• Pazartesi, Temmuz 24, 2017

Adalete güven kalmadıysa Adalet de kalmamıştır

ozgure-yuruyus
Özgür Erdem
Temmuz17/ 2017

Mahkemelerde yazar ya…
“Adalet mülkün temelidir”…
Kılıçdaroğlu peşine milyonları takıp Ankara’dan İstanbul’a yürüyünce insanın ister istemez bu söz aklına geliyor.
Tabii, bu sözde mülk, çokça karıştırıldığı gibi mülkiyet anlamına gelmiyor, devlet ya da düzen anlamında kullanılıyor.
Kısacası adalet mekanizması mülkiyet haklarını sağlama almasıyla değil, devletin veya toplumsal düzenin kuruluşu ve devamını sağlaması anlamında önemli.
***
Devlete çok önem verdiklerini iddia eden, hatta kurdukları antidemokratik diktatörlük sistemini “her şeyden önce devlet” diyerek meşrulaştırmaya çalışan AKP’liler ne diyor peki adalet için?
Yürüyüşü de toplumdaki adalet arayışını da anlamıyorlar.
Anlamak da istemiyorlar.
Yaptıkları bütün açıklamalar küçümsemek amaçlı.
“Hızlı tren yaptık, onunla gitselerdi”den tutun da “izin vermeseydik yürüyemezlerdi”ye kadar…
Sırf bu yaklaşımları bile, AKP’lilerin amacının devleti sağlam tutmak falan değil, kendi iktidarlarını her koşulda devam ettirmekten başka bir şey olmadığı ortaya çıkıyor.
Çünkü adaletin olmadığı bir ülkede ne devletten bahsedebilirsiniz ne de düzenden…
***
Adalet niye bir devlet için “temel” olacak kadar önemlidir?
Çünkü, devlet öncelikle “güven” demektir.
Mesela karnının doyacağına güveneceksin…
Güvenlik ihtiyaçlarının karşılanacağına güveneceksin… Bu hem ülke topraklarının yabancı istilacılara karşı güvenliği anlamına gelir, hem de kişisel olarak malının mülkünün, canının güvenliği anlamına…
Ülkeyi yönetenlerin işini layıkıyla yaptığına güveneceksin. Bu güven azalırsa, yönetimin değişebileceğine güveneceksin…
Bunların hepsi aşağı yukarı herkes tarafından kabul edilebilir.
Ancak “adalet”in bu güvenin tesisi için de kritik bir önemi vardır.
Mesela can güvenliğin sağlanmalıdır devlet tarafından, ancak “adalet” mekanizması, can güvenliğine kastedecek birileri olursa, onlardan da hesap sorabilmelidir.
Ya da devlet evine hırsız girmemesi için polisiyle, bekçisiyle önlem almalıdır, ancak olur da biri o hırsızlığı yaparsa, bunun hesabını “adalet” önünde vereceğinden emin olmalısın.
Sırf evine barkına giren hırsızdan değil, otorite sahibi olmuş, başbakanından en basit müdürünü tüm devlet kadrolarının da hırsızlık ve yolsuzluk yapmayacağından emin olmalısın. “Adalet” mekanizması bu açıdan da güveni sağlamalıdır.
Bu açılardan “Adalet” ev gibi, su gibi, yemek gibi, yol gibi, hatta hava gibi zorunlu bir ihtiyaçtır. Karşılayamayan devlet yıkılmaya/yok olmaya mahkumdur.
***
“Adalet” sadece bir “adalet sarayı”ndan ibaret değildir. Şehir merkezlerine kocaman “adalet saray”ları dikmekle “Adalet” gelmez.
“Adalet” ancak ve ancak “Adalet”e güven varsa sağlanabilir.
Hakimler değildir “Adalet”i sağlayan, güvenilir hakimlerdir.
Güvenilir savcılar yoksa, yapılan yanlışların hesabının sorulacağından nasıl emin olabiliriz?
Sadece güvenilir hakim değil, aynı zamanda “temyiz”e güvendir “Adalet”. Emin olmalısınız ki, yanlış bir karar alındıysa temyiz mekanizması, Yargıtay’ı, Danıştay’ı, bu yanlışı düzeltecektir…
Üstelik “adalet” sadece hakimler ve savcılarla da sağlanmaz. Avukatlar da hakim ve savcılarla birlikte yargı sürecinin üç sacağından biridir. Avukatlar mesleki görevlerini yaparken sanık konumuna düşürülmeyeceğinden emin olmalıdır.
Şimdi, eğri oturalım, doğru konuşalım. Bu saydıklarımızdan hangisinde “güven” vardır Türkiye’de?
Kamuoyu araştırmalarında “Adalet”e güven %3’lere kadar düşmüşken, hangi “Adalet”ten bahsedebilirsiniz?
Kamuoyu araştırmasına gerek yok, 2-3 milyon insan Maltepe’de “Adalet” çığlıklarıyla toplandıysa, onbinler Ankara’dan İstanbul’a kadar yollara düştüyse “Adalet” mekanizmasının ciddi bir güven bunalımı var demektir.
Bu kadar insan “Adalete güvenmiyorum” diyorsa, “Adalet” zaten kalmamış demektir.
***
Adalet heykeli, “adalet”in ne anlama geldiğini çok güzel özetler kanımca.
Gözleri bağlıdır çünkü “yansız”dır. Çocuğu gelse karşısına, kararının değişmemesi gerekir.
Bir elinde hassas terazi vardır, çünkü “eşit” davranmalıdır. Öbür elinde ise kılıç vardır, çünkü gerekirse cezalandırmasını da bilmelidir.
Cezalandırırken de, affederken de, “Adalet” gözleri bağlıymışçasına “yansız”, bir teraziyle ölçermişçesine “hassas” ve “eşit” dağıtılırsa güven sağlar ve gerçekten “Adalet” haline gelir.
***
AKP Türkiye’sinde bunların hiçbiri yok.
Hatta mesele “adalete güven”in sarsılmasından da öte. “Adalet” mekanizması artık iktidarın sopası haline gelmiş bulunuyor.
“Adalet sarayları” güvenilmez değil korkulan binalar haline geldi. Eskiden baskı işkenceyle, polis dayağıyla, sürgünle kurulurdu. Bu ülke 12 Mart’ları, 12 Eylül’leri o koşullarda yaşadı. Ama mahkemeler darbe koşullarında bile, her zaman olmasa bile pek çok kez, zulümden kurtulabildiğiniz, insaflı ve usulüne uygun bir “Adalet” mekanizması yaratmıştı.
Şimdi ise mahkemeler o baskının bizzat aracı haline geldi. Artık özgürlüğünüz ve geleceğiniz 3-5 sulh ceza hakiminin dudakları ve vicdanı arasında sıkışmış kalmış durumda.
Temyiz hakkı deseniz, o da ortadan kaldırılmış. Hakimler ve savcılar, verecekleri kararlar öncesinde “acaba açığa alınır mıyım?” hatta “tutuklanır mıyım?” kaygısını yaşıyor.
Bizzat yaşadığımız bir olaydan örnek vereyim. Bilindiği gibi başyazarımız Gökçe Fırat, hakkındaki FETÖ suçlamalarının tümünü mahkemede ilk celsede yanıtlamış ve tahliye kararı çıkmasını sağlamıştı. Ancak cezaevinden çıkmadan uydurma bir dosyayla apar topar yeniden gözaltına alınmış ve tekrar tutuklanmıştı. Gökçe Fırat hakkında tahliye talep eden savcıyla tahliye kararını veren üç hakim HSYK tarafından açığa alındı. Hatta yandaş gazetelerde çocuklarına varana kadar resimleri manşetlerden verildi, hedef gösterildiler.
Şimdi, söyler misiniz, hangi savcı bundan sonra Gökçe Fırat için tahliye talep edebilir? Hangi hakim tahliye kararı alabilir?
“Adalet” nasıl AKP tarafından Türk milletini ezen bir sopaya dönüştüyse, HSYK da aynı sopa görevini hakim ve savcılar üzerinde yürüyüyor.
***
Adalet Yürüyüşü de gösterdi ki, bu ülkenin en can alıcı ve düzeltilmesi en acil sorunu “Adalet” sorunudur. Ne ekonomik kriz, ne de dış politika rezaletleri… Ne terör ne de bölünme tehlikesi… “Adalet”tir en derin ve en gür çığlığımız…
“Adalet” sadece en önemli sorun değildir, diğer sorunların da çözümü için de şarttır. Çünkü, “Adalet”in olmadığı bir Türkiye, diğer hiçbir sorununa da çözüm üretemez.


Bu yazı 167 kez okundu.

Özgür Erdem
SON EKLENENLER