• Pazartesi, Aralık 11, 2017

Barzani’nin 2. Mahabad Hezimeti

erkan
Erkan Karaarslan
Kasım21/ 2017

Ruslardan, Kürtlere “anahtar teslim devlet”
Barzani’nin bugün düştüğü durum aslında tarihin yeniden tekerrür etmesi. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani, 71 sene önce Rusların desteğiyle İran’ın Mahabad bölgesinde ayaklandı ve sonrasında tarihteki “ilk ve tek” Kürt Devleti kuruldu.
Aslında ortada bir “ayaklanma” ya da “silahlı mücadele” yoktu. Ruslar, 2. Dünya Savaşı sonlarına doğru İran’ı işgal etmiş, savaş sonunda da İran’dan çekilerek bölgeyi Kürt aşiretlerine teslim etmişlerdi. Rus subayları bölgeden ayrılırken, silahlarını ve üniformalarını Irak’tan gelen Barzani aşiretine bıraktı. “İlk ve tek” Kürt Devleti’nin Genelkurmay Başkanı Molla Mustafa Barzani’nin üzerindeki askeri kıyafet işte bu Rus üniformasıydı.
Ancak İngiliz Devleti’nin baskısı üzerine Kürtler yalnız kaldılar ve sadece 11 ay ayakta kalan bu Kürt Yönetimi daha devletleşemeden bölgeden çekilmek zorunda kaldı. Kürtler askerlerine Türkçede “savaşçı, fedai” anlamına gelen “Peşmerge” adını koymuşlardı ama tıpkı bugün Kerkük’ten tek bir kurşun atmadan kaçmaları gibi, o gün de savaşmadan Mahabad’dan ayrıldılar.
Aşiretin mensupları Irak’a döndü ama Mustafa Barzani Ruslardan beklediği askeri desteği göremeyince dümeni ABD’ye kırmak zorunda kaldı. Barzani, ABD’ye iltica başvuru yaptı ancak kabul edilmedi. Giydiği Rus üniforması esarete dönüştü ve “siyasi iltica” gibi görünen ama aslında “esaret” olan 12 senelik Rusya sürgünü başladı. Kürtler, devletleşemedikleri gibi ellerindeki güçleri Ruslara güvenerek kaybettiler.
Oğul Mesud Barzani de aradan 71 sene geçtikten sonra aynı hataya düştü ve savaşmadan devlet kurulabileceğini düşündü. Ne de olsa Barzani, ABD’nin “şımarık çocuğuydu” ve ABD de referandum sonucu ortaya çıkacak Kürt iradesine saygı gösterecekti.
Oysa devletler seçim sandıklarında değil, savaş alanlarında kuruluyordu. “Peşmerge” gerçekten adı gibi savaşçı ya da fedai olsaydı Kürtlerin yine de bir pazarlık şansı olabilirdi ama ABD savaşma cesareti gösteremeyen bir “topluluğun” devlet de kuramayacağını çok iyi görüyordu.
Gazetemizin bir önceki sayısında ABD’nin Barzani’ye verdiği desteği neden geri çektiğini açıklamıştık. ABD, Barzani’ye bir Kürt Devleti kurması için değil, Irak’ı bölen bir unsur olması dolayısıyla sınırlı bir destek verecekti. Barzani bu “sınırlı desteği” yanlış yorumladı ve bunu Kürdistan’a giden yolda bir teşvik olarak algıladı.
ABD açısından Kürt Devleti’nin kurulması tarihsel bir projeydi ancak ABD, Kürt Devleti’nin en önemli ayağının Türkiye’nin parçalanması olduğunu gördü. Sadece Kuzey Irak’la sınırlı kalacak, savaşma kabiliyetinden yoksun bir bölgede kurulacak Kürt Devleti; asıl amacı gerçekleştiremeyeceği gibi asıl amaç olan birleşik bir Kürt bölgesinin yaratılmasına da engel olacaktı.
Aşiretten millet olmaz!
Kuzey Irak’ta kurulacak ve aşiretlerden oluşan bir “devlet”, Türkiye ve Suriye Kürtleri için cazip değildi. Böylesine bir devlet yapısının tüm Kürtleri birleştirecek bir “milli bilinç” yaratamayacağı da ortadaydı. Barzani’nin istediği olsaydı tıpkı Mahabad Devleti’nde olduğu gibi gücü sınırlı kalacak ve eninde sonunda genişlemeden yıkılacaktı. Bu yıkım bölge ülkelerini daha da güçlendireceği için ABD açısından çok daha riskli olacak ve “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olacaklardı”.
Kürt Devleti’nin sıklet merkezi Türkiye
Türkiye Kürtleri, içinde “bağımsızlık ve Kürt Devleti” kelimeleri geçtiği için Kuzey Irak’taki referanduma destek oluyor gibi görünseler bile işin aslı biraz daha farklı. Örneğin Selahattin Demirtaş, Barzani’nin yapılan referanduma yönelik yapılan eleştirilere kulak vermesini öneren bir mektup yayınladı. Eski AKP Milletvekili ve “akil adam” Abdurrahman Kurt’a göre “Kürtlerin Türkiye’deki şartları, bölgedeki şartlardan çok daha iyi” ve Türkiye Kürtlerinin, Barzani hamiliğinde kurulacak bir Kürt Devleti’ne katılmaları çok da mantıklı görünmüyor.
Referandumda “evet” diyen Kuzey Iraklı seçmen sayısı 3 milyon. Oysa Türkiye’de seçimlerde doğrudan HDP’ye oy veren 6 milyon seçmen var. Demografik olarak bakıldığında bile kendi ulusal kimliğini yaratmış ve nispeten “laik” bir topluğun, bir aşiret düzenine tabii olması; aşiret düzenine entegre olması çok mümkün değil.
Barzani’nin bunu görememesi son derece doğal çünkü bugüne kadar Barzani’ler tarihe kendi gözleriyle değil, onlara vaatlerde bulunan büyük devletlerin gözüyle baktılar. Oysa ortadaki gerçek çok daha farklı. Büyük Kürdistan’ın kurulması her şeyden önce Türkiye’nin parçalanmasına bağlı ve ABD’nin kurmak istediği Kürt Devleti’nin sıklet merkezi Ortadoğu’daki Kürt aşiretleri olmayacak.
Türk Solu gazetesinin önceki sayılarında ortaya koyduğumuz gibi “Batı, Osmanlı dönemindeki isyanlarda da, daha sonra Barzani’lerin Irak’taki isyanlarında da bir şeyi gördü: Aşiretleri ayaklandırarak bir devlet kurulamazdı. Çünkü, aşiretlerin bilinci bir milli bilinç değildi. Yani bununla bir Kürt Devleti kurulamazdı. Önce bir Kürt milli bilinci yaratılmalıydı.”
ABD, son 10 yıldır Kürt hareketine silahlı desteği Suriye Kürtleri üzerinden, siyasi desteği de Türkiye Kürtleri üzerinden yapıyor. Bu, ABD açısından daha uzun bir yol ama sömürgecilik açısından bir aşiret devletçiğinden çok daha anlamlı. Böylece hem Türkiye’yi bölecek siyasi örgütlenmenin önü açılıyor, diğer taraftan da kurulması planlanan gerçek Kürt Devleti’nin askeri örgütlenmesi Suriye’de “acemilik eğitimine” tabii tutuluyor.
Barzani artık şaşkın biçimde rüyasından uyanmış durumda. Demek ki “kandırılmak” Ortadoğu’daki tüm vasat liderlerin ortak özelliği. Barzani de tıpkı Tayyip Erdoğan gibi dış güçler tarafından “ihanete uğradığını” söylüyor ama ihanet edenin ABD olduğunu söyleyemeyecek kadar da korkak.
Barzani yine Tayyip Erdoğan kadar da “kıvrak” ve hemen kendisine yeni dostlar bulabiliyor. Barzani’nin “Belki de Rusya Kürtler açısından daha iyi bir dosttur” sözünü de böyle okumak gerek. Barzani ve Tayyip Erdoğan’ın bu kadar iyi anlaşabilmesini de bu karakter benzerliğinde aramak gerek.


Bu yazı 259 kez okundu.

Erkan Karaarslan
SON EKLENENLER