• Cuma, Ağustos 18, 2017

Adalet Yürüyüşü’nün simge isimlerinden Veysel Kılıç ile söyleşi: Adalet yürüyüşümüz 
hiç bitmeyecek!

veysel-kilic-roportaj
Türk Solu
Ağustos01/ 2017

15 Temmuz’da tutuklanan Hava Harp Okulu öğrencisi oğlu için yürüyen, Adalet Yürüyüşü’nün simge isimlerinden Veysel Kılıç’la görüştük. Söyleşiyi gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Ali Özsoy gerçekleştirdi.
Selahattin çalışkan, örnek bir öğrenciydiveysel-kilic
TÜRK SOLU: Veysel Amca Adalet Yürüyüşü sonrası adeta dünya çapında adalet arayışının simgesi oldunuz. Bize bu adalet mücadelenizi başlatan oğlunuzdan biraz bahsedin. Selahattin Kılıç’tan. Nasıl bir çocuktu, nasıl büyüttünüz?
MAKBULE KILIÇ: Selahattin, hiperaktif bir çocuktu. Selahattin dışarı çıkamazsa evin içinde elleri üzerinde gezerdi. Küçük çocuk, köyden geldik, sokağa çıkardı. “Oğlum bak akşam oldu” derdik, “Olur mu daha kuşlar uçuyor” derdi. Yüzmeyi çok severdi, ben de korkardım. Kaynım giderdi, “Amcan gidiyor mu” derdim. “Evet gidiyor”, “iyi amcanla git” derdim. Çünkü deniz, ne olur belli olmaz. Okulda çok başarılıydı, notları hep 100. İlk lise toplantısına gittim, öğretmen girdi sınıfa. Tabii hep bir şikayet çocuklardan. Ben de korkuyorum, ilkokulda bazı şikayetler gelirdi. Ben de korkuyla sordum, “Hocam” dedim ben “Selahattin Kılıç’ın annesiyim.” “Bir numara” dedi. Ben tabii şöyle bir sevindim. “Selahattin ilerde başbakan, cumhurbaşkanı olacak çocuk” dedi. Anadolu Lisesi’nin ilk senesinde öğretmeni böyle dedi. Ben de geldim ağabeylerine böyle böyle dedim “ama sakın ona söylemeyin, şımarmasın” dedim. Selahattin bir numara idi.
VEYSEL KILIÇ: Bir şey de ben ilave edeyim, lise çocukları kravatını asar şuraya kadar, ben hep derdim, “Oğlum bu kravatı düzgün tak, üstüne başına dikkat et, bu çünkü çok büyük bir saygısızlıktır” derdim. “Kravatı hepten çıkarsan zarar etmez ama kravatın düzgün olmazsa, gömleğinin bir tarafı içerde bir tarafı dışarıda olursa olmaz. Ben ona hep bu terbiyeyi verdim.” Sınıftan çıkarken öğrenciler koridorda kayarlardı, ben “Sakın oğlum böyle şeyler yapma” derdim. “Bunlar puan kaybettirecek hareketlerdir” derdim. “Öğretmeninin gözünden düşme” derdim. Bizim verdiğimiz terbiye bu idi.
TÜRK SOLU: Veysel Amca şimdi şeyi sormak istiyorum; asker olmayı kendisi mi istedi?
VEYSEL KILIÇ: Çocuk imtihana girdi, askeri okulu kazandı. İstanbul Üniversitesi Elektrik-Elektronik Bölümünü de kazandı. İlk kez bana karşı “Baba saçmalıyorsun” dedi. “Ben elektronik mühendisliği okumak istiyorum.” Ben oraya vermek istemedim. Bizim gelirimiz bir emekli maaşı. Bakın şu evimin halinden belli zaten. “Durum ortada, kardeşin de okuyor, al yap hesabı kitabı, git Beyazıt’a kaydını yaptır, bize de sen bakacaksın” dedim.
Abisinin bir motosikleti vardı. Ona biner akrobatik hareketler yapardı. Hatta abisine kızardım buna motoru verme diye. “Oğlum” dedim “Ben istiyorum, Hava Harp Okulu’na seni verelim. Alırsın uçağını dedim, Rize’ye gelir babanın mezarının üstüne bir sorti yaparsın, baban uçağın sesini duyar” dedim. “Tamam” dedi baba. Kim bilirdi böyle olacağını.
Benim ne hayallerim vardı. Benim bir bağ evim var. Biz kalıyoruz ama misafir falan kalamaz, tadilat gerekir. Hanıma dedim ki, “Bizim oğlan subay çıkacak, biz böyle kalamayız artık. Ben kendim de marangozum, bu evi derhal toparlayacağız” dedim. Ev Rize’de Çayeli Büyükçe’de. Bu evi güzel yaparım, o da subay arkadaşlarıyla Karadeniz’e gezmeye gittiği zaman gider orada kalır. Ben hep böyle hayal ettim ama hepsi suya düştü. Madden ve manen bizi sıfırladılar.
TÜRK SOLU: Bilmeyen okurlarımız için çok kısa özetlerseniz, 15 Temmuz gecesi oğlunuzu tatbikat vesilesiyle çıkarıp nereye götürmüşler? Neler yaşamış?
VEYSEL KILIÇ: Yalova Eğitim Kampı’ndan plansız tatbikata gidiyoruz dediler. Bu tatbikatlar da zaman zaman yapıyorlardı. Sezinlenemedi. Bir de emir gelmiş, bir şey söylemek mümkün değil. Bunları Yalova’dan İstanbul’un çeşitli yerlerine götürmüşler. Bizimki Boğaz Köprüsü’ndeydi. Hatta şimdi diyorlar ki, yarısı orada kaldı. Yok efendim bunlar FETÖ’cüleri alıp geldiler de diğerlerini bıraktılar. Hayır. Otogarla anlaşılmıştı, bunlara otobüs verilecekti. Askeriyenin otobüsleri yetmediği için. İlk planda bunlar otobüslere bindirilip yola çıkarılacaktı. Otogardakiler bakıyor ki darbe oluyor, daha otobüs vermiyor. Kalanlar da öyle kalıyor.
TÜRK SOLU: Kalanlar zaten Florya’da basın açıklamasında arkadaşlarını savundular. “Otobüs olsa biz de yetişecektik, onların suçu yok” dediler.
VEYSEL KILIÇ: Gayet tabii. Otogar darbeyi öğrenmeseydi onlar da otobüslerle bir yerlere gönderilecekti. Bizimkini oradan böyle getirdiler Boğaz Köprüsü’ne.
Şimdi ben şunu söyleyeyim, bu çocuklara hangi mühimmatlar verildi? Bu çocuklar, o komutanların emirlerine uysaydı, orada bir tane canlı adam kalmazdı.
TÜRK SOLU: O gecenin asıl kahramanı bu çocuklar. Çünkü ateş etmediler.
VEYSEL KILIÇ: Tabii. Bir şekilde emre itaatsizlik yapıyorlar. Ya darbe başarılı olsaydı? Daha sabahtan emre uymadığı için bunların kafasını koparacaklardı. Burada böyle bir tehlike de var. Halk canavar olmuş, kafasını koparıyor. Buna rağmen o halka ateş etmemişler. İkisinin boğazını kesmişler, iki şehidimiz var. Buna rağmen sen şimdi bu çocukları tıktın içeri. Ya bunlar başarılı olsaydı? O zaman yine atılacaklardı, emir verdim sen emri niye yerine getirmedin diye. Bu hain komutanlar, teslim oluncaya kadar bunların komutanı mıydı? Komutanıydı. Teslim olduktan sonra bunların komutanı değil.
TÜRK SOLU: Veysel Amca, iddianame falan hiçbir şey yok mu?
VEYSEL KILIÇ: Hiçbir şey yok, bekliyoruz.
Murat Tekin’le Selahattin sınıf arkadaşıydı
TÜRK SOLU: Bu çok acı bir olay tabii ki. Orada iki genç kardeşimizin boğazı kesildi, şehit edildi. Murat Tekin ve Ragıp Enes Katran. Biz onların aileleriyle ilk röportaj yapan gazeteyiz. Herkes korkarken, biz Türk Solu gazetesi olarak Ekim ayında, Kasım ayında röportaj yaptık. Selahattin bu kardeşlerimizi tanıyor muydu?
VEYSEL KILIÇ: Aynı sınıftaydılar. Beraber oldukları bir resim, Murat Tekin’in evinde asılıdır. Bizim hanım resmi görünce fenalaştı.
TÜRK SOLU: Siz Murat Tekin’in ailesini ziyarete mi gittiniz?
VEYSEL KILIÇ: Taziye ziyaretine gittik. Hatta Murat Tekin’in babası iki tane camiden imam istedi ama namaz kıldırılmadı. Öyle defnettiler. İmam gelmedi, biz kıldık gıyabında. O gün de Pazar günü idi. Mezara bir telkin yapılır definden sonra. O telkini herkes benim gibi yapamaz. Ben orada bir telkin yaptım. Tabii cenazeden sonra taziye için gittiğimizde. Ben orada Murat Tekin’in babasını şöyle teselli ettim: ‘Sedat Bey, şehit yıkanmaz. Şehit elbiseleriyle gömülür. Tüfeği de yanındaysa tüfeği de oraya gömülür. Şehitlik budur. Bundan müsterih oldu, çok memnun oldu. Ben dedim gıyabında cenaze namazını da kılarım ama o sırada mezarlık müsait değildi. Kimsenin abdesti yoktu, sevap yerine günaha girmeyelim dedim. Sonradan üç-beş arkadaşla gıyabında namazını da kıldırdım. Orada ben bir telkin ettim, mezarlığa gelen herkes ağladı. Rabbim inşallah Cennet’inin en yüce makamına koymuştur. Çünkü o gerçek şehittir.’
TÜRK SOLU: Selahattin olaya tanık olmuş mu?
VEYSEL KILIÇ: Olmaz olur mu? Gözünün önünde olmuş her şey.
KARDEŞİ: Murat’ı en son gördüğünde, abimin bana anlattığı, önce Murat’ın silahını almışlar, sonrasında da Murat şarjörleri attığını söylemiş kimsenin eline geçip de kullanmasınlar diye. Ondan sonra Murat’ı görmedik dedi. Sonrasında zaten acı haberi almışlar.
MAKBULE KILIÇ: Biz gittiğimizde mevlit bile okunmamıştı. Biz gittik mevlit okuttuk. Mahalleli bile gelip girmiyordu evine. O gün söylemesi ayıp, lokma döktürdük. Oranın belediyesi gönderdi. Lokmayı tencere tencere döktürdük. Biz misafiriz döneceğiz ama onlar yine komşularıyla kalacaklar onun için bir şey söylemek istemedim ama içim sızladı. Siz bugüne kadar bu kadının niye gelip kapısını çalmadınız? Böyle şeyde insan bir telefon etti mi senin yükün hafifliyor, için ferahlıyor. Onun için insanlar birbirlerinden korktular, onlar hepten yalnız kaldılar.
Çocuklarımıza tuzak kuruldu
TÜRK SOLU: Tüm bunlara baktığımızda, oğlunuza ve arkadaşlarına bir tuzak kurulmuş aslında.
VEYSEL KILIÇ: Bazı şeyleri yeni yeni anlamaya başlıyorum. Şöyle ki, duyum aldım ki, halka silah dağıtılmış. Bugün CHP Genel Başkanı Kemal Bey diyor ya “kontrollü darbe”, tam yerinde bir laftır. Sivil halka silah dağıtıldığı duyumunu alınca, kim dağıtmış, halka silah dağıtılır mı diye düşünürken, bugün oğlumla konuştum, baba dedi, bizi dışarıdan sivil halk yaylım ateşine tuttu. Şimdi anlıyorum ki, bu doğruymuş. Bu insanlara silah dağıtıldığına inanmıyordum. Ama oğlum öyle deyince “ateşe tutulduk, kendimizi arabaların altına atıp öyle kurtardık” deyince inandım. Demek ki, her şeyde bir soru işareti var.
Abidin Ünal o gün Yalova’ya geliyor, diyor ki bugün çocukları sporla eğitimle yormayın, akşam işimiz var. Peki, şimdi ne demek oluyor bu? Ne demek olduğu belli, ne istediği ortada. O sabah bütün kuvvet komutanları, cumhurbaşkanı toplandılar, 10 dakika sürdü sürmedi. Herkes görevinin başına. 10 dakikada sen neyi bitiriyorsun ya?
Tamam diyelim bunlar darbeye taraf değiller. Bunların görevi ihmal suçu daha büyük bir suçtur. Neden? Yahu Türkiye’yi sana emanet etmişiz. 80 milyon sana güvenip yatağına yatmış.
TÜRK SOLU: Bir kere olsun değil Abidin Ünal, Hava Harp Okulu’ndan herhangi bir komutan sizinle ilgilendi mi?
VEYSEL KILIÇ: Hayır, hiç ilgilenen olmadı.
MAKBULE KILIÇ: Biz sekiz kez Ankara’ya gittik. Sekizinde de bizi Hava Harp Okulu Komutanlığının önünden çevik kuvvetle kovdular. Hiçbir yere bir dilekçe veremedik, değil Hava Kuvvetleri.
TÜRK SOLU: Siz Peygamber Ocağı diye, bir baba bilip o komutanlara çocuğunuzu bıraktınız.
MAKBULE KILIÇ: Evet. Okula gittik kaç kez eylem yaptık. Biz daha okula varmadan polis kapıyı duvar gibi örüyor. Nereden haber alıyorlar bilmiyorum.
VEYSEL KILIÇ: Öyle bir hayallerim yıkıldı ki, bazı şeylerden dolayı. Mesela okula gittik oğlanın elbiselerini almaya, ben rütbeleri unuttum, omzunda bayağı yıldız olan birisine abisi dedi ki eşyalarını almaya geldik. “İsmi ne” dedi, “Selahattin Kılıç” dedik. Adam şöyle bir durakaldı, dedi “ya o sarışın çocuk mu?” “Evet” dedik, o komutan ağladı. Böyle şeylerle karşılaşınca biz yıkılıyoruz. 1.200 küsur öğrencinin içinde adam tanıdı. Bu da bizi yıktı. Bir de Çağlayan Adliyesi’nde eylemdeyken adam geldi şu yazıyı okudu, adam aptallaştı. “Sen bunun babası mısın” dedi. “Evet” dedim. “Yahu” dedi “ben bunun hocasıyım” dedi, “ders veriyordum, sınıfında birinciydi” dedi. Bizi böyle şeyler yıkıyor. Bir yandan da kendini bilmezler FETÖ’cü, hain diyorlar.
15 Temmuz’da ben de sokaktaydım
TÜRK SOLU: Bilinmeyen bir şey var, siz aslında 15 Temmuz gecesi çıkıp valiliğe gittiniz, protesto ettiniz öyle değil mi?
MAKBULE KILIÇ: Ben orada bayıldım, baba-kız bıraktılar beni orada. Dediler sen kendine gelince eve gidersin veya bir taksi falan geçerse binersin. Biz dönersek alırız seni. Bunlar Valiliğe indi, dediler orayı asker basmış, neyse ki, asker çabuk teslim oldu. Oradan haber geldi haydi Büyükşehir Belediyesi’nin önüne. Ben kendime geldim, eve döndün, oturdum televizyonun başına. Bunlar sabah döndüler. Elbiseleri sırılsıklam, sanırsın yağmura yakalanmışlar. O gece orada 16 şehit vardı. 17. bunlardan biri olabilirdi. Ne olacaktı? Diyeceklerdi ki, vatan haininin babası öldü.
VEYSEL KILIÇ: Üç tane kız öğrencimiz var tutuklu, bir tanesi de şehit kızı. Buna rağmen o çocuğu bari bırakın. Bu vatan için babası canını vermiş.
KARDEŞİ: O kız şehit çocuğu olduğunu söylememiş ekstra bir muamele görmek istemiyorum diye. Bu aralar şehitler çok ön plana çıkıyor ya, o da şehit kızı. O kız şu anda Bakırköy Cezaevi’nde. O kız Hava Harp Okulu öğrencisiydi, şehit kızıydı, şu an cezaevinde.
MAKBULE KILIÇ: İçlerinde öyleleri var ki, mesela birinin gözünü patlatmışlar, iki sefer ameliyat oldu. Çocuğu sedyeye kelepçeleyip ambulansla Silivri’ye getirdiler. Çocuk zaten yarı baygın, kendinde değil. Nasıl kaçacak ki onu bir de sedyeye kelepçeliyorsunuz? Annesi dedi ki “15-20 gün oğlumu aradım.”
TÜRK SOLU: Ragıp Enes’le Murat Tekin’in aileleri de günler sonra bulmuş.
MAKBULE KILIÇ: Onlar da çok aradılar. Annesi parmağından tanımış Murat’ı. Aslan gibi. Odaya girdim, Selahattin’le yan yana fotoğrafları var. O da benimki gibi böyle parlak bir çocuk. Annesi bize dua ediyor yine. Evlatlarım bana gelecek diyor.
Oğluma nasihatim: Bu üniformayı Atatürk sayesinde giydin. Devlete, millete, vatanına bağlı ol”
VEYSEL KILIÇ: Bakın şu üniformasını aldı geldi eve, resim çektirmek için. Ona dedim ki, “Oğlum şu üniformayı Atatürk’ün sayesinde giydin. Atatürk’ün cumhuriyeti kurduğu ülkede giydin, bunu başka ülkede giyemezdin oğlum” dedim. “Ona göre devlete, millete, vatanına bağlı ol.” Şimdi sen bana kalkıp da FETÖ’cü falan deyince olmuyor.
TÜRK SOLU: Bu adamlar yıllarca “Hocaefendi, Muhterem, onun ne güzel işleri var ona Fethullah diyemezsiniz Hocaefendi diyeceksiniz” diyorlardı. Bunların çıkıp da size FETÖ’cü demesi kanınıza dokunuyor mu?
VEYSEL KILIÇ: Başbakan’a şunu söylüyorum, Sayın Başbakan’ım, o gün sabahleyin televizyonda konuştu, gazeteci sordu ona siz neredeydiniz Başbakan’ım, ben dedi Ilgaz Dağı tünel inşaatına saklanmıştım. Ben bunu gözümle gördüm, kulağımla işittim. Şimdi ben sana soruyorum Başbakanım, bana sen PKK dedin, FETÖ’cü dedin, devlet haini dedin, katil dedin. Şimdi sen kahraman oldun, ben bunlardan oldum. Habur’da çıkıp dağdan inen teröristlere hoş geldin derken Veysel Kılıç yanında mıydı? Onlar “megri megri” derken, sen onları alkışlarken, Veysel Kılıç orada alkışlıyor muydu? Şimdi kim PKK kim kahraman?
İkincisi, İmralı’dan mektubu alıp getirip Meclis’te Veysel Kılıç mı okuttu? Yok. Veysel Kılıç mı dinledi o mektubu? Yok. Siz okuttunuz, siz dinlediniz. Kim PKK, kim hain, kim devletini, vatanını seven, kahraman kim? Öyle bedavadan kahramanlık olmaz.
Ben Eminönü’nde “Hayır” çadırındaydım. 15 gün orada bayrak salladım. O seçimde söyledi o sözleri. Şimdi Sayın Başbakan’ım sen o sözleri söyledikten sonra ben sana yine “Evet” mi diyecektim? Ben sana “Evet” verseydim, o zaman bana eşek değil eşek oğlu eşek derdin. Değil mi? El insaf yani.
TÜRK SOLU: Ankara’dan yola çıktığınız ilk gün, gerçekten hemen simge oldunuz. Ben sizi hep görürüm o bayrağınızla bir yıldır.
VEYSEL KILIÇ: Beni kimse tanımazdı. Ben şu evde oturan sade bir vatandaşım. Öyle kalburüstü bir insan değilim. Mahallemde 40 sene esnaflık yapmışım, kimseyle hırgür etmemişim. Hatta benim oğluma bir hanımefendi geldi dedi ki, “Babanız gibi olun.” Ya deseydi ki babanız gibi şerefsiz olmayın, dürüst olun? Ben bugün oğlumun da gelinimin de yüzüne bakamazdım, intihar ederdim.
Biz Eminönü’nde çadırdayken bir gazete çekti fotoğraflarımızı, haber yaptı. O haberi saklıyorum. O kupürü aldım, cebime koydum, Ankara’ya gittim. Hanım da karşı geldi, “Ramazan günü oruçlusun, düşer bayılırsın” dedi. Gittik Ankara’ya ben kimseyi tanımıyorum. Kim tanır beni CHP’de. Öyle gariban bir şekilde duruyorum. Mehmet Bekaroğlu yanımdan geçerken, Hocam dedim, İstanbul’un tapusunu size getirdim. Kupürü ona verdim, o da aldı götürdü Kemal Bey’e verdi. Ondan sonra artık bir anda patlama yaptık. Bütün yürüyüş boyunca artık bize sevgi seli. İnsanlar yol kenarlarında bana sevgi gösterilerinde bulundular.
TÜRK SOLU: Oğlunuz Selahattin, televizyonda sizi görünce mutlu olmuş mu?
VEYSEL KILIÇ: Yahu ne diyorsun, mapusane yıkıldı diyor baba alkış sesinden. Bugün yine aynı şeyleri söyledi, “Helal baba sana” dedi. “Ben de seninle gurur duyuyorum baba” diyor.
Ben diyeyim 5 milyon poz vermişim, siz 10 milyon deyin başınız ağrımaz. Yürümekten ziyade poz vermekten yoruldum. Bak şu parmağım yara oldu, basıyorlar çünkü. Ne yapayım? Hanımefendi atlamış yola, sarılmış boynuma. O acıyla yüzümü bile değiştiremiyorum, poz veriyorum.
Bu yürüyüş çok büyük ses getirecek. Ülkemiz için, ülkemiz adına çok yerinde bir karar olmuştur. Çok kısa bir zamanda, 5-6 saat içerisinde böyle bir organizasyon mümkün değil. Kemal Bey gibi bir yürüyüşü gerçekleştirmek, insan gücü olarak mümkün değil. Ama bunun bir de manevi yönünü düşünelim. Allah’ın gücünü düşünün. Beni kim tanırdı yahu? Bugün Enternasyonal bilmem ne toplantısında bir gösteri yaptılar, birinci benim ismin, sembol isim Veysel Amca. Dünya izledi, dünya alkışladı. Bunlar benim gücümle olacak şeyler mi, yok. Sırf bu mağdurları Kemal Kılıçdaroğlu da dile getirdiği için, biz de tüm bu mağdurlar için, öğrenciler için mücadele verdiğimizden Allah bize bu gücü verdi. Kemal Bey’e de verdi, bana da verdi.
TÜRK SOLU: Aslında bu Kemal Bey için de bir şanstır. Herkes “niye susuyorsun, niye duruyorsun” diyordu, o da vicdanen bir harekete geçti. O sizin yanınıza geldi aslında, siz zaten hep sokaklardaydınız.
VEYSEL KILIÇ: Kemal Bey de amacına ulaştı, ben de amacıma ulaştım. Ama ben şunu da söylüyorum, bu saatten sonra ben yediğim kaba tükürmem. Bu saatten sonra ömrümü CHP’de tamamlayacağım. Bana gelip deseler ki, sen al 263 tane öğrenciyi sus, susmam bu yolda.
TÜRK SOLU: Yani deseler ki, bu Veysel Amca çok öne çıktı, Selahattin’le birlikte birkaç kişiyi bırakalım, gerisi kalsın. Kabul etmez misiniz?
VEYSEL KILIÇ: Kabul etmem. Adalet herkes için ve de susmam, öyle derim. Ha, bu çocukları bırakırsınız da Allah indinde günahınız azalır, böyle bir faydası olur. Benim geri dönüşüm yok. Ömrümün sonuna kadar CHP’nin yanındayım. Ben başkanımla konuştum, 80 vilayeti gezeceğim.
TÜRK SOLU: Veysel Amca, Ramazan günü oruçlu yürümek zor olmadı mı? Yürüyüş günleri seferiydiniz, tuttunuz mu?
VEYSEL KILIÇ: Tuttum. Oruca başladığım zaman Hanım’a dedim ki, “O kadar halsiz düştüm ki, dedim ben bu sene tutamam.” Sanki bana ayrı bir güç geldi. O gece ben buradan bindim otobüse gittim. Doğru dürüst ne sahur ne iftar yapabildim. Bana öyle bir güç geldi ki, sadece insanlar o soğuk suyu içtiklerinde kafamı çeviriyordum. Ben bozabilirdim, bir sakıncası yoktu, sonra tutardım. Baktım bir sıkıntı yok, direncim yerinde, hiç borçlanmayayım, devam edeyim.
Bu Meclis Atatürk’ün meclisidir
TÜRK SOLU: Sizin elinizde simge bir şey var. O Türk bayrağı, üstünde Atatürk’ün bir resmi, camiyi dualarla açıyorken.
VEYSEL KILIÇ: Bakın ben size bir şey söyleyeyim, ilkokula giderken bizim beldede Cumhuriyet Bayramı’nda 4 tane okul, o nahiyenin meydanına gelir, orada Cumhuriyet Bayramı’nı kutlardık. Oradan tekrar okullara dönerdik. Her okul, nahiyeye 1-1,5 saatlik yürüme mesafesinde. Atatürk’ün resmini iki çocuk taşırdı, ön tarafta da bir çocuk bayrağı taşırdı. Ben o gece hiç uyumazdım. Gün doğunca okula gider, pencereden girer, ya Atatürk resmini ya da bayrağı kapardım. Öğretmen de resimle bayrağı kapanlardan geri almazdı. Ben genellikle Atatürk resmini alırdım, yanıma da birini seçerdim. Ben yediğim kaba tükürmem. Atatürk bu ülkeyi, bütün düşmanlar işgal etmiş her tarafından, bir şekilde kurtarmış, bir şekilde sınırlarını çizmiş, bir cumhuriyet kurmuş. Şimdi bizim için konuşmak ne kolay. Ama o gün %3 okuma oranı var. Adam üniversite kuracak dekan bulamıyor. Kazma yok, kürek yok, fabrika yok. Buna rağmen bu ülkeyi buralara kadar getirdi. Bunun hiç mi kıymeti yok. Osmanlı, bilmem ne yıkıldı, Osmanlı zaten bitmiş idi. Tekrar biz bağımsızlığa kavuştuk. Bugün Ankara’dan konuşuyorsa hükümet yetkilileri, milletvekilleri, Atatürk sayesinde konuşuyorlar. Bunu bilmiyorlar işte. Bu Meclis Atatürk’ün meclisidir, Cumhuriyet burada kuruldu. Bunu anlamıyorlar. Okumuşlar ama burayı anlayamıyorlar. Onu bana diyen oldu, Atatürk’ü kullanıyorsun bilmem ne. Hepsine cevap yetiştirmek mümkün değil.
TÜRK SOLU: Çağlayan’a hep gidiyorsunuz, o sessiz protestoyu yapıyorsunuz. Bu sefer sataştılar size. Böyle olumsuz şeyler de oluyor mu? Bir gözaltı olayı oldu, buna ne diyeceksiniz?
VEYSEL KILIÇ: Ondan önce şöyle bir şey oldu. Adam mermi yemiş, kafatası dağılmış herhalde bir plastik bir tas koymuşlar. Geldi böyle, okudu, “vay be dedi, biz mermi yemişiz” dedi “sen burada duruyorsun.” Dedim ki, “mermi yediniz de ne yapayım. Yani ne yapmam lazım geliyorsa, yardımcı olmak için yapayım.” Yani biraz salağa yattım. Kendimce önlemlerimi de alıyorum. Dedi “senin oğlun bize kurşun sıktı.” Dedim “önyargılı olmayın. O gece ben de vurulabilirdim. Ben de filan yerdeydim. Siz vuruldunuz, gazi oldunuz, ne mutlu size” dedim. Devlet size gerekeni yaptı dedim. Şimdi ben senin karşında put gibi duracağım öyle mi? Bunu benden bekleme dedim. Sen dedi burada duramazsın. “O zaman sen burada dur, ben 10 metre ötede durayım” dedim. Olmaz dedi. Bana bak dedim, senin o plastik tasını da ben kırarım dedim. Ben de insan evladıyım. Üstüme o kadar gelinirse bunu da derim.
TÜRK SOLU: Bu çocuklar daha 19 yaşında ve her şeyin bedelini bunlara ödetiyorlar. FETÖ diye bir terör örgütü varsa, bu terör örgütünü Türkiye’nin başına bela eden kim?
VEYSEL KILIÇ: Ben de onu soruyorum. 15 sene sen bununla ne konuştun? Devlet adına mı konuştun, kendi adına mı konuştun, bunları açıkla. Bunlar devlet adına fetva mı istedin? Mesela kurban kesiliyor veya organ nakli hakkında devlete fetva gerekebilir. Diyanet İşleri Başkanlığı var. Gidersin Diyanet’e, oradan devlet adına organ nakli hakkında fetva alabilirsin. Ya da kurban meselesi, bunlar toplumsal şeyler olduğu için toplumu aydınlatmak adına fetva gerekebilir. Gidersin oradan fetvanı alırsın. Sen bunlardan ne istedin? Bundan ne aldın? Ne konuştun bununla? Bunları ortaya dök. Ben yargılanmaya razıyım. Beni sağlam bir adalet yargılasın, ben yargılanmaya razıyım. Gel sen de beraber yargılanalım. Ben sözlerimin arkasındayım ve verilecek hükme hazırım. Ama bu işin öyle 17-25’ten ötesi, 17-25’ten berisi yoktur. Onu ben kabul etmiyorum. Onu ben zaten televizyonda gözümden kaçırmışım. O bana sökmez öyle kandırıldım falan. Öyle bir şey yok.
MAKBULE KILIÇ: Sen okumuş, Cumhurbaşkanı olarak kandırıldın da, biz cahil köylü insanlarız, biz de kandırılmadık mı? 25’ten önceki 15 senelik polisi, öğretmeni alıp içeri atmışsın. 15 senedir başbakan, cumhurbaşkanı olarak görev yapıyor. 15 senedir senin aklın neredeydi? O ki FETÖ’cüydü, yaptırmasaydınız.
VEYSEL KILIÇ: Mesela bir soruyu çaldılar, hak yemişler. Yahu sen referandumu çaldın ya. Ben 65 yaşındayım, iyi ki memur olmadım. Olsaydım ben de ya rüşvet verecektim ya da dayım olacaktı. Hiçbir memur bilmiyorum ki, rüşvet alıp vermeden gelebilsin. Gelemez, çünkü Türkiye’nin düzeni böyle.
VEYSEL KILIÇ: Ben bunların hiçbir şeyine inanmıyorum. Her taraf soru işaretleriyle dolu. Kemal Bey dedi kontrollü darbedir diye.
TÜRK SOLU: Bu Adalet Yürüyüşü bitti dediler, Kemal Bey de “Bitmedi, her şey yeni başlıyor” dedi. Ama siz gösterdiniz, iki gün sonra neredeyse tekrar gözaltına alınıyordunuz. Sizce adalet mücadelesi bundan sonra nasıl devam edecek?
Biz af değil adalet istiyoruz
VEYSEL KILIÇ: Benim için oğlum çıksa da adalet yürüşümüz hiç bitmeyecek. Biz af değil adalet istiyoruz. Herkes için. Bu ülkede adalet yeniden sağlanmalı. Bu organizasyonlar başka şekillerde de olsa devam etmeli. Ben de Kemal Bey’le birlikteyim. Bana 10 gün izin gibi verdiler, bu iş hallediliyor. İddianame yazılıyor, bunların hiçbiri ceza yemeyecek, çıkacaklar, sen de buraya gelme Hacı Dayı dedi. Ben de onun için bekliyorum. Bakalım ne olacak ama ondan sonra bir şeyler yapacağım.
TÜRK SOLU: Tutuklu öğrencilerin ailelerinden hiç bu kadar ön plana çıkmasak belki bırakırlar çocukları diyen oluyor mu?
VEYSEL KILIÇ: Bazen akrabalar diyor ki bu kadar öne çıkma çocuğun zara görür. Ben de onlara ne kår gördüm ki diyorum. Ne kazandım ki ne kaybedeceğim? Ben ilk zamanlar Vatan Caddesi’nde Emniyet’in önünde kameraların olduğu direkler var, o direğe tırmanayım dedim. Kaç kez gittim geri döndüm. Neden? Bana yakışmaz. En nihayetinde dedim ki ben buraya çıkıp sesimi duyuracağım. Çıktım o direğe, polisi, itfaiyesi, ambulansı gelip götürdüler. Bir tek yararı oldu, hastanede çekap yaptılar.
Bana şimdi sen o medyaya niye gidiyorsun, onlar şöyledir, böyledir diyorlar. Eğer bir medya kuruluşunun ruhsatı varsa, vergisini veriyorsa, ister sağ olsun, sol olsun benim için hiç fark etmez. Yeter ki, merdiven altı olmasın.


Bu yazı 43 kez okundu.

Türk Solu
SON EKLENENLER