• Çarşamba, Temmuz 18, 2018

Bilginin ışığında geçen iki saat: Görçek

esvan-karaoglu
Esvan Karaoğlu
Şubat07/ 2018

Sunay Akın gösterilerine kendini tanıtarak başlar. Bir popstar, bir magazinel isim, bir siyasi figür olmamakla birlikte saraylarda değil müzelerde boy gösteren bir araştırmacı, bir yazar, bir şairdir. Bu yüzden “ünlü” olmadığını bilir ve önce mütevazı hikâyesini anlatır.
Aynı zamanda bir meddahtır. Türünün son örneklerinden… Belki “Meddahlık mı kalmış şu devirde, bilgiye ‘bi tık’ta ulaşıyoruz” denebilir ama bilmediklerimizin neler olduğunu biliyor muyuz? Görçek “kendini görerek fotoğraf çekmek”tir. Sunay Akın ise Görçek’te bu toprakların eski ve yeni insanlarının fotoğraflarını çekiyor ve bu fotoğrafların hikâyeleriyle karanlığımıza bir meşale tutuyor…
Bir müze kurucusu (Oyuncak Müzesi) olarak müze ile başlıyor aydınlatmaya… 20 Şubat 1872’nin hemen öncesine gidiyoruz yani ABD’nin 17.500 müzesinden biri olan New York Metropolitan’ın kuruluş aşamasına. Sanatçılar ve bilim adamları bir araya gelip Metropolitan’ı inşa ederler. Ederler etmesine de “Bizler eserlerimizle toplumu temsil ediyoruz ama başka bir temsilci grup daha var; politikacılar! Bari onlara da kendileri adına sonraki nesillere bir iz bırakacakları bir yer verelim” derler. Hikâyenin devamını anlatır ve ekler: “Hayatı politikacılara bırakırsak her şey çirkin kalır, esas olan bilim ve sanattır.”
Amerika’ya dünya devi, Fransa’ya kalkınmanın ekolü, Almanya’ya Avrupa’nın lokomotifi denmesini siyaset ve ticaretin çok ötesiyle bağdaştırıyor: bilime, sanata ve müzelere verdikleri önemle. Ve soruyor: “Dolmabahçe Sarayı eğer Atatürk gözlerini orada kapatmasaydı Dolmabahçe müze olarak kalabilir miydi sanıyorsunuz? Çırağan’ı görmediniz mi?”
Tarihî kalıntıların çanak çömleğe, tarihî yapıların ticarethaneye, manzaralı tarihî arazilerin şantiyeye dönüştüğü ülkemizde bu sorunun yanıtı belli…
2017 yılı itibariyle sonuncusu Sunay Akın’ın küratörlüğünde açılan Masal Müzesi ile birlikte 418 müzemiz var. Evet medeniyetler beşiği bu topraklarda, insan yaşamı başladığından beri var olup sayısız kültür ve topluma kucak açmış Anadolu’da 418; ama korsanların kurduğu emperyalist, vahşi, yağmacı daha dünkü çocuk Amerika’ da 17.500 müze açılmış!
Bu, imkansızlıkların, savaşların, siyasi sıkıntıların ardına saklanıp kaçılacak bir ayıp değil. Dünya bizi kıskanacaksa zengin tarihî mirasımız için kıskanır ancak. Derya içindeki balık gibi bu zenginliğin farkında olmayarak geçip gidiyoruz. Balık değil millet olmak için geçmişimize muhtacız. Geçmişimize ulaşmak için bilgiye, eğitime, müzelere muhtacız.
Müzeler milletlerin hafızasıdır ve biz varlık içinde yokluk çekiyoruz, toplum olarak alzheimer’ın eşiğindeyiz. Öz değerlerimizi değil hatırlamak tanımıyoruz bile…
Atatürk’ün Büyük Taarruz’a giderken yazdığı vasiyetinde Ankara’da bir etnografya müzesi kurulmasının yer aldığını biliyor muydunuz?
Demokrasi öyküleri
“Demokrasi farklı enstrümanlarla kurulan en güzel orkestradır. Ama biz bu orkestrayı tek bir saza teslim etmegorcekk olmaz. Ayrıca orkestrayı nota bilenlerden kurmak gerek. Bilgiye sahip olanlardan kurmak gerek.”
Bir zamanlar “tek adam”lar vardı diye anlatmaya devam ediyor. Biz de o çoook(!) geride kalan zamanları hayal etmeye çalışıyoruz. Sultan Abdülhamit dönemindeki yasakları anlatıyor. Bir gazetecinin “burun” yazdığı için iki ay hapis yattığını öğreniyoruz. Günümüzdeki gazetecilerden daha şanslıdır. Çünkü bahsedilen burnun Abdülhamit’in burnu değil coğrafi bir terim olduğunu anlatması için sadece iki ay yatması yetmiştir. Günümüzdeki gazeteciler hâkim yüzü görüp hâlini anlatana kadar en az altı ay yatıyor sonuçta… 80’deki arasında ‘evren’in de yer aldığı yasaklı 400 kelimeden bahsediyor, biz de acı acı gülümseyerek dinliyoruz. Ve ekliyor: Merak etmeyin, ileride bugünlere de güleceğiz…
Abdülhamit demişken daha doğrusu demokrasi demişken Resneli Niyazi’den bahsetmemek olmazdı tabi. 31 Mart’ta tekke ve zaviye ahalisinin öncü olduğu isyana karşı 200 adamıyla Hareket Ordusu’na katılan Resneli Niyazi. Genç gazeteci Ahmet Samim’in Hürriyet kahramanı ilan ettiği Resneli Niyazi. Tek adamı değil Meclis’i savunan Resneli Niyazi.  Atatürk’ün “Eğer Meşrutiyetler olmasa idi, Cumhuriyet olamazdı. Resneli Niyazi gibi Meşrutiyet önderlerine çok şey borçluyuz!..” diye bahsettiği Resneli Niyazi. Çoğumuzun duymadığı ya da anımsamadığı Resneli Niyazi. Ve Ahmet Samim: Türk basın tarihinin genç, cesur, bağımsız, hakkaniyetli, yılmaz ismi… Demokrasi (Meclis) ve özgür basının bir arada var olacağının göstergesi. Kadirşinas Sunay Akın onları ve mücadelesini anlatırken hem vefa borcumuzu ödüyor hem de anlatılmayan ve öğrenemediğimiz tarihimize ışık tutmaya devam ediyor.
Osmanlı
Sunay Akın’dan sıkça duyduğumuz cümlelerden biri: “Osmanlı ile Osmanlıspor’ u karıştırmayın”!
Bu cümle pek çok aydının düştüğü hataya karşı bir uyarıdır.
Bugün “Biz Osmanlı torunlarıyız. Yakarız yıkarız.” diyenlere bir uyarıdır.
Tarihi çarpıtanlara karşı sessiz kalmayı tercih edenlere bir uyarıdır.
Bir tarla farz edin; bundan 700 yıl önce de sürülüyordu, 700 yıl sonra da sürülecek. Aslolan  ne ektiğin, tarlaya nasıl baktığın. Yeni mahsul almak için anızları yakarsanız sadece anı düşünmüş olursunuz. Yakılan bir önceki mahsulün toprağa kattıkları, yakılan o toprağa bereket veren unsurlardır. Tarih de böyle… Modernleşme adı altında Osmanlı’yı yok sayarsanız sizi var eden anıları, hafızamızı da yakarsınız. Elbette zararlı otlar böcekler ayıklanmalı ama bunun çözümü yakmak değil yapmaktır.
İki Balkanlı…
Tek adam demişken köleliğe baş kaldıran ilk millet olan Friglerden bahsetmeye başlıyor… O kötü, kalpsiz, “uzun” Gargamel’e boyun eğmeyen ve Şirinler’e ilham olan Friglerden.
Bu toprağın köleliği kabullenmeyen evlatlarından, atalarımızdan…
Ve bizi emperyalistlerin kölesi olmaktan kurtaran Ata’mızdan…
Balkan kökenli Friglerin liderlerinden biri Ankara’da bir yere gömülür.
Yüzlerce yıl sonra başka bir Balkanlı da bir hilale yıldız olsun diye aynı yere gömülmek istenir. Tarihin cilvesi işte!..
Nâzım ve Pegasus
Tarihin cilvesi mi dediniz?
Pegasus’u duymuşsunuzdur; Yunan mitolojisine göre yalnızca şairlere ilham taşıyan at.
Peki bu Yunan mitolojisindeki Pegasus’un Nâzım Hikmet’e nasıl ilham taşıdığını biliyor musunuz?
“dörtnala gelip uzak asya’dan
akdeniz’e bir kısrak başı gibi
uzanan bu memleket bizim.
bilekler kan içinde,
dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim.
kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim…
yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim..”
***
“Bize neyi bıraktılar ve biz neyi yok ettik?”
Bu soruyla o kadar sarsıldım ki…
Eminim Sunay Akın’ın bir kitabını okuduğunuzda, bir gösterisine gittiğinizde siz de bu soruyu kendi kendinize soracaksınız.
Dinlediğimiz, okuduğumuz hikâyelerle kitaplarca bilgiye ulaşıyoruz.
Bilgi üretilen ve yönetilen en büyük güçtür.
Bilgiden bu kadar uzak tutularak emperyalizmin ağına düşecek balıklar olmamız istendiğini göreceksiniz.
Sunay Akın bir aydın olarak büyük bir misyon üstlenip bizlere geçmişimizi aktarıyor. Belirttiği gibi millet olarak Ona hak ettiği değeri belki bir 50 yıl sonra vereceğiz ama şimdiden pek çok kişi mücadelesi için teşekkürü bir borç biliyor…


Bu yazı 104 kez okundu.

Esvan Karaoğlu
SON EKLENENLER