• Cuma, Ağustos 18, 2017

AKP’nin Almanya “mağduriyet”i

erkan
Erkan Karaarslan
Mart13/ 2017

AKP’nin Almanya “çıkarması”
Geçtiğimiz hafta Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın Almanya’nın Gaggenau şehrinde yapacağı referandum toplantısı, Alman yerli makamlarının izin vermemesi sonucu iptal edildi. Hemen ardından Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin Köln’de yapacağı toplantı da Köln Belediyesi tarafından engellendi.
Hemen ardından Tayyip Erdoğan alışılageldik üslubuyla, AKP’li Bakanların toplantı yapmalarını engelleyen Almanları “Özgürlük mücadelesi yapıyorsak, eğer düşünce özgürlüğünden rahatsız değilsek, eğer demokrasiye inanıyorsak, bizim önümüzü kimse kesemez. Nazizmin Almanya’da bittiğini zannediyordum, meğerse halen devam ediyormuş” diyerek anti-demokratik olmakla suçladı.
Referandumun yapılacağı Türkiye’de “Hayır” diyenlerin sokak çalışmaları engellenirken, “Hayır” bildirisi dağıtan gençler gözaltına alınırken, “Hayır” demek işten kovulma sebebiyken; referandumu Türkiye’ye dayatan zihniyetin Almanya’ya demokrasi dersi vermesi gerçekten de gözlerimizi yaşartıyor(!)
AK-Troller dışında, Almanya’nın AKP’li siyasetçilere gerçekten de engel olduğuna inanan var mı bilinmez ama unutanlar için belirtmek gerek: Almanya, Tayyip Erdoğan’ın en çok mitinge katıldığı dış ülke konumunda. Tayyip Erdoğan 2008’de Köln’de, 2011’de Düsseldorf’da, 2014 yılında Köln’de ve 2015 yılında Kalsruhe’de miting düzenleyerek konuşma yaptı.
AKP’nin Almanya çıkarmasının sadece bir “oy hesabı” ile ilgili olmadığı ortada. Yozgat Milletvekili olan Bekir Bozdağ, 300 bin seçmeni olan Yozgat’ta seçim çalışması yapmak yerine, 600 Türk’ün yaşadığı ufacık bir Alman şehrinde propaganda yapmayı tercih ediyor. 720 bin seçmenli Denizli’nin milletvekili Nihat Zeybekçi, Denizli’ye gitmeyerek Almanya’yı fethetmeyi (!) tercih ediyor. Gören de referandum Türkiye’de değil, Almanya’da yapılıyor zannedecek.
Bozdağ, memleketi Yozgat’ta seçim çalışması yapmıyor ama Yozgat’ta “Hayır” kampanyası yapan Hayır Partisi’nin referandum çalışmalarına “demokrasi sevdalıları” izin vermiyor! Elbette AKP Hükümeti, anti-demokratlığı da Merkel’den öğrenecek değil!
Almanlar’dan “Evet”e hayat öpücüğü!
Tayyip Erdoğan’ın, Alman Hükümeti’ni “İstersem Almanya’ya gelirim. Ve kapıdan da sokmadığınız zaman da dünyayı ayağa kaldırırım.” diyerek tehdit etmesiyle AKP’li siyasetçiler, yandaş basın ve AK-Troller’e de gün doğdu!
Almanya geriliminin bu kadar ön plana çıkarılması “Evet” cephesi açısından yaşanan sıkıntılı bir durumun kanıtı. Ekonominin bu kadar kötü bir durumda olduğu, doların yükselmeye devam ettiği, işsizliğin rekor kırdığı bir dönemde, referandum çalışması yapan AKP’li açısından propaganda yapmak ve kararsız seçmeni ikna etmek de oldukça zorlaşıyor. Oysa seçim sonuçları tamamen bu kararsız kesimin ikna edilmesine bağlı.
Böylesine sıkıntılı bir dönemde klasik “yol yaptı, hizmet getirdi” söylemlerinin de bir anlam taşımadığı ortada. Bu yüzden de gerilimli bir atmosferin yaratılması ve yeni düşmanların “keşfedilmesi” gerek. Geçtiğimiz haftalarda yaşanan Kardak “krizi” yeterince etkili olmadı ki, şimdi de Almanya üzerinden yeni bir “algı operasyonu” yapılmak isteniyor.
“Kandil, DHKP-C, IŞİD hayır diyor”, şimdi de “Almanya hayır diyor!” “Dış güçler, güçlü Türkiye istemiyor” denilerek kararsız seçmenin milliyetçi duygularının daha çok sömürülmesi gerek. Milliyetçilik, AKP açısından elde avuçta bir şey kalmayınca bozdurulacak bir tahvilden başka hiçbir şey değil!
Güçlü AKP,  güçlü Almanya!
Oysa gerçekte olan şey Almanya’nın kendi çıkarları açısından AKP’den daha iyi bir hükümeti asla bulamayacağı! Almanya’nın iç güvenliği açısından en büyük sorunu Suriyeli mülteciler meselesi ve AKP iktidarı dışında bu konuyu bir “Kayseri pazarlığı” meselesine çevirecek başka hiçbir siyasi hareket yok. Bu yüzden de kendi “istikrarını” korumak isteyen Almanya’nın temel sloganı “Güçlü Almanya, güçlü AKP” olacaktır!
Kaldı ki Almanya ne yaparsa yapsın, AKP’nin Almanya’dan vazgeçmeyeceği de ortada. Şimdi Almanya’yı düşman edenlerin hepsi; daha geçen sene Almanya Federal Meclisi, 1915 olaylarını “soykırım” olarak niteleyen tasarıyı kabul ettiğinde de aynı şeyleri yazıp çizmişlerdi. AKP Hükümeti, soykırımın kabulünü, “Büyüyen Türkiye’yi kıskanan Almanya’nın manevrası” olarak gösterdi ardından da çok sert(!) bir tepki koyarak Türkiye’nin Alman Büyükelçisini “ilk uçakla” Türkiye’ye çağırdı. Bununla yetinmeyen Türkiye, İncirlik’teki Alman askerlerini ziyaret etmek isteyen Alman siyasetçilerine izin verilmeyeceğini açıkladı ve tam “dört gün” bu kararın arkasında durdu. Dakikada yüzlerce dönüş yapabilen AKP siyaseti açısından bu “kararlılık” önemli bir başarıydı.
Elbette her “rest çekme” olayında olduğu gibi, burada da Türk Milleti’nin ödeyeceği bir bedel vardı ve Türkiye bunu da ödedi. Almanya’ya çekilen “one minute”nin bedeli de İncirlik’te Alman ordusuna verilen daha çok taviz oldu ve Alman Ordusu İncirlik’e üs inşa etme kararı aldı. AKP hükümeti bu kararı kabul etti. Böylece İncirlik’teki Alman varlığı “geçici” statüdeyken, AKP marifetiyle “kalıcı” statüye terfi ettirildi.
Tıpkı Rusya krizinde olduğu gibi, tüm krizler AKP Hükümeti’nin geri adım atması ve daha büyük tavizler vermesiyle son buluyor. Bu yaşanan olayı da AKP iç politika malzemesi olarak kullanacak, referandum süreci bittikten sonra da Almanya bu yaşanan tatsızlığın maliyetini Türkiye’ye fatura edecek. Böylece iki taraf da işini görecek ve yoluna “istikrarlı” biçimde “yola devam” diyecekler.
Bahçeli, yancılığa devam ediyor!
Tabii ki artık bu ilişkiye ortak olmaya çalışan Devlet Bahçeli, bir çılgınlık yapıp Almanya’dan hesap sormaya kalkmazsa! AKP’nin iktidara geldiği 2002 seçimlerinden önce AB’ye kafa tutamayıp, MHP’yi meclis dışında bırakma pahasına Türkiye’yi zorla seçime götüren Bahçeli; o dönemde kendisi için yapmadığını bugün Erdoğan için yapıyor.
“Türkiye kaynarsa Berlin yanar, Almanya ‘hayır’ cephesinde” diyen Devlet Bahçeli, Erdoğan Almanya’ya gitmek isterse onunla gidebileceğini söylüyor. Almanya’ya giderse, güvenliğini Erdoğan’ın mitinglerdeki arkadaşları Barzani ve Şivan Perver mi sağlayacak bilinmez. Belki de son dönemlerde ortaya çıkan ve “hayır” diyen MHP’lilere saldırmakla görevli “çerileri” kendisine yardımcı olacaktır.
Ama yine de Bahçeli böyle bir şeye kalkışmaz. PKK’ya karşı bile “itidali” elden bırakmayan Bahçeli, Alman Devleti’ne karşı da “sağduyu”dan vazgeçmeyecek ve tıpkı 2012’de kukla Irak yönetimi izin vermediği için gidemediği Kerkük ziyareti gibi, Balgat’taki çalışma odasında oturup evlilik programları izlemeye devam edecektir!


Bu yazı 176 kez okundu.

Erkan Karaarslan
SON EKLENENLER