• Cumartesi, Mayıs 26, 2018

AKP üniversitelerden intikamını alıyor

ozgurerdem
Özgür Erdem
Mayıs18/ 2018

Üniversiteleri neden bölüyorlar
Türkiye 24 Haziran’da bir seçime giderken, önemli bir olay seçim gündeminde kaynadı gitti: Üniversitelerin bölünmesi…
Türkiye’nin en eski ve köklü üniversitesi İstanbul Üniversitesi dahil olmak üzere 13 üniversitenin bölünmesi kararı alındı. Böylece Türkiye’nin en büyük ve en köklü üniversiteleri ikiye bölünerek “küçültülmüş” oldu. Bu üniversiteler arasında İstanbul, Gazi, İnönü, Anadolu, Selçuk, Erciyes üniversiteleri bulunuyor.
Peki neden?
Örneğin İstanbul Üniversitesi neden ikiye bölündü? Kuruluş tarihi 1453’e kadar uzanan, Türkiye’nin en bilinen, en köklü, en tarihi ve en büyük üniversitesi neden ikiye bölündü?
AKP’nin iddiası üniversitelerin çok “büyüdüğü” için artık yönetilemez hale geldiği.
Hatta Tayyip Erdoğan şöyle bir açıklama yaptı:
“İstanbul Üniversitesi niye ikiye bölünüyor. Bunun üzerinde durmamız lazım. Öğrenci sayısı itibariyle nicelik, nitelik bunu yakalamamız lazım. İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci sayısı 105 bine ulaşmış durumda. Burada kalite düşüyor. Biz İstanbul Üniversitesi markasını ortadan kaldırıyor muyuz? Hayır böyle bir şey yok. Önce İbn-i Sina konusu geldi, arkadaşlar müzakere ettik. Tamam İbn-i Sina’yı kaldıralım. Şimdi İstanbul Üniversitesi olacak, bir de İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi olacak.
İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi oluyor. Öbür tarafta da İstanbul Üniversitesi olacak. 50’şer bin öğrencisi olacak. Birçok fakülte her iki üniversitede olacak. Bir tarafta İktisat Fakültesi kalmıştı. Diğer tarafta da dengeyi koruyalım dedik. Ortalama 50 bin civarında bir rakamla dengeyi kuralım dedik. Dert yine ideolojik. Her şeyde ideolojik yaklaşımdan uzak dürüst olacağız. Öğrenci sayısı itibariyle kaliteyi artıracak adım atacağız. İstanbul Üniversitesi’ne Hasdal tarafında arazi tahsis ettik. Orada asli kampüsü olacak. Önce biz Çapa’yı da düşündük. Ama Çapa’nın zaten deprem riski nedeniyle birçok binasının yıkılması gerekiyor. Zaten Beyazıt’taki bina tartışılmaz. O zaman tüm özelliğiyle ortada.
Ankara’da Gazi Üniversitesi’yle ilgili bazı spekülasyonlar var. Ama sadece bunların ikisi değil ki. İkisiyle ilgili bir tezgah dönüyor. Kimisinde sayı 80 bin, 90 bine ulaşmış. Buralarda halkın bizden talepleri var. Bu salt hükümetin bir kararı değil. Daha önce de bu konuda attığımız adım var. Konya’da Selçuk Üniversitesi’ni ikiye böldük. Hiç böyle bir ses çıkmadı. Kayseri’den bir talep var. Oradan da olumsuz bir yaklaşım yok. Hep ideolojik yaklaşım.
Dert yine ideolojik. Efendim bunlar da işte bizim camiadan.’ Kusura bakmasınlar, bizim camia, şu camia, bu camia diye bir şey yok. Her şeyde ideolojik yaklaşımdan uzak, dürüst olacağız. Biz nitelik mi arayacağız, yoksa nicelik mi arayacağız, biz buna bakıyoruz.”
Tabii Tayyip Erdoğan’ın bu açıklamaları pek çok gerçeği de ortaya koyuyor. Şimdi onları bir bir açıklayalım.
Üniversitelerin kalitesini düşüren AKP değil miydi?
Tayyip Erdoğan üniversiteleri “kalite” için böldüklerini söylemiş.
Öncelikle bunun bir örneği yok. Dünyada Harvard’dan Cambridge’e, Köln Üniversitesi’nden Sorbonne’a pek çok büyük ve köklü üniversite bulunuyor. Bu üniversiteler neredeyse İstanbul Üniversitesi kadar eski, 1600’lere kadar dayanıyor tarihleri. Ve ülkelerinde de en “kalabalık” üniversitelerden biri olma özelliklerini de koruyorlar. Ancak bu “kalabalıklık” hiçbir zaman kalitelerini etkilemedi. Hele hele “kalabalıklaştıkça bölünme” gibi bir çılgınlığa hiçbiri girmedi.
Tabii burada üniversitelerin kalitesizliğinin sorumlusu ortaya koymak da gerekiyor.
Yıllardır Türkiye’nin her tarafında “lise düzeyi”nde üniversiteler açan AKP değil miydi?
Üniversite kontenjanlarını sürekli artıran AKP değil miydi?
Eğitim sisteminde lise mezunu herkesi üniversiteye yönlendirmek sorunların temelini oluşturuyor. Bunun da temelinde elbette AKP’nin yarattığı tamamen dışa bağımlı, ithalata ve tüketime yönelik ekonomik yapı yer alıyor.
AKP üniversitenin kendisini “düşman” olarak görüyor
Eğitim sistemi tartışmasının ötesinde bir durum söz konusu. AKP için üniversiteler hep bir “düşman” oldu. AKP “eğitimli insanlar”dan hep daha düşük oy aldı. Gençlik içinde de üniversite öğrencilerinden daha az oy aldıklarını kendileri bile itiraf ediyor.
Çünkü yaratmak istedikleri “kabile” düzeni, eğitimli insan istemez. Ekonomik açıdan AKP’nin desteğine muhtaç milyonlar olduğu sürece AKP oy almaya da devam edecektir. AKP, “biat eden”, sorgulamayan kabile üyeleri ister. İşte bir kurum olarak “üniversite” bu yüzden “düşman” AKP için.
Üniversitelerin bölünmesi aslında “kalite”yi artırmak için değil, üniversiteleri daha da kalitesizleştirmek, köklerinden ve tarihlerinden, hatta bilimin kendisinden kopartmak için yapılıyor.
Binlerce öğretim üyesini üniversitelerden uzaklaştıran, üniversite yönetimlerinde ve terfilerinde liyakati değil de AKP’ye biatı ön plana alan AKP zihniyetinin en temel amacı üniversiteleri üniversite olmaktan çıkartmak değil de nedir?
“Merkezi yönetim” elbette büyük üniversiteyi yönetemez
AKP’nin üniversiteler sistemine getirdiği büyük merkezi yönetim anlayışıdır asıl çöken. Tayyip Erdoğan, “Üniversiteler artık yönetilemez hale geldi” derken aslında bu gerçeğe işaret ediyor farkına varmadan.
Normalde, yani AKP’nin elini atmadığı ve “merkezi yönetim”i dayatmadığı bir sistemde, yani bütün dünyada uygulanan sistemde üniversiteler özerktir. Akademik kadrolar tepeden inme bir şekilde belirlenmez, akademik yeterliliğe ve ihtiyaçlara göre belirlenir. Bu nedenle bir üniversite istediği kadar çok bölüme veya öğretim üyesine sahip olsun, her bölüm, her fakülte, kendi içinde özerk ve “merkezi yönetim”den bağımsız olduğu için, bu “büyüme” bir yönetim krizine neden olmaz.
Her bölümün 20-30 kişilik bir akademik kadroya sahip olduğunu düşünelim. Her bölüm “özerk” anlayışla kendi kendini yönettiği sürece, ister 10, ister 100 bölüm olsun o üniversitede, bir yönetim sorunu yaşanmaz. Ama siz üniversitelerin “bilimselliği”ni yok etmek, kabile sisteminize tehdit olarak gördüğünüz üniversite eğitiminin yarattığı kaliteyi azaltmak istiyorsanız, AKP gibi yapar, özerkliği ortadan kaldırırsınız. Böylece 10 bölümlük bir “merkezi yönetim” altındaki üniversite, 300 kişilik bir akademik kadroyu yönetirken, 100 bölümlük bir üniversitede bu rakam 3.000 kişiye ulaşıverir ve işte o zaman bir yönetim krizi ortaya çıkar.
Aslında, bu kendi sakat mantığında bile AKP’nin üniversiteleri bölmesinin “kalite” getirmeyeceği açıktır. Çünkü üniversiteler kendi aralarında bile özerk değil ki. Bütün sistem tepede YÖK’e, daha doğrusu Cumhurbaşkanlığına, yani Tayyip’e bağlı. İstanbul Üniversitesi ister şimdiki gibi 100.000 öğrencili büyük bir kurum olsun, isterse 50.000 öğrencili iki parçaya bölünsün, hiçbir şey değişmeyecek, yine YÖK/Cumhurbaşkanlığı tarafından yönetilen hantal bir yapıda kalacaktır.
“Duygusal” boyut: Rant
Tabii bütün bu bölünmenin altında bir de “duygusal” boyut var. Şehir merkezlerindeki üniversiteler bölünecek, yeni “parça” şehir dışına taşınacak ve şehir merkezindeki kampüs artık büyük geldiği için de “imar”a açılacak. Yani ranta…
Bunun en çarpıcı örneği Çapa’da yaşanacak. Tayyip Erdoğan’ın söylemlerine dikkat edin: Çapa Tıp Fakültesi zaten depreme dayanıklı değilmiş!
Yani Çapa Tıp Fakültesi gibi İstanbul’un en güzel yerlerinde yer alan pek çok kampüs, “üniversitelere yeni kampüsler oluşturuyoruz” bahanesiyle ranta açılmış olacak.
Bir taşla iki kuş!
Hem üniversiteleri üniversite olmaktan çıkaracaklar, “üniversite”den intikamlarını alacaklar. Hem de üniversite kampüslerinin paha biçilmez arazilerine çökecekler!
Uyanış
Üniversiteler son birkaç yıldır çok sessizdi. Binlerce muhalif öğretim üyesi atıldı. Alanlar ise korkuyla sindirildi. Öğrencilerin haklarına sahip çıkması ise OHAL’de zaten imkansız.
Ancak üniversitelerin bölünme yasası öyle büyük bir tepki oluşturdu ki…
Seçim öncesi tüm Türkiye’de başlayan “uyanış” bu şekilde üniversitelere de sıçramış oldu…
Her şerde bir hayır vardır denir ya… Bu şerrin hayrı da bu oldu.
Üniversiteler uyandı.
Tam da AKP’nin korktuğu şekilde…


Bu yazı 44 kez okundu.

Özgür Erdem
SON EKLENENLER