• Cumartesi, Mayıs 26, 2018

Aydın Doğan’ın aydınları Er Doğan’ın erleri

aydindogan
Türk Solu
Mayıs18/ 2018

Aydın Doğan hiç gazetecilik yapmadı ki!diren-gazetecilik
Aydın Doğan, medyaya veda etti.
Arkasından yazılanları okudunuz. Genel olarak, iktidarın tüm medyayı yandaşlaştırma operasyonun devamı olarak görüldü.
Doğan Medya da olmayınca muhalefet sesini nasıl duyuracaktı!?
Öyle bir hal aldı ki, insanlar ciddi ciddi Aydın Doğan Medyası ve gazeteciliğine güzellemeler yapmaya başladı.
Bu yazıda medya üzerinden, Doğan Medya üzerinden, bir aydın eleştirisi yapacağız. Ama en başta şunu söyleyelim:
Aydın Doğan hiçbir zaman gazetecilik yapmadı!
Onun arkasından ağlayanlar da gazeteci değil!
İktidarın medyayı yandaşlaştırma operasyonunun “basın ayağı”
Aydın Doğan’ın medya sektörüne girişi 40 yılı bulmuş. Ama asıl atılımını Özal iktidarından itibaren yaptı. AKP dönemine gelindiğinde ise, artık “tekel” konumuna yaklaşmıştı.
Doğan Medya, başta Hürriyet gazetesi olmak üzere, nasıl bir gazetecilik yaptı diye hafızamızı tazeleyelim mi?
1- Gazetecilikte yaptığı ilk iş, gazetecilere, onların sendikasına saldırmak olmuştur. Yani gazeteciliğe başlaması, gazeteci kıyımı ile olmuştur.
Hani bugün toplumsal muhalefetin zayıflığından bahsediyoruz, yakınıyoruz ya…
Hani iktidar sendikacılığı bitirdi diyoruz ya…
İşte o sendikacılığa ilk darbeyi vuran isimdir Aydın Doğan.
2- Doğan Medya, gazetecileri, hele de muhalifse, kapının önüne koymakla meşhurdur.
Emin Çölaşan’dan Bekir Coşkun’a, onlarca muhalif isim, sırf muhalif oldukları için, iktidar istediği için, işten atılmıştır. Bu anlamda gazeteciliği bitiren isim yine iktidardan önce Aydın Doğan olmuştur.
3- Gelelim medyanın iktidar denetimine sokulmasına.
Uzan Grubu’na el konulunca, müşterisi Aydın Doğan’dı. Karamehmet Grubu’na, Bilgin Grubu’na el konulurken iktidarın yanında olan, ‘yetmez Reis hepsine el koy’ diyen, yine Aydın Doğan medyasıydı.
Yani iktidarın medyayı yandaşlaştırma operasyonuna “basın ayağı” Doğan Medya’ydı.
Nasıl bir karne?
Bu, işin gazeteciliği bitirme kısmı.
Siyaseti kim bitirdi? AKP mi Aydın Doğan mı?
Ama, Doğan Medya’nın rolü, çok daha büyük. İsterseniz, Türkiye’de siyaseti nasıl bitirdiler, onu da hatırlatalım.
Ecevit’in hasta edildiği, koalisyonun yıkıldığı dönemi unuttuk mu?
Şimdi herkes Bahçeli’nin erken seçim restini hatırlıyor ama ondan önce, Kemal Derviş’in gelişini, AB darbesini yaşadık. Ve tüm bu tezgâh Doğan Medya tarafından icra edildi.
Yani AKP’yi iktidar yapan süreci açan, koalisyonu yıkan yine Doğan Medya’ydı.
Bahçeli’nin MHP’si nasıl sahte ve yandaş muhalefet ise, Doğan Medya da işte aynı şekilde sahte ve yandaş medyaydı.
Eh, Bahçeli nasıl Cumhur İttifakı ile Saray’a iltihak etti ise, Doğan Medya da havuza girdi, aslında “Cumhur İttifakı”na dahil oldu.
Ha, ayrıca şunu da ayrıca not edin: Doğan Medya’nın gönüllü teslimi 15 Temmuz gecesi olmuştur. 15 Temmuz özel yayını, boşuna mı CNN’e verildi sanıyorsunuz?
Diyeceksiniz ki, aralarında yine de bir üslup farkı var.
Doğru.
Tayyip’ten Bahçeli’ye ondan Aydın Doğan’a uzanan bir üslup farkı var ama bunu da bir “çizgi” farklılığı olarak görmeyin. Buna bir “görev dağılımı” olarak bakın.
Tayyip-Bahçeli-Doğan Amerikancı troykasıaydindogan-kapaklar
Ve yine tarihi bir hatırlatma yapalım.
AKP’nin iş başına gelmesi ABD’nin Irak operasyonu içindi. Çünkü Ecevit koalisyonu, ABD’nin müdahalesine karşı çıkıyordu. İşte önce Doğan Grubu bu koalisyona saldırdı ve yıktı. Sonra Bahçeli erken seçim istedi. Ve AKP iş başına geldi.
ABD, Irak’a saldırırken Doğan Grubu ne yapıyordu?
Tam destekle Amerikan işgalinin arkasındaydı. Tıpkı Tayyip ve Bahçeli ikilisi gibi.
Peki bugün?
Doğan Grubu sözde Amerikan karşıtı. Tıpkı Tayyip ve Bahçeli ikilisi gibi.
Aslında hem içte hem dışta, 2002-2018 döneminin Tayyip-Bahçeli-Doğan “troykası”nın yönetimi olduğunu hâlâ görmüyor muyuz?
Ama ya 28 Şubat mı diyorsunuz?
Hani Doğan Medya’nın satış gerekçesi olarak sunulan, 28 Şubat’ın medya ayağına yönelik bir operasyon beklentisi. Tayyip Erdoğan bu nedenle hep Doğan Medya’yı eleştiriyor ya!
Vallahi bu konuda Temel Karamollaoğlu’nun değerlendirmesine kulak verin derim:
“AKP, 28 Şubat’ın meyvesidir.”
Yani Doğan Medya’nın 28 Şubat yanlısı tavrı, ne “Ordu yanlısı” olarak görülmeli ne de “şeriat karşıtlığı” olarak.
Süreci, yani 28 Şubat sürecini, AKP’nin önünün açılışı olarak okuyun derim.
Kemalizm düşmanlığının merkez üssü
2002 sonrası dönemi bir de Cumhuriyet’in yıkımı olarak okuyalım. Ve bakalım, Doğan Medya ne yapmış bu dönemde?
Avrupa Birliği şakşakçılığını çok iyi biliyoruz. Ama bunun sadece “demokrasi” için “insan hakları” için olduğuna inanmamızı da kimse beklemesin.
Bu dönem, “ılımlı İslam”ın öne çıkarıldığı, Kemalizm’e saldırının prim yapığı, Ordu düşmanlığının, PKK yandaşlığına kadar abartıldığı, Cumhuriyet’e saldırıldığı bir dönemdir.
Ve tüm bu ideolojik saldırının merkez üssü gerçekten de Doğan Medya oldu. Yani Doğan Grubu’nun o çok övülen “merkez” rolü buydu.
Doğan Grubu medyası;
– Kemalizm düşmanlığının
– Ordu düşmanlığının
– Sosyalizm düşmanlığının
MERKEZ ÜSSÜYDÜ.
– İkinci Cumhuriyetçiliğin
– Kürtçülüğün
– Ilımlı İslam’ın
MERKEZ ÜSSÜYDÜ.
Aydın Doğan aydını
Ve elinde tuttuğu medya gücünü, bu ideolojik amaç doğrultusunda kullandı.
Ve “Aydın Doğan aydını” diyebileceğimiz bir yazar-gazeteci türü yetiştirdi ki, bu aydının adında bile aydın yoktu!
İsterseniz bu Aydın Doğan Medyası’nın yetiştirdiği en parlak isimleri sayalım:
– Ertuğrul Özkök
– Fatih Altaylı
– Serdar Turgut
– Ayşe Arman
İdeolojik konumlarını tartışmıyorum bile. Sadece düzeye bakın!
Bu düzeye bakınca Hürriyet’e atanan Saray Komiseri ve Saray Şaklabanını garipsememek gerekir.
Aydın Doğan Grubu’nun basını sadece yok etmediğini, aynı zamanda düzeyini düşürdüğünü görelim.
Gazeteciler plazalara kapatıldı, büyük paralarla beslendi, konformizm tuzağına çekildi. Yani halktan kopuk bir gazeteci türü yaratıldı.
“Ben patronumun köpeğiyim” diye yazan, “yandaş” medyanın değil Hürriyet’in yayın yönetmeniydi!
Fakat, sadece gazetecilere değil, yazarlara, röportaj yapılanlara, kitaba basılanlara bakın.
Doğan Grubu, bir “aydın” türü yarattı bu ülkede. Ve işte Doğan’nın satışına ağlaşanlar da bunlar.
Varsın ağlaşsınlar biz onlara gülüyoruz.
Hiçbir niteliği olmayan, cümle kurmayı bile bilmeyen isimler gazeteci, yazar, aydın vb. diye piyasaya sürüldü.
Bir yandan Doğan Grubu gazeteleri bu isimleri parlattı.
Diğer yandan Doğan Kitap on binlerce bastı.
Sonra Doğan kitapçılarında piyasaya sürüldü.
Yani, tam bir tekel yaratıldı.
Düzenin ideolojik aygıtı olarak Doğan Medya
Durumu ekonomi-politik olarak açıklayalım.
Kağıt tekeli, Doğan;
Baskı tekeli Doğan;
Dağıtım tekeli Doğan;
Kitapçı tekeli Doğan;
Reklam tekeli yine Doğan.
Ve bu tekel ağının içinde bağımsız aydın mı olur?
Burada tıpkı kağıt gibi, mürekkep gibi, kitap gibi, “aydın” da Doğan Grubu’nun “üretimi”dir.
Buna, sosyalist literatürde devletin ideolojik aygıtı olarak medya deniliyor.
Ben, biraz daha genişletip “DÜZENİN İDEOLOJİK AYGITI” diyorum.
Ve bu aygıtın yarattığı, ürettiği bir aydın var. Şimdi ağlaşan, “ağam köyü sattı ben ne yapacağım” diyen aydıncık.
Aslında muhalif geçinenler dahil (ister solcu, ister Atatürkçü, ister liberal olsun) tüm aydınların derdi şu.
– TV’lerde açık oturumlara çıkabileyim
– Gazetelerde yazabileyim
– Röportaj verebileyim
– Kitaplarım basılsın.
Anlıyorum tabii. Herkes bunu ister. Ama ya bunun bedeli?
– Mesela Ergenekon’la Ordu yok edilirken, susmak mı olmalıydı?
– Özelleştirmelere sesiz kalmak mı olmalıydı?
– Her fırsatta Kemalizm’e sövmek mi olmalıydı?
– PKK’ya destek vermek mi olmalıydı?
Maalesef aydınımız, kendisini Aydın Doğan’a satmıştı. Şimdi Aydın Doğan Medyası’nı satınca, olur mu canım diyorlar, biz ne olacağız?
Alışırsınız canım alışırsınız.
Bu hepinizde bir “Küçük” gazeteci olma potansiyeli görüyorum. Ve benim için Özkök ile Küçük arasındaki fark da bir düzey farkı değil, görev farkı!
Dağıtım tekeli muhalif basını zaten dağıtmıyordu ki!
Bu arada bir de radikallerimiz var. Onların durumu bence farklı. Gazeteleri var, yayınevleri var, yazarları var. Onlar Doğan Grubu’nun “sözleşmeli malı” değiller yani.
Ama orada da bir ilişki var.
– Gazetelerini Doğan’ın Yay-Sat’ı dağıtıyor.
– Kitaplarını D&R satıyor.
Ve bu kapılar kapandı mı, dükkânı kapatmak zorunda kalırlar.
İşte şimdi yana yakıla dağıtım tekeline karşı çıkıyorlar. Diyorlar ki, ya Yay-Sat artık muhalif basını dağıtmazsa!
Ben de diyorum ki: Muhalif basını Yay-Sat zaten dağıtmıyordu ki!
Mesela Türk Solu’nu dağıtmıyordu!!!
Ayy yoksa sizi dağıtıyor muydu?
O zaman “düzenin ideolojik aygıtı” mı hata yapıyordu, yoksa siz mi bir sorun kendinize!
Doğan Grubu satılırken, aydınınızın içler acısı halini gördük.
İlk başta Doğan Kitap satılmayınca biraz rahat nefes aldılar. En azından küçük bir alanda hâlâ hüküm sürebileceklerdi.
Ama Doğan’ın kazığı daha büyükmüş; meğersem Doğan Kitap’ı doğrudan Turkuvaz’a satma pazarlığı yapıyormuş.
Asıl soru: Doğan, medyadan neden çıktı değil neden girdi?hurriyet1
Bu arada Doğan Grubu’nun kırk yıllık medyası 1 milyar $’a satması ucuz bulundu.
Vallahi cebinde 1000 $’ı olmayan insanlar nasıl 1 milyar $’ı az buluyor, onu da hiç anlamış değilim!
Ama Aydın Doğan son on beş yılda tam 5.2 milyar $’lık satış yapmış. Helal olsun.
Eh, bu 5.2 milyon $’a kırk yılda ulaşmış ama nasıl?
Hangi sermaye ile başlamış işe, nasıl şansı açık olmuş anlayabiliyor musunuz?
Ben, burjuvazi konusunda zaten tarafsız değilim. Yani öyle alın teri teorilerine pek inanmam. Devlet desteği, mala çökme, ucuz devlet bankası kredisi ile palazlanır bizim burjuvamız.
Ve farkındaysanız, özellikle medya alanında bunlar hakimdir her dönem.
Medya, kritik sektör.
Düzenin ideolojik aygıtı olmak kolay değil.
O nedenle ben Aydın Doğan, Doğan Medya’yı neden Milliyet’in sahibi Demirören’e sattı diye merak etmiyorum.
Merak ettiğim şey şu: Tam kırk yıl önce Aydın Doğan’ı Milliyet’i almaya kim ikna etti, alacak parayı kim verdi?
Sahi, bu medyayı bitirme görevini kim verdi Aydın Doğan’a?
Aydın Doğan’a ağlaşanlar
Dönelim tekrar Aydın Doğan’a ağlaşanlara.
Vallahi, “Doğan nasıl dirensin, biz onu yalnız bıraktık” diye yazanları bile gördük. Nasıl bir mantıksa!
Doğan güzellemelerini bir yana bırakıyorum, mesajı alıyorum; bize dedikleri şu:
– Aydın Doğan bile teslim olduysa, biz niye direnelim!
(Sanki hiç direndiler de bugüne kadar!)
– Aydın Doğan’ı yalnız bırakan halk suçludur, bu halk için bizden bir fedakârlık beklemeyin!
(Sanki bugüne kadar hiç yaptınız da!)
Çok açık konuşalım:
Aydın Doğan’ın arkasına sığınanlar, İstanbul’un işgal basınındakilerden farklı değil.
Kimse kendini kandırmasın: Siz gazeteci de değildiniz, aydın da değildiniz.
Hayaliniz Aydın Doğan Medyası’nda, plazada, bir yer kapmaktı. O kadar…
Siz patronsuz kalmazsınız
Turgut Özal’la başlayan Çiller’le devam eden, Tayyip’le noktalanan bir serüven bu.
Ve farkında mısınız, hep aynı gazeteciler.
Kimi zaman Sabah’ta, kimi zaman Hürriyet’te, kimi zaman Milliyet’te. Patronları değişse de, “hizmeti” değişmeyen bir “kadro” var.
Hatta hem Star’da, hem Hürriyet’te, hem Sabah’ta çalışıp, şimdi de halkın sözcüsü geçinenler bile var!
Ne diyeyim; Allah muhabbetlerini artırsın.
Patronunuza üzülmeyin.
Size patron mu yok canım!
Siz patronsuz kalmazsınız…


“Hürriyet” nasıl Türk aydınının tutsaklığı oldu? Gazeteci limon sat, onurunla-kaleminle yaşa!

Hürriyet, kutsal bir kavram.
Ama “tek başına” bırakıldığında, tam zıddına dönüşebiliyor. Tam da bu nedenle Mustafa Kemal, o veciz sözünde, “Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir” demişti.
Bir gazeteci için, yazar için, aydın için, hür olmanın önkoşulu bağımsız olabilmektir. Eğer bağımsızlığınız yoksa, özgür de olamazsınız. Bunun anlamı, sizi bağımlı kılacak her türlü güçten bağımsız olabilmektir. Hem siyasi hem iktisadi güçlerden.
Ama gazetenizin patronu hem bir iş adamı hem de siyasilerle ortak ise, gazeteci olarak nasıl bağımsız olabilirsiniz ki?
Hürriyet, bunun acıklı hikâyesidir.
Özelleştirmeleri desteklediler, çünkü patronları bu özelleştirme ihalelerine giriyordu. Radikal
AB’yi desteklediler çünkü patronlarının yurtdışı ortağı Almanlar.
Her iktidarı desteklediler, çünkü patronları siyasetle kavga edemezdi.
Eh, tüm bunları yapınca da; Türk işçisine, köylüsüne, halkına karşı olmanız gerekir!
İşte medya, aydını uysallaştırmanın, onu “evcilleştirmenin” bir yolu oldu.
Doğan Grubu’nun rolü, özellikle sol, demokrat, ilerici aydını uysallaştırmaktı. Ve güzel bir isimli çıktılar: Radikal. Tabii adından başka hiçbir radikalliği yoktu. Radikal bir devrim ve sol düşmanlığı dışında!
İsimler, simgeler, mesajlar hep önemlidir.
Marks ile Said-i Nursi’yi eşitlerken, aslında hem Sol’u bitiriyor hem de ılımlı İslam projelerini destekliyorlardı. Fethullahçılığın prim yapmasının altyapısı, aslında bu operasyonla yapılıyordu.
Hemen ardından Apo güzellemeleri, asker anaları ile terörist analarını birleştirme adımı geldi. Analar ağlamasında evet, ama Türk askeri ile PKK’lı teröristi eşitlemek, başka bir operasyonun parçasıydı.
Hürriyet aydını, sözde “düzen”le hesaplaşıyordu. Ama işte bu düzen, laiklikti, devletçilikti, halkçılıktı.
Kısacası, düzenden kasıtları ne emperyalizm ne de kapitalizm ne de gericilik!
Onların yıktığı “düzen”: Kemalizmdi!
Bunu da “hürriyet” olarak görüyorlardı.
Ama işte en son noktada, o yıkma hürriyetinin, aslında nasıl bir tuzak olduğu ortaya çıkmış oldu. En sonunda, “Hürriyet”in kendi “hürriyet”i yıkıldı. Ve Hürriyet aydını da tutsaklığını gördü.
Değer miydi?
Tüm değerlerini bir plaza katında 3-5 kuruş için satmaya!
Bu basın, en büyük tepkiyi “Gezi” döneminde halktan görmüştü. Halk, medyanın işlevinin ne olduğunu biliyordu.
Ben de gazetecilere o günlerin sloganı ile sesleniyorum:
“Gazeteci limon sat, onurunla, kaleminle yaşa!”gazetecilik


Bu yazı 148 kez okundu.

Türk Solu
SON EKLENENLER