• Çarşamba, Haziran 28, 2017

Amazonlar-Türk’ün Savaşçı Kadınları (31) İrticanın karşısındaki kadın alim: Bahriye Üçok

serap
Serap Yeşiltuna
Temmuz04/ 2016

“Hazreti Peygamber’in hayatını ve Müslümanlığı çok dikkatle incelediği, Anıtkabir Müzesi’ndeki kitaplardan ve bunlarınbahriye2 üzerindeki sayısız notlardan açıkça görülen M.K Atatürk, İslam’ın kadınlara tanımış olduğu hak ve özgürlüklerin pek çoğunun özellikle Osmanlılar çağında hangi nedenlerle ortadan kaldırıldığını pek iyi biliyordu…
Bütün hayatını milletinin ilerlemesine adamış olan büyük insan kadınlara seçme hakkını tanımakla Hazreti Peygamber’in gittiği yoldan gitmiştir. Kadınların meslek sahibi olmalarına sosyal ve siyasal hayatta rol almalarına gelince bu alanda yaptığımız incelemeler şu sonucu vermiştir ki İslam’ın doğuşundan bu yana kadınlar fırsat buldukça askerlikten vaizliğe, profesörlükten kılıç ustalığına, müzik yapımcılığından vezirliğe hatta hükümdarlığa kadar bütün alanlarda görev almışlardır.”
Bence Bahriye Üçok’un ölüm nedeni buydu!
O bir İslam bilginiydi, sağlam bir Atatürkçü, sağlam bir kadın hakları savunucusuydu ve Atatürk devrimlerinin İslamiyet’le, Müslümanlıkla, Kuran’ı Kerim’le ve Hadis-i Şeriflerle hiçbir çelişkisinin olmadığını derin araştırmalarıyla ortaya koyuyor ve bunları söylemekten hiç mi hiç çekinmiyordu.
“İslam’ın kadınlara tanımış olduğu seçme hakkını kesinlikle kanıtlayan iki örnek vermeyi faydalı bulmaktayım” diyordu Bahriye Üçok:
İlki, Akabe Biatları’nda sadece erkeklerin değil kadınların da yer alması.
İkincisi de Mekke’nin fethinden sonra kadınların da Hazreti Peygamber’in önüne gelip ona biat etmeleri…bahriyeucok-kadinnaibler
Herkesin, İsviçre’den aldığımız Medeni Kanun’u tartıştığı, seçme ve seçilme hakkının pek çok Avrupa ülkesinden önce bizim ülkemizde uygulandığını tartıştığı o günlerde o bambaşka bir perspektif sunarak yüzünü, doğuya, İslam dünyasına ve Hazreti Muhammed’e çeviriyor ve verdiği örneklerle tüm gerici zevatı şaşkına çevirerek biraz da onların hedefi oluyordu.
Sadece seçme ve seçilme hakkı değildi mesele elbette. Şeriatçılığın ve alttan alta gerici örgütlenmenin ateşlendiği ve çağdaş Türk kadını portresinin sorgulandığı 60’lı yıllarda bir kadın İslam bilgini çıkıyor ve İslam tarihindeki öncü kadınlarla ilgili bir kitap yazıyordu: “İslam Devletlerinde Türk Naibeler ve Kadın Hükümdarlar!”
“Ortaçağ’da İslam kadını fıkıh ve hadis müderrisliği, vaizlik, şairlik ve müşavirlik etmiştir. Ünlü tarihçilerden Zehebi ve Ebul Fida derslerindeki bilgilerini kadın müderrislere borçludurlar. Her ikisi de icazetlerini Şuhde, Sittül Fukaha, Zeyn üd Dar, Sit tül Kuzat gibi kadın bilginlerden almışlardır” diyerek Divan-ı Mezalim Başkanlığı yapmış Sumely adındaki kadından, Selamet Hatun adındaki kadın tarikat şeyhinden, Osmanlı’da Canfeda Hatun’un devlet yönetimindeki rolünden, Lale Hatun’un yazmış olduğu emsalsiz güzellikteki Kuranlardan, Kabil Emirliğinde bulunan Bahtünnisa Begüm’den, Babürlüler’de Mahım Ana’nın öncü rolünden uzun uzun bahsediyor ve Türk kamuoyunun önüne önemli bir tartışma atıyordu.
İslam’da kadının rolü neydi? Doğru bilinen yanlışlar neydi? O gerçekten kafeslerin ardına mahkûm mu edilmişti? Atatürkbahriyeucok-yalancipeygamberler İslam’ın ruhuna aykırı bir girişimde mi bulunmuştu? Su yüzüne çıkardığı tüm bilimsel veriler ve örnekler hiç de öyle olmadığını ortaya koymuştu. Eğer öyle olsaydı Cemel Olayı’na peygamberimizin eşi Hazreti Ayşe’yi savaş idare ederken görmezdik. Ya da öyle olsaydı Hindistan’da Raziyye Sultan sırtında ok çantası at ve filler üzerinde ordular yönetmez, bir sınırdan diğerine koşmazdı!
Bahriye Üçok, Uluğ Bey’in Buhara ve Semerkand’da yaptırdığı medreselerin üzerine “İlim tahsil etmek her Müslüman kadın ve erkeğe farzdır” hadisini yazdırmasından da bahseder. Gerçekten de bir Müslüman Türk devleti bu anlayışın üzerine inşa edilmiş ve Avrupa’nın tarihin en karanlık günlerini yaşadığı bir dönemde tüm dünyaya bu medreselerden ışık saçmıştır.
Ancak karanlık güçler aydınlığı sevmez…
Uluğ Bey’i katleden nasıl ki oğlunu esir alan bu koyu taassubsa, Bahriye Üçok’u katleden de onun 20. yüzyıldaki bir başka uzantısı olmuştur.
Çünkü o tartışmaktan ve çatışmaktan hiç çekinmemiştir. Doğru bildiklerini hep söylemiş, yanlış gördüklerine de hep karşı çıkmıştır. Diyanet gazetesinde kadın erkek eşitliğine karşı çıkan bir yardımcı doçenti şöyle eleştirir:
“…Yazar bu sözleriyle büyük ediplerimizi, şairlerimizi, dünyaca tanınmış virtüözlerimizi, ressamlarımızı, erkeklerle cesarette yarışan asker, polis, havacı kadınlarımızı bir anda unutuvermiştir. Acaba profesör, tabip, yargıç, savcı, avukat, mimar hanımlarımız aynı meslekte olan erkeklerden düşünce ve kabiliyetçe daha mı geridedirler. Yeni giysilere gelince, bu bir modadan ibaret olduğu kadar çağdaşlaşmanın da gereğidir.”
Kadının parlamento üyesi olamayacağını söyleyen aynı yazara değil bu kez Diyanete çatar: “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yöneticileri Türkiye Cumhuriyeti yasalarının üstünde bir yetkiye mi sahiptir!”
Bahriye Üçok sadece kadın hakları üzerinde durmamıştır. Bu toplumu ilgilendiren ve dine dayandırılarak sömürü malzemesi haline gelen her şey onun konusu olmuştur.
İmam Hatip Liseleri tartışmasının başladığı, siyasetin bu liseler etrafında şekillenmeye başladığı o günlerde bu liselere karşı en mantıklı açıklamalar yine ondan gelecektir:
“Yapılacak iş İmam Hatip Liselerinin sayısını çoğaltmak ve buraları bitirenlerin her türden mesleğe gidiş yollarını açmak değil, ülkemize ne kadar din görevlisi gerektiğini saptadıktan sonra buna göre İmam Hatip Liselerinin sayısını azaltmak ve bu okulların gerçekten aydın, çağdaş, din görevlisi yetiştirecek biçimde programlarını yeniden düzenlemek olmalıdır.”
Senatörlüğü ve Ordu Milletvekili olduğu dönemlerde de din eğitimi üzerine pek çok öneri sunacak ve bunları Meclis içinde tartışmaya açacaktır. Bahriye Üçok zorunlu din eğitimine karşıdır. Mezhep farklarının üzerinde durmak gerektiğini söylemiş ve Sünnilik kadar Aleviliğe de yer verilmesini savunmuştur. İmam Hatip okullarının tamamen devlet kontrolünde yatılı bölge okullarına dönüştürülmesini önermiş, derneklerin bu okullar üzerindeki hâkimiyetlerinin böylelikle engelleneceğini düşünmüştür.
Türkçe Kuran ve Türkçe ibadet konusunda da çok kısa süre önce yitirdiğimiz Yaşar Nuri Öztürk Hoca halkı bilinçlendirmeye çalışmış, önemli olanın “anlamak” olduğunu üstüne basa basa söylemiştir. Kuran’da olmayan bazı sözcüklerin nasıl eklendiğini, Türkçeye nasıl yanlış aktarıldığını da örnekleriyle defalarca açıklamıştır.
Bahriye Üçok irtica ve Rabıta konusunda da Uğur Mumcu gibi hep uyarıcı olmaya çalışacaktır. 1987 yılında, yani öldürülüşünden üç yıl önce Rabıta hakkında şunları yazar:
“Üç aya yakın bir süredir güncelliğini sürdüren Türkiye’de irtica konusu Rabıtat-ül Alm-ül İslami (Dünya İslam Birliği) örgütünün kuruluş amaçları ve yakın geçmişte Türk yöneticilerinin bu örgütle olan anlaşmalarının basında yer alması üzerine büsbütün alevlendi ve benim bütçe görüşmeleri sırasında dile getirdiğim irticanın devlet eliyle yürütüldüğü acı gerçeği bir kez daha kanıtlanmış oldu.
Suudi Arabistan Kralı Faysal tarafından 1962’de kurulan Rabıta’nın başlıca amacı dünyada ve Türkiye’de şeri yasaların uygulanmasını gerçekleştirmektir. Kuruluşun bütçesi astronomik rakamlara ulaşmakta ve büyük ölçüde ARAMCO tarafından karşılanmaktadır. Diyanet işleri eski Başkan yardımcısı Yaşar Tunagür ve Başkaları yanında Bugün gazetesinin o zamanki sahibi Mehmet Şevki Eygi de bu kuruluşun üyeleri arasındadır.”
Özetlemek gerekirse Bahriye Üçok o günün Türkiye koşulları içinde bazen bir öğretim üyesi, bazen bir senatör, bazen bir milletvekili bazen bir kadın yazar, bazen bir aydın, bazen de bir İslam bilgini olarak konu ne olursa olsun ve söylemek ne denli tehlikeli olursa olsun Hallac-ı Mansur gibi yüksek sesle dile getirmiş ve tehditlere kulak asmamıştır.
“İslam’dan Dönenler ve Yalancı Peygamberler” adlı kitabı onun İslamiyet’in ilk yıllarını anlatan bilimsel bir araştırmasıdır. Ama o günümüzün yalancı peygamberlerini, günümüzün İslam’dan döndüğü halde İslam adına halkı kandıranlarını, günümüzün sahtekârlarını, günümüzün yalancılarını da aynı bilimsellikle su yüzüne çıkarmıştır.
Bahriye Üçok bu nedenle kadın savaşçıların en gözüpeki, en korkusuzudur.
Ruhu şad olsun…


Bu yazı 167 kez okundu.

Serap Yeşiltuna
SON EKLENENLER