• Cuma, Şubat 23, 2018

Aşırı sağın yükselişi: Kızıl Moskova’nın Batı’daki “Kara Kolları”

onur-erkan
Onur Erkan
Aralık12/ 2017

Son yıllarda Avrupa siyasetiyle ilgili değerlendirmelerin, tartışmaların, incelemelerin hemen hemen hepsinde kendine yer bulan bir ifade var: “Avrupa’da aşırı sağ yükseliyor.”
Trump’ın ABD Başkanlığına gelmesiyle birlikte ufak bir değişiklikle “Batı’da aşırı sağ yükseliyor” tümcesini duymaya başladık.
Batı’da bu yeni dalga siyasi akım, merkez güçler tarafından “aşırı sağ” diye adlandırılıyor. ABD’deki radikal örnekleri kendilerine “alternatif sağ” (alt-right) diyorlar. Avrupa’daki aşırı sağ gruplar için siyaset bilimciler “sağ popülist hareketler” tanımını yapıyor. Avrupa’daki sağ gruplar arasında ABD’deki alt-right’ı referans alan, sempati duyanlar da var.
“Beyazların üstünlüğü, erkek egemenlik ve yerleşik seçkinlerin egemenliğini kırmak.”
Yukarıdaki üç madde aşırı sağ grupların farklı ülkelerdeki tüm örneklerinde ya tam anlamıyla ya kısmi etkileriyle mevcut olan temel motivasyon kaynakları.
Güncel söylemlerini göçmen karşıtlığı, “beyaz ırkçılık”, İslamofobi, feminizm karşıtlığı ve tabii ki sol karşıtlığı üzerinden kurguluyorlar. Demokrasiye yaklaşımları da tahmin edeceğiniz gibi negatif. Nihai hedefleri neo-monarşizm diye tanımlanan despotik yönetimler.
Batı’daki aşırı sağ ile ilgili genel bilgilendirmeden sonra yazımızın esas konusu olan bu siyasetlerin dış politikadaki yerlerini bazı örneklerle inceleyelim.
Avrupa’daki temsilcilerinin hemen hepsi Avrupa Birliği için olumsuz düşünüyor. AB’nin demokrasiyi, hukuku, insan haklarını temsil ettiğini ve “milli iradelerinin” üzerinde bu başlıklarla ilgili ipotek koyduğunu düşünüyorlar.
Örneğin aşırı sağcıların Fransa’daki ünlü figürü Marine Le Pen’in bu sene Cumhurbaşkanı adaylığı sürecinde vaatleri arasında AB’den çıkmak vardı.
Çünkü Le Pen’e göre AB Fransa’yı küçültmüştü. Daha ötesi Le Pen’in gözünde AB, Avrupa’daki tüm ulusları da küçülten ve bağımlı kılan bir “bürokrasi canavarı” idi. Seçilmesi durumunda AB sözleşmelerini müzakerelerle tartışmaya açacak ve 6 ay içinde bir “Frexit” oylamasına giderek kendi tabiriyle “AB konusunu bitirecek” idi.
Le Pen’in AB ile ilgili olumsuz eleştirileri bunlarla sınırlı değil. Le Pen’in AB’ye çok sert yüklendiği bir husus daha var: Rusya’ya yönelik yaptırımlar!
Le Pen, Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi temaslarda bulunduğu Moskova’da AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarını aptalca bulduğunu ifade etti. Yaptırımların tek faydası diye tanımladığı durumla ilgili söyledikleri ise çok daha dikkat çekici. “Yaptırımlar sayesinde AB içindeki yaptırım muhaliflerinin kim olduğunu görebiliyoruz.”
Rusya’ya yönelik yaptırımlara kimlerin muhalif olduğunu bilmek Le Pen için ne kadar da önemliymiş. Anlaşılan onları kendi “özgün” dış politika hamlelerinin ortak hedefe yönelmiş müttefikleri olarak görüyor. Kendi özgün dış politikasının karargahı ise bu durumda Moskova oluyor.
Le Pen bir başka demecinde Rusya Devlet Başkanı Putin’i övgülere boğuyor. Ulusunun çıkarlarını ve kimliğini koruyan lider ilan ediyor. Fransa’daki seçimler öncesi onunla da baş başa bir görüşme yapıyor.
Le Pen’in Türkiye’yi ve Türk Dünyası’nı yakından ilgilendiren bir yaklaşımı Rus işgal güçlerince baskı altında tutulan Kırım ile ilgili. Farklı tarihlerde basın organlarına verdiği demeçlerde Kırım’ı Rusya’nın bir parçası olarak kabul edeceğini defalarca kez duyurdu.
Kırım İşgali’nin yaşandığı 2014 yılında Le Pen ve partisi Ulusal Cephe ciddi bir finansman problemi yaşadı. Fransız bankalarından kredi bulamadılar. Bu dönemde Kremlin ile ilişkileri çok iyi bir Rus bankasından 9 milyon Euro tutarında bir kredi alındı. Tam o süreçte Le Pen genel Avrupa kamuoyunun aksine Kırım işgalinde Rusya’yı cansiperane savunan açıklamalar yapmaya başladı.
Le Pen’in Rusya ile ilişkileri Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakibi olan Macron tarafından seçim kampanyalarına Rus hackerler tarafından saldırılar düzenlendiği açıklamasıyla iyice şaibeli hale geldi. Macron Sputnik ve benzeri Kremlin’e yakın basın organlarının akreditasyonlarını iptal etti.
Aşırı sağcılığın Almanya’daki temsilcisi son genel seçimde oylarını arttırarak adını epey duyuran Almanya için Alternatif Partisi (AfD). Partinin gençlik örgütü Genç Alternatifler, Rusya’da Putin destekçisi “Rusya’nın Genç Muhafızları” ile işbirliği kararı aldı. AfD yöneticileri işgal altında bulunan Kırım’da Ruslarca düzenlenen etkinliklere katılıyor. Aynı zamanda çeşitli AfD yöneticileri Putin’in gençlik örgütü Nashi’nin liderleriyle bir araya geliyor, Panislavizm içerikli bir kongreye katılıyorlar.
AfD’nin destekçilerinden ırkçı bir oluşum olan PEGİDA da Ukrayna ve Kırım konularında Rus işgalinin tarafını tutuyor. Irkçı PEGİDA’nın eylemleri Rus haber portalları tarafından geniş yer ayrılarak yayınlanıyor. PEGİDA’cılar kendi yürüyüşlerinde Rus Bayrakları taşıyabilecek kadar Avrasyacı!
İngiltere’nin aşırı sağcı partisi Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin (UKIP) liderliğini yapan Nigel Farage de Brexit öncesinde seçim vaadi olarak AB’den çıkmayı duyururken Putin’in yönetim anlayışına hayran olduğunu açıklıyordu. UKIP dış politikada Rusya ile ittifakı öneriyor.
Türkiye’de Türkçü kesim nezdinde epey tanınan ve itibarlı olan Macaristan’ın Turan’ı savunan siyasi hareketi Jobbik Partisi de Kırım’ın İşgali’nde Rusya’yı destekledi. Rus siyasetçilerle sürekli olarak iyi ilişkiler içindeler.
Bulgaristan’da Neo-Nazi, Ataka Partisi de Putin ve Rusya’nın açık destekçileri. Kırım ilhakından sonra Bulgaristan Hükümeti’ni Rusya aleyhinde yaptırım uygularsa koalisyona verdiği desteği çekmekle tehdit etti.
Avusturya’da Özgürlük Partisi, Danimarka Halk Partisi, Yunanistan’da (Neo-Nazi) Altın Şafak Partisi de hem ülkelerinin iç politikasında aşırı sağcılığı hem de dış politikada Avrasyacılığı temsil eden partiler.
Amerika’da alt-right akımın hayranlık duyduğu Trump için de seçimlerde Rusya tarafından kendi lehine manipulasyon yapıldığı iddiaları artık ünlü Flynn Davası’nda görülecek. Trump’ın da gene bu konuda turnosol kağıdı gibi görülebilecek tavrı Kırım’da -selefi Obama’dan farklı olarak- Rusya’ya yakın bir tavır takınması oldu.
Son bir bilgi olarak ABD’de Trump’ı destekleyen alt-right grupların güçlü, sert ve ataerkil bir hitabet tarzı kullanan lider için yakıştırdıkları “alfa erkek” diye bir kavram var. Trump destekçisi Amerikalı alt-rightçılar “alfa erkek” yakıştırmasını Putin için kullanıyor!
Kendilerince pek muhterem olmasına rağmen entellektüel seviyesi hayli geri kavram için Rusya Devlet Başkanı’nı seçmeleri bir yana fikirlerinden ilham aldıkları favori teorisyen yazarlarından biri de Avrasyacılığın “yüce ideologu”, Rus yayılmacılığını savunan Alexander Dugin!
Kızıllığıyla nam salmış Rusya, Batı emperyalizmiyle olan rekabetinde aşırı sağ akımları desteklerken, kapitalizmin diyarı Batı kendisinin tarihsel silahlarıyla hareket eden grupları öcü ve tehdit ilan etmiş durumda.
Emperyalistler arası savaşta onların taktik tuzaklarına kendimizi kaptırmamak için aşırılıklara kaçmayan ulusalcılık, şer çukurlarına düşmeyen bir Türkiye hedefimiz olmalı!


Bu yazı 284 kez okundu.

Onur Erkan
SON EKLENENLER