• Çarşamba, Eylül 20, 2017

Ah şu dış mihraklar bir olmasa var ya…

erkut
Erkut Günsayar
Ocak09/ 2017

Bilindiği üzere şu son beş altı yıldır Türkiye’nin başına ne kadar bela ya da felaket geldiyse hepsinin sorumlusu“dış mihraklar”.
Eskiler bilir, benim çocukluk yıllarımda insanlar başlarına gelen her kötülüğü “iyi saatte olsunlar”dan bilirlerdi, aslında
kimse ne onların ne olduğunu bilirdi ya da ne sesini duymuş yüzünü görmüştü ama varlıklarından herkes o kadar emindi ki söyleyen de dinleyen de onlardan bahsedildiğinde gözleri faltaşı gibi açılır, korku içinde başını sağa sola sallayarak söylenenleri onaylarlardı.
Dahası “her kötülüğü yapmaya gücü yeten” -nedense hiç iyilik yapmazlardı- bu varlıklarla ters düşmenin pek iyi olmayacağına
da inanıldığı için onlardan bahsedilirken saygısızlık yapıp onları kızdırmamak amacıyla “iyi saatte olsunlar” diye temenniyle karışık bir tanımlama kullanılırdı.
Son yıllarda AKP iktidarı ne zaman bir çuval inciri berbat etse ya da ayağı çarşafa dolansa, ki son zamanlarda bol bol oluyor, aklıma hemen bu anım gelir, gelir zira AKP’yi yönetenlerin ülkenin başına gelen iç-dış tüm felaketlerden sonra daima kullandıkları şu “valla bizim suçumuz yok, dış mihraklar yaptı” savunmasının bana göre dedelerimin ninelerimin ettiği o “iyi saatte olsunlar” laflarından zerre kadar farkı yok.
Aslında eskilerin “iyi saatte olsunlar”ı ile AKP’nin “dış mihraklar”ı arasında önemli bir fark var, birincisi cin, peri, şeytan
karışımı hayali mahluklar idi ama ikincisi eti kemiği olan insanlar ya da kurumlar hatta devletler, en baş ve olağan şüpheliler de şimdilerde ABD, AB ve bazı Avrupa ülkeleri.
Dış mihrakların bizim kötülüğümüz için bu kadar gayret göstermelerinin nedeni de AKP’ye göre bizi kıskanmaları, daha açığı ekonomik olarak da sosyal yaşam olarak da bizim en az üç beş kat üzerimizde olan ve refah ve huzur içinde yüzen bu ülkeler meğer
bizdeki muazzam gelişmeyi (!) çekemiyorlarmış.
Bu dış mihraklar edebiyatının bir diğer versiyonu da bilindiği üzere “üst akıl” olmaları, yanisi AKP bir anlamda bütün bu mihrakların kendilerinden daha üstün bir akıl tarafından yönetildiklerine inanıyor ve onlar karşısındaki çaresizliğini de bu gerekçe ile izah ediyor.
Bu üst akıllı dış mihrakların çalışma yöntemleri de iki türlü, “ya doğrudan ya da emirleri altındaki bir takım kurumları ve
örgütleri kullanarak Türkiye’yi karıştırıyorlar”, doğrudan eyleme en bilinen örnek ABD’nin bir yandan FETÖ adlı terörist örgütün
başını ülkesinde besleyip üzerimize salarken bir yandan da başımızdaki en büyük bela olan PKK’ya alenen ve resmen silah veriyor olması.
Aracı kurumlara en iyi örnek de uluslararası ekonomi değerlendirme kuruluşları, adamlar birilerinden aldıkları talimatlar nedeniyle kasten bizim notumuzu düşüyorlar ve sapasağlam olan ekonomimizi sanki çürükmüş gibi gösteriyorlar, o kadar ki haksız yere paramızın değerini bile düşürdüler.
İşin en komik yanı da ne biliyor musunuz, AKP’nin son dönemlerde Türkiye’nin kuyusunu kazmakla ve dış mihrak olmakla en fazla suçladığı ABD’nin 2000’li yıllarda “Büyük Ortadoğu Planı” kapsamında RTE’yi “hem demokrat hem ılımlı İslamcı” sanarak Türkiye’de iktidara getiren devlet olması.
AB konusu ise ayrı bir alem, 2004’te üyelik görüşmelerinin başlamasını ülkede davullu zurnalı havai fişekli kutlayan AKP o yıllarda üye olmaya pek hevesli göründüğü AB’nin nasıl bir yer olduğundan sanki hiç haberi yokmuş gibi şimdi Türkiye’de demokrasi ve hukuk istiyorlar diye onlara ifrit oluyor ve ona göre en kötü dış mihraklardan biri olan bu birlikten bir an öne çıkmaya can atıyor.
Yaşananların bir diğer enteresan yönü de biz böyle derken onların da şimdilerde “ya şu Türkiye’yi nerden sardık başımıza” diye kara kara düşünerek bizden kurtulmaya çalışmaları, işler o raddeye geldi ki koca İngiltere, biz gireceğiz diye korkudan AB’yi terketti.
Rusya’ya gelince, eğer bu yazıyı geçen yıl bu zamanlarda yazmış olsa idim dış mihrak olma konusunda hiç kuşkusuz birinciliği
Rusya’ya verirdim, ancak ne var ki devran aniden ve öyle bir değişti ki Osmanlı’dan bu yana Türklerin tartışmasız en büyük düşmanı olan bu devlet şimdi bırakın dış mihrak olmayı siyaseten de ekonomik olarak da AKP’nin bir numaralı “müttefiki”.
Ve gelelim son sözlerimize, “şunu herkes bilsin ki AKP bu ülkeyi özellikle son yıllarda ekonomiden dış siyasete, başta hukuk ve
özgürlükler, iç siyasetten iç ve dış güvenliğe kadar her alanda son derece kötü yönetiyor ve ülke olarak her ne sorunumuz varsa
tümünün birinci derecede suçlusu ve sorumlusu kesinlikle ve bizzat kendileri”.
Ha, kimse bize parmak atmıyor kumpas kurmuyor demiyorum gayet tabii ki ama bu hem yeni bir durum değil ve hem de Türkiye AKP iktidarına kadar böylesini gerçekten de hiç yaşamamıştı.
AKP’nin son yıllarda ülkenin başına gelen her türlü musibeti dış mihraklara bağlaması karşısında ister istemez insanın aklına şu iki mantıklı soru geliyor, “eğer AKP’nin bu iddiası gerçekse neden bize kötülük yapmaya kumpas kurmaya istekli bu kadar çok düşmanımız var ve neden düşmanlarımız -ya da dış mihraklar – bize kötülük yapma konusunda bu kadar başarılılar?”
Sanırım bu soruların cevabı da AKP’nin ülkeyi yönetme tarzında yatıyor ve bu tarzı en kısa ve açık tanımlayacak ifade de şu, “AKP ülkeyi aynen tüm cahil ve çapsız insanların hiç bilmedikleri bir işi yönetirlerken yaptıkları gibi deneme yanılma yoluyla doğruyu bulma modeline göre yönetiyor ve ikide bir tekrarladıkları ‘Pardon yanılmışız, Rabbim ve halkımız bizi affetsin’ laflarının nedeni de bu”.
Örnek vermeye kalksam yüzleri bulur ama ben hemen akla gelen dönüşlerden bir kaç örnek vereyim, “muhafazakar demokratlıktan Şeriatçılığa geçiş, AB üyeliğinden AB’den kopmaya geçiş, Kürt açılımından sonuna kadar savaşa geçiş, Esad’dan Esed’e sonra yeniden Esad’a geçiş, NATO’dan kopup Şanghay Beşlisi’ne yöneliş, Rusya’nın önce uçağını düşürüp sonra da bir numaralı kankalığa geçiş, FETÖ olayında ‘ne istedilerse verdim’den ‘bunlar haşhaşi bunlar terörist’ demeye geçiş” gibi.
Böyle olunca da doğal olarak doğru, tutarlı ve istikrarlı politikaların yerini sürekli yapılan zigzaglar ve fahiş hatalar alıyor, e böylesine ordan oraya savrulan dengesiz politikalarla iç ve dış düşmanlar yaratılmasından daha normal bir şey de olamaz herhalde, nitekim aynen öyle oluyor ve sayıları epeyi artan o düşmanlar da önlerinde bol bol buldukları malzemeyi kullanarak ve güçsüzlüğümüzden yararlanarak bizi başta ekonomi ve ülkenin iç- dış güvenliği, her konuda yerden yere vuruyorlar.
İşin belki de en vahim yönü ne biliyor musunuz, “AKP daha hâlâ ülkenin içinde debelendiği sorunların gerçek nedenlerini bilmiyor, ya da biliyor ama bir gün hesap verme korkusuyla aklınca gizlemeye çalışıyor, üstüne üstlük tüm beceriksiz ve yalancı suçluların ortak ve tipik davranışları olan kendilerini sütten çıkmış ak kaşık gibi masum ve tertemiz göstererek bütün suçu ‘dış mihraklar’ adı altında düşman belledikleri kim ya da kurum varsa onların üzerine yıkmaya çalışıyor”.
Bu palavraları yiyenler de sanırım olaya şöyle bakıyorlardır, “ah şu dış mihraklar bir olmasa var ya bizim Reis ülkeyi kimbilir ne biçim havalarda uçururdu.”


Bu yazı 49 kez okundu.

Erkut Günsayar
SON EKLENENLER