• Pazartesi, Aralık 11, 2017

Başımız sağolsun milliyetçiliği

koray
Koray Topgül
Temmuz18/ 2016

İlkokul dördüncü ya da beşinci sınıftaydım. Sosyal Bilgiler ders kitabımızda şöyle bir cümle hatırlıyorum. Bu cümle üzerine bir çocuğa uygun olmayacak kadar uzun düşündüğümü de. “Yıllarca Osmanlı’nın yönetiminde barış içinde yaşayan Araplar, İngilizlerle işbirliği yaparak bizi arkamızdan hançerledi.” Tabii ki bu cümle üzerine çok derin ekonomik, siyasi, askeri, kültürel tartışmalar yapılabilir. Ancak ben sadece şu açıdan irkilmiştim ve şu soruyu sormuştum kendime: Biz büyük bir Kurtuluş Savaşı vermiştik, emperyal güçlere karşı. Tarihin en önemli ve örnek savaşlarından biriydi bu. Ve bununla gurur duyuyorduk (hâlâ duyuyorum). Bu savaşı yaparken de Ruslardan para ve silah yardımı almıştık. Peki Araplar Osmanlı İmparatorluğu’ndan, yani emperyal başka bir güçten kurtulmak için savaşmışsa ve başka bir ülkeden yardım almışsa (arka plandaki çıkarlardan bağımsız düşünerek) bu durumun yargısı neden “sırtımızdan hançerledi” oluyordu?
Kıyaslamalı milliyetçilik iyi bir şey değil bence. Ya da milliyetçiliğe tarihsel gerekçe aramak. Benim milliyetçilik anlayışım bu temele dayanmıyor. Bugün etnik politika yapıp Türk milliyetçiliğini salt “ırkçılık” olarak suçlayanları şu anlamda eleştiriyorum, “senin yaptığın nedir?” Tarihte övünülecek şeylerin olması, temel Türk kültüründe değerli yaklaşım ve uygulamaların olması bizi mutlu edebilir. Bunları dillendiredebiliriz. Bunları hayatımıza geçirmeye ve korumaya çalışabiliriz. Örneğin kadının toplumdaki yeri, “hanım” kelimesinin anlamındaki saygı gibi. Ama esas olan iyi ve güzel bir gelecek yaratmaktır. Esas temel budur. Atatürk’ün çalışkanlığı, ileri görüşlülüğü, barışa dayalı politiklaları temel alınarak yola devam edilmeli. Artık başka bir yüzyılda ve başka şartlardayız. Özenti ve öykünmeyle değil, çalışarak ve yaratarak yola devam edebiliriz.
Nasıl yaratacağız iyi ve güzel geleceği? Örneğin, “Kahrolsun Amerika” diyerek, bu coğrafyada yaşadığımız her alengirli işi ABD’ye yüklerken, bir ABD’li savcının raporlarını gözleyerek mi ve ABD hukukuna sığınarak mı? Bu acizlik.
Ya da ne bileyim mesela diploma olayı. Yasalar izin veriyor olsaydı diplomayı kimse sormazdı. Diplomasız doktorluk yapsam dolandırıcılıktan, halk sağlığını tehdit etmekten içeri atarlar. Normali budur. Ama diploması şaibeli bir CB ve bu nedenle şaibeli bir Meclis’te görev alan milletvekilleri milleti kandırmış olurken “milliyetçi” olabilir mi?
“Reis” ya da “usta” yakıştırmasına bakalım. Biz “Ulu Önder” diyerek Atatürk’ün yaptıklarına şükranımızı belirtiriz. “Reis” ne yahu? Çete mi bu? Ya da kabile. Reis? Bir de “usta” var. Usta çırak ilişkisine bağlıyor. Yani okuma-yazma üzerinden değil. El verilmiş deneyimler. Elbette değerli de ustalık, uygun mu? Reis olunca daha mı milli?
Bayramın bile bölünmüş. Şeker bayramı ve ramazan bayramı. Bölünmüş yol tadında, yamalı asfalt kıvamında. Bu kavramları bile bölünce milliyetçi söylemlerin ne olacak? Ulusal bütünlüğün? Milli bayramların yok sayılmasına, okullarda kutlama yapılmamaya çalışılmasına ve hatta cezalandırılmasına ne diyorsun?
Kana kırmızı rengi veren eritrositlerin içindeki hemoglobindir. Kan herkeste kırmızı akar. Milliyeti, ırkı, soyu, sopu yoktur. O dediğiniz kültürdür, ahlaktır. Atatürk “damarlarındaki asil kan” derken bundan söz etmiştir. Yani senin köklerinde, kültüründe bu direnç bu kudret var demek istemistir. “Sanatsız kalan bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir” dediğinde sanatı damar mı sanıyorsun. Bizim milliyetçi halkımız bir garip, diploma sorunu, iktidarın ve Meclis’in legalitesi vs. onları rahatsız etmiyor maşallah. Damarlarımızdaki asil kan ne diyor bu işe. Bunu iktidarı destekleyenlere değil, milliyetçilik ya da onun da söylemde bölünmesi sonucu ulusalcı geçinenlere soruyorum. Meclis’te devam edenlere. Bazen kendimi “maymundan geliyoruz demedim, ilk hücreden geliyoruz dedim” diyen Darwin’in çaresizliğinde hissediyorum.
Son dönemde bir başka konu, Suriyeli mülteciler. Suriyelilere vatandaşlık konusunda iktidarı tamamiyle samimiyetsiz buluyorum. Ancak Araplaşmaktan korkuyorsan ya da bir kaç milyon oyla mevcut ve karşı olduğun iktidarın perçinleneceğini düşünüyorsan damarlarındaki kanın ne kadar asil olduğu konusunda şüphe ederim. Bu kadar acizsek ne olacaksa olsun! Kendi vatandaşlarınla birlikte 44 insan senin topraklarında terör saldırısında katlediliyor, sen köprü açışılışında balon uçurup sırıtıyorsun. Göbek atanlara ne demeli. Elbette devlet planladıklarını yapmak durumunda kalabilir. Ama mütevazi, acıları paylaşan ve teskin eden bir tarzda olmalı. Dünya senin yasına sahip çıkarken, sen “davul zurna, ne umurumda” der gibi yüzdelik dilimlere yaslanarak bu ülke insanını aşağılayamazsın. Ve o günü bayram ilan edersen.
Bunca olayın arasında, gerçek şehitlerimiz, sessiz sedasız aramızdan ayrılıyorlar… Ailelerini, sevenlerini, parçası oldukları dünyalarındakileri düşünemiyorum bile. Köprü açılışında balonlarıyla oynayanlar için “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” belki ama devlet yönetmek de bu kadar aymazlığı, laubaliliği kaldırmaz…Bizler üzülecek miyiz, utanacak mıyız şaşırmışken sizi destekleyenlerin de aynı yolda devam etmesi ilginç midir doğal mıdır anlamış değilim. Ya da nedir?
Ne diyor CB: “Toprak, şehit kanıyla sulandığı, yoğrulduğu zaman vatandır, yoksa tarladır tarla…” Sormak lazım “O bayrağın rengi nereden geliyor?”
En çok kullandığımız temenni “Başımız sağolsun”….


Bu yazı 273 kez okundu.

Koray Topgül
SON EKLENENLER