• Pazartesi, Aralık 11, 2017

Arapçı ve Sünnici Osmanlı Avrasyacılığı boş iştir!

eser
Eser Özaltındere
Kasım03/ 2017

Külliye efendisi için “fırsatçılık” daima vazgeçilmez bir politik tarz olmuş ve tüm iktidarları boyunca buna denk düşen esnaf zihniyetini her alanda, ama özellikle dış politikada kayıtsız şartsız uygulamaktan kaçınmamıştır. O kadar ki, Esad bile bir röportajında bu “fırsatçı” yanar dönerliğe lânet etmiş ve böyle “ilkesiz” devlet yöneticiliğini kıyasıya eleştirmiştir. Fakat, bu anlayışın hizmet ettiği bir “amaç” da vardır, o da; Arapçı, Sünnici, Osmanlıcı bir ideolojiyi “egemen kılmak” ve yaygınlaştırmaktır. Zaten, bu “fırsatçı” kaypak ve kaygan politika da siyasal İslamcılarda kendisini gösteren; ilkesiz, “laik akıla” ve onun üzerine kurulu bir “sisteme” dayanmayan, daha çok içgüdü, duygu ve metafizik dünya temelinden güç alan “ilkel” bir idrak ya da hissetme faaliyetinden kaynaklanmaktadır.
Örneğin, geçmişteki “Mavi Marmara” olayında; önce, çok sayıda ölüme mal olan o olay İsrail’e yönelik olarak ve İslamî kamuoyunu etkileme adına “kullanılmış”, sonrasında ise 180 derece dönüşle; “Giderken bana mı sordunuz!” noktalarına indirgenmiştir.
Bir diğerinde de “Bosna soykırımcılarının” da yönetimde olduğu Sırbistan’la ithal et ve diğer ticarî anlaşmalar hayata geçirilmiştir. Bir zamanlar bu katliamla ilgili “attılar mı mangalda kül bırakmayan” Külliye Reisi ve fırkası, sanki o lafları etmemişlercesine büyük bir pişkinlikle “Müslüman soykırımcılarıyla” ithal et anlaşmaları imzalayabilmişlerdir.Hem de, koyu Sünni İslamcı bir parti olarak ve Türkiye’deki “hayvancılığı” bitirmelerinin üzerine adeta tüy dikercesine…
Bir diğer örnek de Barzani konusudur. Geçmişte, çoban Barzani’yi başlarının üzerinde gezdiren ve Irak Merkezi Hükümeti’ne “mezhepçilikleri” nedeniyle de sürekli veryansın eden ümmetçi Reis ve AKP iktidarı; bugün, anî bir “U dönüşüyle” Barzani düşmanı kesilerek Irak Hükümetiyle işbirliği ve ortak askeri tatbikatlar düzenleme noktalarına gelmiştir.
Bunların gerek iç, gerekse dış politikaları sayısız ilkesiz “fırsatçılık” örnekleriyle doludur.Oysa dış politika, bu kadar kayganlığı ve kaypaklığı kaldırmaz.
Gelelim, zikzak konusunda Erdoğan’ı bile “sollayan” Doğu Perinçek’in geçenlerdeki bir İran haber ajansına verdiği röportajına.Burada, AKP’nin birçok konunun yanında “dış politikada” da dediklerine geldiğini ifade ederek şunları söylemektedir:
“Rusya’yı düşman gördüler, dost oldular, İran’a karşı Pers milliyetçisi diyerek saldırıyorlardı ama şimdi el uzatıyorlar. Bunların hepsi Vatan Partisi’nin siyaseti, oraya geldiler gelmeye devam ediyorlar…”
Öte yandan da; “Laiklik ve aydınlanma” konularını, “kendi dediklerine” gelinmeyenler sınıfına sokmaktadır. Dolayısıyla, bu söylemlerden şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır; ABD emperyalizmine “rest” çeken, Rusya ve İran’a “yanaşan”, ama Arapçılık ve Sünnici “İslamcılık” konusundan, yani ideolojisinden “ödün” vermeyen bir AKP!… Başka bir ifade ile; iç politikada devleti ve toplumu gerici, Arapçı, Sünnici bir ideoloji doğrultusunda “ortaçağ” karanlıklarına sürükleyen; dış politikada ise yine aynı ideoloji bağlamında Batı’dan uzaklaşarak Arap ve İslam’a odaklanan, aynı zamanda da Ortadoğu ile “periferisinde” Sünniliğin “liderliğini” üstlenmeye soyunan yeni bir “Osmanlı modeli” yaratmak!..
Perinçek, işte bu profildeki bir AKP’nin “modifiye” edilmiş “Avrasyacılığa” katılmasına alkış tutmaktadır. Yahu, böyle bir devlet ve toplum yapısıyla ABD emperyalizmine karşı olunsa ve bu “modifikasyon” Avrasyacılığına dönülse kaç yazar, dönülmese kaç yazar?
Avrasyacılık ne zaman işe yarar biliyor musunuz; “tam bağımsız”, laik ve demokratik bir Atatürk Cumhuriyeti’nin emperyalistlere karşı mücadelesindeki işbirliğinde!.. Akılcılığın, bilimselliğin, çağdaşlığın, “kuruluş felsefesi” doğrultusundaki ilkeliliğin, mezhepçilikten uzak politikaların geçerli olduğu öyle bir “ulus devlet” ancak, Avrasyacılık bloğunda “ulusal kişiliğini” koruyarak saygın bir konum ve çıkarlarına yönelik yararlar sağlayabilir. Emperyalistlerle mücadelede, bu bağlamda ve bu felsefe doğrultusunda yapıldığında bir anlam ifade edebilir.
Şimdi düşünün, her geçen gün Arapçı Sünnicilik doğrultusunda programlanarak “gericileşen” bir toplum ve devlet yapısında emperyalizme karşı mücadele, sadece bu yapının yerleşerek “yörüngesini” genişletmesine yarayacaksa ve Avrasyacılık bu gerici yapının “yaygınlaşmasına” yardımcı olacaksa, böyle bir proje; çağdaş ve laik ulus devlet Atatürkçü Türkiye Cumhuriyeti’nin yok olmasına hizmet edeceği anlamına da gelir ki, bu “post modern” Avrasyacılıkla emperyalizmin nihaî amacı zaten kendiliğinden örtüşmektedir. Ayrıca, böylesi bir emperyalizm karşıtlığı ile “radikal” İslamî örgütlerin emperyalizm karşıtlığı da otomatikman çakışacaktır.
Bu Avrasya ittifakında, Şiiliğin ABD karşıtlığını İran üstlenirken, Sünniciliğinkini ise Türkiye üstlenmiş olacaktır. Böylelikle, Doğu Perinçek’te olduğu şekliyle; sırf emperyalizmle savaşmak adına Türkiye Cumhuriyeti’ni Arapçı Sünnicilik ideolojisinin bir “kölesi” yapacak olan “yeni moda” Avrasyacılığa yönelmek, esasında Külliye efendisinin “ümmetçi diktatörlük” hedeflerine katkı vermekten başka bir işe yaramayacaktır.
Külliye Reisi başlangıçta, “Sünnici Osmanlı” hedefine ulaşmak için emperyalist ABD’nin “stratejik ortağı” olarak ve o bağlamda “fırsatçılığını” kullanarak Alevi Esad’ın yıkılması için tetikçilik yapmış, ABD’nin başıbozuklardan kurulu Sünni ÖSO yerine BOP çerçevesinde PYD ağırlıklı SDG’ye destek verdiğini görünce ve niyetinin Kürt koridoru olduğunu, kendisinin “Sünnici hedeflerine” hizmet etmeyeceğini anlayınca da yine “fırsatçılığını” devreye sokarak, bu seferde “yeni Avrasyacılığa” soyunmuştur. Çünkü, Halifelik sevdalısı sadece kendi “ideolojik amaçlarını” hedefler. Bu bağlamda da her türlü “fırsatçılığı” ve yanar dönerliği yapmaya hazırdır. Yani, onun için “tam bağımsız” laik, demokratik ulus devlet Türkiye Cumhuriyeti değil, bir padişah/diktatör tarafından yönetilen, Sünnici Osmanlı örneği “ümmetçi” bir devletin oluşturulması ve bunun “tarihî coğrafyada” yayılması birincil önemdedir.
Bu, Rusya’nın da işine gelmektedir. Çünkü, bölgede Suriye ve Şii İran’ın yanında “Sünni ideolojili” bir müttefikin de bulunması bölgeyi “kontrol” etmek adına çok büyük bir avantajdır. Son tahlilde, müttefikinin “Sünni yayılmacı” bir Osmanlı özentisi olması onu pek ırgalamamaktadır. Zaten, yakın zamanlarda Rusya basınında da; Türkiye’nin Somali’de askeri üs kurmasından veya Afrika’ya yönelmesinden ve o coğrafyada bir “güç” olma stratejisinden “övgüyle” bahsedilerek bol bol yağlama yıkama yapılmaktadır.
Esasında, Perinçek’e şunu söylemek gerekiyor; “Toplum ve devleti ele geçirmiş olan Arapçı/Sünnici ideoloji, kendisinin koyacak yer bulamadığı “modifiye” Avrasyacılıkla birleşerek “pekişince”, acaba kendisi “var” olabilecek ve laik, demokratik hukuk devleti Atatürk Cumhuriyeti bugünkü hâliyle bile olsa tekrar “geri” getirebilecek midir?..”
Kısacası, “tam bağımsız” Atatürk Cumhuriyeti’ne hizmet etmeyecek bir Avrasyacılık “boş iştir!”


Bu yazı 66 kez okundu.

Eser Özaltındere
SON EKLENENLER