• Pazartesi, Temmuz 24, 2017

Adalet Yürüyüşü’nün kahramanları anlatıyor

hazar-demec
Hazar Arısoy
Temmuz17/ 2017

Gazetenin geçtiğimiz sayısında yayınladığımız demeçlere bu sayı kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ankara’da almaya başladığımız demeçler yol boyunca devam etti. Adalet Yürüyüşü’ne katılan farklı kesimden insanların bambaşka bakış açıları ile verdikleri demeçleri derledik. Herkes bu eyleme farklı açılardan baksa da herkeste ortak talebi, adalet talebini görüyordunuz. Ayrıca yürüyüşün yarattığı heyecan, geri planı ne olursa olsun her yaştan, her gruptan insanda fark ediliyordu. Zaten bu heyecanı duymayan bir kişinin böyle zahmetli bir eyleme katılması da beklenemezdi.
Yürüdük, yorulduk, kavrulduk ama sağlam dostluklar kurup, içimiz buruk ayrıldık eylem yerinden.
Burada demeçlerini aldıklarımız bu eylemde öne çıkan, emeğini ruhunu bu yürüyüşe koyan isimler. Yürüyüş sırasında alındıkları için okurken bile o heyecanı hissedebiliyorsunuz.
Elbette bu yürüyüşün kahramanları sadece demeç aldıklarımızla sınırlı değil. Bu yürüyüşe bir adımla da olsa destek veren, yürüyüşe gelemeyip bizlerle aynı heyecanı yüreğinde hisseden herkes bu eylemin kahramanıdır.
Ve bu eylem, adaletli güzel günler için verilecek kavganın ilk adımıdır.


Erdal Aksünger (CHP Genel Başkan Yrd.)Erdal-Aksunger

Aslında evrensel bir kavramın etrafında bütün insanların birleşmesi güzel bir şey. Demokrasi dediğiniz şey, adalet kavramı o kadar barışçıl bir söylem ki, yürüdüğümüz yerlerde şunu görünce insanın zoruna gidiyor, üzülüyorum. 14-15 yaşındaki çocukları kortejin önüne gönderip provakasyon yaptırmaları ve onları bu işe alet etmeleri kadar anormal bir durum yok. Bakanların açıklamalarına bakıyoruz, terörist tanımlamaları falan. Şunu söylemek lazım, şurada yürüyen kitle veya temsil ettikleri kitle bu memleketlere bu yolu yapan vergilerin %70’ini ödeyenler. “Hayır” cephesi olarak düşünürsek bunu, adalet de böyle bir kavram. Tahriklere kapılmama meselesinde gerçekten çok büyük bir sağduyu hâkim ve dünyanın her yerinden buraya ilgi var. Dün Sosyalist Enternasyonal’in Genel Sektereteri Louis Ayala vardı. Dün beni Avrupa Parlamentosu’ndan aradılar. 10-15 parlamenter beraber buraya katılmak istediklerini söylediler, basın burada. Aslında yollardaki insanların sağduyusuna ve isteklerine baktığımız zaman bence bu ülkede yukarıdakiler aslında alacağı mesajı almasalar bile bu insanları kaynaştıran önemli bir yürüyüş oldu.

Bir duygu var şu anda burada, görüyorsunuz, bir dayanışma duygusu var. Bu toplumda çok uzun zamandır özlenen bir kavramdı. Sokağı böyle tanımlamak lazım. O sakakta, sokağı terörize ettiğimizi düşünenlerin tanımlamaları burada yıkıldı. Sonuna kadar da ben böyle dirayetli ve sağduyuyla gideceğine inanıyorum. Ümit ediyoruz ki, memleketi yönettiğini iddia eden kişiler konuya hassasiyet göstereceklerdir. Eylemin ben bundan sonra da devam edeceğini düşünüyorum. Şekli yürümek olmayabilir ama bu devam edecektir.


Okan Gaytancıoğlu (CHP Edirne Milletvekili-Genel Başkan Başdanışmanı)Okan-Gaytancioglu

Biz aslında çok sabırlı bir partiyiz. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Kuvayı Milliye ruhundan gelen, Kurtuluş Savaşı’nı yapan, Anadolu ve Rumeli Müdafayı Hukuk Cemiyetlerinin devamı olan bir partiyiz. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra kurumlarını oluşturan, eğitim sistemini yeniden düzenleyen ve çok iyi bir lideri olan, dünya lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün devamıyız. Mustafa Kemal Atatürk, düşünebiliyor musunuz, sağdan sola yazan insanlara soldan sağa yazmayı öğreten liderdir. Osmanlı’nın mirasını kabullenmiş, borçlarını, tarihini kabullenmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlam bir yapıya kavuşturmuştur. 16 devlet kurulmuş ve Türkiye Cumhuriyeti de 16. devlettir. 15 tanesi de yıkılmış, neden? Bulunduğumuz stratejik coğrafyada geçiş yolları var. Petrol yolları, enerji koridorları var. Bu coğrafyada güçlü, borçsuz ve eğitimli bir nüfus oluşturulmuştur. Biz bunun bilincinde olan bir partiyiz. Cumhuriyet’in temellerini Atatürk çok sağlam atmış, eğitim sistemini çok sağlam oluşturmuş ve hedefini de çağdaş uygarlık düzeyi olarak Batıya yöneltmiş.

15 yıl önce iktidara gelen AKP, ezilenler demiş, hak arayanlar demiş, sistem kötü demiş ve insanlara yoksullaştırarak aslında, yoksulluğu çok iyi yöneltmiş, bu süreç içerisinde tarikatlarla işbirliği yapmış, devletteki bazı yapıları tarikatlara teslim etmiş, dış politikada hatta neredeyse terör örgütleriyle bizim çocuklar diyebilmiş bir yapı kurmuş. Hukuk sistemini kendine göre dizayn etmiş, burada bir tarikata görev vermiş Fethullahçı örgüt, bütün hukuk sistemini ele geçirmiş, devletin bütün yapı taşları değişmiştir. Liyakat sistemi bitmiş, kendi yandaşlarına göre bir sistem dizayn edilmiştir. Buna eğitim, sağlık, rant ekonomisi de dahildir.

Biz Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarından sonra sustuk, Türk yargısına güveniyoruz dedik. Türk yargısının içine bu yapı sızmış ve iktidar partisi de buna izin vermiştir. Hal böyle olunca biz Ergenekon ve Balyoz’la Ordu’muzun 1/5’ini içeri almışlar, susmuşuz, adalet demişiz, beklemişiz. Ama sonra hükümet de bizim çizgimize gelmiş, fakat hukuksuzluklar, adaletsizlikler bitmemiş Türkiye’de. Liyakatsiz atamalar, kamu kurumlarında bozulmalar, resmi bayramların kutlanamaması, 19 Mayıs, 23 Nisan ve Türkçeden çok Arapça eğitimin yayılması, yani geriye dönüş başlamıştır. TRT gibi halkın vergileriyle idame ettirilen bir kanalın neredeyse AKP kanalı haline gelmesi, siyasallaşması, Yargı’da, eğitimde siyasallaşma, her alanda partizanlaşma başlamıştır. Biz CHP olarak tamam, duralım, Meclis var, halk istiyor dedik ama bıçak kemiğe dayandı. Ne zaman dayandı? CHP’den bir milletvekilinin tutuklanmasıyla dayandı.

Tabii bu süreçte 16 Nisan Referandumu’nu unutmamak gerekir. Biz 16 Nisan’da sandıklara sahip çıktık. Fakat AKP, seçimi düzenleyen YSK’ya şaibe karıştırdı. Artık dedik tuz koktu. Bunun üzerine artık sabrımızın sonuna gelmiştik ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran bir partinin milletvekiline iş uzanınca genel başkanımız ve partimiz yürüme kararı aldı. En azından tepkimizi bu şekilde gösterelim ve biz de onun peşinden 20 gündür yürüyoruz. Yağmur, çamur, aşırı sıcak altında yürüyoruz. Herkese de şunu söylüyoruz, her fikirden insan bizim yürüyüşümüze katılabilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin birliğine, beraberliğine inanmış insanlar buraya gelip, sadece adalet sloganı atsınlar ve sadece ay yıldızlı bayrak taşısın. İsteyen istediği görüşte olabilir ama burası siyaset arenası değildir. Sadece Türkiye’de adaletin olmadığına inanan insanlar bizim peşimizden gelsinler. Biz bunun için yapıyoruz. Çeşitli gruplar geliyorlar, slogan atmaya çalışıyorlar ve biz durduruyoruz. Çünkü milletvekilleri olarak bizler de görev aldık. Niye bunu yapıyoruz, çünkü biz CHP’yiz. Savaş meydanlarında kurulmuş bir parti böyle basit provakasyonlarla, böyle güzel bir eylemi bozmamak için elimizden geleni yapıyoruz. Halkla görüşüyoruz. Sizler de şahit oluyorsunuz, yanımızdan geçen araçlar el sallıyorlar. Ben bakıyorum, 100 araçtan 90’ı el sallıyor, alkışlıyor. Birkaç tanesi çeşitli işaretler yapıyor, kendine göre slogan atıyor. Genelde de başkalarını, küçük çocukları, gençleri kullanıyorlar. Biz üzülüyoruz ve sadece bunlara tepki olarak alkış yapıyoruz. Dediğim gibi bu çok masum bir eylem. Bir tepki eylemidir. Tepkiyi de demokratik olarak göstermek gerekir. Biz şunu çok iyi biliyoruz, Türkiye Cumhuriyeti, AKP iktidarından kurtulacak. Niye? İnsanlar artık bıktı. İşçiye taşeronu kaldıracağız dediler, kaldırmadılar. Geçen yıl 700 bin taşeron işçi vardı, bu yıl 1 milyon 300 bin taşeron işçi var. Çiftçi perişan. Bugünlerde buğday hasadı bitiyor, TMO gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kurumlarından bir tanesi hala buğday fiyatı açıklamadı. Üstüne üstlük hükümet ithalat kararnamesini yayınladı ve gümrük vergilerini düşürdü. Bu ne demek? 17 milyon çiftçiyi ben yok sayıyorum. 450 bin atanamaya öğretmen var. Bunların çoğu polis oldular. Polislerle konuşuyoruz, ya coğrafya, ya edebiyat ya da Türkçe öğretmeni. Üzülüyoruz.

Özgürlük, eşitlik, demokrasi, insan hakları diyen ve halkına üretim ve hakça bölüşüm vadeden bir oluşumun Türkiye’de başarılı olması gerekir. Buna tabii en önemli kazanım olarak Cumhuriyet’in kazanımlarını eklersek, burada kim kendini bu çizgide görüyorsa, bunun bir partisi yoktur, bu oluşumu en büyük güç olarak CHP şu anda sürüklüyor. Ama biz kimseyi sizin çok az bir oyunuz var veya sizin görüşleriniz şudur, budur demiyoruz. Çünkü biz AKP’nin Türkiye’yi getirdiği durumu görüyoruz. Tek adam rejiminin ne kadar kötü olduğunu görüyoruz. Tek adam rejimi artık diktatörleşmeye başladı ve etrafında neler olduğunu göremiyor. Göremediği için de bir gün gelecek halk onu görecek.


Utku Çakırözer (CHP Eskişehir Milletvekili)Utku-cakirozer

Adalet için yürüyoruz, özgürlük için yürüyoruz, demokrasi için yürüyoruz. Türkiye’de gazeteciler, milletvekilleri hapse atılmasın diye yürüyoruz. Türkiye’de akademisyenler görevlerinden haksız, hukuksuz bir biçimde atılmasın diye yürüyoruz. Türkiye’de on binlerce insan, suçlu-suçsuz ayırt edilmeden cezaevlerine atılmasın, işinden, aşından olmasın diye yürüyoruz. Türkiye’de hukukun üstünlüğü hakim olsun diye yürüyoruz. Sayın Genel Başkanımızın arkasında, ama CHP olarak yürümüyoruz. 80 milyon yurttaş olarak yürüyoruz. Her görüşten, her partiden, partisiz hareketlerden, sivil toplum örgütlerinden, derneklerden, odalardan, sendikalardan on binlerce kişi birlikte yürüyoruz. Tek kelimeyle adalet, tüm demokratik taleplerimizi özetliyor. Tüm özgürlük taleplerimizi özetliyor. Bu yürüyüş 9 Temmuz Pazar günü bitecek. Ama Türkiye’nin adalet arayışı, insanların demokrasi talebi bitmeyecek. Ta ki, biz bu ülkeyi bir demokrasi, hukuk devleti ve hak ve özgürlükler cenneti yapana kadar.

Bugün 17. günü bitirdik biliyorsunuz Sakarya’nın girişinde. Çok güzel gidiyor, sayımız aşama aşama artıyor. Buraya on binler olarak girdik, İstanbul’a yüz binler olarak gireceğiz. Herkes barış içinde, özgür bir Türkiye istediğini ifade ediyor. Herkes birbiriyle dayanışma içinde, hoşgörü içinde, hatta ve hatta zaman zaman provokasyon yapanlara karşı da aynı hoşgörüyü gösteriyoruz. En ufak bir olumsuzluk olmaması için olağanüstü bir gayret içerisindeyiz. Tabii ki bunu yapmak bizim demokratik hakkımız. İnsanların bizi protesto etmesi de demokratik hakları. Yeter ki hakaret olmasın, şiddet olmasın. Ama gördüğüm kadarıyla öyle çok fazla protesto eden de yok. Tam tersine özellikle AKP’nin güçlü olduğu yerlerden geçerken, sizlerin de gördüğü gibi camlara çıkan, yollara çıkan insanların selamladığını görüyoruz. Bu şunu gösteriyor, bu bir parti yürüyüşü değil. Bu herkesin iktidar partisine destek olan insanların dahi adalet özlemini dile getiren bir yürüyüş.


Bihlun Tamaylıgil (CHP İstanbul Milletvekili)Bihlun-Tamayligil

Adalet çok önemli bir kavram. Adaletin tanımını yaparken adaletin her noktada oluştuğu, adalete tüm vatandaşların ihtiyacı olduğu, farklı başlıklarda, yani sadece yargı ve hukukla beraber ortaya çıkan bir adaletin ötesinde bir taraftan ekonomik adalet, yani gençlerin büyük bir çoğunluğunun işsiz olduğu, kadınların büyük bir kısmının mağdur olduğu bir Surviver hayatının yaşadığı bir ülkede adalete ihtiyacının olduğu çok açıktır. Gençler ve çocuklar, eğitim açısından baktığımızda eğitimde adaletsizlikle karşı karşıya kalmış bir toplum ve gelecek var. O zaman 81 milyonun sesinin adaletle beraber, onun arayışıyla beraber ortaya çıkan o talebi dile getirebilecek bir süreci başlattık, Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında. Herkesin burada kendini, yani 81 milyonun kendini bulacağı bir dile getiriş şeklidir bu yürüyüş.

Burada eğer hukuk, mahkeme ve onunla ilgili kararlarla mağduriyet yaşamış varsa bu yürüyüşte onun da bir yeri, adımı, enerjisi vardır. Ekonomik adaletsizlikten mağdur olmuşsa, o da bizimle beraberdir. Yaşam şartları açısından baktığımızda Türkiye’nin bugünkü koşullarını değerlendirdiğimde, artık hukuk devleti olan, Anayasal tanımı bir kanun devletine dönüştüyse ve o kanun devleti de yaratılan OHAL’in ortaya koymuş olduğu KHK’larla, çakma kanunlarla her karar verilecek noktadaysa artık Türkiye’nin o adaletsizliği hep beraber dile getireceği bir kervana ihtiyaç vardır. O kervan da bu kervandır.

Umut ediyor ve diliyorum ki biz barışı, kardeşliği, toplumsal huzuru, özgürlükleri ve insan haklarının gerekleri olan tüm başlıkları beraberce yaşayalım. Bizim ülkemiz çok güçlü bir ülke. Ama Türkiye’yi yönetirken adaletsizlik ön plana alınıyorsa eğer, bunun önüne geçecek, herkesi kucaklayacak, bizim kuruluş felsefemizde yer alan farklılıklarımızla bir bütün oluşumuzu kabul eden ve geleceği bu gücüyle şekillendirecek genç Türkiye Cumhuriyeti’ni bizler hep beraber dile getirdiğimiz ve ortaya koyduğumuz talebimizle beraber tüm Türkiye ile paylaşacağız.

Tüm dünyaya da şunu göstereceğiz, biz baktığınızda uluslararası sıralamalarda, adalet ölçüsünde Türkiye her geçen yıl geriye gidiyor. Bugün kimse “Adalet var da siz adaleti boşuna arıyorsunuz” demiyor, “Niye adaleti böyle arıyorsunuz” diye eleştiriliyoruz. Toplumun %75’i adaletsizliğin sıkıntısı ve onun getirdiği taleplerle beraber bizlerle buluşuyor. O zaman tüm Türkiye, iktidarı, muhalefetiyle beraber adil bir gelecek için dünyaya karşı bugün yaşadığımız dünyanın içinde var olan adaletsizliğe karşı örnek oluşturmak için de beraber olalım diyoruz.

Yürüyüşümüzü de İstanbul’a kadar devam ettireceğiz. Orada Maltepe’de Genel Başkanımızın çağrılıları gelecek. Biz haksız ve hukuksuzluğa, uzun tutukluluklara, gazetecilerin basın özgürlüğüne veya seçilmişlerin hakkının gaspedilmesi, milli iradenin gaspına karşı beraberce bir ses dile getiriyoruz. Onun yanında terör ve onun getirdiği sonuçlardaki yaşananlara da hayır diyoruz. Orada da bir toplumsal birlikteliğin arayışındayız. Bununla beraber ekonomiden toplumsal hayata kadar sadece ve sadece tek isteğimiz adalet. Bunu görüyoruz ki, bu talebimizin bu kadar birlik beraberlik ve herhangi kavga ve karmaşa olmadan, son derece vakur ve dirayetli bir şekilde devam etmesi birilerini rahatsız edebilir. Ama biz hem yürümeye hem de onları rahatsız etmeye devam edeceğiz.


Sezgin Tanrıkulu (CHP İstanbul Milletvekili)Sezgin-Tanrikulu

Bugün yürüyüşün 17. günü. Türkiye’de ortak vicdanın aynası oldu bu yürüyüş. Çünkü adalet talebi herkesin ortak talebidir. Gerçekten de yargının ve adaletin bozulduğu bir ortamda hukuk devletinden söz edilemez. Hukuk devletinin çöktüğü bir dönemi yaşıyoruz. O nedenle de yollardayız. Bu yürüyüşün anlamı şu; önceden yürüyüşler Ankara’ya doğru yapılırdı. Çünkü çözüm mercii TBMM, Başbakanlık falan Ankara’da bulunduğu için. Ama şimdi sorunun kaynağı Meclis olduğu için, sorunun kaynağı Ankara olduğu için Ankara’dan İstanbul’a halka doğru yürüyoruz. Tabii ki Meclis’ten vazgeçmeyeceğiz ama toplumla beraber bu diktatörlük rejiminin değişmesi için üzerimize düşeni yapacağız.

 


Zeki Sezer
 (DSP eski Genel Başkanı)Zeki-Sezer

Türkiye’de son günlerde demokrasi çok geriye gitti, götürüldü. İnsan hakları büyük yara aldı. Adalet sistemi bir taraftan altüst oldu. Hukuk sistemi ve adalet büyük yara aldı, almaya devam ediyor. Bu gidişin iyi bir gidiş olmadığı ortadadır. İşte bu aşamada Sayın Kılıçdaroğlu’nun “Adalet İçin İstanbul Yürüyüşü” önemlidir. Bu barışçı yürüyüş, son derece önemlidir. Sorunlar barış içerisinde, demokrasinin gereği olarak muhalefetin de sesini yükseltmesiyle çözülebilir. İşte bu bir çözüm yürüyüşüdür. O nedenle bu yürüyüşten sonra Türkiye’de çok şeyin değişeceğine, bugün hükmedenlerin de ders çıkarması gerektiğine inanıyorum.

 

 


Şenal Sarıhan (CHP Ankara Milletvekili)Senal-Sarihan

Bildiğiniz gibi Güvenpark’tan başlamış olan bu yürüyüş, adeta koşar adım, büyük bir coşku ve heyecanla, her gün biraz daha büyüyerek Maltepe’ye doğru ilerlemeye devam ediyor. Maltepe adeta Adalet Alanı olacak. Oraya doğru gidiyoruz. Çevrede yarattığı coşkuyu da görüyorsunuz. Ufak tefek karşı çıkışlar var gibi görünüyor ama bunların hiçbirinin önemi yok. Halkın kalbi burada atıyor. Biz adil bir toplumun yaratılması için yollardayız. Bu yolculuğu daha da büyüteceğiz. Maltepe’yle bitmeyecek, sonrası da var. Parlamento yetmiyor. Adalet duygusuyla sokakları süsleyeceğiz.

 

 


Bülent Öz (CHP Çanakkale Milletvekili)Bulent-oz

Adalet Yürüyüşü’müzün 16. günündeyiz bugün. Bu yürüyüşe 16 gün önce Kızılay Meydanı’ndan başladık. Bu yürüyüşe neden başladık? Türkiye’de eskiden yargısız infaz vardı, şimdi maalesef yargı yoluyla infaz yapılmakta. Tüm bu adaletsizliklere karşı durmak, Türkiye’de demokrasiyi, özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek için bu yürüyüşü başlattık. Şöyle söylüyorlar, “Bu yürüyüşü yapmak yerine Meclis’te niye etmiyorsunuz?” Meclis’te mücadeleyi CHP olarak yapıyoruz ama maalesef tüm söylemlerimize, tüm çağrılarımıza iktidar kanadı cevap vermemekte, ülkede yapılan tüm uygulamalara ve adaletsizlik, antidemokratik tavırla yürütülmektedir. Dolayısıyla bu tür eylemler dünya tarihinde de olmuştur. Biz de Türkiye’de bu yürüyüşü bu anlamda başlattık. Bir halk hareketi başlatmış olduk. İnanıyorum ki, bu yürüyüşün sonunda ülkede demokrasiyi, özgürlükleri tesis etme adına büyük bir adım atmış olacağız. Önemli bir mesaj vermiş olacağız. Türkiye’de hükümetin 15 yıldır özellikle uyguladığı bu adaletsizliğin yeniden adaletli bir Türkiye, özgür bir Türkiye yaratmış olacağız diyorum. Şunu da söylemek gerekir, provakasyonlarla ilgili olarak elbette bunları yapanların da demokratik hakkı olduğunu düşünüyoruz ama bu hareketleri bize yapanlar için de bir gün adaletin lazım olacağını bilmeliler. Çünkü hayatın her alanında, ülkenin her kurumunda adaletsizlik yaşanmaktadır. Hem Yargı kararında, öğretmenlerimize, çiftçilerimize, her meslek grubunda adaletsizlikle karşılaşan bir Türkiye’de yaşıyoruz. Dolayısıyla bir gün onlara da bu adalet lazım olacak düşüncesindeyim. Herkese adaletli günler diliyorum.


Hüsnü Bozkurt (CHP Konya Milletvekili)Husnu-Bozkurt

Büyük Adalet Yürüyüşü’nün 15. günündeyiz. Yürüyüş çok önemli, katılımcıları her gün onbinlerce kişi bizimle yürüyor. Her yaştan, her düşünceden, her etnisiteden, her inançtan yurttaşlarımızla birlikte yürüyoruz. Yürüyüş kadar önemli olan yürüyüşün nedeni olan adalet talebidir. Adalet talebiyle neden yüründüğü çok çok önemlidir. Çünkü özellikle 15 yıllık AKP iktidarı döneminde Türk halkının Yargı’ya güveni %20’lere inmiş durumdadır. Bu şu demek, sizin gibi genç insanlar da, benim yaşımda olanlar da, daha yaşlı olanlar da kadın-erkek, çoluk-çocuk, hangi düşüncede olursa olsun, artık bu ülkede yargı güvencesi yok. bu son derece önemli. Son Anayasa değişikliğinin YSK’da hile ile değiştirilmesi de, halkın bu güvenini en yüksek düzeyde sarsmıştır. Dolayısıyla bu talep çok meşru bir taleptir. Çünkü “Adalet mülkün temelidir”, adalet insanlığın temelidir. İlk insandan beri insan ancak adaletle toplum içinde varlığını sürdürebilir. Böyle olduğu için bu meşru talep kamuoyunda da bence, dünya kamuoyunda da karşılığını buldu.

Yürüyüşün şu ya da bu kadar kişiyle yapılmasından daha önemli olan, bu talebin kamu vicdanında yerini bulmuş olmasıdır. Öyle inanıyorum ki, yürüyüşü tamamladıktan sonra da adalet talebimiz devam edecek. Çünkü hakikaten adaletli bir düzen içinde toplumsal dokuyu kuramazsak ne devlet ne de millet kalacaktır. Yüzyıllar önce Fatih Sultan Mehmet öyle diyor: “Aklı öldürürsen ahlak da ölür.” Çünkü ahlak dinsel bir kavram değildir, akılla, mantıkla var olan bir kavramdır. Bugün Türk milletini böldüler. Bu toplumda yaşayan insanlar, aynı acıları birlikte duyamaz hale geldiler. Akılla ahlak öldü çünkü. Bununla birlikte millet de öldü. Kadı’yı satın aldığın gün adalet de ölür. Adalet öldüğünde devlet de ölür.

Şimdi onun için yürüyoruz. Dolayısıyla adalet talebi çok ciddi bir talep ve bu bence bu ülkede yolumuza gübre dökenler, kurşun atanlar ya da bu yürüyüşü itibarsızlaştırmaya çalışanlar, bu yürüyüşü PKK ile yok HDP ile yok FETÖ ile karalamalarla itibarsızlaştırmaya çalışanlar, aslında kendi ayaklarına kurşun sıkıyorlar, farkında değiller. Çünkü bugün bizim yükselttiğimiz bu adalet talebi, yarın kendileri için de yükseltilebilir. 2007-2014 arası 7 yılda Ergenekon, Balyoz gibi davalarda Türk Ordusu’nun, Türk bilim dünyanın, Türk sanatının yüzlerce insanı, bugün FETÖ denilen örgütünün yandaşı olan hâkimler ve savcılarca tutuklanıp içeri atıldığı zaman onlar adalet talebini yükselttiğinde ben bu davanın savcısıyım diyen bugünkü Cumhurbaşkanı adalete güvenin diyordu. Şimdi gene bize deniyor ki, adalete güvenin. Demek ki, değişebiliyor. O gün sözde adalet adına Ergenekon, Balyoz vs. diye bir sürü yurtseveri hapislere atanlar, şimdi kendileri hapiste ya da kaçak. Yarın da yaşayarak göreceğiz, 3-5 sene sonra, o FETÖ’cü, bu FETÖ’cü diye 200 bin insan işinden edildi. Nuriye Gülmen, Semih Özakça değil mi? Kendi işlerini isteyen insanlar, bunlar mağdur edildi. Yakında bugünküler de o durumda olabilir. Onun için adalet herkese lazımdır. Ben inançla yine AKP’lisiyle, MHP’lisiyle, HDP’lisiyle, CHP’lisiyle, Türk’ü, Kürdü, Lazı, Çerkez’iyle, Alevisi, Sünnisiyle, inananı, inanmayanıyla her yurttaşı bu yürüyüşe destek vermeye çağırıyorum. Sizlere de saygılarımı sunuyorum.


Çetin Arık (CHP Kayseri Milletvekili)cetin-Arik

Birazdan 16. günümüzü de tamamlayacağız . Hava sıcak, 40 derece sıcaklığa bir de asfaltın sıcağı eklenince 60 dereceyi buluyordur. Buna rağmen insanları görüyorsunuz, her gün katılım artıyor. Adaletten korkan insanlar da bunu sabote etmeye çalışıyorlar, provakasyonlarda bulunuyorlar ama sizin de gördüğünüz gibi kitle bunlara hak ve adalet diyerek provakasyonları engelliyor.

Adalet hava gibi, su gibi gereklidir. Adalet olmadığı zaman devlet yoktur. Devlet olmadığı zaman da orada mafyavari bir yönetim vardır. Bugün adeta bunu görüyoruz. Bugün Saray’ın “Senden hesap soracağım” deyip de hapiste olmayan kimse yok. Nasıl bir dönem FETÖ’nün hakimleri, savcıları bu ülkenin aydınlarını, düşünürlerini, gazetecilerini hapse attıysa, şimdi de Saray’ın hakimleri aynı uygulamayı yapıyorlar. Bağımsız bir yargı için, bağımsız adalet için yollardayız ve adalete bir adım daha yaklaştık.

Biz Cumhuriyet’i kuran partinin milletvekili olarak, çok partili sistemi getiren partinin milletvekili olarak, tam demokrasiyi de bu ülkeye getirirse CHP getirecektir. Tam demokrasiyi getirmenin yolu da öncelikle adaleti tesis etmekten geçiyor. İnşallah bu ülkeye adaletle birlikte tam demokrasi de gelecek. Adaletle birlikte bolluk ve hakça bir düzen de gelecek. Ben size de çok teşekkür ediyorum.


Atilla Sertel (CHP İzmir Milletvekili)Atilla-Sertel

15 gündür yürüyoruz, bugün 16. gündeyiz. Sadece Halk TV’de bir program vardı, ona katılmak için ayrıldım. O süreçte yarım gün yürüyemedim, onun vicdan azabını çektim. Adalet için genel başkanımızla yürümek çok önemli. Türkiye’de çok büyük hukuksuzluklar yaşanıyor. Çok büyük adaletsizlikler yaşanıyor. Masum insanlar, suçsuz insanlar sorgusuz sualsiz cezaevine atılıyorlar. “Ben ona gösteririm”le başlayan sözlerle intikam duygularıyla gazeteciler, tek bir kişinin emri doğrultusunda cezaevine atılıyorlar. Bu ülkede adaleti mutlaka kuracağız. Hiç umutsuz değiliz, bizim umudumuz halktır, halkımıza güveniyorum. Binlerce insan yürüdü, içlerinde 70 yaşında kadınları gördüm. Yürümekte zorlandıkları, soluk soluğa kaldıkları zaman bile yürümek için çırpındıklarını gördüm. Çocukları, gençleri gördüm. Annesi babası tutuklu gençleri gördüm. Çok üzüldüğüm anlar oldu. Bu yürüyüş bence bir destan. Türkiye’de insanlar bir destan yazıyor. Türk siyasi hayatı bir destan yazıyor. Yüz yıl sonra bu yürüyenlere, bu topluma alkış tutacak adaleti, hukuku yürütenlere, yok edenlere de mutlaka vicdanlarda çok olumsuz bir yara açacaktır. Bizi bu yürüyüşe zorlayanlar, onların torunları, onların torunlarının çocukları, bugünlere baktıklarında, dedeleriyle, babaanne, anneanneleriyle, bu hukuksuzluğu yaratanlarla utanç duyacaklardır. Yol yakınken bu ülkede barışı, kardeşliği korumak lazım. İnsanlar arasında saygıyı, sevgiyi çoğaltmak lazım. Aynı bayrak altında, bölünmez vatan bütünlüğü içinde kardeşçe yaşamak lazım. Türkiye bunu istiyor, hak ediyor.


Aylin Nazlıaka (Bağımsız Ankara Milletvekili)Aylin-Nazliaka

Bugün burada hepimiz eşitlik, özgürlük, adalet mücadelesi için bulunuyoruz. Attığımız her adımla adalete biraz daha yaklaştığımızı düşünüyoruz. Bunu gerçekten de Türkiye tarihi açısından çok önemli bir süreç olarak görüyoruz. İşte bu sürecin bir parçası olan bunca güzel insanı bir arada görmek, gerçekten de umutlarımızı daha da yeşertiyor. İnanıyoruz ki, güçlü adaleti olduğu gün Türkiye çok daha ileri bir ülke haline gelecek ama önemli olan, tıpkı Gandhi’nin söylediği gibi “Adaletsizliği, adaletle kurmaktır.” Bizler asıl bunun mücadelesini vererek böyle bir barışçıl eylemle Türkiye’de adaletin yeniden inşa edilebilmesi adına bir mücadele veriyoruz. İnanıyoruz ki, toplumsal muhalefetle siyasal muhalefet birleştiğinde, Türkiye’nin kaderini değiştirecek ve ileride Türkiye’yi adil bir ülkeye dönüştürecek günleri hep birlikte kucaklayacağız. Hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunu kurmaya çalışanlara bir sözümüz var; Bizler, demokratik bir hakkımızı kullanıyoruz. Dolayısıyla bizim bu yürüyüş hakkımız, onlar tarafından bize sağlanan bir lütuf değildir. Bu yılların birikimiyle birlikte, tarihimizden aldığımız kazanımların bir izdüşümüdür. İşte o yüzden de biz bu yolları teröristler için yapmadık diyenlere buradan bir kez daha sesleniyoruz: Bu güzel insanların hiçbirisi terörist değildir. Bu güzel insanlar ellerine silah almış değildir. Bu güzel insanların yaptığı bir tek şey var, o da adalet arayışlarını barışçıl bir eylemle dile getirmeleridir.


Orhan Sarıbal (CHP Bursa Milletvekili)Orhan-Saribal

15 Temmuz 2016 bir darbe girişimi ve bu darbe girişiminin iki yönlü değerlendirilmesi gerekiyor: Bir öncesi, iki sonrası. Öncesi Fethullah Gülen Cemaati’yle ortak hareket eden, hem ideolojik olarak hem de sermaye biçimi olarak, hem paylaşım ilişkileri olarak hem de ülkedeki en önemli ideolojik alt taban olarak, yani şeriatçı, gerici ve yağmacı bir rejim kurmak için AKP ve Fethullah Gülen Cemaati beraberlerdi. Fakat ikisi de bu ülkeyi tek başına yönetmek istedi. Sermaye ve bölüşümü de tek başlarına yapmak istediler. Yani iki cambaz bir ipte oynamadı ve biri diğerini alt etmek için bir darbe girişiminde bulundu. Aslında bu darbe girişimi Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yapılıyor görüntüsü verilmesine rağmen, elbette Türkiye devletine yönelikti ama iki ortağın birbiri üzerinde hegemonya kurma kavgasıydı.

O darbe bir şekilde bastırıldı ama 3-4 gün sonra 20 Temmuz’da asıl sivil darbenin yolu açıldı. O gün bugündür AKP ve Saray rejimi bu ülkede hukuku yok etti, adaleti yok etti, kendine itiraz eden kendisi gibi düşünmeyen kim varsa ya içeri attı, ya işinden kovdu, ya itibarsızlaştırdı, ya gözetim altına aldı, ya da baskı altına alıp yok etti. O yüzden artık gelinen son noktaydı ve bu ülkenin milletvekilleri içerde, bu ülkenin akademisyenleri içerde, bu ülkenin barış isteyenleri içerde, bu ülkenin bürokratları içerde, bu ülkeye uzun süre hizmet vermiş memurlar içerde, işçiler, sendikacılar içerde, öğretmenler içerde. Yani Tayyip Erdoğan’ın 17/25 Aralık hesabını unutmayan herkes içerde. Tayyip Erdoğan’ın bu ülkede, özellikle 7 Haziran’dan sonra yarattığı, vahşeti bilenlerin hepsi içerde. Bunların içerde tutulup kendisinden hesap sorulmaması için AKP ve Saray rejimi ülkeyi önce ciddi anlamda kuşattı, OHAL ve KHK’larla teslim almak istiyor. Buna itiraz ettik, etmeye devam ediyoruz. Bütün yollar tükendi. Hukuk bitti, adalet bitti, Anayasa yolu bitti, tek bir yol kaldı, sokaklar ve halkın direnişi. Evet, son kararı halk verecektir. Bu yol çor bir yoldur, ağır bir yoldur ama vazgeçmeyeceğiz. Bu ülkede barış, kardeşlik, demokrasi, özgürlük gelene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz, itiraz edeceğiz, “Kahrolsun Faşizm!” diyeceğiz.


Murat Emir
 (CHP Ankara Milletvekili)Murat-Emir

Adalet için yürüyoruz. Bu çok iyi formüle edildi. Adalet Türkiye’de herkesin talebi ve siyaset üstü bir talep. Çünkü Türkiye’de artık gelinen noktada adaletin kırıntısının bile kalmadığı ortada. Hukuku, yargıyı bir sopa olarak kullanan, kendi siyasal hedefleri için hiçbir sınır tanımadan hunharca kullanan bir iktidarla karşı karşıyayız. Adaletin yok edildiği bir dönemde, herkesin adaletsizliğe uğradığı bir dönemde ve kalanların da adaletsizliğe uğramak için sırasını beklediği bir Türkiye’de, herkesin artık adalet talebiyle ayağa kalkması gerekiyordu. Biz herkesi çağırdık. Sayın Genel Başkanımız gerekirse tek başına yürüyeceğim dedi ama her partiden, her görüşten insanlar bu yürüyüşe katılıyorlar. Çünkü adalet talebi herkes için geçerli ve herkes için zaruri.

Biliyorsunuz Türkiye’de gazeteciler hapisteler. Haber yapmak bir suça dönüştü. Majestelerinin hoşuna gitmeyecek haberler suç unsuru ilan edildi. Sahte delillerle tutuklanmaması gereken kişiler tutuklu yargılanıyorlar. Bunlar bazen genel başkan oluyor, bazen siyasiler, milletvekilleri, bazen akademisyen, bazen gazeteci oluyor. Bunlar sıklık la da masum kabul edilen kişiler. Çünkü biliyoruz ki, inanıyoruz ki, hukuk devletinde hiç kimse suçu ispat edilmeden suçlu ilan edilemez. Dolayısıyla Türkiye bir açık hava cezaevine dönüşüyor. Biz de bu temel ihtiyaç üzerinden harekete geçtik. Adaletin bir an evvel sağlanmasını istiyoruz. Bu amaçla sesimizi yükseltiyoruz. Eğer bu ülkede adalet sağlanamazsa ne barışın kalacağını, ne devletin kalacağını, ne birliğimizin kalacağını çok iyi biliyoruz.

“Adalet mülkün temelidir” özdeyişinin ne kadar geçerli olduğunu bugün daha iyi anlıyoruz. Bu inançla sadece yürüyenler değil, Türkiye’deki tüm kesimler, bir nedenle yürüyüşe katılamayan ama Türkiye’de bunca adaletsizliği gören ve adalet olmadan artık yürüyemeyeceğimize inanan insanların inanç birliği, gönül birliği, duygu birliği bize güç veriyor. Bize verdikleri güçle biz inanıyoruz ki bu ülkeyi bu adaletsizlikten kurtaracağız.


Ali Haydar Hakverdi
 (CHP Ankara Milletvekili)Ali-Haydar-Hakverdi

Yürüyüşün 16. günündeyiz, Pazar günü İstanbul’da olacağız. Her geçen gün kitle, katılım artarak büyüyor ve bir sirkülasyon oluyor. Gelenler dönüyor ama bir sonraki gün gelenler daha fazla katılımla sayıca daha fazla geliyor. Bugüne kadar sanırım 100 bine yakın kişi bu yürüyüşe girip çıkarak dâhil olmuştur. Ama Türkiye bu şekilde değişmiştir. İstanbul’da 1-1,5 milyon insanın bizi karşılamasını umut ediyoruz. Çünkü algı yüksek, Türkiye’nin gözü burada ve hiç beklemediğimiz yerlerden destek alıyoruz.

Mesela diyorlar ki, “Biz de katılmak istiyoruz, İstanbul’da biz de olmak istiyoruz, nasıl yapabiliriz?” diyorlar. Büyük bir katılımla, sağlıklı bir şekilde bu Adalet Yürüyüşü’nü sonlandırmak istiyoruz. Şöyle örnekler yaşadık mesela Düzce’den geçerken, yanımda 76 yaşında bir amcamız yürürken, diyordu ki, “Ben evlatlarım ve vatan için yürüyorum”. Diğer tarafta ise, dışarıda 17-18 yaşında bir çocuk “Siz vatan hainisiniz!” diye bağırıyordu. Çok büyük bir çelişki aslında ülkemiz için. Ülkemizin geldiği noktayı özetler bir durum. Ülkeyi öyle bir ikiye bölmüşler ki, 76 yaşında yürüyen bir insana “Vatan hainisiniz” diyebilecek bir zihniyet oluşmuş bu ülkede. Bu AKP iktidarı tarafından oluşturulmuş ve ülke ikiye bölünmüştür. Bu ayrılık, bu uzaklaşma, insanların birbirine düşmanlaştırılması ve çok çok daha farklı düşünmesi ülkeyi iyi bir yere götürmez. Düşünün ki, %50’sinin gözü burada, diğer %50’si farklı düşünüyorsa bu ülkenin geldiği kötü hali gösterir.

Bu Adalet Yürüyüşü aslında bir partiye ait bir yürüyüş değil, adalet herkese lazım diyerek herkesin yürüyüşü olmuştur. O yüzden çok kıymetli ve her kesim tarafından desteklenmesi gereken bir yürüyüş. Bugünün iktidar sahiplerine de yarın adalet lazım olacak. O yüzden Genel Başkanımız “Herkes için adalet” diyerek çok haklı, hukuka dayalı, barışçı bir eylem başlattı. Öncülük etti ve bir partiye yaslamadan herkesi kucaklayan bir yürüyüş olduğunu açıkladı.

Yürüyüş bu mertebede devam ediyor ve çok da güzel geçiyor. Kitle, dış müdahalelere gayet kapalı, tahriklere kapalı, gayet barışçıl bir biçimde yürüyor. Umarım bu Adalet Yürüyüşü’nü sağlıklı bir şekilde sonlandırırız. Yürüyüş bittikten sonra hemen adalet gelecek mi? Elbette ki gelmeyecek ama adaletin gelmesinde çok önemli bir basamak, çok önemli bir kademedir. O yüzden çok önemli ve tarihe geçecek bir yürüyüş olacak. Bu yürüyüşten hemen sonra olmasa da bu ülkeye elbette adalet gelecek. Ama mücadeleyle, ama barışla.


Ömer Fethi Gürer
 (CHP Niğde Milletvekili)Omer-Fethi-Gurer

Bugün yürüyüşümüzün 15. günündeyiz. Ülkemizde eğitimin, tarımın, tüm kurumların sorunlu hale geldiği bir dönemde, adalet de aranır hale geldi. Bu noktada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hem Türkiye’nin her kesiminin dikkatini çekmek hem de bu haksızlıklara, adaletsizliklere, mağduriyetlere, her gün gelen şehitlerimize, hükümeti daha ciddi anlamda uyarmak için Ankara’dan İstanbul’a yürüyüş başlattı.

Bu yürüyüş herkesin yürüyüşü, yalnızca CHP’liler yok burada. Adalet diyen herkes buradadır. Çünkü adalet, ekmek gibi, su gibi insan yaşamının olmazsa olmazlarından biridir. Eğer adalet olmazsa bir arada yaşamamız, huzur içinde yaşamamız, işimiz, aşımız olmaz. Taşeron işçisinden esnafına, çiftçisinden köylüsüne, çocuk işçilerden kadın cinayetlerine, Avrupa’da birinciliğe yükseldiğimiz iş cinayetlerinden tüm olumsuzluklara karşı bu bir anımsatmadır.

Adaletle birlikte yeniden Cumhuriyet ve demokrasi değerleriyle buluşma yürüyüşüdür. Katılan herkese teşekkür ediyorum.


Candan Yüceer (CHP Tekirdağ Milletvekili)Candan-Yuceer

Adalet Yürüyüşünün 14. günündeyiz. Sizler de bizimle berabersiniz. Her gün katılım artıyor. Her gün insanların inancı, kararlılığı artıyor. Ufak tefek şeyler oluyor, mesela Düzce çıkışında olduğu gibi. Çok önemli şeyler değil, bizi kararsızlığa düşürecek şeyler değil. Destek çok büyük. Çok teşekkür ediyoruz.

Bugüne kadar bizi ağırlayan, misafirperverlikleri için, katılımları için. Düzce’den birçok teyzemiz katıldı, birlikte yürüdük. Her gittiğimiz yerde katılımlar çok artıyor. Adalet çok kıymetli bir şey. Ne mutlu bize ki, buradaki insanlar omuz omuza ne kadar farklı olsalar da, ne kadar farklı siyasi görüşleri, farklı tercihleri, farklı yaşam koşulları olsa da “hak, hukuk, adalet” diye beraber yürüyorlar. Birlikte yürümek çok keyifli, sizlerle de öyle. İnsan yorgunluk hissetmiyor. Ben tek başıma olsam yürüyemem diyorum. Bu mesafeyi, bu kadar uzun zaman yürüyemezdim ama sizlerle o kadar kolay ve güzel ki. Bir de adalet uğruna, bir dava uğruna, aydınlık Türkiye için, gelecek için yürümek insanlara gerçekten büyük bir şevk, heyecan, coşku veriyor.

Adalet hepimize lazım, her zaman lazım. Buradaki insanların adalet talebi boşa bir talep değil. Adaletin olmadığı bir yerde hiçbir şey olmaz. Yönetemezsiniz, ancak zulmedebilirsiniz. Şu anki iktidarın yaptığı da budur. Özellikle 15 Temmuz’la beraber, ellerine bir OHAL sopası aldılar ve tüm muhalifleri ayırt etmeden, fırsat bu fırsat, “Allah’ın bir lütfu” diyerek adeta bir çivi olarak görüp kendilerini de çekiç yerine koydular. Bu bizim sürdürebileceğimiz bir şey değil. Bu toplumun kaldırabileceği bir şey değil. Bu toplum mazlum bir halktır. Özgürlüğüne, demokrasisine düşkün bir halktır. Asla boyun eğmemiştir, asla diz çökmemiştir, çökmeyecektir de. Biz de bugünler umuduyla yürüyoruz. Temsili olarak da Maltepe Cezaevi’ne kadar sürecek ama orada son bulmayacak. Burada bir başlangıç yapacağız, adalet ve demokrasi başlangıcı. Genel Başkanımızın da ifade ettiği gibi çok anlamlı bu. Burası bir başlangıç. Temsili bir son, bitiriş. Bundan sonra bu mücadele bu ülkede bir tek kişi bile, bir saat bile hukuksuz, haksız bir şekilde hapsedilmemeye, insanlar keyfi, suçuna göre, makamına, yandaşlığına, damatlığına göre ayırt edilmeden herkese eşit hukuk geçerli olduğu güne kadar da bu mücadele devam edecek. Katılımınız için size teşekkür ediyorum. Umarım amacımıza hep beraber ulaşacağız.


Zeynep Altıok
 (CHP İzmir Milletvekili)Zeynep-Altiok

15 yıllık AKP iktidarının her geçen gün artırdığı baskıcı politikaları, düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması, emek hakkının yok sayılması, her türlü hizmet anlayışının ranta ve talana dönüştürüldüğü bir yapı kuruldu. Dış ilişkilerimizden tutun da iç politikalarımızda barışa susadığımız bir ortamda çok fazla can kaybı yaşıyoruz, adaletsizlikler almış başını katmerlenerek gidiyor. Böyle bir ortamda artık bıçağın kemiğe dayandığı son nokta olarak, Genel Başkanımızın adlandırdığı şekliyle, bir adalet talebiyle yola çıktık.

Zira tüm Türkiye Cumhuriyeti’nin çok geniş bir kesimini temsil eden milletvekilleri tutuklu, gazeteciler tutuklu, dünya basın özgürlüğünün en utanç verici noktasına düşmüş bir ülkeyiz. 156 gazetecinin tutukluluğuyla bir numaradayız. AİHM başvurusunda dünyanın ikinci ülkesiyiz. Kabul edilme sayısına bakıldığında birinci ülkeyiz. Akademisyenlerin, barış imzacılarının, barış isteyenlerin terörist olarak yaftalandığı, o da yetmedi, şimdi sadece adalet isteğiyle, sessiz, şiddet içermeyen, son derece barışçıl bir eylemle, üstelik kendinden bir güç sarf ederek yollara dökülmüş binlerce insanı da terörist yaftasıyla tanımladıkları bir zamanda iki güzel insan sadece haklarını aradıkları için açlık grevinde ölüm eşiğindeyken, her şeye duyarsız bir duvar şeklindeki iktidarın bu uygulamalarının karşısında haklı talebimiz olan adalet ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin korunması için en önemli koşul olan laiklik ve parlamenter sistem, OHAL’in kaldırılması taleplerimizle adalet için yürüyoruz.


Musa Çam (CHP İzmir Milletvekili)musa-cam

Adalet Yürüyüş’ümüzün bugün 14. günü. Düzce’yi çıktık Hendek’e doğru yürüyoruz. Yürüyüşümüzün temel amacı, 15 yıllık AKP iktidarı döneminde Türkiye’de yargının tamamen bağımsızlığını kaybetmesi. 16 Nisan’da yapılan Referandum’dan beri de HSYK, AYM, bütün Yargı tamamen Recep Tayyip Erdoğan’a teslim edilmiş durumda. Son olarak İstanbul Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun 25 yıl ceza alması ve akabinde henüz yargı sürecinin tamamlanmamış olması nedeniyle, çünkü bunun Yargıtay aşaması olmasına rağmen tutuklanması, kabul edilebilir değil. Recep Tayyip Erdoğan, ülkedeki yargıya tamamen tek başına istediği kararları aldırır duruma gelmiştir. Dolayısıyla buna karşı Türkiye’nin en köklü ve en güçlü partisi olan CHP’nin bir tavır sergilemesi gerekirdi. Böyle bir karar alındı ve bu karar doğrultusunda 14 Haziran’da yola çıktı ve bugün 14. günümüz. Bu CHP’nin bir yürüyüşü değil. Adalet arayışı onun değil. 15 yıllık AKP iktidarı döneminde haksızlığa, hukuksuzluğa uğrayan işçi, köylü, esnaf, sanayici, işadamı, kadın, genci, engellisine varıncaya kadar herkesin yürüyüşüdür. Bu nedenle bu yürüyüş CHP’nin tek başına düzenlemiş olduğu bir yürüyüş değildir. Hemen hemen herkesin katıldığı ve destek verdiği bir yürüyüştür. Kuşkusuz bazı güzergâhlarda bazı AKP militanlarının sabotaj ve provokasyonlarıyla karşılaştık. Ama biz oyuna düşmedik. Bugüne kadar sorunsuz bir şekilde bu noktaya getirdik. İnanıyoruz ki, bundan sonra da aynı şekilde olacak. Katılım çok güzel, kortejimiz çok görkemli. İnanıyoruz ki, İstanbul’a çok güçlü bir şekilde gireceğiz. 450 km’yi aştık, şu anda İstanbul’a 150 km kaldı. İşin zor kısmını geçtik, şimdi kolay kısımları kaldı. İnanıyoruz ki, çok görkemli bir finalle Maltepe’de bitireceğiz.


Haluk Pekşen
 (CHP Trabzon Milletvekili)Haluk-Peksen

Yürüyüşün ilk günlerinde sanıldı ki, biz yargılama, ceza alanında bir tepki ortaya koyuyoruz. Ancak geçen sürede insanlar anladı ki, adalet sadece ceza adalet sisteminden ibaret değilmiş. Adalet, hayatın her yerindedir. Adalet, okulda, eğitimde, hastanede, sağlıkta, adalet maliyede, adalet adliyede, adalet tencerede, adalet hayatın her yerindedir. Onun için toplumun en temel değeridir adalet.

Çocuğunuzu okuturken adil olan bir okulda okutmak istersiniz. Onun hak ettiği bir okulu okumasını istersiniz. Adil olan bir eğitim almasını istersiniz. Sınavlara girdiğinde, adil bir sınavdan geçmesini istersiniz. İşe girerken adil bir sınavla işe alınsın istersiniz. Çalışırken, hak ettiği ücreti, adil bir ücreti almasını istersiniz. Kariyerinde yükselirken adil bir şekilde yükselsin istersiniz. Ama ne yazık ki Türkiye’de, öncelikle kendi mesleğimden başlayayım, avukat müvekkiline olmadık vaatlerde bulunursa, davayı almak için; doktora gittiğinizde, hastasını muayeneden geçirmeden hastaneye sevketmiyorsa, üniversite hocası başkalarının yayınlarını tercüme ettirip kendi yayını diye sunuyorsa, manava gittiğinizde çürük domatesi poşetin içine koyuyorsa, kasap size hileli et veriyorsa, mühendislerin yaptıkları evler depremde sallanıyorsa, Türkiye’de adalet adına 80 milyon, hepimiz, dönüp vicdanımıza bakmalıyız. Bence işin özeti budur.


Kadim Durmaz (CHP Tokat Milletvekili)kadim-durmaz

Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, sizlerin de bildiği gibi ülkemizde yaşanan haksızlıklar, hukuksuzluklar ve devletin yurttaşlarıyla birlikte yaşama kültüründen hızla uzaklaştırılmasından rahatsız oldu. Aldığı karar üzerine Ankara’dan İstanbul’a Adalet Yürüyüşü’nü başlattı.

Bu Adalet Yürüyüşü’nün tarihi son derece anlamlı ve ülkemiz için de önemli olduğuna inanıyorum. Devletimiz, 15 yıllık AKP iktidarı döneminde devlet olma hüviyetini kaybetti. İktidarların kendi programlarını uygulamakla birlikte devlet içinde kendi birimlerini oluşturmaya haklarının olmadığını biliyoruz. Ancak, Anayasa’ya göre yemin eden bir Cumhurbaşkanı düşünün, o sadakatten ırak. Bir hükümet anlayışı düşünün, seçim kazanmış bir Başbakan, darbeyle azlediliyor ve yerine düşük profilli biri getiriliyor. Böyle bir keşmekeş içerisinde bu ülkede bir şeyler yaşanıyor. Yargıya güven ilk defa %30’ların altına inmiş. Bunu itiraf eden de bir Yüksek Yargı organının başkanı. Son derece acı, bir o kadar da düşündürücü. Şu anda ülkemiz içerde huzursuz, dışarıda da saygınlığı dip yapmış bir ülke haline geldi.


Mehmet Gökdağ
 (CHP Gaziantep Milletvekili)Mehmet-Gokdag

Görüntü şöyle olabilir, biz CHP Milletvekili Enis Berberoğlu hakkında verilen bir karadan sonra bu yürüyüşe başladık. Ama tek nedeni o değil. Uzun yıllardan beri AKP iktidarının adaletsiz yönetim anlayışı. Aslında bu adalet arayışımız sadece Yargı ile ilgili de değil. Bu ülkede adaletsizlik her alanda kendini gösteriyor. Atanamayan öğretmenlerden, görevlerinden atılan akademisyenlere, asgari ücretin açlık sınırının altında olmasından emeklilerin yaşam standardının insanca yaşam sınırları altında kalmasına kadar çok ciddi bir adaletsizlik var. Bu artık bardağı taşıran son damla oldu ve yürüyüşe başladık. Şu anda ülkenin en fazla ihtiyacı olan şey adalet. Ama sadece yargıda değil, hayatın her alanında. Bu aslında bir demokrasi yürüyüşü. Bu aslında 80 milyonun özgürlük yürüyüşü. Bu yürüyüş aslında 80 milyonun barışı, kardeşliği için yapılıyor. Nâzım’ın dediği gibi “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” bu ihtiyaçtan kaynaklanan bir yürüyüş bu. Bu yürüyüşün halkın geniş kesimlerinde karşılık bulduğunu görüyoruz ve çok memnun oluyoruz. Bu alanda her görüşten insan var. Her partiden arkadaşlarımız var, çeşitli sivil toplum kuruluşları var, muhafazakârı var, milliyetçisi var, sol kesimden gelenler var, herkes var. Adalet herkesin ortak talep ve ihtiyacı, bunun için yürüyoruz. Ülkemizi huzurlu günlere taşımak için bu adımlar. Umarım ve dilerim ki ülkemizi aydınlık günlere taşırız. Korku imparatorluğunun olmadığı, herkesin kendisini korkmadan ifade edebildiği, kadınlarımızın şiddete uğramadığı, çocuklarımızın özgürce çocukluklarını yaşadığı, bir gelecek kurmak istiyoruz.


Necati Yılmaz (CHP Ankara Milletvekili)Necati-Yilmaz

Tabii ki öncelikle 100 yıllık parlamenter sistem birikimimizin, demokrasi tecrübemizin, kazanımlarını tek tek ortadan kaldıran 15 yıl yaşadık. Bu uluslararası bağlantıları da olan kurgulanmış bir süreçti. Bu dönem içerisinde sıklıkla söylüyorum, Cumhuriyet’in dört anayasal niteliğinin dördü de hedef alındı. Laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti hedef alındı. Tüm bu kavramlar çürütüldü. Burada hedef alınan Cumhuriyet’in kendisiydi. Böyle bakıyoruz. Tabii ki burada adalet bu müdahalelere araç kılındı. Yapılan müdahaleler üzerindeki koruyucu gücü elimine edildi. En büyük kaybımız ve en büyük zararımız adalet cephesinde oldu. Özellikle demokratik yollarla seçilmiş halkın vekillerinin akıl almayacak şekilde, hukuken izah edilemeyecek şekilde haklarında davalar açılması, ağır cezalar verilmesi ve yine henüz kesinleşmemiş bu garabet hükümlere bağlı olarak tutuklanması bardağı taşıran son damla oldu ve Genel Başkanımız o gün toplantıya geldiğinde “Ben elime bir döviz alacağım, üstünde bir kelime yazacak o da ‘adalet’ olacak ve yürüyeceğim” dedi. Biz kendisine bu etkinliği nasıl planladığını, bizim neler yapacağımı sorduk, “Ben yürüyeceğim” dedi. Bu anlamda kimseye bir davette bulunmadı. Tabii genel başkanımızın ortaya koyduğu bu doğru tutum, hepimizin sergilemesi gereken bir tutumdu. Bizler sahiplendik, yetmedi parti örgütümüz ve tabanımız sahiplendi. Şimdi bakıyoruz ki, birçok siyasi parti, birçok meslek örgütü ve sivil toplum örgütü bu talebi sahiplendi. Bu ülkenin birikimi olan aydın entelektüeller, bilim adamları, sanatçılar, milli sporcular, toplumun bu anlamındaki tüm ortak değerleri bu tavrı sahipleniyorlar ve genel başkanımıza eşlik ediyorlar.

Bir maraton yürüyüş içerisindeyiz. Aslında sıklıkla söylüyoruz ama söylemek de lazım, bir tarih yaratıyoruz. Hepimiz buralarda bu tarihin taşlarını birlikte örüyoruz. Oluşan destana kelimeler, heceler, harfler ekliyoruz. Bir büyük destan yazılıyor. Bu sadece ülkemiz açısından değil, dünyadaki demokratik deneyim açısından, kamuoyu duyarlılığı açısından, sivil barışçıl eylemlilik açısından büyük bir deneyim. Süreç içerisinde kazanımlar elde etmeye başladık. Yani özellikle söylediğim gibi on binlerle her gün büyüyen, gelişen bu yürüyüş, büyük taraftar kitlesine ulaşıyor. Şimdi bize ulaşan bilgilere göre kamuoyunun desteği %75’in üzerinde bu adalet arayışına destek. Bu da bizim doğru yerde durduğumuzu gösteriyor.

Sıklıkla söylerim, hiç kimsenin, hiçbir kurumun tek başına gücü yoktur. Asıl güçlü olan şey, gerçeğin, hakikatin kendisidir. Adalet ihtiyacı bir gerçektir. Genel başkanımız o gerçeği dokundu ve bu gücü kendi üzerine aldı. Şimdi o güçle bizi peşinden sürüklüyor. İstanbul’a gidiyoruz, İstanbul’da bugünkü katılımların ötesinde bir kitlenin İstanbul’da bizi karşılayacağını biliyoruz. Bu havayı telefonlarla, kamuoyu tepkileriyle alıyoruz. İnanıyoruz ki, İstanbul’da bir büyük karşılamayla bir büyük anlatıyla değerlendirmesini içeren bir anlatıyla bu süreç taçlanacak. Aslına bakarsanız bu süreç daha yeni başlıyor.


Bülent Kuşoğlu (CHP Ankara Milletvekili)Bulent-Kusoglu

Malum, adalet için yürüyoruz. Adalet Allah’ın emri. Adalet insanın hakkı, devletin temeli. Demokrasinin de gereği, onun için yürüyoruz. Adalet Türkiye’de büyük sıkıntılar içerisinde maalesef ve herkesin aradığı bir şey haline geldi. Tanımlaması da zor, çünkü herkesin adalet kavramıyla ilgili kendince sıkıntıları var. Onun için de Türk ve dünya kamuoyunu da yanımıza alarak yürümek istiyoruz. Çünkü hem adaletsiz, hem de rejimi, sistemi değiştirmek isteyen bir yönetim var. Üstelik zulüm yapıyor ve bunun göstermiyor. Sizler gibi kısıtlı imkânlarla bu gerçekleri dile getirmeye çalışıyoruz.

Genellikle toplumlar bazı şeyleri görmez ama bu yürüyüşle birlikte toplum da bunu görmeye başladı. Biz de göstereceğiz ve bu yürüyüşten sonra özellikle toplum için ve geleceğimiz için bir umut olacak, moral olacak, ona inanıyorum. Şimdiye kadar böyle geldi. Şimdi 17. gündeyiz ve her geçen gün moralimiz, inancımız arta rak devam ediyoruz. İstanbul’a girip miting yaptığımızda da bu zirveye çıkmış olacaktır.


Canan Kaftancıoğlu (CHP Parti Meclisi Üyesi)Canan-Kaftancioglu

Benim için yürümek, iki mesafe arasında gidip gelmekten ibaret değil. Bu yürümeyi kendi adıma felsefi bir yürüyüş olarak değerlendiriyorum. Yürümek birtakım şeylerde dönüşüm, değişim ve başkalaşımı ifade eder. Kişinin aslında kendiyle kalıp kendi gerçekliği üzerine yeni birtakım yöntemler, yollar bulmasının aracıdır yürüyüş.

Bu yürüyüş de adı üstünde Adalet Yürüyüşü. Adaletin olmadığı bir memlekette hep birlikte adaleti ararken mahkemeye gittiğimizde adalet bulamıyoruz, Meclis’te adalet bulamıyoruz. Hal böyle olunca, artık adaletin olmadığını tüm dünya görsün, bizler de adaletin olması için bir eylem şekli geliştirelim ve yürüyelim denildi ve görüldüğü üzere iktidarı şimdiden yeterince korkuttuğuna göre demek ki işe yarayan bir eylem oldu. Kendi adıma bu nedenle herkes gibi ve “Herkes için adalet” diyerek yürüyorum.

 


Sera Kadıgil (CHP Parti Meclisi Üyesi)Sera-Kadigil

Niye yürüdüğümüz artık herkese aşikâr artık bence. Nasıl gittiğine gelince, benim için gittikçe duygusal bir hâl alıyor. Bugün de yine böyle özellikle içindeyken çok harala gürele gidiyor. Çok kalabalığız, o yüzden de çok mutluyuz. Bugün bir fotoğraf çektim. Atatürklü bir Türk bayrağı önünde bir arkadaş bozkurt işareti yapıyor, yanında başka biri zafer işareti yapıyor, bir başkasının sol yumruğu havada. Gezi’den kalan bir fotoğrafın birebir aynısını gördüm. Çok yaşlı teyzeler yanımızda yürüyor, çok yaşlı teyzeler camlardan bağırıyor. Şişe şişe elimize su tutuşturanlar, erik verenler, muz verenler… Çok mutluyuz. İnsanlar yalnız değilim ben bu ülkede, bunu gördü. Biz daha kalabalığız, biz daha iyiyiz, biz daha güçlüyüz, onu hissettiler. Bir de o kadar çok adaletsizliğe maruz kalmışız, o kadar çok adalete ihtiyacımız varmış ki, her kesimde öyle. AKP’lilere de aynı şeyi söylüyorum. “AKP ilçe başkanı olabilirsin, bize karşı kendini güçlü hissediyor olabilirsin, yargının yozlaşması o yüzden seni rahatsız etmiyor olabilir. Ama yarın öbür gün bir AKP milletvekiliyle karşı karşıya gelebilirsin. Ne yapacaksın?” Bu soruyu sorunca onlar da bir duraksıyor. Partiler üstü dememizin nedeni, ne kimseyi gaza getirmek ne de başka bir şey. Derdimiz bu. Adil bir ortamda, adil bir maç olsun, iyi oynayan kazansın. Ama böyle hakem satın alarak olmaz bu işler.


Rıza Türmen (AİHM eski Yargıcı ve CHP eski Mv.)Riza-Turmen

Niye yürüyoruz? Bu soruyu bence iktidarın sorması gerekir. İnsanlar, binlerce kişi, bu yağmur altında niye yürüyor? Bu sorunun cevabını doğru vermek gerekir. Bu sorunun cevabı çok açık; çünkü Türkiye’deki haksızlıklara, adaletsizliklere, Türkiye’deki demokrasi dışı uygulamalara, Türkiye’deki insan hakları ihlallerine hayır demek için yürüyor. Bu insanların Türkiye’de olup bitenlere bir itirazı var.

Bugün Türkiye’de işler iyi gitmiyor. Türkiye demokrasiden uzaklaşıyor. Türkiye iyi yönetilmiyor. Türkiye’de hukuk devleti rafa kaldırılmış durumda. Hukukun rafa kaldırıldığı yerde insan haklarının hiçbir güvencesi yoktur. Burada yaşayan insanların hiçbir güvencesi yoktur. Herkesin başına her an her şey gelebilir, herkes her an tutuklanabilir bir takım sahte iddialarla. Hiç kimsenin güvencesi yoktur, çünkü hukuk devleti ortadan kalkmıştır. Bugün kuvvetler ayrılığı ortadan kalkmıştır. Her şey bir kişinin iki dudağı arasındadır. Buna hayır demek izin yürüyor buradaki insanlar. Adalet herkese lazım. Adalet olmazsa hiçbir şey olmaz. Adalet olmazsa demokrasi olmaz, adalet olmazsa insan hakları olmaz. Hukuk devletinin özü adalettir. Demokrasinin amacı, omurgasıdır. Bunu kaldırdığınız zaman her şey çöker.


Dr. Vecdet Öz (Adalet Partisi Genel Başkanı)vecdet-oz

Saygıdeğer Basın Mensupları,

AKP hükümeti 15 yılda adaleti amaç olmaktan çıkarıp kendini güvence altına alan bir araç haline getirmiştir.

Bu yürüyüş; hukuk devletinin yeniden inşası, vatandaşların hak ve hürriyetlerinin güvenceye kavuşturulması için verilen demokratik bir mücadeledir.

Bu yürüyüşün hedefi; bir veya birkaç kişinin uğradığı ifade edilen haksızlıkların giderilmesi değil, 80 milyon vatandaşımızı ve 102.000 hukukçuyu ilgilendiren “güvenilir bir adli sistemin kurulmasıdır.”

Bu yürüyüş belki bir kişiye yapılan hukuk dışı bir uygulamayla başlamış gibi görülebilir ancak bu olay sadece geçmişten gelen bir birikimin fitilini ateşlemiştir.

Bu yürüyüş; birikmiş bir hak arama arzusunun, üstü kapatılan Deniz Feneri davasının, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a yapılan haksızlıkların, Ergenekon sürecindeki hukuksuzlukların, Balyoz ve Odatv gibi kumpas davalarının, referandumdaki hukuk hilelerinin, FETÖ’nün siyasi ayağının üzerine gidilmeyişinin ve sıralamakla bitiremeyeceğimiz tüm keyfi hukuk uygulamakarına karşı biriken tepkinin bir neticesidir.

Son Anayasa değişikliği ve ardından ilan edilen süresiz OHAL ile Yargı tam manasıyla bağımlı ve baskı unsuru haline getirilmiştir. Adalet Partisi olarak arzumuz, OHAL’in kaldırılması, tüm vatandaşların hukuki güvence içinde, çoğulcu, demokratik bir hukuk devletinde yaşamasıdır. Yolumuz Atatürk’ün akla, bilime ve aydınlığa dayalı gerçekçi yoludur. Hukuk devletinin ön şartının tarafsız, bağımsız, keyfilikten uzak kararlar veren bir yargı olduğunu unutmamak gerekir.

AKP hükümeti iktidara geldiği ilk günden itibaren “Hukuk Devletini” her zaman kurmaya çalıştığı “Mutlak Egemenliğin” önünde engel olarak görmüştür. Bu yüzdendir ki hukuk devleti diyenlere sürekli aba altından sopa göstererek tehdit, korku ve baskı uygulamaktadır.

Bu sopalar bizi asla korkutamaz çünkü bizlerin çok önemli ve ulvi bir amacı vardır; O da Türkiye Cumhuriyeti’nin aydınlık geleceğidir.

Bugün burada sadece CHP’lilerle birlikte değiliz, bilakis farklı siyasi görüşlerden gelmiş doğruyu savunan milyonlarla beraberiz! Bizler doğruya doğru, yanlışa yanlış derken, kimin doğrusu ya da yanlışı olduğuna bakmayız.

Doğrunun ideolojisi olmaz, doğru bir tanedir. Buradaki doğru ise laik, demokratik bir hukuk devletinin ilelebet var edilmesidir.

Kilometrelerce yol katedilerek yapılan “adalet” temalı bu yürüyüş, bir toplumsal temel hakkın kullanımıdır. Hükümetin bu yürüyüşe yönelik, demokratik yönetim anlayışıyla bağdaşmayan sert tepki ve suçlamalarını şiddetle kınıyoruz. Özellikle Cumhurbaşkanı’nın, Anayasal hakkını kullananlara yönelik savcılara talimat verme sözlerini yargıya doğrudan müdahale olarak değerlendiriyoruz. Devlet gücüne dayanılarak yapılan tüm haksızlıklara karşı olduğumuz gibi, bu hukuksuz talimata da hukukun evrenselleşmiş ilkelerine dayanarak ve kimseden çekinmeden her zaman karşı duracağımızın bilinmesini istiyoruz.


Mustafa Mutlu (Gazeteci-Yazar)Mustafa-Mutlu

Bence bugüne kadar dünyada yapılan bütün eylemlerin en anlamlılarından birinin içindeyiz. O eylemi hayata geçiriyoruz ve o yüzden çok mutluyum. Çünkü bu bana göre en kutsal kavramlardan biri. Emek için eylem yaptık, özgürlük için eylem yaptık bugüne kadar, bugün de adalet için eylem yapıyoruz. Çünkü bir ülkede ya da toplumda adalet duygusu yok olduysa ne özgürlük var olur ne emek hak ettiği değeri bulabilir ne de başka bir kazanımımız olabilir. Biz ne yazık ki artık bu ülkede bugün itibariyle dünyada belki de tek adalet arayan, elinde fenerle Diyojen’in aradığı gibi bu çağda adalet arayan bir ülke haline geldik. Bu emin olun bizim ayıbımız değil, bizi yönetenlerin ayıbı. Bu ayıp onların tarih önündeki sorumluluklarının bedelini ödemelerini gerektirecek. Karşılıksız kalmayacak bu ayıp. Bugün olmasa bile, bu yürüyüş bitecek de Türkiye’de çok şey değişecek. Hayır, hiç de öyle olmayacak çünkü Kemal Bey’in bir sözü var, çok katılıyorum, “Adam demokrat değil ki demokratik yöntemin etkisi olsun.” İşgal altındaki Hindistan’da söken eylem burada sökmüyor. Çünkü o işgalciler demokrasi kültüründen geldiği için o sese tepki veriyor. Burada böyle bir şey yok ki. Adam “yolları ben yaptım” diye yürüyenlere fırça atıyor, hakaret ediyor, saldırtıyor, gübre attırıyor.

Bugün yol boyunca, sondan dördüncü gündeyiz, pazartesi günü yol boyunca adamlarını dizmişler, bir tanesi, ben kenardan yürüyorum, gözümün içine bakarak “o. çocuğu” dedi fısıltıyla. Bu benim gibi yürüyüşe katılan herkesin başına geliyor. Birimiz adama kafa atsak, yumruk atsak, bu yürüyüşü iptal etmek için ellerine koz vermiş olacağız. O yüzden ben bu yürüyüşe katılan insanların demokratik bilinçlerine de dayanma güçlerine de, sabırlarına da hayran kaldım. Yaşadığım ülkeyi bu anlamda bu zor günlerde bir kere daha sevmeme, umutlanmama neden oldu.

Biz eninde sonunda büyük bedeller ödedik, ödeyeceğiz ama şu anda İzmit’teyiz, yürüyüşün 19. günü. Bu günde İzmit halkının buraya koşup gelen İzmit halkının bize sarılışını herhalde ben hayatım boyunca unutamam. Yol kenarında bizi alkışlayan çocukların coşkusunu unutamam. O çocuklar olduğu sürece biz bu işin altından kalkacağız.


Sabri Cebecik (Eski Genel Maden-İş Sendikası Eğitim ve Örgütlenme Sorumlusu)sabri-cebecik

Ben emekli maden işçisiyim. Bütün emeklilerin intibak yasalarının kısa sürede çıkarılarak 2000’den sonra emekli olanların intibak yasalarının çıkarılarak emeklilikteki ücret makasının açılmasının önlenmesini istiyorum, o sebeple yürüyorum. Maden işçisi olmam sıfatıyla başta Soma madenlerinde ölen 301 arkadaşımızın adalet taleplerinin yerine getirilmesi ve mağduriyetlerinin giderilmesi, Ermenek’te ölen maden işçilerinin Torunlar Holding’in inşaatında ölen 12 inşaat işçilerinin, Kozlu’da, Karadon’da ölen maden işçilerinin adaleti için yürüyorum. Yüz binlerce atanamayan öğretmenin, yine yüz binlerce üniversitelerden KHK’larla atılan akademisyenlerin, velhasıl Türkiye’de haksızlığa uğramış, Türkiye’de geleceği elinden alınmış, adalet talepli ne kadar insan varsa o insanların geleceğe daha güvenle bakabilmesinin koşulları KHK’larla bütün bunların kaldırılması için yürüyoruz.

Adalet istiyoruz. Dolayısıyla bu adaletsizlik temelinde gelişen olayın başında bizatihi bu ülkenin AKP’li genel başkanı sıfatıyla Recep Tayyip Erdoğan var. Bir an önce bu adalet mesajına milyonlarca insanın katılacağı görülüyor. Bu tarafın da göz ardı etmeden, bu talepleri dikkate alarak iç savaş krizine dönüştürmeden duruma müdahale edilerek sorunun çözülmesi ülkede iç barışın sağlanmasına hizmet edeceğin değerlendiriyorum. O sebeple bu Adalet Yürüyüşü’nü önemsemeli ve dikkate almalıdırlar. İnsanların birlikte yan yana yaşama iradesini reddetmemeleri gerekiyor. Bu ülke bizim, başka gidecek yerimiz de yok. Onun için de eşit yurttaşlık temelinde referandumda 7’den 70’e ülkenin Yüksek Seçim Kurulu’nca çalınan iradesine karşılık birlikte yaşama iradesinin ortaya konulduğu görülmüştür. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan demokratik yollardan geldim, ben bu yoldan gitmeyeceğim diyor. Bundan vazgeçmesi gerekir. Demokrasiye ilk önce kendisinin inanması gerekir. Dolayısıyla ben sandık demokrasisiyle gitmeyeceğim diyorsa eğer, bu adalet talebi olan insanların kararlılığı, sokaktan direnerek bu adaleti sağlayacaktır.

Bu duruştan vazgeçmesi gerekiyor. Bu KHK’larla sıkıntıya sokulan bütün kesimlerin rahatlayabilmesi için, yeniden demokratik parlamenter rejimin yeniden sağlıklı bir şekilde işlemesine hizmet edecek adımların atılmasına özen gösterilmelidir. Bu sebeple adalet talepli bu yürüyüşü önemsiyoruz. Bu talepler kardeşliği, barışı getirecek, bu talepler Türkiye’de insanların birbirleriyle kardeşlik duyguları temelinde kendini güvende hissedebileceği bir ortamın gelişmesine katkı sağlayacak bir harekettir. Bu hareketi önemsemelerini istiyorum. Bu hareketin görülmesini istiyorum. Bu insanların hak taleplerine kulak verilmesini istiyorum. Bu sebeple yürüyorum.


İhsan Eliaçık (Antikapitalist Müslüman Yazar)ihsan-Eliacik

Yürüyüş gayet güzel gidiyor. 17. günde 20 kişilik bir grupla yürüyüşe katıldık. 7-8 arkadaş Maltepe’ye kadar devam edeceğiz. Sabahki ilk iki etapta Kılıçdaroğlu ile birlikte yürüdük. Kendisiyle de sohbet etme imkânı bulduk. Kitle canlı, diri ama bana göre yetersiz. Gezi’nin ve “Hayır” bloğunun tamamını kapsaması gerekiyor. Bunun için de biraz daha açılım yapmaları gerekiyor. Başlangıç güzel, bizim Yeryüzü Sofraları’nı anımsatıyor. Bayraksız, flamasız sadece adalet talebiyle bir yürüyüş gerçekleşiyor. Gezi ruhunu çağrıştırıyor. Herkesin katılması, boyun eğmeme mesajının verilmesi, bunlar çok güzel. Ama dediğim gibi Kürtlerin bu işe katılması gerekiyor. Bunun için de onlara yönelik çıkışlar yapılması gerekiyor. Ben Kılıçdaroğlu’na onu söyledim. Edirne’ye kadar yürümeseniz bile en azından Maltepe’de bitirdikten sonra önce Cumhuriyet gazetesi yazarları için Silivri’ye, ardından da HDP’li milletvekilleri için Edirne’ye nokta ziyareti yaparak Ankara’ya dönerseniz, bu gelecek için umut verici bir gelişme olacaktır dedim. Ondan sonrasına artık kitle kendisi karar verecektir.

Bir de gördüğüm kadarıyla Kemal Bey sahada olmak taraftarı. Sivil itaatsizlik eylemleri önerin diyor. Başka yollarla da bunu devam ettirmek niyetinde. Bu nedenle bu yürüyüşü iyi bir çıkış olarak gördüm. Hatta bunu şöyle yorumluyorum, bu İstanbul’a kadar devam ederse, Kemal Bey’in kendini aşması ve yeniden doğması anlamına geliyor. Ama eğer İstanbul’dan da Edirne’ye bir açılım yapabilirlerse, bu da CHP’nin kendini aşması ve yeniden doğması anlamına gelecektir. Bu Kürt işini çözmek de en fazla kurucu partiye düşer. Bütün bunları kendisine de söyledim. Bakalım, siz nereye giderseniz biz oraya kadar sizinle geliriz dedim. Maltepe’den ileri gitmezsen canın sağolsun, biz öyle bir şart ileri sürmüyoruz. Adalet neredeyse biz oradayız.


Volkan Yosunlu (Oyuncu)volkan-yosunlu

Yazarlar ve yönetmenle buraya geldik çünkü 20 gündür bu ülkenin adalet arayışında, özgürlük arayışında bir yol var, bir yolculuk var. Biz bu ülkenin sanatçıları olarak, bu yola kayıtsız kalma şansımız yoktu. Biz de bu yolun yolcusuyuz dedik. Adalet arayışının içindeyiz dedik, bu ülkenin adalet talebinin bir parçasıyız, biz de bunu talep ediyoruz dedik. Bu yüzden de buradayız. Zaten o farkı yaratıldı bile. 20 gündür on binlerce insan aynı yolda yürüyüp, aynı sloganı sahiplenebiliyorsa, bu ülkede bir şeylerin fark edildiği ve bu ülkede bir oluşun gerçek olduğunun yansımasıdır. Çünkü bundan 4 yıl önce, Gezi olduğunda yine aynı duygularla insanlar özgürlük talepleriyle sakaklara döküldüler ve de adil, eşit bir yaşam talebini dile getirdiler. Maalesef kayıplarımız oldu, ama bugün umarım bu yürüyüşün sonundaki amaca ulaşıldığında, gerçekten bu ülkenin adaleti, herkes için doğru tesis edildiğinde, bir hukuk devleti olarak yaşamayı tesis edebildiğimiz sürece bu farkı yaşamış olacağız.

Şu çok güzel bir şey, bir kere maalesef Türkiye’deki medya organları bunu çok yanlı gösteriyorlar. Halk bundan muzdarip, şikâyetçi, halk kötü durumda diye bu sanki bu eğilimin halkın bir yere ulaşım hakkının engellediğinin propagandası yapıldı. Halbuki bugün benim gözlerimle gördüğüm şey, en az binlerce insan yanlardan el sallayarak, gözleri dolu dolu, bayraklarını sallayarak, adalet taleplerini dile getirerek yürüyüşçülere destek oldular. Bu bence acayip duygusal bir an. Bunu en yakın ne zaman hissettim derseniz. Gezi’de hissettim. Bu kadar bir arada olmayı ve insanların birbirinin gözünün içine samimiyetle bakıp evet aynı şeyi talep ediyoruz dediği en son Gezi’de olmuştu. Şimdi tekrar bu talebi sahiplendik ve birbirimizin gözlerinin içine bakıp gülümseyerek bu adalet talebini yükseltmeye çalışıyoruz ve bunu hissettirmesi benim için çok harika bir duyguydu.


Av. Gürkan Altun (Bursa Baro Başkanı)gurkan-altun

Amacımız, hangi ilden geçiyorsa Adalet Yürüyüşü, oradaki baro ile bunu ortaklaşa yapmaktı. Zafer Başkan bize ev sahipliği yaptı. Artvin’den Bursa’ya, Adana’ya, Manisa’ya, Tekirdağ’a varıncaya kadar geniş bir yelpazeden 7 baro ve bu barolara bağlı avukatlar olarak buradayız. Önceki dönem Barolar Birliği Genel Sekreterimiz burada, önceki dönem Barolar Birliği yönetim kurulu üyemiz burada.

– Türkiye Barolar Birliği, yürüyüşe katılım için destek açıklamadı, bu konu ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Aslında hepimiz Türkiye Barolar Birliği üyesiyiz. Türkiye Barolar Birliği, kendi başına ayrı bir tüzel kişilik ama avukatı olan bir birim değil. Avukatlar barolara bağlı, barolara bağlı çalışıyor. Biz varsak Barolar Birliği var. Biz öyle görüyoruz. Yarın Kocaeli ve İstanbul’da yakın barolar da katılacaktır. Orada bulunan tüzel kişiliği olan barolara destek vereceğiz. İstanbul Cumartesi günü katılıyor.

Ben bütün baro ve avukatların bu Adalet Yürüyüşü’nü bazıları bizim gibi fiilen, ama hepsinin içten desteklediğine inanıyorum. Bazı siyasi mülahazalarla desteklemiyor gibi görünebilirler ama ben hiç kimsenin, özellikle de adında adalet olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nden bile hiç kimsenin adalet istemediğini düşünmem.

Yani o anlamda biz herkesin hislerine tercüman olan bu yürüyüşte var olmak istedik. Destek vermekten ziyade buradaki gücü de arkamızda hissetmek istedik. Çünkü biz avukatlar olarak bugün yürümüyoruz. 2013’te Ankara’da yürüdük, 2015’te Bursa’dan İzmir’e kadar yürüdük. O günlerde toplum biz kara cübbelilerin yanında pek durmadı. Ne için yürüdüğümüzü de fark etmedi. Bugün halk yürüyor, biz de barolar olarak yanlarında yürüyoruz. Bu yürüyüş yarın da bitmeyecek. Biz bu mesleği sürdürdüğümüz sürece adalete ulaşmak için elimizden geleni yapacağız. Daha birkaç gün önce 111 aydın içerisinde yer alarak Nuriye ve Semih için de bir açıklama yaptık. Muktedirlerin ne söylediği önemli değil. Bizim herhangi bir terör yapılanmasıyla ilişkimiz yok. En temel hak olan yaşam hakkını savunuyoruz, eğitim hakkını savunuyoruz, insanların iş edinme hakkını savunuyoruz, en önemlisi de lekelenmeme hakkının olduğunu düşünüyoruz. Sabıkasız olan insanların toplumda suçlu gibi gösterilmesini asla kabul etmiyoruz ve bunu haykırmak için buradayız. Ali İsmail Korkmaz için buradayız. Nuriye için buradayız, Semih için buradayız, Berkin Elvan için buradayız, İlker Başbuğ için buradayız. Bugüne kadar mağdur olmuş bütün yurttaşlarımız için buradayız. Son olarak Tahir Elçi için buradayız.


Av. Ali Uğur Çağal (Artvin Baro Başkanı)ali-ugur-cagil

Sayın Kılıçdaroğlu, bu yaşında canını dişine takarak yola çıktı. Bu çok duyarlı bir harekettir. Bu gerçekten çok önemsenecek bir harekettir. Ben de bu soylu davranışa karşılık 1.600 km yoldan gelerek destek vererek çalıştım. Ben buraya hukukçu, avukat ve Baro Başkanı kimliğimle katılıyorum.

Ben CHP’nin 47 yıllık üyesiyim. Bu kimliğiyle İstanbul’a girişte katılacağım. Ama buradaki katılımımın amacı, bir hukukçu, avukat ve Baro Başkanı olarak, tüm hukukçuları da duyarlı olmaya çağırıyorum. En az Kılıçdaroğlu kadar duyarlı olmalılar. Adalet bizim işimizdir. Bunu iyi bilmek lazım, başkalarının işi değil. Bazı barolar biz partiler üstüyüz diyorlar, bunun bir mantığı yok. Türk-İş mantığı gibi işçi sınıfı partiler üstüdür diyorlar, doğru bir mantık değildir. Kılıçdaroğlu adalet için yürüyor. Adalet de bizim işimiz olduğuna göre en büyük destek bizden gelmelidir. Ben 1.600 km’den gelerek katıldım. Tüm hukukçuları da duyarlı davranmaya çağırıyorum, göreve çağırıyorum.


Av. Veli Küçük (Adana Baro Başkanı)veli-kucuk

Adalet kavramı, hiç kimsenin tekelinde olmayan, bugün içinde yaşadığımız süreçte, akademisyenlerin, gazetecilerin, yazarların, aydınların, milletvekillerinin ve kamudan ihraç edilen etkin soruşturma, şeffaf denetlenebilir soruşturma geçirmeksizin hakkında işlem yapılan, açığa alınan, gözaltına alarak tutuklanan herkes için istediğimiz bir kavramdır. Bu çerçevede en geniş boyutunda alınan bir kavramdır. Adaletin konuşulduğu yerde de avukatların, baroların olmaması, düşünülemez. Biz o nedenle Sakarya bölümünde Sakarya Barosu Başkanımız Zafer Kazan’ın bizlere çağrısı üzerine bu yürüyüşe katıldık ve de adaleti, demokrasiyi, hukuk devletini ülkemizde mağdur olan, mazlum olan herkes adına talep ediyoruz.


Dr. Hakan Karagözlü(Aydın Tabip Odası Başkanı)

hakan-karagozlu

Bu yürüyüşe herkesin katılması gerekir. Çünkü adalet hepimize lazım olan bir şey. Biz hekimler olarak tüm hastalarımıza adil davranmaya çalıştığımız için adalet yürüyüşüne koşa koşa geldik. Hekimler, savaşta düşmana bile bakan, insanların, rengine, diline, ırkına bakmadan aynı hizmeti veren insanlarız. O yüzden buraya yürümek için geldik. Bu yürüyüşün İstanbul’a doğru çok daha yoğun olacağını düşünüyorum. İstanbul Maltepe’deki mitinge de katılmayı düşünüyoruz.

 


Emsal Atakan (Gezi şehidi Ahmet Atakan’ın Annesi)Elmas-Atakan

Adalet Yürüyüşü’ne biz destek vermeye geldik çünkü biz anneler olarak 4 yıldır adalet arayışındayız. Ben Hatay’dan geldim. Sayın Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı bu yürüyüşe destek vermeye geldik. Çünkü adalet herkese lazım.

Adaletin sağlanmasını talep ediyoruz. Umarım adalet gelir, huzur olur, barış olur. Adalet olmazsa hiçbir zaman barış ve huzur olmaz. Hep öfke, kin ve kan akar. O yüzden biz her zaman adalet peşindeyiz. Çocuklarımız Gezi’de katledildi. 4 yıldır biz yollardayız, adalet arıyoruz. Katiller dışarıda geziyor ama onlara da adaletin bir gün lazım olacağını unutmasınlar.


Emel Korkmaz (Gezi şehidi Ali İsmail Korkmaz’ın Annesi)Emel-Korkmaz

Emsal Hanım’ın söylediklerine katılıyorum. Biz adalet için buradayız. Adaleti bulabilmek için yollardayız. 4 yıldır mücadele ediyoruz ve mücadelemizden caymayacağız. Bu ülkeye inşallah bir gün adalet gelecek ve bu adalet herkese lazım olacak. Bu ülkede yaşayan herkesin adalete ihtiyacı olacak. Unutmasınlar lütfen. Adalet sağlansın. İnşallah adalet canlar yanmadan, acılar yaşanmadan gelir.

 


Hıdır Aydur (Esnaf)hidir-aydur

Bu ülkede yaşıyorsak, adaletin bağımsız olması lazım, özgür olması lazım. Şu anda adalet diye bir şey kalmadı. Anayasa, yargı, her türlü adli şeyler, hâkim, savcı, hepsi tek bir partinin güdümüne girdiler. Bu ülkede diktatörlüğe gidiliyor. İki arkadaşımız da sırf diktatörün iki dudağının arasında ölüme mahkûm edildi. Yargı yok, haklı olmalarına rağmen 76. günde içeri aldı 110 gün oldu, sağlıkları tamamen bozuldu, buna rağmen kendi damatları tahliye edilirken bu insanlar, istedikleri ekmeklerini geri istediler, hâlâ içerde ölüme mahkûm edilmektedirler.

Onun için yürüyorum. Seslerini duyurmak için yürüyorum. Özgürleşene kadar yürüyeceğim.

 


Mustafa Karabulut(Kamp Sorumlularından)mustafa-karabulut

Bundan yaklaşık 19 gün önce başlayan bu Adalet Yürüyüşü’nde, insanların başlangıçta inanmadığı, üç güne biter dediği şey, 19. güne vardı. İlk başladığımızda bir kişi olarak başladık, o da genel başkanımızdı. Önce onlar olduk, sonra yüzler olduk, sonra binler olduk, şimdi on binler olduk, İstanbul’a vardığımızda milyonlar olacağız.

Ben şu tanımı hep kullanıyorum, bizim ülkemizde artık adaletin kavramsal ismi değişti. Eskiden suçu ispat edilene kadar herkes masumken, şimdi masumluğu ispat edilene kadar herkesin suçlu olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Biz bunun değişeceğine inanıyoruz. Başta genel başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu önderliğinde burada yürüyen herkes biliyor ki, bu devran böyle gitmeyecek. İnanıyoruz, başaracağız. Ama bu hemen Adalet Yürüyüşü’nden sonra olmayacak ama başlangıcımız güçlü olacak. Ondan sonra tüm çalışmalarımız da bununla beraber artarak devam edecek. Yolumuz açık, yolumuz aydınlık, yolumuz adaletli olsun.


Veysel Kılıç (Tutuklu Hava Harp Okulu Öğrencisi Velisi)veysel-kilic

Ben, Rizeli Veysel Kılıç. Askeri öğrenci velisiyim, oğlum Silivri Cezaevi’ndedir. Bu çocukların bana göre hiçbir suçu yoktur. Zaten olay olduğu gün sabahleyin, Devlet Bahçeli Beyefendi de söyledi, Sayın Kılıçdaroğlu da söyledi, bu çocukların derhal bırakılması gerekir.

Hepimiz askerlik yaptık, biliyoruz. Komutan çağırdığı zaman hangimiz gelmiyorum diyebiliriz. Diyemezler biliyoruz. Bu çocukları kullanmak istiyorlar. Yani bir şekilde bu işi bunlara yıkmanın peşindeler. Yok efendim ikinci bir kalkışmanın olmasını engellemek için falan diyorlar. Yahu bunlar birinci kalkışmaya katılmadı ki. Bunlar bu kalkışmaya katılsaydı, bu kavgaya taraf olsalardı, bugün 250 şehit değil 250 bin, 300 bin şehit konuşulacaktı. Bu bir gerçektir. Bu kalkışmanın 250 şehitle kalmasını bu çocuklara borçluyuz. Bu çocuklar o zalimlerin emrini yerine getirseydi, bugün 200-300 bin şehit olacaktı.

Bu çocukların şöyle de bir durumu var; burada konuşmak kolay. Komutan diyor ki, “ateş et”. Bir bakıyor bu çocuklar, iki gün önce bizi Yalova’da alkışlarla karşılayan bu halka nasıl ateş ederiz? Komutan “ateş et” diyor, ateş edilmeyince bazısının ayağına vuruyor. Bir yandan sivil halk tuttuğunu linç ediyor. Hatta iki tane çocuğun boyunlarını inşaat teliyle koparmışlar. Bu işin iki yanı var, bu çocuklar için çok tehlikeli. Mesela komutan emretti, ateş etmedi. Bu iş gerçekleşseydi bu çocuklar şimdi Silivri Cezaevi’nde de olmayacaktı. Hemen sabahında bunların kellelerini alırlardı sen emre itaat etmedin diye. Emre itaat etmediler ve süreci bu şekilde geçirdiler. Sen de şimdi bunları aldın tıktın cezaevine. Yazık günah değil mi? Ben şimdi cezaevinde ailelere bakıyorum, %80’i AKP seçmenidir. Bunlar FETÖ’cü değil, asla olamazlar. Zaten bu çocukların oraya gelişlerinin FETÖ’yle falan ilgisi yok. O ikinci planda araştırılır, biz de zaten ona bir şey demiyoruz. Biz buna rağmen yargılanalım diyoruz. Suçu olmayan bırakılsın, bana göre hiçbirinin suçu yok da, suçu olan da cezasını çeksin. 12 aydır ben iddianame bekliyorum. Benim çocuğumun suçu yoktur, onu da biliyorum. Ne olacak, pardon, hadi git evine.

Ben adalet için yürüyorum. Kemal Bey, çok güzel bir karar aldı ve bu yürüyüşü başlattı. Bu yürüyüş çok büyük ses getirecek. Bu yürüyüşümüzün tarihe kazınacağı belli oldu. Bu yürüyüşe insanlar sel gibi katılıyorlar. Hele bundan sonra katılım daha da artacaktır. Artık bu selin önünde durmak mümkün değil. Sel süpürüp götürecektir.

Bizi çocuklarımızdan ziyade yıpratan, madden ve manen bittik biz. Şimdi bir Başbakan kalkıp evet-hayır arifesinde diyor ki, “evet vermeyen PKK’dır, zalimdir, katildir, şudur, budur.” Ben şimdi sana soruyorum, sen benim çocuğumu kalkıp hapse atmışsın, ben şimdi sana kalkıp da “evet” mi vereceğim? Sen şimdi benden “evet” mi bekliyorsun?


Bir tutuklu Harbiyeli velisi

Bu yürüyüşü masum Hava Harbiyeliler ve bütün insanlık için çin, çocuklarımın, torunlarımın geleceği için yürüyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet ayakta durabilmesi için, “hak, hukuk, adalet” için yürüyorum. Ben Hava Harbiyeli velisiyim. Çocuğum ikinci sınıftan üçüncü sınıfa geçmişti. Yalova Eğitim Kampı’nda o gün öğrencilerden bir kısmı komutanları tarafından tatbikat var diyerek kandırılarak o gece dışarı çıkartılmış. Bu çocuklar zaten normal süreçte de eğitim ve tatbikat adı altında yıllardır yaptıkları için bu olay onlara farklı gelmemiştir. Rutin bir uygulama olarak algılamışlar. Biz halk olarak o gün hiçbir şey anlamadık ki, o çocuklar anlasın. Bu çocukların telefonları yok, iletişim araçları yok, televizyon yok, kampta tamamen ilkel hayat şartlarında yaşayan çocuklar. Daha önceki kamp yıllarında da gece 3’te otobüsler geldiği zaman 40 km’lik yürüyüşlere gidiyorlar. O gece bu çocuklar için anormal bir durum yok. Zaten öyle bir şey ki, çocuklar binselerdi otobüse binselerdi de cezaevindeydiler, binmeseler de cezaevindeler.  Emre itaat etmemek gibi bir şansları yoktu. Hiçbir şekilde bu çocukların kurtuluşu yoktu. Zaten saat 12-12.30 civarında çocuklar çıkarıldıktan sonra diğer gruplar da çıkarılacakmış. Eğer o gece otobüs çıkmış olsaymış, saat 01.00’da polise pusu attırıyorlar, geriye kalan öğrenciler, otobüslerle çıktığı an taranma talimatı gelmiş.

Yani biz şunu söylüyoruz. Biz çocuklarımızı 13 yaşından beri devlete emanet ettik. Onlar çocuklarımızı korumakla sorumlu değil mi? O komutanları biz mi atadık? Çocuklarımıza şucu, bucu diyorlar, 13 yaşında size teslim ettiğimizin çocukların böyle bir imkânı var mıdır? 7/24 sizin gözleminiz altındaydı bu çocuklar. Affedersiniz bu çocuklar izin almadan tuvalete bile gidemezlerdi. Altına yap dese komutan yapmak zorunda. Neden? Benim emrimi dinlemedi diye ver askeri mahkemeye hayatını bitir. Haksız mıyım? Bunun için de adalet peşindeyim. Darbeyi Kuleli’deki 18 yaşındaki çocuklar mı yaptı? Ben aynı zamanda Kuleli Askeri Lisesi son sınıf mezunlarından iki öğrencinin annesiyim. İki çocuğum da askeri öğrenciydi. 14 Temmuz’da okul komuta kademesi değişti. Çengelköy’ü basan hain komutan 1 günlük komutandır. 17 Aralık’tan beri, gerisini saymıyorlar ya hani, bizim çocuklarımızın onların elinde olma ihtimali yok. Çünkü devletin elindeler. 17 Aralık’tan sonra atılmalarını da kendileri yaptı, kim yapıyor? Ben bu soruları soruyorum, cevabını bana vermeliler. İki çocuğum ve arkadaşlarından bazıları bunun bedelini çok acı ödedi. Bizim çocuklarımız okuldan atıldı, Işıklar Askeri Lisesi’nde okurken, ben üç kere mobbing dilekçesi yazmışım çocuğum şiddet görüyor diye. O zaman neredeydi bunlar? Ben de bu soruların cevabını istiyorum.


Bir tutuklu Hava Harp Okulu öğrencisi velisi

Ben Hava Harp Okulu 3. sınıf öğrencisi velisiyim, aynı zamanda bir AKP seçmeniyim. Kendimi bildim bileli AKP’ye oy veriyorum. 8 senedir oğlumdan ayrıyım, bunun için mi ayrıyım? Bunun için mi oğlumu devlete emanet ettim? 15 Temmuz gecesi böyle bir şey yapacakları aklımızın ucundan geçmedi. Çocukların hiçbirinin haberi yok. Tatbikat adı altında çıkarılıyorlar ve kendilerini ateşin içinde buluyorlar. Oğlum, karakola götürüldüğünde darbe olduğunu öğrenebiliyor. O kadar öfkeleniyor ki, şu an güven eksiklikleri var çocukların. Yalova’da Orhanlı bölgesine götürülmüşler ve otobüsten indikleri anda ateşin içinde kalmışlar. Saliselik zamanda karar vermek zorundalar. Karşıda halk var, komutan “ateş edin” diyor. Öyle bir karar vermek zorundalar ki, ateş etseler karşıda halk var. Komutan ateş etmezlerse vurulacakları tehdidi yapıyor. Buna rağmen çocukların hiçbiri ateş etmiyor. Konuşmaya çalışıyorlar, anlaşamayınca havaya ateş ediyorlar. Balistik sonuçları temiz, araştırılsın. Biz bunu istiyoruz. Çocukların üzerine cinayet atılamaz. Biz bunu hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Çocuklarımız masumdur, en kısa sürede çıkmalarını istiyoruz. Ben bu sürecin çok çok hızlanmasını istiyorum. O nedenle bu yürüyüşteyim. Gerekirse yargılamayı dışarında yapsınlar. Çocuklar içerde kalmayı hak etmiyorlar.


Bu yazı 83 kez okundu.

Hazar Arısoy
SON EKLENENLER