• Cumartesi, Mayıs 26, 2018

AKP’nin seçim manifestosu: Ekonomiyi batırdık, altınlarınızı ve dövizlerinizi verin kurtaralım

ali
Ali Özsoy
Mayıs18/ 2018

Ekonomik istikrarsızlığın adı AKP
Tayyip Erdoğan 6 Mayıs günü açıkladığı seçim manifestosunda 16 yıldır ülkeyi kendi yönetmiyormuş gibi ekonomiyi “yerli ve milli” kılarak kurtaracağını vaat etti: “Ahdim olsun ki faizler, enflasyon ve cari açık düşecek… Dış saldırılara, finansal saldırılara güçlü hale geleceğiz.” Peki 16 yılda ekonomiyi dışa bağımlı kılan, cari açığı patlatan, Türkiye’yi borç batağına sürükleyen, TL’yi yerlerde sürdüren, işsizliği ve enflasyonu patlatan kim? “SSK’yı batıran Kılışdar” mı?
Tarihte kendi batırdığı ekonomiyi yine kendisinin kurtaracağını ileri süren ilk parti lideri Türkiye’den çıktı.
Eskiden AKP lideri “istikrarın sürmesi için bana oy verin” derdi, şimdi “istikrarsızlığı bitirmem için bana oy verin” diyor. Türkiye’de istikrarsızlığın adının AKP olduğunu o bile kabul ediyor.
Sarayın altın günü hevesi
Sarayın ekonomi konusunda çıkışları son günlerde çok arttı. Seçim manifestosundaki vurgularıyla önceki açıklamaları ve gelişmeleri ele aldığımızda burada bir hazırlık olduğunu görüyoruz. Aslında AKP vatandaşa ekonomiyi düzelteceğini vaat etmiyor, “ekonomiyi düzeltmemiz için altınlarınızı ve dövizlerinizi bize verin” diyor.
19 Nisan tarihinde bütün haber sitelerinde geçen kısa bir bilgi: “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 2017 yılı faaliyet raporuna göre Merkez Bankası, ABD Merkez Bankası (FED) nezdinde kendi mülkiyetinde olan külçe altınların tamamını 2017 yılında Türkiye’ye getirdi. 2016 yılında FED hesaplarında yaklaşık 28,7 ton olarak görünen TCMB’ye ait altın miktarı 2017 yılı sonu itibarıyla bakiye vermedi. Borsa İstanbul (BIST) nezdindeki altın rezervi bakiyesi 37,2 tona ulaştı. Halk Bankası da yurt dışında bulunan külçe altınlarını Türkiye’ye getirerek, BIST’e teslim etti. Getirilen altın miktarı 220 tonu bulurken, 29 ton altının Halk Bankası’na ait olduğu kaydedildi.”
24 Nisan tarihinde “Reis” altın meselesine girdi yine: “Milli ve yerli para ile kur üzerinde oynanan oyunu bozacağız. Altını belirleyici hale getirmenin adımlarını atacağız.”
Öncelikle “milli ve yerli para”dan ne kastediliyor? Türk Lirası zaten milli para birimimiz değil mi? Kastedilen Türk Lirası’nın yabancı spekülasyondan, dış saldırıdan kurtarılıp belli bir altın standardına sabitlenmesi ise şimdi o meseleye gelelim.
Türk Lirası’nı yani ulusal para birimimizi Merkez Bankası basıyor zaten. Merkez Bankaları para basarken kendi rezervlerinde bu paranın karşılıksız olmadığını göstermek için altın veya rezerv para niteliği kazanmış dövizlerden bulundurur. Dünyada bu niteliğe sahip sadece ABD doları ve Euro (belki Japon Yeni, İngiliz poundu ve İsviçre Frangı da sayılabilir) var.
Şimdi diyelim ki TL artık “yerli ve milli” olacak. Bu cümledeki paradoksu bir tarafa bırakırsak; neye göre olacak?
Varsayıma göre artık rezervimiz altın olacak. Dolar değil. Hemen Merkez Bankası’nın kendi rakamlarına bakıyoruz. Merkez Bankası’nın şu anda toplam 108 milyar dolar değerinde rezervi var. Bunun 25 milyarı altın cinsinden, 83 milyarı doğrudan dolar cinsinden.
Artık altına dayalı milli ve yerli paramız olacak diyen reise şu rakamları herhalde danışmanları göstermemiş. Merkez Bankası zaten kendi internet sitesinde sürekli yayınlıyor bu rakamları.
Yani bugün basılan her TL’nin teminatı olarak MB kasalarında bir dolarlık altına karşı 4.5 ABD Doları bulunuyor.
Kimse “işte Reis altınlarımızı ABD’den getiriyor ya” demesin. Çünkü 2017 yılında 10 milyar dolarlık altın rezervi artışı 1 Ocak 2018’de hesaplara yansımış olmasına rağmen yılbaşından itibaren dolar rezervi ve toplam rezerv tam 8 milyar dolar düşmüş.
Çünkü TL eridikçe Merkez Bankası çaresizce dolar satıyor. Sadece geçen hafta TL dolar karşısında %5 oranında değer kaybetti ve 1 ABD Doları 4.4 TL’ye dayandı. Merkez Bankası’nın rezervi bu bir haftada 2 milyar dolar daha eridi.
Yandaki tablo net. ABD’den Türkiye’ye aktarılan altınlarıyla gerçekten de Merkez Bankası rezervleri birden sıçramış. Ama dolar 2018 yılında öyle bir fırladı ki Türkiye’nin yıllık cari açığının yarısı bile etmeyen bu altın rezervi iki ayda eridi. Değerli bir spikerimizin nidasını anmamak elde değil. Vah Türkiyem vah!!!
Altını dolar ile ithal edip nasıl milli olacağız?
İşin kötü yanı Türkiye altın stoklayarak da TL’nin değerini koruyamaz. Çünkü Türkiye altını ithal ediyor. Hem de dolar ile. Yani “dolardan kurtulalım altına boğulalım” diyenler altını almak için doları nereden bulmayı düşünüyor?
2018 yılının ilk iki ayında Türkiye tam 15 milyar dolarlık dış ticaret açığı vermiş. Yani ithalatımız ihracatımızı 15 milyar dolar sollamış. Peki 15 milyar dolarlık dış ticaret açığının en önemli kalemi nereden kaynaklanıyor? Sıkı durun! Altın ithalatı. 15 milyarlık dış ticaret açığının en büyük kalemi 2 milyar dolarlık altın ticaretindeki açıktan kaynaklanıyor.
Altın ihracatı ve ithalatı meselesi kara parayla da çok anılıyor ve çok tartışmalı bir konu. Ancak şu bir gerçek. Türkiye madencilik açısından altın cenneti bir ülke değil. 2017 yılında Türkiye’nin toplam altın üretimi sadece 21 ton. Yani sıfır altın ithal edeceğiz ve sadece ürettiğimiz altınla Merkez Bankası’nın tüm rezervlerini altına çevireceğiz desek bile, kendi madenlerimizden altın üreterek 80 milyar dolarlık dolar rezervinin hepsini altın rezervine ancak 100 yılda çevirebiliriz.
Tabii bu arada kimse sünnetlerde keratalara, düğünlerde gelinlere, doğumlarda bebelere altın takmayacak. Hanımlar da takıyı, süsü unutacak.
Ve elbette bu arada “dış odaklar” Türkiye’ye “finansal operasyon” yapmayacaklar. Sırf geçen hafta 2 milyar dolar eritmiş Merkez Bankası. Hiç hoş değil böyle tatsızlıklar. Dolar biraz bekleyecek. 100 yıl kadar. Beyefendi de zaten 2071’den falan bahsediyor son mitinglerinde. En az bir 100 yıl daha yaşamaya niyetli belli. Sonra yüzyıl sonra bir gün herhalde yanına 140 yaşına gelmiş Damat Berat’ı ve 170 yaşına gelmiş İbrahim Tatlıses’i alıp tüm kameralara karşı açıklama yapacak (Berat sırıtacak tabii yine): “Eyyy dış odaklar artık yerli ve milli paramız var.” Sonra da Lozan’da bizden koparılan (!) tavizleri tek tek geri alacak.
Halk Bank, Vakıf Bank ve Ziraat Bankası batık deposu
Latifeyi bir yana bırakırsak AKP’nin birden bire coşan altın sevdasının ve palavralarının yerli ve milli ekonomi veya para yaratmakla uzaktan yakından bir alakası olmadığı azıcık toplama çıkarma bilen herkes tarafından anlaşılabilir. Elbette Reis de o kadar cahil değil. Hatta söz konusu olan altın ve dolar ise kokuyu çok iyi alır. Şimdi birkaç maddeyle olanı veya olabilecekleri tahmin etmeye çalışalım:
i. ABD’den Halk Bank ve hatta Ziraat Bankasına Zarrab Davası nedeniyle büyük bir ceza çıkacak.
ii. Merkez Bankası’nın ve diğer kamu bankalarının altınları apar topar Avrupa’ya ve Türkiye’ye aktarılıyor. Buna ABD de onay vermiş olmalı. Hatta önceden haber vermişler.
iii. Özellikle Ziraat Bankası ve Vakıf Bank tam bir batık kredi deposuna döndü. AKP seçim öncesi milyarlarca TL’yi kredi adı altında AkOligarklara dağıtıyor. Halk Bankası’na ceza gelince bu banka tasfiye edilip, tüm batıkları ve cezalarıyla tek bir kamu bankası çatısı altında birleşecek. Ziraat ve Vakıf da ceza alabilir, almasa da bu çatıya dahil edilir.
iv. Hemen bir KHK çıkarılır. Milli Seferberlik adı altında yeni vergilerle batık kredileri ve Reza cezalarını ödemek için oluşturulan çatı fona milyar dolarlar aktarılır. “Milli Seferberlik vergileri” ve Varlık Fonu’nun varlıkları teminat gösterilerek Batı ve Arap sermayesi talana çağrılır. “Yerli ve Milli” Duyunu Umumiye kurulur. Abdülhamid yad edilir.
v. Vatandaşın döviz ve dolar mevduatı bulundurması yasaklanır. Bankalarda var olanlar sabit bir kurdan sözde altın hesabına çevrilir. Farazi bir altın rezervi yaratılır. Yine yastık altındaki altınların da çoktan batık yatağına dönmüş kamu bankalarında oluşturulan altın fonlarına yatırılması dayatılır.
vi. AkOligarklara ve Saray’dan referans bulan diğer yandaşlara sanayici, yatırımcı, inşaatçı oldukları bahanesiyle dolar ticareti serbest bırakılır. AkOligarkların yurtdışına döviz kaçırması serbestken vatandaşa döviz yasaklanır, tasarruf ayağına dandik altın fonu sertifikaları dağıtılır ne olur ne olmaz diye üç kuruş dolar almak isteyenlere de “vatan haini” denir.
vii. Son olarak yerli ve milli Merkez Bankası yasası çıkarılır. Banka Genel Müdürlüğü layık olduğu yerli ve milli yeni yerleşkesine, Saraya taşınır. Rezervler saraydaki “yerin bin kat altındaki nükleer bombalara bile dayanaklı, Trump’ın ve Merkel’in bile kıskandığı” çok yerli ve milli kasalara taşınır.
viii. ABD İran’a tekrar ambargo kararı alacak. Trump Obama’nın İran antlaşmasını bozduğunu açıkladı. Reza’yı, İran’ı ve AKP’nin altın maceralarını biliyoruz. Sizce bu altın aşkı rastlantı mı? Cari açık eski yöntemlerle (!) kapatılmaya çalışılıcak. Karşılığında da hem Türkiye ekonomisi krimanilize edilecek hem de ABD’ye yeni saldırıları için sömürge üssü olarak vatan toprakları peşkeş çekilecek.
ix. Her dik… pardon yerli ve milli lider elinin altında altın olmasını ister. Sizce neden?
Bunlar memleketi batırdılar. Kaçış planları hazırlıyorlar. Uyan vatandaş. Batak hepimize kalacak. Bir an önce aile ekonomisinden kurtulup milli ekonomiye dönmezsek Rizeli bir dünya liderinin ailesini kurtarmak için başka bir Rizelinin meşhur Cengiz’in dediği harbiden gerçekleşecek.


AKP ekonomisi milli ekonomi degil aile ekonomisi

AKP’ye yönelik son zamanlarda sıklıkla yapılan bir elestiri ekonomi yönetiminin, ekonomi biliminin esaslarının degil siyasi kaygıların ve ideolojik saplantıların esiri olduğu seklindedir. Oysa ekonomi siyasidir zaten. 19.yy’da ekonomi biliminin adı “ekonomi politik”ti. Liberal de olsa, sosyalist de olsa, devletçi de olsa fark etmez. Her ekonomik sistemin basında bir devlet iradesi ve hükümet politikası bulunur. AKP ekonomiyi siyasi bir programla veya belli bir ideolojik paradigmayla yönetmiyor ki! AKP’ye yapılması gereken elestiri ekonomiyi siyasilestirmesi değil tersine ekonomi politik yerine “aile ekonomisi” yürütmesidir.
Sarayın ve 50 ailenin öncelikleri Türkiye’de her türlü iktisadi katman, sınıf, üretici veya yatırımcı çıkar grubunun önüne geçti. Saray ve sarayın son 16 yılda yarattığı en fazla 50 müteahhitten oluşan “AkOligarklar” sadece kendi “ekonomilerini” öne çıkaran bir politika izliyor. Bu ise Türkiye’de dışa bağımlı bir piyasa ekonomisinin kendi rasyonalitesi içinde var olabilmesi ve işleyebilmesi için gerekli ortalama mantığı bile alt üst etti ve sonunda ekonomi i£as noktasına geldi. Ekonominin “siyasilesmesine” yönelik eleştiriler de bu yüzden etkili. Çünkü artık sadece halk katmanları değil, ihracatçı, ithalatçı, finansçı, sanayici tüm sermaye kesimleri de şikayetçi. “Ekonomi yönetimi ve Merkez Bankası tarafsız olsun” derken kastettikleri “her şey Sarayı kurtarmaya endeksli olmasın.” AKP tabanında da aslında bunu yansıması var.
AKP üstte “ihale” altta “sosyal yardım” adı altında rüşvetler dağıtarak ayakta duran dev bir ÇiftlikBank. Meşhur Titan benzeri bu şirket memleketi batırınca besledigi 20 bin kişilik üst düzey talancı ve 20 milyon kişilik lapacı dağılacaktır. Bu yüzden özellikle eski AKP’li yeni muhalifimsi Davutoğlu ve Gül gibi sesler “liberal” ekonomi jargonuyla hem sermayeyi kazanmak hem de Saray ekonomisinin artık besleyemediği az gelirleri toparlamak için “ekonomi yönetimi tarafsız olmalı” söylemini kullanıyorlar. Bu sloganın meali şudur aslında: Tayyip giderse ekonomi tekrar düzlüğe çıkar. Yani ekonomik istikrar için AKP’ye oy verin sloganı tersine döndü. İstikrar için Reis gitsin. Tayyip’in çok kızdığı “münafıklık” bu işte.

dolar-grafikmerkezbankasi-rezerv


Bu yazı 204 kez okundu.

Ali Özsoy
SON EKLENENLER