beri uyguladığı gerilimden uzak, kazanıcı siyaset stratejisini sürdürdü.
Kurultay Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açılış konuşması ile başladı. Dört gün boyunca tüm panelleri izleyen Kemal Kılıçdaroğlu yine son gün akşamı sonuç bildirgesini okuyan isim oldu.
Kılıçdaroğlu’nu bir yandan çatışmadan uzak bir strateji izlerken bir yandan da kararlı bir duruş sergiliyordu. Aslında bu kararlı duruş yeni değildi. Adalet Yürüyüşü’nden beri daha kendinden emin, daha kararlı bir Kılıçdaroğlu vardı karşımızda. Hem eylemi başarı ile bitirmiş olmanın özgüveni hem de arkasında kitle desteğini somut olarak görmüş olmak Kılıçdaroğlu’nu adeta baştan yarattı.
Adalet Kurultayı’nın ikinci günü sabahı Kılıçdaroğlu önderliğinde Conkbayırı’na yapılan “Şehitlere Saygı Yürüyüşü” Kurultay’ın önemli noktalarından biriydi. Nedense 6 km’lik bu yürüyüş basında “Atlet” polemiği kadar yer almadı.
Kılıçdaroğlu’nun çatışmadan uzak üslubu genel olarak Adalet Kurultayı’nın tamamına hakimdi. Hedef AKP’nin yaratmaya çalıştığı çatışma ortamına girmek değil, ülkenin sorunlarına somut çözüm önerileri sunmaktı.
Bundan sonra ne olacak?
Dördüncü gün akşamı, Kılıçdaroğlu’nun okuduğu sonuç bildirgesi ile Adalet Kurultayı sonlandı.
Arkasında güzel anılar ve dostluklar bırakan bu etkinlik kimilerini memnun ederken kimilerinden de çeşitli eleştiriler aldı. Elbette biz burada “Ulusalcı” kesimlere sızmaya çalışan AKP ajanlarının eleştirilerine cevap vermeyeceğiz. Onlar zaten “Yargının altın dönemini yaşadığını” düşündükleri için yaşanan adaletsizliklerden fazla sıkıntı duymuyorlar.
Bizim için önemli olan tabandan gelen samimi eleştiriler.
İlk önce şunu belirtmekte fayda var, bu kurultaya en ağır eleştirileri getiren kesimler bile meseleyi CHP’nin gerçekleştirdiği bir eylem üzerinden yapıyor. Yani artık çalışan ortaya eylem koyan bir CHP var ve biz tüm eleştirileri artık yapılan eylemin verimi üzerinden yapıyoruz. Yakın geçmişe baktığımız zaman bu bile aslında kat edilen önemli bir mesafe. Yıllardır eylemsizliği ile kapalı kapılar arkasında, salon toplantıları ile eleştirilen CHP artık eylemlerinin yetersizliği ile eleştiriliyor. Bu eleştiriler bir yandan da CHP kitlesinin eyleme ne kadar hazır olduğunun gösteriyor.
Adalet Yürüyüşü’nün ardından Adalet Kurultayı kimilerine daha zayıf bir eylemmiş gibi gelmiş olabilir. Ancak bu iki eylemi kıyaslamamakta fayda var. Adalet Kurultayı CHP’nin yakaladığı güzel havayı örgüt içerisinde değerlendirmek için yapılan bir etkinlik. Buradan tıpkı Adalet Yürüyüşü gibi iktidarı eleştiren ve zor duruma sokan bir sonuç çıkarmak mümkün değil. Ama iktidarla çatışmayan bir eylemle de tabanı kazanma şansınız olmaz. Bu yüzden Adalet Yürüyüşü’nün AKP’de yarattığı hoşnutsuzluk Adalet Kurultayı sırasında oluşmadı. AKP Kurultay’ın sadece CHP’nin kendi kitlesi ile sınırlı kalacağının farkında olduğu için fazla rahatsız olmadı.
Ancak Adalet Yürüyüşü’nde durum böyle değildi. Adalet Yürüyüşü’nde CHP’nin sokağa inmesi, hatta daha önce hiç ayak basmadığı yerlerde, Düzce’de Hendek’te bulunması AKP’yi oldukça rahatsız etmişti. Bu iki örneği yan yana koyduğunuzda bile önümüzdeki dönem için CHP’nin ne yapması gerektiği ortaya çıkıyor. Adalet Kurultayı gibi kendi kitlesini ayakta tutacak etkinlikler faydalı olacaktır ama Adalet Yürüyüşü gibi tabana inen, sokakla buluşan eylemler şart.
Mevcut Türkiye siyasetinde AKP sokakları kendi alanı olarak görüyor ve 15 yıl boyunca tek rahatsız oldukları zaman kitlenin sokağa indiği zamanlar. Buna örnek olarak Cumhuriyet Mitingleri’ni ve Gezi Olayları’nı verebiliriz. Özellikle kitlenin örgütlü bir şekilde sokağa inmesi AKP açısından korkulan senaryo. İşte bu yüzden CHP’nin, AKP’nin korktuğu bu senaryoyu hayata geçirmesi ve siyaseti daha fazla sokağa taşıması şart.
Özellikle 16 Nisan şaibeli referandumu sonrası Meclis’te yapılacak muhalefetin artık hiçbir anlamı yok. Muhalefeti susturmak için Meclis’in sesinin kısılmasını CHP fırsata çevirip daha fazla sokağa inmeli, muhalefetini sokakta vatandaşla birebir yapmalı.
Özellikle Kılıçdaroğlu -tıpkı Adalet Yürüyüşü’ndeki gibi- sorumluluk alıp gerekirse 2019 seçimlerine kadar Türkiye’nin her köşesini gezmelidir.


Adalet, Sizsinizadaletsizsiniz
Adalet Kurultayı’nın belki de en güzel sürprizi kurultayın 3. gecesi Rutkay Aziz ile Taner Barlas’ın sahneledikleri “Adalet, Sizsiniz” oyunu oldu.
Rutkay Aziz ile Taner Barlas’ın birlikte rol aldıkları oyun Ümit Denizer tarafından kaleme alınmış. Tek perdelik bir oyun olan “Adalet, Sizsiniz” tarihin 3 farklı döneminde gerçekleşen 3 farklı yargılamayı konu alıyor.
Bu yargılamalardan ilki M.Ö. 5. yüzyılda Atina’da gerçekleşiyor. Ünlü filozof Sokrates iktidarı zora sokan aykırı fikirleri yüzünden yargılanmak üzere çıkarıldığı Beş Yüzler Meclisi tarafından ölüme mahkûm ediliyor. Af dilemesi karşılığında “Yüce Mahkeme” tarafından bağışlanacağı söyleniyor kendisine. “Ben doğrularımdan hayatım için dahi vazgeçemem” diyen Sokrates reddediyor bu öneriyi. İdamından bir gece önce yakın dostu Kriton kendisine kaçma fırsatı sunar. Ama Sokrates kaçmasının kendisine inananları yarı yolda bırakması demek olacağını söyler ve baldıran zehrini içerek ölmeyi tercih eder.
Diğer yargılama 1633 yılında Galileo’nun yargılandığı davadır. Galileo “Dünya kainatın merkezinde değildir” diyerek kiliseyi oldukça rahatsız etmiştir. Engizisyon kendisinden sözlerini geri alması aksi takdirde olacakları göze almasını söyler. Galileo sözlerini geri alır ve sürgünde yaşamını sürdürmeye devam eder.
Son yargılanma ise 1927 yılında Boston’da işlenen bir cinayet üzerine iki İtalyan göçmen işçi Sacco ile Vanzetti’nin yargılandığı davadır. Bu iki İtalyan çok somut delillerin olmasına rağmen dönemin Amerikan politikası gereği ölüme mahkûm edilmiştir.
Tarihin çok farklı dönemlerinde gerçekleşen bu üç davanın ortak yönü her üç davada da dönemin adalet mekanizması siyasi iktidarların kuklası haline gelmiş olmalarıdır. İster Beş Yüzler Meclisi olsun, ister Engizisyon, isterse de Amerikan yargısı üçünün de karakteri aynıdır.
Yargıyı ele geçiren siyasi güçler kısa vadede başarılı olmuş görünseler de hiç birinin iktidarı uzun sürmemiştir. Bu davalarda yargılananların hepsine itibarları iade edilmiş, hepsi tarihteki yerini almıştır. Herkes Sokrates’i, Galileo’yu ve talihsiz iki İtalyan’ın başına gelenleri bilmektedir. Ama yıkılan iktidarlar, siyasi kararları veren o mahkemeler artık tarihin çöplüğündedir.
Bu üç yargılama çoğumuzun bildiği tarihi olaylar. Ama bu yargılamaların serin bir Gelibolu gecesinde Rutkay Aziz ve Taner Barlas’ın muhteşem oyunu ile ete kemiğe bürünmesi bambaşka duygular uyandırıyor insanda.
Tüm yargıyı da ele geçirse hiçbir diktatörün iktidarının çok uzun boylu olmayacağını anlıyorsunuz bir kez daha.
Rutkay Aziz ile Taner Barlas tarihte herkesin kendi adaleti ile yargılanacağını gösteriyor.
İktidarlar tarihe yaptıkları yargılamalarla geçiyor:
Ya adaletsizsiniz,
Ya da Adalet, Sizsiniz!


Bu yazı 32 kez okundu.

Hazar Arısoy
SON EKLENENLER