• Pazartesi, Aralık 11, 2017

AKP’nin ABD ve Rusya ile Zarrab dansı

ozgurerdem
Özgür Erdem
Kasım21/ 2017

Binali Yıldırım ABD’den “eli boş” döndü
Zarrab davası, ABD’de son aşamaya geldi. Davanın AKP’yi de vurma olasılığının yüksekliği, suçlamaların Tayyip Erdoğan’a kadar uzaması endişesi, Halk Bankası dahil kamu bankalarının ceza alma ihtimali nedeniyle AKP’nin öncelikli gündemini Zarrab oluşturuyor. Zaten “vize krizi”nin asıl nedeni de bu dava.
Bunu Tayyip Erdoğan bizzat kendisi de açıklamıştı:
“Benim kendi bankamın müdür muavinini hiçbir suçu olmadan tutuklayacaksın. Öbür yandan vatandaşımı hiçbir şey ortaya koymadan 2 yıl oldu alacaksın. Yargılayıp itirafçı olarak kullanmak isteyeceksin.”
Basında kimsenin yazmaya, söylemeye cesaret edemediğini Tayyip Erdoğan böylelikle kendisi itiraf etmiş olmuştu!
Bu açıklamadan birkaç hafta sonra Binali Yıldırım, ABD’yi ziyaret etti ve ABD Başkan Yardımcısı Pence ile görüştü. Bu görüşmenin de AKP açısından “başarısız” olduğu ortada. “Vize krizi”nde herhangi bir çözüm bulunamadı. Üstelik Binali Yıldırım ABD’de pek de “hoş” karşılanmadı. Pence ile yapacağı görüşme iki gün ertelendi, Yıldırım bu iki gününü turist gibi ABD’de park bahçe gezerek geçirdi!
Üstelik ABD’nin erteleme kararı Binali Yıldırım ABD’ye hareket etmeden birkaç saat önce iletilmişti! Bu, elbette, hiçbir diplomatik nezakete sığmayan, Türkiye’yi son derece aşağılayan bir durum. Ancak daha da vahim olan, Türkiye’yi bu kadar zor duruma düşüren bu ertelemeye AKP’nin hiçbir şekilde tepki göstermemesi ve Binali Yıldırım’ın yine de ABD’ye kuzu kuzu giderek iki gün görüşme için beklemek zorunda kalması. Demek ki Zarrab davası öncesi AKP kendisini gerçekten de çok sıkışmış hissediyor.
Daha da ilginci, görüşmenin ardından Pence ile Binali Yıldırım’ın ortak bir basın açıklamaması yapması oldu.
Her şey ortada, Binali Yıldırım ABD’den “eli boş” döndü, Türkiye aşağılandığı ve rezil olduğuyla kaldı…
Rusya AKP’ye niye göz kırpmıyor?
Binali Yıldırım’ın ABD ziyaretinin hemen ardından ise Tayyip Erdoğan Rusya’ya gitti ve Putin’le görüştü. Bu sene gerçekleşen altıncı Putin-Erdoğan görüşmesi bu. AKP, ABD’yle gerilen ilişkilerini Rusya’yla ilişkileri geliştirerek yanıtlamak istiyor. S-400 silahlarının NATO’nun tepkisine rağmen ısrarla alınmak istenmesi, Suriye’de Türkiye’nin Astana sürecine dahil olması AKP’nin ABD’ye karşı bir manevrası… AKP, ABD’yi “Rusya’ya yanaşırım” diye tehdit etmek istiyor. “Zarrab davasında bizi zor duruma sokarsanız, biz de Batı kutbundan ayrılır, Rusya’ya yanaşırız” mesajı verilmek isteniyor.
Peki, Rusya, AKP’nin bu manevrasını nasıl karşılıyor? İlk bakışta, Rusya’nın yılların NATO ülkesi Türkiye ile ABD arasında kriz çıkmasını memnun karşılayacağı düşünülebilir.
Ancak, gelişmeler hiç de o yönde değil.
Bilindiği gibi AKP, Rusya ile S-400 hava savunma füzeleri konusunda anlaşmaya varılacağını duyurmuştu. Ve bu karar elbette ABD tarafından tepkiyle karşılandı.
Ancak Rusya, S-400’lerle ilgili iki önemli açıklama yaptı. Birincisi, S-400’lerin teknolojisinin, AKP’nin iddia ettiğinin tersine, Türkiye’ye verilmesinin söz konusu olmadığı açıklandı. İkincisi, Rusya, S-400’leri ancak “bütün ödemeler yapılınca” vereceğini duyurdu!
Hatta, Can Ataklı’nın Kremlin’deki bir danışmandan aktardığı bilgilere göre, Rusya’nın S-400 anlaşmasını iptal etme ihtimali de var! Bunun nedeni de Tayyip Erdoğan’ın Ukrayna’ya gidip Kırım’ın Rusya tarafından ilhakına karşı çıkması. Ataklı’ya göre Kremlin’in görüşü şöyleymiş:
“Türkiye’deki yönetime özellikle Erdoğan’a pek güven olmaz. Bugün Amerika ile çok kavga ediyor gibi görünebilir, ama bugüne kadar benzer her olaydan sonra Amerika ile tekrar çok yakın ilişkiye geçtiğini biliyoruz. Üstelik bu tür davranışları ülkesinde de büyük destek görüyor.”
AKP’nin çelişkiler ve dönüşlerle dolu dış politikası Rusya’dan böyle görünüyor.
Zaten, Rusya tarafından gelen değerlendirmelerde, Türkiye’nin Batı kutbundan kopmasının zor olduğu, AKP’nin de son dönem ABD ile yaşanan krizi bir eksen değişiminden ziyade bir “pazarlık payı” olarak değerlendirmek istediği vurgulanıyor…
Bir örnek olarak Rusya’nın Türkiye’de yayın yapan yarı resmi haber ajansı Sputnik’te yer alan bir değerlendirmeyi aktaralım.
Sergey Demidenko’nun konuyla ilgili görüşlerini “Türkiye, ABD’yle anlaşmalardan çıkmaz” başlığıyla yayınlayan Sputnik, özetle şu değerlendirmeleri paylaşmış:
“1. Türkiye’nin neredeyse tüm ekonomisi, spekülatif ve teknolojik olarak Batı sermayesine bağımlı. Türkiye bu ilişkileri kesemez.
2. Türk lirası kurunun zaman zaman düşmesi, Türk ekonomisinin ‘aşırı ısınması’ ile açıklanıyor. Çünkü spekülatif yatırımlar sayesinde çarçabuk büyüdü. Bu koşullarda ilişkileri kesip atamaz.
3. Türkiye askeri anlamda NATO üyesi olarak tamamen ABD ve Batı ülkelerine bağımlı.”
“Türkiye Batıdan kopamaz” diye özetlenebilecek bu değerlendirme niye bir Rus sitesinde yayınlanır? Bilindiği gibi, Perinçek’in önderlik ettiği “Avrasyacı” ekip sürekli “Sırtımızı Rusya’ya dayayarak ABD’ye rest çekelim.” görüşlerini pazarlar. Halbuki, Rusya pek de “Türkiye sırtını bize dayasın” görüşünde değil. Neden?
Bunun en önemli nedeni Türkiye’nin, AKP yönetimindeki günümüz Türkiye’si anlamında değil genel anlamda Türkiye’nin, “müttefik olması istenebilecek bir ülke”den ziyade “bertaraf edilmesi gereken bir ülke” olarak görülmesi.
Rusya’nın Ortadoğu ve Kafkaslar’daki temel dış politikası incelendiğinde, müttefiklerinin hep Türkiye’nin “karşıt”ları olduğu görülür. Mesela Ermenistan. Mesela Suriye ve Irak’taki Kürtler. Mesela Suriye. Mesela İran. Mesela Irak Merkez Yönetimi.
Rusya’nın Türkiye’yle kuracağı bir ittifak “güçlü Türkiye” isteyeceği anlamına gelecektir. Halbuki güçlü bir Türkiye, Rusya’nın yukarıda saydığımız müttefiklerinden hiçbirisinin işine gelmiyor. “Güçlü Türkiye”ye destek, Rusya için diğer müttefiklerinden vazgeçmek anlamına gelecektir.
Bu nedenlerle, Rusya, AKP yönetiminin kendisine “yanaşma” tekliflerine balıklama atlamıyor, temkinli yaklaşıyor. “Türkiye ABD’yle bağını koparamaz” değerlendirmelerinin altında bir anlamda bu da yatıyor.
Nitekim, Rusya’nın Astana’da masaya (Türkiye’yle birlikte) PYD’yi de oturtacağını açıklaması bu açıdan son derece önemli. Rusya, Türkiye’yi bir müttefik olarak görmektense PKK/PYD’yi desteklemeyi tercih ediyor. Hatta, PYD ile Türkiye’yi aynı masaya oturtmayı hedefleyebiliyor.
AKP, ABD-Rusya arasında dansta ama onu isteyen yok!
Sonuç olarak bütün gelişmeler, hem ABD cephesinden hem de Rusya cephesinden, Türkiye’nin artık bir “müttefik” olarak görülmediğini gösteriyor. ABD için Türkiye “artık” müttefik değil. Rusya için ise Türkiye “potansiyel” bir müttefik değil.
İki ülke de Türkiye’yi “rakibine kaptırmamak” gibi bir duruş sergilemiyor. Aksine, iki taraf da AKP’nin Türkiye’yi tüm dünyanın hedefinde olan bir “şer ekseni ülkesi” haline getirmesini memnuniyetle izliyorlar.
Bu, Türkiye için çok önemli bir tuzak ve çok kritik bir tehdittir. ABD için mesela İran da bir “Şer Ekseni ülkesi”dir. Ancak Rusya için İran önemlidir, İran’ı desteklerler.
ABD İran’ı “Şer Ekseni ülkesi” ilan ettiğinde bu ülkeye sahip çıkan Rusya’nın aynı “hatırşinaslığı” Türkiye için göstermemesi çok önemlidir.
Türkiye’yi “Rusya’ya güvenelim” diye ABD’nin hedefine yerleştirenlerin nasıl bir provokasyon yarattığının da göstergesidir bu. Anlaşılan Türkiye, ABD ve Rusya açısından tam da Birinci Dünya Savaşı öncesi Osmanlı gibi değerlendiriliyor. “Bu ülke yıkılacak” değerlendirmesini yapan iki ülke de, ganimeti nasıl paylaşacağının derdine düşmüş durumda. Türkiye parçalanıp yıkıldığında, İran mı genişleyecek, yeni kurulan Kürt devletinin hamisi kim olacak, AKP desteğini yitiren Sünni grupların sonu ne olacak, emperyalistlerin gündeminde bu sorular var…
Nitekim, son olarak Vietnam’da bir araya gelen Trump ile Putin Suriye meselesinde “Cenevre Süreci”ni tekrar başlatma kararı aldı. Anlaşılan Rusya, ABD’ye karşı Türkiye’yi yanına çekmektense Suriye konusunda ABD ile anlaşmayı tercih ediyor. Üstelik bu anlaşmanın temeli PYD ile dostlukta atılıyor!
AKP’nin Türkiye’yi sürüklediği tuzak
Peki Türkiye’yi bu tuzaktan nasıl kurtaracağız? Tekrar ABD’ye sığınarak mı? Elbette hayır. Atatürk dönemini hatırlayın. Türkiye tam bağımsızdı, Batı cephesinin bir üyesi hiçbir zaman olmadı, öyle bir niyet de taşımadı. Ancak Batı’nın takdir ettiği, en azından saygı duyduğu bir ülke yaratılmıştı. Benzer bir durum dönemin Sovyetler’iyle ilişkilerde geçerliydi.
Halbuki günümüzde dış politika Türkiye’nin çıkarları gözetilerek değil, “AKP’nin iktidarını nasıl devam ettiririz” kaygısıyla yürütülüyor. Bu yüzden AKP, Türkiye’nin geleceğini karartacağını bilse bile günü kurtaran dış politika manevralar yapmaktan çekinmiyor. Emin olun, şu anki AKP yönetiminin umrunda ne Irak’taki Kürt devleti var ne de Suriye’deki PYD varlığı. Tek öncelikleri “Şu Zarrab davasından nasıl sıyrılacakları”.
Nitekim “Zarrab’ın hayatından endişe duyulduğuna” dair ABD’ye nota verilmesi, AKP’nin dış politika önceliğinin Zarrab davası olduğunu gösteriyor!
Hatırlanacağı üzere, 2014’te ABD’de Türk askerinin başına çuval geçirildiğinde ABD’ye nota verilmesini isteyen muhalefete Tayyip Erdoğan “Ne notası, müzik notası mı veriyorsun?” diye yanıt vermişti. Demek ki AKP için Zarrab, Mehmetçikten daha değerliymiş!
AKP, Zarrab davasından sıyrılmak için her türlü tavizi vermek, kim kabul ederse yanaşmak istiyor, ancak Türkiye’yi artık “çantada keklik” gören emperyalistler, ABD’siyle, AB’siyle, Rusya’sıyla tümü birden, dans eden AKP’nin kendi yanına gelmesi için en ufak bir çaba bile göstermeye ihtiyaç duymuyor!
AKP’nin Türkiye’yi içine sürüklediği tuzak ve çıkmaz onlar için bulunmaz fırsat çünkü!


Bu yazı 193 kez okundu.

Özgür Erdem
SON EKLENENLER