• Cuma, Ekim 20, 2017

AKP iktidarı ve “Suni (Yapay) Denge”

ali-sunidenge
Ali Özsoy
Ağustos01/ 2017

İkinci Kurtuluş Savaşı
Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş ölene kadar 2. Kurtuluş Savaşı kavramını slogan, Kemalizm’i ise referans olarak kullandı. İkinci Kurtuluş Savaşı ile birlikte Halk Savaşı ifadesini birlikte kullanmaları da Çin, Vietnam ve Küba örneklerine özenmelerinden, illa Marksist şablona uyma çabalarından değildi. Tam tersine Mahir Çayan’in yazdığı ve bugün taraftarların değil yeniden basmak ellerine almaya bile korktukları mahkeme savunmasında Atatürk’ün emperyalizme karşı başlattığı Kurtuluş Savaşı diğer bütün “Halk Savaş”larının ilk ve gerçek öncüsü olarak baş köşeye yerleştirilir.
Ancak Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş katledildikten sonra bu “Halk Savaşı” kavramı örgütleri tarafından “2. Kurtuluş Savaşı” ifadesinin ve Kemalizm’in terk edilmesi için kullanıldı. Bu işi yaparken de katledilen liderlerini sözde soldan eleştirdiler. Oysa zaten devlet tarafından katledilmemesi tercih edilen yeni bir “liderlik”ti bunlar. Bu “liderlik”ler daha sonra emperyalizme karşı Halk Savaşı kuramını da tamamen terk etti.
Sonunda Gezmiş-Çayan-Cemgil kuşağının katledilmesinden 45 yıl sonra yepyeni bir tür “sol” çıktı ortaya. Emperyalizme karşı tıpkı Atatürk gibi 2. Kurtuluş Savaşı verme iddiasında olan sosyalist sol, Amerikan emperyalizmi ve PKK ile birlikte Ortadoğu’da sömürgeci istilalara gönüllü asker olma noktasına kadar geldi. MİT ve CIA bu süreci iyi yönetti.
“Suni Denge”
Burada Mahir Çayan’ın “Suni Denge” kuramına mutlaka değinmek gerekiyor. Mahir Çayan bu kuramı Kemalist düzene karşı değil emperyalist düzene karşı geliştirmişti. Türkiye’yi tıpkı 1919’daki gibi emperyalizmin işgali altında, toplumsal yapının dağıldığı ve devlet gücünün yapay olduğu bir dönemde görüyordu Mahir Çayan. Bu yüzden bir grup öncü bu sahte dengeye kurulu düzene darbeler vurarak Kurtuluş Savaşı’nı bu sefer Halk Savaşı olarak başlatacaktı.
Atatürk 1919’da Anadolu’ya çıktığında gerçekten bu koşullar vardı. Osmanlı fiilen yıkılmış, ülke işgal edilmişti. Ancak 1971’de böyle bir dönem yoktu. Ayrıca Atatürk bile 1919’da hiç de “suni” bir “denge” ile karşılaşmadı. Emperyalist işgal karşısında kılını bile kıpırdatmayan Osmanlı devlet mekanizmasından geri kalan bürokrasi ve oligarşi çok sert bir direniş gösterdi Kuvayı Milliye’ye karşı. Çıkan iç isyanlarda on binlerce insan öldü. Bugün biz bunlara isyan diyoruz ama bu isyanlar aslında “meşru Osmanlı devleti ve Halife”nin gerçek isyan olarak gördükleri Kuvayı Milliye’ye karşı emperyalizmin desteğiyle giriştiği “nizamı korumak” savaşlarıydı. Atatürk 1921 Eylül’üne kadar yani Sakarya Zaferi’ne karşı bu direnişi kıramadı. Kaldı ki Atatürk yeni devleti mecburen Osmanlı bürokrasisini hem de kendisini katletmek isteyen bürokrasiyi kapsayarak kurmak zorunda kaldı.
Yani Türkiye’de 1919’da bile “Suni Denge” yoktu. Mahir Çayan 2. Kurtuluş Savaşı kuramını “Suni Denge” kuramıyla uzlaştırmak isterken Kurtuluş Savaşı pratiğinden kopuşu istemeden de olsa başlatmış oluyordu. Çünkü Kurtuluş Savaşı adı üstünde Ulusal Kurtuluş Savaşı’dır. “Suni Denge” kuramı ise ulusal birlikteliği ve emperyalizme karşı geniş bir halk hareketini imkânsız kılmış, İkinci Kuvvacıların örnek aldıkları Birinci Kuvvacı Atatürk’ün tersine katledilmelerine yol açan süreci başlatmıştı.
AKP’nin dengesi yok
“Suni Denge”yi şöyle özetleyelim. Bir masanın üstüne çok ince bir kitabı koyduğumuzu düşünelim. Bu kitap yüzüstü konarsa dengededir. Hareket etmez. Buna kimyada kararlı denge, fizikte statik denge denir. Ama aynı kitabı sırt üstü koysak. Yine dengede durur. Ancak şöyle hafif bir üflemeyle pat diye düşer. İşte bu tür dengeye kimyada kararsız denge denir. Bir denge türü daha vardır. Örneğin kitabı yine ince kenarı üstüne koyduk. Bir kişi karşıdan üfler, siz bu taraftan üflersiniz. Kitap bir o tarafa doğru düşecek gibi olur bir bu tarafa. Buna dinamik denge diyebiliriz. Kitap her an düşecektir, çok geçici olarak olarak dik durmaktadır. “Dengededir” ancak dengede kalması için çok dinamik bir sistemin devreye girmesi gerekir. Oysa kitap enlemesine durduğunda sadece masanın yüzeyinin kitabın ağırlığına verdiği tepki kuvveti onu dengede sabit tutmaya yetiyordu.
İşte “Suni Denge” budur. Bir denge vardır ama her an bozulabilir. Mahir Çayan emperyalizmin Türkiye’de kurduğu oligarşik yapıyı ve egemenlik ilişkilerini böyle görüyordu. Oysa Türk ulusu ve devleti Latin Amerika’dakilerin terine emperyalizmden önce vardı. Kendine has bürokrasisi ve oligarşisi vardı. Bunlar emperyalizme teslim olmuş olsa bile emperyalizmden önce geçmişleri vardı. Bu yüzden bu ulus ve devlet “suni” bir denge üzerinde kurulu değildir. Ne yazık ki emperyalizmin ülkemiz içindeki tahakkümü de bir darbeyle sarsılacak bir denge üzerinde değildir. Oligarşik yapı da kendi kendini sürekli üretebiliyor. Sadece zor, baskı ve emperyalizm ile kurduğu uşaklık ilişkisiyle kendini ayakta tutmuyor.
Mahir Çayan’ın “Suni Denge” kuramı üzerine bir Kemalist olarak eleştirilerim bunlar. Ancak bunca eleştiriden sonra söyleyeceğim sizi epey şaşırtabilir. Ben şu anda AKP iktidarını tam bir “Suni Denge” üzerinde kurulu olduğunu düşünüyorum. Hem de neredeyse Mahir Çayan’ın tarif ettiği şekilde.
AKP’nin yapay dengesi
AKP iktidarı kesinlikle yapay bir denge üzerinde kuruludur. Yaratmaya çalıştığı Rizeli-Trabzonlu-G.Doğulu hırsız-müteahhit 50 aileden oluşan yeni oligarşi asla bir oligarşi olamayacak kadar köksüz, ekonomik açıdan çapsız ve halk nezdinde adı pespayeye çıkmış bir kesimdir. Bir ekonomik darbede, tek bir iktidar değişikliğinde yıkılacak bir kesimdir. Bunu bildikleri için altından kalkamayacakları kadar büyük bir faşist idareyi mecburen destekliyorlar.
AKP iktidarı kesinlikle yapay bir denge üzerinde kuruludur. Çünkü dayandığı bürokrasi “eski Türkiye”nin binlerce yıllık devlet reflekslerini ve geleneklerini taşıyan bürokrasi değildir. AKP burada büyük bir tuzağa düştü. Önce Fethullah kadrolarıyla bu eski ama gerçek bürokrasiyi yıkmaya çalıştı. Gökçe Fırat’ın kuramsallaştırdığı “paralel devletler” süreciydi bu. Bir ölçüde de başarılı oldu AKP. Sonra Fethullah kadroları ile kalıcı ve güçlü bir denge iktidarı kurulamayacağı ortaya çıkınca AKP içi savaş başladı. Ve artık hiçbir bürokrasi yok. Burada bürokrasiden kastettiğim sadece beş kurumdur. Asker-Emniyet-MİT-Yargı-Dışişleri. Bu beş kurumda artık çeteler ve klikler savaşı var. Kalıcı, dengeli ve belli bir teamül ve geleneğe bağlı tek bir devlet yok. Saray idaresi devlet krizini aşamadı tersine çözülmeyi hızlandırdı. Çünkü ortaya çıkan saray klikleri yıkıcı oldu.
AKP iktidarı kesinlikle yapay bir denge üzerinde kuruludur. Çünkü emperyalizm ile kalıcı bağlar, işbirlikçilik düzeyinde bile olsa bir uyduluk ilişkisi kurmakta artık zorlanıyorlar. Bunu bazı hilekârlar ve Aydınlıkçılar gibi işbirlikçiler AKP’nin artık “antiemperyalist” olduğu gibi aptalca ve alçakça bir yoruma ulaştırmaya çalışıyor. Oysa bunun neden Tayyip Erdoğan’ın emperyalizme karşı direnmesi değildir. AKP’nin yarattığı yeni ekonomik “yapı” daha doğrusu yapısızlık, sadece devlet rantı ve hırsızlığa dayanan köksüz yeni oligarşi ülkeyi tüm toplumsal ve ekonomik katmanlarıyla birlikte yıkıma ve bölünmeye sürekledi. Bu yüzden emperyalizm Türkiye’yi artık uydu olarak değil parçalanmış bir sömürge olarak istiyor. Bu yeni koşullarda AKP emperyalizme karşı çıkmıyor tam tersine kendi diktasını uzatabilmek için akla hayala gelmeyecek büyük tavizleri ve toprak pazarlıklarını gündeme getiriyor. Bu AKP diktasının meşruluğunu ülke içinde de dışında da sarsıyor.
Halkın nezdinde AKP emperyalizmin işbirlikçisi bir düzen bile kuramayan gayrimeşru bir organizasyon. Çünkü “düzen” için yine de bir denge gerekir. Oysa AKP’nin dış güçlerle kurduğu bu tür bir denge yok. Varlık Fonu, Ege Adaları, İncirlik, Kıbrıs, Rakka Operasyonu, Katar’a paralı askerlik… ABD-AB-Rusya her birinin ayrı ayrı düşmanlığı kazanılmış ve aynı zamanda her birine ayrı ayrı görülmemiş tavizler verilmiş. AKP tarafından borçları karşılığı emperyalizmin rehin dükkanına teslim edilmiş bir ulus ve devlet gibiyiz.
Şimdi bunun tezatı olan bir işbirlikçilik örneği sunalım. Örneğin 12 Eylül faşizmi. Cuntacılar içte halka şunu vaat edebiliyordu. NATO düzeni içinde istikrar ve ekonomik büyüme. Dışta da emperyalistlere aynı şey vaat edilebiliyordu. NATO’nun güneydoğu kanadında istikrar. Peki AKP’nin içe ve dışa sunduğu bir istikrar modeli var mı? Dışa sunduğu tek şey pragmatist bir fayda. Emperyalistlerin yapacağını yapıyor. Türk Devletini yok ediyor AKP. Bu ise AKP’yi gittikçe gereksizleştiriyor. Çünkü çok yıkılacak bir şey kalmadı. Fiili işgal gündeme geliyor. İçte böyle bir fayda da sunamıyor. AKP’nin tek vaat ettiği kaos, terör ve ekonomik yıkım. Kesinlikle bu açıdan da AKP hem içte hem dışta bir Suni Denge üzerine kuruludur.
Ancak burada not etmeliyim. Ben “Suni Denge” derken bunu “AKP iktidarı” veya “AKP diktası” için diyorum. Mahir Çayan’ın kastettiği anlamda tüm emperyalist-kapitalist düzen için söylemiyorum.
Ulusu ve vatanı koruyalım
“Suni Denge” kuramı ayakta kalmak isteyen oligarşinin sürekli halka şiddet uygulayarak güçlü olduğu yanılsaması yaratmaya çalıştığını vurgular. AKP şu anda böyle bir yola girdi. Ancak bu onlar için iyi bir yol değil çünkü 15 Temmuz’dan sonra askeri çok tehlikeli bir şekilde siyasetin içine çekmiş oldular. Herkeste her an her şey olabilir korkusu var ve bu yapay dengeyi daha da sarsıyor.
Referandum süreci AKP’nin ne kadar zayıf olduğunu gösterdi. Son Adalet Yürüyüşü de buna örnektir. Yapay Dengeyi en çok Saray hissediyor ve panikliyor. O yüzden önümüzdeki dönem tutuklamalara, baskılara ve mahkumlara turuncu elbise gibi çılgınlıklara daha çok başvuracaklar.
Doğru AKP paranoyak. Ama paranoya eylemlere hükmetmeye başlayınca korkulan hayaller sonunda da gerçek tehditlere dönüşür. AKP sürekli bir askeri ihtilal veya halk ihtilali paranoyasıyla hareket etti. Sonunda öyle bir diktaya yöneldiler ki tehditler gerçeğe dönüştü. Bundan sonra da Yapay Denge’yi korumak için mecburen diktatörlüğü ağırlaştıracaklar ki bu dengeyi daha da yapaylaştıracak, bozacak. Korktuğu tehlikeleri daha da olası hâle getirecek. AKP’nin kazamayacağı tehlikeli bir hesaplaşma bu. Kazanamaz çünkü o gücü, kadrosu, ideolojisi ve her şeyden önemlisi ekonomisi yok.
Şu anda kurulu olan Yapay Denge çok uzun devam edemez. Tarihte bu tür yapay dengenin çok uzun sürdüğü görülmemiştir. Emperyalistler 100 yılda bir ellerine geçecek bir fırsat bulmuşlar. Çok yakında harekete geçecekler. Türkiye’yi çok zor günler bekliyor. Bizim temel görevimiz Türkiye’nin toprak kaybetmeden ve devlet olarak parçalanmadan bu süreçten çıkmasını sağlamaktır.
Bu günler geride kaldığında “eski Türkiye” denen eski “gerçek denge”nin egemenlerine, bürokratlarına ve oligarşisine de Türkiye’yi tekrar teslim etmemeliyiz. Güzel memleketimiz onlara da bırakılmayacak kadar değerli. Zaten o eski dengenin sahipleri o kadar büyük bir darbe yedi, bir kısmı o kadar rezilce yeni “düzen”e daha doğrusu düzensizlik çetesine eklemlenmeye çalıştı ki artık eski güçlerine ve meşruiyetlerine kavuşamazlar.
Son olarak, Mahir Çayan “Suni Denge”ye darbeyi devrimcilerin vurması gerektiğini düşünüyordu. Ben bugünkü durumda taktik olarak halkın ve devrimcilerin iktidarı ele geçirmesine yönelik bir siyasi eylem reçetesine girişmesini son derece sakıncalı buluyorum. Sadece Saray içi kliklerin ve darbelerin parçası olmakla sonuçlanır bu. Bırakın bir birlerini parçalasınlar. Bizim görevimiz halkı ve vatan topraklarını korumak.
Elbette AKP’yi yıkmak istiyoruz. Ama temel amacımız Türk Ulusunu ve vatanın topraklarını savunmak. Bu süreçte yıkılacak Yapay Denge’nin altında devlet ve millet kalmasın, vatan toprak kaybetmesin diye mücadele edeceğiz. Yapay Denge’yi zaten yapay yapan, sürekli yıkılma noktasına getiren bizim ayakta tuttuğumuz ve %50’lik “Hayır” cephesinin bir nevi pasif ama çok inatçı ve kavgacı direnişidir. Burayı korumak temel görevdir.


Bu yazı 441 kez okundu.

Ali Özsoy
SON EKLENENLER