• Pazartesi, Aralık 11, 2017

Adaletin mahkemelerde aranmayacağını biliyorum!

basyazi
Gökçe Fırat
Kasım03/ 2017

Başyazarımız Gökçe Fırat’ın İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 24 Ekim 2017 tarihinde verdiği savunma:
Sayın Başkan.
Ülke olarak adalet arıyoruz.
Millet olarak adalet arıyoruz.
Ben de adalet arıyorum.
14 aydır hapis yatan, suçsuz bir insan olarak adalet arıyorum.
Bu ülkenin bir gazetecisi, siyasi parti genel başkanı, yazarı, aydını olarak adalet arıyorum.
Ama her şeyden önce bir vatandaş olarak adalet arıyorum.
Ama adaletin mahkemede aranmayacağını biliyorum.
Her toplum, kendi adaletini kendi yaratır. Halk, seçtiği siyasetçilerle bir siyasi düzen kurar. Bu siyaset mekanizması da bir adalet mekanizması oluşturur. Eğer bu mekanizmada bir sorun varsa, bunu düzeltecek olan mahkemeler ya da hakimler değil, siyasetçilerdir, Meclis’tir, vekillerdir ve tabii ki onları seçen halktır.
Dolayısıyla; tüm toplumun sorumluluğu olan bir görevin, mahkemelerden ve hâkimlerden beklenemeyeceğini düşünüyorum.
Ve şunu söylemek istiyorum; adaleti sağlama işi sizin üstlerinizin sizin tabi olduğunuz yasaların işidir. Eğer yasalar önünüzdeyse siz o yasalara uyacaksınız ve bizler de ona göre yargılanacağız.
Sayın Başkan,
Türkiye 1.5 yıldır OHAL ile yönetiliyor. Demek ki, olağanüstü koşullardan geçiyoruz. Her şeyde olduğu gibi, hatta her şeyden önce adalet mekanizmasında bir olağanüstülük olacaktı ve bunu yaşıyoruz.
Açıkçası bu durumu da olağan buluyorum.
Adalet sistemimiz, 1.5 yıldır yeni suçlar tanımladı ve bu suç tanımlarına göre yargılama yapılıyor. Yeni içtihatlar oluşturuluyor. Kanunlar aynı kanun ama içtihatlar değişti.
Bu durumu da olağan buluyorum.
Doğru bulmasam da, itiraz etsem de, olağan karşılıyorum.
Ama bu dava özelinde ve kendi şahsımla ilgili olarak, bu OHAL şartlarını bile aşan olağanüstülükler var, çok kısa olarak bunları anlatmak istiyorum.
Biliyorsunuz bu dava, bir propaganda davası olarak başladı, yani savcılık böyle açtı kovuşturmayı. TCK 220/6, 220/7. maddelerinden açıldı soruşturma. Dava aşamasına dönüşünce üyeliğe evrildi. Sonra tahliye olduk, tekrar tutuklandık, bu defa dava Anayasa’yı ihlal davasına dönüştü.
İddianamede, benim ve diğer sanıkların darbeyle, Anayasa’yı ihlalle suçlandığı bir olay ya da eylem var mı?
Yok.
Zaten savcılık bunu bulmak gibi bir amaç da gütmemiş. Demek ki gerek bile görmemiş.
İddianamenin sonunda şöyle bir bölüm var. Aynen şunu diyor:
“Her bir terör örgütü Anayasa’yı ihlal edeceğine göre, terör örgütü üyeleri de otomatik olarak Anayasa’yı ihlal edecektir. Dolayısıyla ek bir kanıt bulmamıza gerek olmadan, bir eylem göstermeden de biz bunu Anayasa’yı ihlal suçu olarak yorumlayabiliriz.”
Yani savcılık, bizim yeniden tutuklanmamız için, bir suç ihdas etmiş. Bunu da yorum yoluyla yapmış.
Bir defa bir savcının ceza kanununu değiştirme, yorumlama yetkisi yok. Dolayısıyla ben sizden en azından yapabileceğiniz şeyleri istiyorum. Kanunları uygulamak göreviniz. Kanunlarımızda böyle bir şey yok.
Sayın Başkan,
Şimdi ben size sormak istiyorum, bu mahkemede heyet olarak bir sürü üyelik davasına bakıyorsunuz. Bir de darbe davalarına bakıyorsunuz. Yani OHAL koşullarında bile üyelik ve darbe suçu ayrılmış.
Zaten TCK, üyelik ile ilgili düzenlemesini, darbe ile ilgili düzenlemeden farklı tutmuş.
Şimdi ben heyetinizden şunu istiyorum.
– TCK’da yorum yoluyla suç ihdas edilemez, savcılık bunu yapmış bu hukuksuzdur. Bunu kabul etmemeniz lâzım.
– Eğer bunu kabul ederseniz, bugüne kadar yaptığınız tüm yargılamaları çöpe atmış olursunuz. Kendi varlığınızı inkar etmiş olursunuz.
– Hatta bu davanın da gidişatını bozmuş olursunuz. Çünkü burada eylemleri aynı olan sanıkların bir kısmı üyelikten, bir kısmı darbecilikten yargılanıyor.
Kısacası bu davada yargılamada eşitlik ilkesi çiğneniyor.
Bu eşitsizliği gidermek mahkemenizin elinde ve sorumluluğunda.
Ben sizlerden bu durumu düzeltmenizi, Anayasa’ya, TCK’ya, içtihatlara uymanızı ama her şeyden önce bugüne kadar yaptığınız diğer yargılama kıstaslarınıza uymanızı bekliyorum
Sizden eşitlik istiyorum. Kanunları uygulayın.
Sayın Başkan,
Biliyorum ki özlediğimiz, arzuladığımız adaleti, bugünkü mahkemelerimizde bulamayız.
Ama ben sizden adalet olmasa bile eşitlik istiyorum.
Tamam. Mevcut OHAL uygulamalarına tabi olun.
Tamam. Yeni içtihatlara uyun.
Ama bu yeni içtihatları uygularken, yani yargılama yaparken, yargıladığınız sanıklar arasında eşitlik sağlayın. Yani kendi işinizi, sorumluluğunuzu yapın.
Adaleti bakanlığınızdan, iktidardan isteyebilirim, ama eşitliği sizden istiyorum.
Peki ne mi istiyorum?
Açıklayayım.
Terör örgütü üyeliği ile ilgili bazı kıstaslar var. Bunu daha önce bakanlık da açıkladı, HSK da, Yargıtay da, Anayasa Mahkemesi de… Sizler de bugüne kadar buna uygun yargılama yaptınız. Buna göre insanları tutukladınız ya da serbest bıraktınız.
Şimdi ben size soruyorum.
Bu tutuklama kıstaslarının hangisi bana uyuyor?
1- Bylock var mı?
Yok!
2- Akrabası arasında FETÖ’cü var mı?feto-kapaklar
Yok!
3- Bank Asya’da hesabı var mı?
Yok!
4- FETÖ’ye ait kurumlarda çalışmış mı?
Yok!
5- FETÖ’cülerle herhangi bir telefon irtibatı var mı?
Yok!
6- Burada yargılanan sanıklarla bir irtibatı var mı?
Yok! 25 kişinin bir tanesiyle bile tek bir görüşmem yok.
7- FETÖ ile ilgili tek bir olumlu sözü var mı?
Yok!
8- FETÖ’nün yayın organlarına çıkmış mı, yazmış mı?
Yok!
Size geçtiğimiz duruşmada yazılı olarak da sundum, Fethullah aleyhinde yazılmış onlarca yazım var. Türkiye’de Fethullah aleyhinde, onun en güçlü olduğu dönemde en çok yazıyı yazmış, onunla 2004’ten 2016’ya 12 yıldır davalık olan birini hangi kıstasla tutuklu tutuyorsunuz?
Şunu soruyorum:
Tek bir kıstas bile bana uymazken beni nasıl tutuklu tutarsınız?
Ama asıl şunu sormak istiyorum.
Bu kıstasların bir kısmına uyan bazı sanıkları serbest bırakır, tekine bile uymayan beni tutuklu tutarken, neye göre karar veriyorsunuz?
Bu sizin sorumluluğunuzda. Madem adalet değil eşitlik sağlayacaksınız, ben de bu hakkımı arıyorum. Sanıklar arasında eşitliği sağlamak heyetinizin, savcılığın, buradaki dört beş kişinin sorumluluğunda.
Sayın Başkan.
Ben eşitlik istiyorum.
Size şöyle örnek vereyim, çok teknik olsun.
Hakimlik de doktorluk gibi bir meslek.
FETÖ’cülük, adalet teşkilatımızca kanser olarak tanımlanıyor. Ben bu kanser benzetmesinden gitmek istiyorum.
Diyelim ki siz doktorsunuz. Ben de hasta.
Neyi araştırıyorsunuz?
Kanseri.
Nasıl araştıracaksınız?
Somut tahlillerle.
Kan sayımına bakıyorsunuz: Normal.
Ultrasona yolluyorsunuz: Normal.
Tomografiye sokuyorsunuz: Normal.
Yani hastada kansere ilişkin hiçbir bulgu yok. Ne yapmanız gerekir? Kardeşim sen kanser değilsin git evine, rahatına bak demeniz gerekir.
Ama siz bir hekim olarak, “ben sizi 1.5 yıl yatırayım, bu sırada bir de karantinada tutayım” derseniz; mesleğinizi yapmamış olursunuz.
Sayın Başkan.
Ben sizin bunu yapmamanızı, artık bu haksızlığa, hukuksuzluğa, eşitsizliğe son vermenizi istiyorum.
Şunu da söyleyeyim, eğer şuna inansaydım “bu heyetleri zaten Adalet Bakanlığı atıyor, talimat da yukarıdan geliyor, uymak zorundalar.” İnanın o zaman derdim ki bu insanların günahı yok, ben hiçbir şey istemiyorum. Mazur görürüm. Ama biz daha önceki heyetten şunu gördük, demek ki talimat gelmiyormuş, tahliye verdiler. Sonra görevden el çektirildiler ama on gün kadar önce o heyet tekrar görevlerine iade edildi. Demek ki o heyetle ilgili de kimse bir şey yapamamış. Kararlarının arkasında dik durdular diye tarihe geçecekler. Yani o zaman tüm sorumluluk sizde.
Sayın Başkan,
Son olarak adaletle ilgili birkaç söz söylemek istiyorum.
Gazeteciler tutuklu. Muhalifler buna tepkili. Peki, ne yapıyorlar? Aslında hiçbir şey. Herkes bir iki kelime ile görev savıyor.
Herkesin beklentisi Avrupa.
Deniyor ki AİHM karar versin.
Ben bugüne kadar, AİHM kararını bekleyen hakimleri eleştirdim.
Şimdi ise aydınlarımızı, muhalefetimizi eleştirmek istiyorum.
Bu ülkeye -daha doğrusu her ülkeye- hakkı, hukuku, adaleti aydınlar getirir, muhalefet getirir. Ama bizim aydınımız, kendi görevini yapmak yerine, Avrupa kapılarında adalet arıyor.
Bense buna ayrıca isyan ediyorum.
Ben, bu ülkeye dikta rejimini layık görenlerden değilim.
Ben, bu ülkeye demokrasiyi Avrupa’dan bekleyen aydınlardan da değilim.
Türk milletinin dışında, bu ülkeye kimse demokrasi de hukuk da adalet de getiremez.
Ben bir Türk olarak, “Ne mutlu Türk’üm diyene” demekten gerçekten mutlu olan bir Türk olarak sizden eşitlik istiyorum.
Siz burada Türk milleti adına karar veriyorsunuz.
Kararınızı Türk milletinin eşitlikçi anlayışına, vicdanına, şanına, şerefine uygun biçimde vereceğinize inanıyorum.


Bu yazı 513 kez okundu.

Gökçe Fırat

Ulusal Parti Genel Başkanı ve Türk Solu Gazetesi Başyazarı.

SON EKLENENLER