• Salı, Aralık 12, 2017

Almanya ile gerilim Türkiye’yi büyük riske atıyor

kaya
Kaya Ataberk
Ağustos01/ 2017

Almanya krizi nereden çıktı?
Türkiye’nin Almanya ile ilişkileri bir süredir sorunlu. Daha önce 2015’te tırmanan gerilim son birkaç haftada yeniden ortaya çıktı ve bir önceki seviyesini de aştı.
Peki, ne oldu da Türkiye’nin bu “klasik” müttefikiyle arası bu kadar bozuldu?
İşin özüne en baştan değinelim: Almanya da içinde olmak üzere Batı ittifakı ülkeleriyle tırmanan tüm gerilimin kaynağında Erdoğan’ın ve AKP’nin izlediği kavgacı dış politika var. Aslında gerilim ve yalnızlaşma sadece Batı ile ilişkilerle de sınırlı değil. Doğuda ve Ortadoğu’da da dostumuz kalmadı.
Artık Türkiye herkesle kavga eden, gerilim yaşayan bir ülke durumunda… Bu genel gerilimin bir parçası olarak Almanya ile ilişkiler de özellikle 2010’ların başında itibaren kademeli olarak geriliyor. Türkiye’nin Ortadoğu’da, özellikle de Suriye’de maceracı bir tarz izlemesi, ülke içinde antidemokratik uygulamaların günden güne daha rahatsız edici boyutlara ulaşması bu durumu daha da netleştirdi.
Türkiye hızla Batı ittifakından ve AB’den uzaklaşırken, onlar da Türkiye’ye karşı bir hamle olarak zaten hazırda beklettikleri Ermeni kartını ortaya attılar. 1915’in yüzüncü yıldönümünde, 2015’te birçok ülkede olduğu gibi Almanya’da da bir sözde Ermeni Soykırımı yasa tasarısı gündeme geldi. Böylelikle Almanya ile krizin birinci aşaması başlamış oldu. Bunun üzerine Türkiye, İncirlik Üssü’nde görev yapan Alman askerleri ziyaret etmek isteyen Alman milletvekillerine izin vermedi. Kısa sürede tırmanan gerilim bir süre sonra geriledi.
Fakat kriz 2016 yazından itibaren yeniden yavaş yavaş ısındı ve sonunda gün yüzüne öncekinden daha sert bir biçimde çıktı.
15 Temmuz’un ardından Almanya’nın, FETÖ ile ilgisi olduğu söylenen bazı asker, bürokrat ve yargı mensuplarına siyasi sığınma hakkı verdiği iddiaları sık sık Türkiye tarafından dile getirilmeye başlandı. Bu söylem bir süre sonra “Almanya’nın Türkiye aleyhine FETÖ’cülere ve PKK’lılara destek verdiği” noktasına ulaştı. Bu sert söylem tansiyonu tekrar yükseltmeye başlamıştı. Nihayet Türkiye’nin bir kez daha Alman vekillerin İncirlik ziyaretine izin vermemesi krizi patlattı.
Almanya’dan kritik Ürdün kararı
Bu kez Almanya’nın verdiği tepki de sert oldu. İncirlik’teki Alman askerlerinin çekileceği ve Ürdün’de kurulacak yeni bir üsse yerleştirileceğini açıkladılar. Bu kritik karar Türkiye’nin Batı ittifakından kopuşunun ilk somut aşaması olarak da değerlendirilebilir. Daha önceden de ABD’nin İncirlik’teki askerlerini Erbil’de inşasına başladıkları yeni üsse taşıması gündeme gelmişti. Fakat bu gerçekleşmemiş ve krizle gündeme gelmediği için de bir süre sonra unutulmuştu. Şimdi Almanya’nın Ürdün hamlesi, bu meseleyi de tekrar gündeme getirme ihtimali taşıyor. İşin kötüsü Türkiye, ulusal güvenliğini çok uzun zamandır NATO stratejilerine ve askeri teknolojisine bağlamış durumda. Bu da maalesef Türkiye’nin askeri ve stratejik alanda yumuşak karnını oluşturuyor.
Almanya ile gerginliğin olası bir tehlikesi doğrudan doğruya güvenlik alanında…
Yalnız, güvenlik sorunu sadece Almanya’nın ve diğer Batılı ülkelerin Türkiye’yi savunmayacak olmasından ibaret değil. İşin kötüsü bu ülkelerin Türkiye için düşmanlaşmaya başlamış olmaları. Almanya meselesinin esas riski de burada.
Düşmanlık doğuyor
Evet, sanki hiç düşmanımız yokmuş gibi kendimize yeni bir düşman ediniyoruz: Almanya.
Almanya ile sorunlar listesi saymakla bitmiyor artık. Die Welt’in Türk asıllı Alman bir Alman vatandaşı olan Türkiye temsilcisi Deniz Yücel Şubat ayının sonundan beri Türkiye’de tutuklu. Hakkındaki iddia bir yazısında örgüt propagandası yapması ama Alman makamları bunu kabul etmiyor. Deniz Yücel meselesi kapanmamışken geçtiğimiz günlerde Büyükada’da tutuklanan insan hakları aktivistleri konusu Türkiye-Almanya gerginlik ajandasına eklendi. Tutuklananlardan Peter Steudtner Alman vatandaşı. Tutuklamanın ardından tepki doğrudan Alman Başbakanı Angele Merkel’den geldi. Tutuklamaları kınadıklarını ve tamamen haksız bulduklarını söyledi.
Türkiye, buradaki Alman vatandaşlarını teröre destek verdikleri gerekçesiyle tutukluyor. Peki, Almanya’da neler oluyor?
Oradaki mesele de Türkiye’nin Almanya’ya ülkede yaşayan bazı Türklerin teröre bulaştığını bildirmesi ve bunlar hakkında isim, adres gibi ayrıntılı bilgiler içeren bir liste sunmasıyla başladı. Almanya, kendi ülkesinde böyle bir ayrıntılı bilgi toplama faaliyetini casusluk olarak değerlendirdiklerini açıkladı. Alman Dışişleri Bakanı Thomas de Maiziere “Alman topraklarında casusluk faaliyetleri yürütmek yasalar kapsamında ceza gerektirir ve buna asla müsamaha gösterilemez” dedi.
Sadece bunlar da değil…
Almanya, AKP’li bakanların Almanya’da yaşayan Türklerle yapacakları toplantılara izin vermediğinde bu sefer de doğrudan Erdoğan “Nazi” benzetmesi yapmıştı. Buna da yine Merkel doğrudan sert bir tepki vermişti.
Şimdi alt alta koyup toplayalım:
İki ülke birbirlerinin vatandaşlarını terörle, casuslukla suçluyor. Bir ülke diğerinin milletvekillerinin ziyaretlerini, diğeri de öbürünün bakanlarının toplantılarını yasaklıyor. Söylemler sertleşiyor, “Nazilik” gibi yenilir yutulur olmayan noktalara varıyor.
Buradan çıkan tablo neredeyse savaşın eşiğine kadar gelmiş iki ülke tablosudur. Evet, belki Almanya doğrudan Türkiye’ye saldıracak değildir. Ama Almanya ile düşmanlık buna yakın sonuçlar verebilir.
Ekonomik ve siyasi dengesiz güçler
Almanya ile Türkiye’nin ekonomik durumunu bazı ilişkilerin rakamlarıyla görelim:
2016 verilerine göre Almanya, Türkiye’nin toplam ihracatında birinci sırada. İthalatında ise Çin’den hemen sonra ikinci sırada yer alıyor. İhracatımızın yüzde 9,8’i yani 14 milyar doları Almaya ile yapılmış. İthalatın ise yüzde 10,8’i, yani 21,5 milyar doları yine Almanya ile.
Almanya’nın bizim dış ticaretimizdeki payı görüldüğü gibi son derece önemli düzeyde. Bizim ise Almanya’nın ithalatındaki payımız sadece yüzde 1,6. İhracatında ise yine ancak yüzde 1,8 kadar varız. Dikkat ederseniz bu rakamlar alınıp satılan ürünlerin niteliğinden bağımsız. İşin bir de bu boyutuna dikkat edersek Almanya’nın teknolojik, dolayısıyla da ekonomik üstünlüğü daha da açık olarak görülüyor. Yine Almanya’nın Türkiye’deki doğrudan yatırımları da onlar için değil ama Türkiye ekonomisi için hayati önemde…
Aslında bunun böyle olduğunu AKP de çok iyi biliyor. Binali Yıldırım’ın Nihat Zeybekçi ile Ömer Çelik’i de yanına alarak Alman şirketlerinin temsilcileri ile Çankaya Köşkü’nde alelacele toplantı yapmasının anlamı da bu. Yine Erdoğan da geçtiğimiz günlerde AKP milletvekilleri ile yaptığı toplantıda Alman iş çevreleriyle buluşacağını söyledi.
Binali Yıldırım toplantıda Almanlara şöyle demiş:
“Sizin, yaşanan gelişmelerden dolayı herhangi bir zarar görmemeniz, bu gerilimin bir parçası olmamanız bizim açımızdan çok önemli.”
Güzel bir temenni ama tutması mümkün değil…
Bakın Almanlar hangi noktada? Alman Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’e kulak verelim: “Türkiye sadece Avrupa değil NATO değerlerinden de hızla uzaklaşıyor… Sabrın sonuna gelindi.”
Sabrın sonu ve riskin boyutu…
Evet, Almanya artık sabretmeyecek.
AKP’nin yarattığı riskin boyutları çok büyük… İş sadece ekonomik yaptırımlarla kalacak olsa belki o kadar önemsenmeyebilirdi. Fakat Almanya siyasi açıdan da ağırlığı olan bir ülke. Belki Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarındaki Alman orduları bugün yok ama askeri teknoloji açısından yine de büyük bir güç Almanya. Ve NATO’da önemli bir yeri var.
AKP’nin planı görünen o ki gerçekten de Türkiye’yi AB’den olduğu gibi NATO’dan da dışlattırmak. Böylece de Batı standartlarına uymadan rahat rahat dikta uygulamak, insan haklarını ihlal etmek. Kendileri içinde muhtemelen Rusya, Çin standartlarını uygun görüyorlar. Çok mantıklı değil mi?
Fakat planda önemli bir açık var?
Acaba onlar Türkiye’yi yanlarında istiyorlar mı? İşte iş buraya geldiği zaman yanıt bizce yine hayır…
Almanya krizi Türkiye’nin yapayalnız ve müdahale edilecek bir ülke haline getirilmesinin önemli bir adımı.
Riski yaratanların vebali şimdiden boyunlarındadır.


Bu yazı 358 kez okundu.

Kaya Ataberk
SON EKLENENLER