• Çarşamba, Ekim 18, 2017

Binlerce Çin askeri sivil elbise giyip Uygur Türklerine saldırdı

doguturkistan
Türk Solu
Temmuz18/ 2016

5 Temmuz 2009’da Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de Çin’in Shaoguan şehrinde fabrikada çalışan Doğu Türkistanlı işçilerin linç edilerek katledilmesi haberleri üzerine büyük bir halk protestosu başladı. Temmuz ayı boyunca süren protestolara Çin polisi, ordusu ve sivil kılıklı paramiliter güçleri ateş açarak saldırdı. Binlerce Doğu Türkistanlı’nın katledildiği ve yaralandığı olaylar dünyaya Çin sansürü yüzünden çok az yansıdı.Katliam sırasında Urumçi’de olan üç Doğu Türkistanlı’yla olaylar üzerine bu mülakatı yaptık. Kendi istekleri doğrultusunda gerçek isimlerini ve fotoğraflarını yayınlamıyoruz.
Protestolar birden başladı
Türk Solu: Siz 5 Temmuz 2009 tarihinde Urumçi’deydiniz. O günü ve yaşadıklarınızı anlatır mısınız?
Mustafa: Urumçi’de şehrin merkezinde büyük bir Uygur pazarı var. Hemen onun yakınındaki hastanedeydim ben o gün bir arkadaşımla birlikteydim. Pazaryeri her zaman kalabalıktır. Olaylar önce hükümet binalarının önünde patlak vermekle beraber pazaryerine sıçradı. Biz her şeyden habersizken birden bire bizim bulunduğumuz pazaryerinde bağrışmalar duymaya başladık. Saat öğleden sonra iki veya üç gibiydi. Arkadaşımla ne olduğunu sorduğumuzda bir kişi “nümayiş var protesto var” dedi. Neden protesto olduğunu sorduğumuzda 26 Haziran günü Shaoguan şehrinde fabrikada çıkan olaylarda Uygur Türk’ü işçilerin linç edilerek öldürülmesi üzerine gençlerin toplandığını öğrendik.
Sonra pazar meydanı çok daha kalabalıklaşmaya başladı. Çok büyük bir kitle toplandı. Sayısını tahmin bile edemiyorum. Büyük bir gerginlik vardı. Çin polisinin saldırdığı Uygur gençleri pazaryerine doğru kaçmış ve burada tekrar toplanmıştı. O sırada herkes telefonla yakınlarını aramaya başladı. Gençler başkalarını da meydana toplamaya çalışıyordu.
Bir müddet sonra polisler ve polis arabaları geldi. Daha sonra da askeri araçlar ve tanklar pazaryerine geldi. Birden bire silah sesleri patladı. Herkes kaçışmaya başladı. Etrafta arabalar ve otobüsler yanıyordu. Çok büyük zorluklarla kendimi eve attım. Benim evimin bulunduğu sitenin önüne polisler geldi. İki gün boyunca evden bile dışarı çıkmamıza izin vermediler. Ben aslında olaylara çok tanık olamadım. Uygur Türklerinin çoğu ölüm korkusuyla evlerine kapandı. Asıl protestolar halk meydanı dediğimiz Urumçi Özerk Bölge Hükümet ve Parti Başkanlık binasının önündeydi. Gençler orada Çin polisi ve askerlerle çatışıyor sonra da üstlerine ateş açılınca, Uygur mahallelerine ve sokaklarına kaçıyordu. O yüzden sık sık bizim bulunduğumuz yerlerde de çatışmalar sıçrıyordu, silahlar susmadı.
Türk Solu: Eylemlere katılanlar kimdi? Sıradan halk mıydı? Örgütlü bir kitle miydi?
Mustafa: Hayır hiçbir teşkilat yoktu. Halk da baştan şaşırdı. Sonra katıldı. Eylemi başlatanlar gençlerdi. Birden patladı.
Türk Solu: Meryem Hanım siz 5 Temmuz günü neredeydiniz?
Meryem: Sincan Üniversitesi’nde hocalık yapan bir arkadaşım telefonla aradı. “Neredesin?” diye sordu. Ben de “evdeyim” dedim. “Sakın dışarı çıkma, olaylar var” dedi. “Ne oldu?” deyince bir yanıt vermedi, sadece “sakın dışarı çıkma” dedi. Sonra Kaşgar’daki kardeşim telefon açtı “abla orada nümayişler olmuş, patlamalar olmuş, sen gördün mü, biliyor musun” diye sordu. “Yo ben bilmiyorum, şimdi evdeyiz yemek yiyoruz” dedim. Bunların üzerine ben okula gönderdiğim küçük kız kardeşime telefonla ulaştım. “Bir olaylar olmuş, sen neredesin, iyi misin?” diye sordum. Kız kardeşim ağlamaktan konuşamıyordu. “Abla, çok kötü olaylar oldu. Çok korkuyorum” dedi. Ben küçük kızımı da yanıma alıp dışarı çıktım kardeşime ulaşmak için.
Akşamüstü yaklaşık saat 6 gibiydi. Bizim evimiz Sincan Üniversitesi’nin tam önündeydi. İnsanların pazar tarafından koşarak üniversiteye doğru kaçtıklarını gördüm.
Türk Solu: Öğleyin başlayan olaylar akşama kadar devam etmişti yani.
Meryem: Akşama doğru silahlı Çinli gruplar saldırmaya başlamış. İnsanlar büyük bir panik içinde bizim evin oraya kadar kaçmış. Ben de çok korktum. Üniversitenin oradan tekrar eve geri dönmeye çalıştım. Çünkü yanımda küçük çocuğum vardı. Bu sırada binlerce Uygur genci gördüm. Kaçanların zıt yönünde meydana doğru yürüyorlardı. Ellerinde sopalar ve taşlar vardı. Saldıran Çinlilerle çatışmaya gidiyorlardı.
Bizim caddemizde bankalar vardı. Sopalı gençler bankaların camlarını kırarak ilerliyordu. Sonra tekrar eve sığındım. Camdan dışarı bakarak olayları takip etmeye çalışıyordum. Akşam 8 gibi Çin polisi ve arabaları bizim caddemize doluştu. Meydana kadar arabalarla doluydu. Askeri tanklar da vardı. Ben hayatım boyunca ilk kez o gün tank gördüm. Sokakta gençleri yakalayıp götürmeye başladılar. Öğrencilerin bir kısmı Sincan Üniversitesi’ne kaçtı. Onlar gece boyunca protestolara devam etti. Üniversite müdürü polisi üniversiteye sokmadı. Oraya kaçabilenler kurtuluyordu.
Türk Solu: Sincan Üniversitesi’nin öğrencilerinin ne kadarı Türk’tür.
Meryem: Yüzde otuzu kırkı Türk’tür.
“Biz Uygur’uz, namusuna sahip çık!”
Türk Solu: Ne tür sloganlar atılıyordu?
Meryem: Biz Uygur’uz. Namusuna sahip çık. Kızlarımıza küfür edilmesin. Kızlarımıza saldırılmasın.
Türk Solu: 26 Haziran’daki Shaoguan fabrikasındaki olaylar biliniyor muydu Urumçi’deki halk tarafından?
Mustafa: Biz internetten duymuştuk. Olay Urumçi’de biliniyordu ve büyük bir tepki vardı. Ama hiçbir eylem hazırlığı veya çağrısı yoktu.
Türk Solu: Olayların Uygur işçilerinin Çinli kadınlara tecavüz ettiği söylentisiyle çıktığını ancak bu söylentinin doğru olmadığını Çin Devleti açıkladı. Çin’e göre bu “söylenti”den dolayı iki Uygur kökenli işçi öldürülmüş.
Meryem: İki mi? Çok daha fazla… Biz Çin devletinin söylediklerinin yalan olduğunu düşünüyorduk.
Rıza: 18 Uygur Türk’ünün öldürüldüğü söyleniyor 26 Haziran’da. Bazıları ise 36 Uygur Türk’ü linç edildi diyor. 126 yaralı olduğu söyleniyordu. Bir internet sitesi Uygur Türk’ü işçiler Çinli bir kadına tecavüz ettiler diye iftira içerikli bir haber yayınlamış. Çin Devleti bu haberi yalanlamış ama Çinliler Türk işçilerin barakalarına saldırmışlar. Bu haberleri okuyan, duyanlar da üniversite öğrencileri. internetten takip etmişler. Çok kötü haberler gelince de büyük bir isyan duygusu ortaya çıktı. Halk çok bir şey bilmiyordu ve sessizdi.
Liseli ve üniversiteli gençler isyan etti
Türk Solu: Eylemlere daha çok gençler mi katıldı?
Meryem: Okullular, öğrenciler başkaldırdı. Çünkü hükümet binalarının olduğu meydanın etrafında çok sayıda lise var. Bu liselerde de genellikle Türk gençleri okuyor. Lise ve üniversite öğrencileri eylemlere başlıyor. Diğer gençler de katılıyor.
Türk Solu: Çin hükümeti olayları yurtdışından Rabia Kader kışkırttı, eylemlerde El Kaideci teröristler vardı diye açıklama yaptı.
Meryem: Ben hiç öyle birilerini görmedim. Bir kişi bile görmedim. Eylemlerde hep öğrenciler vardı. Benim eşimin erkek kardeşi vardı lisede okuyan. Mesela o ve arkadaşları hep yürüyüşlere katılmış. 16 yaşında çocuk. Çoğu gösterici de o yaşlardaydı. Sonra polis bütün gençleri yakalamaya başladı. Üstünde öğrenci üniforması olanları ayırmışlar ve okul müdürlerine teslim etmişler. Diğerlerini hemen götürmüşler.
Mustafa: İki gün boyunca sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Halk evlerinden çıkamadı. Urumçi’nin Çin mahallelerinde hayat olduğu gibi devam etti ama bizim mahallelerimizde sokağa çıkanları tek tek kameradan tespit edip sonra polis merkezine götürdüler ve tutukladılar.
Meryem: 7 Temmuz günü ben sokağa çıktım. Çünkü o gün benim üniversiteye gidip diplomamı almam gerekiyordu. Bizim evle benim okuduğum üniversite arasında tam 18 durak vardı. Şehrin Çinlilerin yoğun olarak yaşadığı, uzak bir yerindeydi üniversitem. Olaylar biraz yatıştığı ve evimizin önündeki cadde boş olduğu için ben evden çıktım. Ama hiçbir otobüs yoktu. Uygur mahallelerindeki bütün otobüsler kaldırılmış. Bu yüzden epey yürüdüm. Uzunca bir ve karışık bir yolla Çin mahallelerine geldim. Orada insanlar, arabalar, otobüsler normal caddelerdeydi. Otobüsle üniversiteme gittim. Benim okuduğum üniversitenin zaten yüzde doksanı Çinli olduğu için hiçbir olay da yoktu. Yine de diploma töreni iptal edilmiş. Diplomamı aldım. Kız kardeşimle öğle yemeği yedim okulun içinde.
Saat akşam beşe kadar bekledim. Eşimin bir arkadaşına rastladım. Onunla aynı yere, bizim mahallemize gitmeye karar verdim. İkimiz birlikte otobüs durağına gittik. Epey bekledik. Sonunda bir otobüs geldi. Yola çıktık. Yaklaşık yirmi yolcu vardı otobüste. Altı durak gittikten sonra sel gibi insanların bizim caddemize aktıklarını gördüm.
Çinli çeteler
tek tip elbise giymişti
Ben ne olduğunu anlamadım. Bu Çinlilerin nümayişiymiş. Çok kalabalıktılar. Hepsi tek tip elbise giymişti ve ellerinde sopalar vardı. Sürekli bizim tarafımızı gösteriyorlardı. Ben hiç anlamadım. Etrafa baktım, nereye işaret ediyorlar diye. Birden hepsi bizim otobüse yöneldi. Meğer bizi işaret ediyorlarmış. Sopalarla camları kırmaya başladılar. Kapıları parçaladılar.
Uygur Türk kadınlarının başını hafif kapatan eşarpları vardır. Ayrıca sima olarak Türklerle Çinliler birbirinden çok farklıdır. Bizi görür görmez otobüsün Uygur Türklerini taşıdığını anladılar. Otobüs durdu. İlerleyemedi.
Eşimin arkadaşına vurdular. Kafası yarıldı ve kanlar içinde kaldı. Yine bizim kız vardı okulumuzdan. Onun boynuna vurdular ve ağır yaraladılar. Otobüsteki herkes kanlar içinde kaldı. Kırılan camlardan bazı yolcuları aşağıya çekip, sokakta linç etmeye başladılar. Ben şok oldum. Hareket bile edemiyordum. Aklımda sadece küçük kızım vardı. Hep öldüğümde kim ona annelik yapacak diye düşünüyordum. Ölünce ne olurum, cennete mi giderim, cehenneme mi inanın insanın aklına hiç gelmiyor. Sadece küçük kızımı düşünüyordum. Acaba başka bir kadın ona bakabilir mi? İyi annelik eder mi? Kızım ne olacak? Mutsuz bir çocuk mu olacak? Sonra kafama bir sopa yedim. Kanlar içinde kaldım. Ne olduğunu hatırlamıyorum bile. O heyecanla kendimi en arkadaki beş kişilik koltuğun altına atıp saklamışım. Otobüs harekete geçince bile oradan çıkmadım.
Allah’tan otobüsün şoförü Uygur Türk’üymüş. Bizi bırakıp kaçmadı. Otobüsü hareket ettirip bize saldıranları yarmış. Otobüsü zar zor bir polis karakoluna getirmiş. Polisler karakolun bahçesinin kapısını açtılar. Biz otobüsten içeri kaçtık, polisler de kapıyı kapattılar. Bize saldıranlar dışarıda kaldı. Çinli polisler bile çok korkmuştu. Otobüsün camlarından çekip sokağa sürükledikleri yolcuları geride bırakmıştık. Onlara ne oldu hâlâ bugün bile merak ediyorum. Umarım öldürmemişlerdir ama belki de ölmüşlerdir.
Türk Solu: Karakolda sizi korudular mı?
Meryem: Korudular ama polis de çok korkmuş ve panik olmuştu. Hepimiz kan revan içindeydik ve ağır yaralılar vardı aramızda. Herkes ağlıyordu. Ben o kadar korkmuştum ki ağlayamıyordum. Donmuştum. Hep aklımda kızım vardı. Sonra Kaşgar’daki erkek kardeşim aradı beni. Onun sesini duyunca kendime geldim. “Abla iyi misin?” deyince ben ağlamaya başladım. Ancak aklım başıma geldi. Polisler yarası çok ağır olanları, polis arabalarına koydular. Polis arabalarında yere yattık dışarıda Çinliler bizi görmesin diye. Hastaneye götürdüler.
Saldırıları önceden 
Çin devleti tezgahladı
Türk Solu: Çin hükümeti diyor ki Uygur Türklerinin içinden çıkan terörist çeteler Çinlilere saldırdı. Ama sizin anlattığınıza göre polis bile Çinli saldırganlardan korkmuş.
Meryem: Sel gibi, deniz gibi Çinli vardı. Önceden hazırlanmış. Hepsi tek tip giyinmiş, ellerinde sopalar. Aslında sabah okula gidiyorken ben binlerce kişi görmüştüm. Hepsinin üstünde siyah pantolon ve beyaz gömlek vardı. Hepsinin elinde tek bir kalıptan çıkmış sopalar vardı. Önce hiçbir şey anlamamıştım. Ne kadar çok bedava sopa dağıtmışlar, keşke biz de toplasaydık sonra satardık diye saf saf içimden düşünüp gülmüştüm. Meğersem hazırlık yapılıyormuş. Üniversiteye gittiğimizde de kapıları kapatmışlardı. O zaman da anlamamıştım.
Türk Solu: Peki kimdi o sopalı Çinliler? Çin Devleti Uygur Türkleri ve Çinliler çatıştı diyor. Hatta daha çok Han kökenliler öldü diyor. Daha önce hiç böyle iki topluluğun gençleri veya çeteleri taşla sopayla birbirine saldırmış mıydı?
Rıza: Hayır daha önce hiç böyle bir olay olmadı. Bir de Uygur gençleri nasıl gitsin Çin mahallelerini bassın. Ayrıca bizim mahallelerde otobüsler arabalar bile çalışmadı. Nasıl gidelim mahallemizin dışına saldıralım? Uzun süre ulaşım araçlarını kullanamadı Uygur Türkleri.
Meryem: Zaten o gün de ben çok zor gitmiştim üniversiteye. Çinliler bizim mahallemize gelebiliyordu ama biz onların mahallelerine bile gidemiyorduk. Dolanarak gidiyorduk. Bütün sokaklarımızda polis vardı zaten.
Rıza: Bunların hepsi önceden planlanmıştı. O sopaları ve silahları Çinli çetelere Çin ordusu dağıttı. Bunların görüntüleri daha sonra internete yansıdı. O sopalı Çinliler sivil değildi. Hepsinin saç kesimi aynıydı. Elbiseleri aynıydı.
Türk Solu: Doğu Türkistan’daki Çin polis teşkilatının içinde hiç Uygur Türk’ü var mı?
Mustafa: Çok az. Belki yüzde on.
Türk Solu: Peki Çin Ordusunda.
Mustafa: Hiç yok. Sıfır.
Rıza: Çinli çeteleri Çin Ordusu organize etti. Sonra da Uygur Türkleri ile Çinli siviller çatıştı, polis ve ordu engel olmaya çalıştı dediler.
Türk Solu: Çin’in verdiği resmi rakama göre olaylarda 184 kişi ölmüş. Bunların 137’si Çin kökenliymiş.
Rıza: Bu çok komik bir iddia. Çok daha fazla insanımızı öldürdüler. Bizim gençler zaten sadece kendi mahallemizin sokaklarında çatıştılar. Gelen Çinli çeteleri püskürtmeye çalıştılar.
Meryem: Bizim sokaklarda öldürülen insanlarımızı hemen toplayıp bir yerlere gömdüler. Sayılarını bile bilmiyoruz. Bir kısmı kayıp kabul ediliyor. Bir arkadaşım çatışmaların ortasında kalan bir öğrenci yurdunda kalıyordu. Çinli yaralıların ve ölülerin yolda bırakıldığını, polisin fotoğraflar çektiğini söylüyor.
Mustafa: En az iki bin kişi öldü olaylarda. Çoğu Uygur Türk’üydü.
Rıza: Urumçi’ye yabancı basın sokulmadı. Çin medyası zaten yayınlamadı.
Meryem: 5 Temmuz günü akşam 6 gibi zaten internet tamamen kesildi. Telefonla yurtdışını aramamız da kesildi. İnternet 10 ay boyunca kesik kaldı. Yurtdışına telefona da on ay sonra tekrar izin verdiler.
Mustafa: 5 Temmuz gecesi Uygur mahallelerinde elektrikleri de kestiler. Geceleyin karanlıkta polis evlere baskın yaptı. İlk birkaç gece silah sesleri kesilmedi. Sokağa çıkanları, protestolara devam etmek istiyenleri vuruyorlardı. En çok Uygur genci 5 Temmuz’da vuruldu. Asker ve polisin dağıttığı gençler Uygurların yoğun olarak yaşadığı sokaklar kaçtılar. Sokaklara girdikleri anda üzerlerine ateş açıldı.
Meryem: Çin Devletinin açıklamaları çok saçma. Güya Çinliler öldürülmüş, yaralanmış. Uygur Türklerine bir şey olmamış. Ben yaralandığımda Urumçi’nin en büyük hastanelerinden birine götürdüler. Bu hastane Çinlilerin yoğun olarak yaşadığı bir yerdedir. Yüzlerce yaralı vardı. Beni aldıkları klinik odasında 40-50 kişiydik. Bir tane bile Çinli yaralı yoktu. Yaralıların hepsi Uygur Türk’üydü. Çoğu da benim gibi gösteriye katılmamış, Çinli çetelerin ortasında kalmış sıradan insanlardı. Başka klinik odalarında Çinli yaralı da varmış. Duydum. Ama çok az sayıdaymış.
Türk Solu: Diğer yaralıların ne tür yaraları vardı?
Meryem: Elleri kesilen, kolları, bacakları kırılanlar. Benim gibi kafası yarılmış olanlar da vardı. Çok daha ağır durumda olanlar da vardı. Herkes acı içindeydi ve ağlıyordu. Büyük büyük erkekler çocuk gibi ağlıyordu. Ben hayatımda ilk kez kocaman adamların öyle gözyaşları içinde ağladığını gördüm. Ama şunu söylemeliyim. Hastanedeki doktorlar ve hemşireler Çinli olmakla birlikte bize çok iyi baktılar.
Rıza: Daha önce belirttiğim gibi, aslında ortada Çinli çetelerle Uygur Türkü gençlerin çatışması yoktu. Tek tip elbise giymiş Çinliler özel birliklerdi.
Mustafa: Bizim gençlerimizi dövdükleri, yaraladıkları ve püskürttükleri zaman sorun çıkmıyordu. Ama bizim gençler üstün çıkıp onları sıkıştırınca hemen silah sesleri duyuluyordu ve gençlerimiz vuruluyordu.
Türk Solu: Türkiye’de Çin Büyükelçisi açıklamalar yaptı. Çin ajanı bazı gazetelerde de benzer haberler çıktı. Orada bir etnik çatışma var. İnsanlar birbirine ve evlerine saldırıyor. Çin Devleti ve Kızıl Ordusu Uygur ve Çinli masum halkı çatışan çetelerden koruyor diye.
Rıza: Çin Ordusu ve polisi tarafsız güç rolü oynadı. Sanki ayırmaya girmiş gibi araya. Ama Çinli saldırganlar zaten sivil elbise giymiş Çin Ordusu üyeleriydi.
Mustafa: Örneğin bizim mahallemizde Çinliler de yaşar az sayıda. Kimse onlara saldırmadı.
Urumçi’de Türkleri 
yok etmek istediler
Rıza: Urumçi’nin yüzde 87’si Çinli oldu zaten. Çok Türk kalmadı ki. Ayrıca oturduğumuz mahalleler çok farklı. Yıllarca süren Çin politikası sonucunda şehirde sayısı bu kadar azalan ve kuşatılan Uygur Türklerinin hep beraber gidip, Çin mahallelerini basması kadar saçma bir durum olamaz. Tam tersi şehirde gittikçe azalan Doğu Türkistanlı nüfusunu tamamen yok etmek istediler.
Meryem: Bakın asıl Çinlilerle bizim karışık olduğumuz yer üniversiteler. Urumçi’deki üniversitelerdeki öğrencilerin toplam yüzde otuzu Uygur, yüzde yetmişi Çinli. Tek bir kavga çıkmadı üniversitelerde.
Türk Solu: Uygur gençleri kendilerini korumak için ne yaptı? Taşlar ve sopalarla mı karşı koydular?
Meryem: Gençlerin sopalar bulması ve bir araya gelmesi 7 Temmuz’dan sonra başladı. 5 Temmuz’da esas protestolar oldu, polis ve ordu dağıttı. 7 Temmuz’da ise tek tip elbise giymiş binlerce Çinli sokaklarda Uygur Türklerine saldırdı. Bundan sonra gençler çatışmalara girdi. Kendilerini korumak için.
Mustafa: Aslında gençler protesto yaptıklarında ilk hedefleri hükümet binalarıydı. 5 Temmuz’da hükümet binalarının önünde toplandı Uygur gençleri. Polis ve asker onlara saldırıp, Uygur mahallelerine sürdü. Amaçları olayın içine halkı da katmak, şiddeti arttırmaktı. Eğer Uygur Türkleri Çinli sıradan insanlara saldırmak istese neden hükümet binalarına yürüsünler ki? Çin mahallelerine yürürler. Binlerce polis ve askere rağmen hükümet binalarına yöneldi gençler. Çünkü amaçları Çin Devletini protesto etmekti. Yine Çin güvenlik güçleri gençlere saldırınca, dağılan gençler Çin mahallelerine kaçıp oraları yakıp yıkmadı. Kendi mahallelerine kaçıp, mahallelerini savunmaya çalıştı. Çok fazla genç dövülerek öldürüldü. Uygur Türklerinin de taşlar ve sopalarla sokaklara dökülmesi bundan sonradır.
Türk Solu: Çin devleti protestocu Uygur Türk’ü gençlerin arasında El Kaideci teröristlerin olduğunu ileri sürüyor.
Meryem: (Gülerek) El Kaide nasıl bir şeymiş? İlk kez duyuyorum. Ben bilmiyorum. Ben o zaman hiç duymamıştım, yurtdışına çıkınca duydum ilk kez El Kaide’yi. Urumçi’deki Uygur Türklerinin önemli bir kısmı öğrenci zaten. Dersine giren, kitap okuyan… Samimi söylüyorum bu El Kaide gibi şeyleri ben ilk kez yurtdışına çıkınca duydum.
Camiler hep kapalı, içeride nasıl terörist olsun?
Türk Solu: Çin bu propagandayı hep yapıyor. Radikal İslamcı militanların gittikleri bir cami veya kahvehane gibi bir yer var mı?
Mustafa: (Gülerek) Bizde camiler genellikle kapalı ki!
Meryem: Camilerin etrafında çok fazla polis vardır. Terörist nasıl olacak orada?
Mustafa: Camilerin çoğu kapalı… Açık olan camiye de çok kişi gitmez. Çünkü hepsini polis kayıt altına alır. 5 Temmuz olayları olunca, tamamen kapattılar camileri. Yaklaşık 10 gün boyunca hepsi tamamen kapalı kaldı.
Türk Solu: 7 Temmuz’da Uygur kadınları bir yürüyüş düzenledi. Tursun Gül isimli bir Türk annesi Çin panzerlerinin önüne dikildi. Dünya basınında simge olmadı bu fotoğraf. Bu ne yürüyüşüydü?
Meryem: 5 Temmuz’da çok fazla sayıda genç ve önceden saptadıkları insanları polis evlerinden aldı. Sokaklarda da yüzlerce genç otobüslere bindirildi. Anneler çocuklarından hiç haber alamayınca protesto gösterisi düzenlediler. Polis o annelere de izin vermedi. Bir kısmını tutukladı. Tursun Gül o yürüyüşteydi.
Türk Solu: Tutuklananlar kayboluyor. Bir kısmı aylar sonra cezaevinde çıkıyor. Ama bir kısmından da hâlâ haber alınamıyor. Çin’deki sistem nasıl işliyor? Polis bilgi neden vermiyor?
Meryem: Aslında polisin haber vermesi lâzım ama bizde yok diyor. Örneğin 5 Temmuz olaylarında benim yeğenimin baba tarafından amcasını polis aldı. Karısı tutuklular ile bilgi veren devlet kurumunun önünde günlerce bekledi. Sıra o kadar uzunmuş ki üç yüzden fazla insan varmış. Sonunda polis açıklama yapmış. “Eğer yakınınız tutukluysa size yazılı bir belge vereceğiz. Ama eğer size bir belge vermiyorsak demek ki polis tutuklamamıştır. Polis adına başka kişiler almıştır. Gidin başka yerde arayın.”
Türk Solu: Çin’de bu tür hangi birimler var mı? Gizli servis veya devlete bağlı özel birimler… Rusya’da Çeka-KGB veya ABD’de örtülü operasyonlar yürüten birimler var. Çin’de ne tür kurumlar var?
Rıza: Çin’de “devlet güvenlik birimi” var. Tren yolu güvenlik birimi var. O çok güçlü ve ayrı bir kurumdur. Devlet içinde devlet gibi. Özellikle Doğu Türkistan’da “Bintuen” diye silahsız bir birim var. Normalde silahsız ama bu tür olaylar olunca silahlanıyor. Bir de polis teşkilatı içinde gizli polis var. Polis “sizinkini siviller almış biz almadık” diyor böyle durumlarda. Bu durumda bu kişi kayboluyor. Öldürüldüyse bedenini bile bulamıyoruz.
Mustafa: O gün Doğu Türkistan’daki üniversitelerin mezuniyet günüydü. Eğitim Fakültesi’nden mezun olan biri kız beş öğrenci memleketlerine döndüler. Bunlar benim tanıdığım gençlerdi. Tam Urumçi’den çıkıyorken polisler tutukladılar. Velileri “çocuklarımız nerede” diye resmi kurumlara başvurdular ısrarla. Uzun süre çocuklarını bulamadılar. Sonunda Doğu Türkistan’ın başka bir şehrinde çocuklarını buldular. Uygur Türkü bir polis yardımcı olmuş. Hatta hep birlikte ağlamışlar. Çocukları ailelerine değil okul müdürlerine teslim edeceklerini söylemiş yetkililer. Okul müdürlerini bulmalarını, müdürlerin okul elbiseleri getirmelerini istemişler. Polisler sonunda çocukları çırılçıplak soyarak müdürlere teslim etmişler. Müdürler çocukları giydirmiş. Ve memleketlerine, evlerine tutanakla teslim etmiş. Bunlar şanslı olan gençler.
Meryem: Çocuklarına ulaşamayan anneler eylül ayında tekrar nümayişe geçti. Bunu hemen bastırdılar. Medyaya da çıkmadı bu. Uygur mahallesinin merkezindeki büyük pazara çok yakın bir yerde benim işyerim var. O gün işe gittiğimde bizim önümüzü kestiler ve işe gidemedim. Neden diye sorduğumuzda Uygur pazarında çocuklarını arayan annelerin çok büyük bir nümayiş yaptığını öğrendik. O gün oradaki anneleri de tutukladılar. Bu ne Çin medyasına ne de uluslararası medyaya yansıdı.
Türk Solu: Olaylarda ölü sayısı hâlâ tam olarak bilinmiyor. Hatta idam sayısı da belli değil. Sokak gösterisinde vurulan veya daha sonra idam edilen bir Doğu Türkistanlıyı ailelerine vermiyorlar mı? Camiden veya en azından evlerinden cenaze kalkmıyor mu?
Mustafa: Hayır asla.
Öldürülenlerin organlarını satıyorlar
Türk Solu: Normalde bir Müslüman öldüğünde cenazesini camiden kaldırabiliyor musunuz?
Rıza: Normal bir ölümde cenaze namazı kılabiliyoruz. Defnedebiliyoruz. Ama siyasi bir nedenden veya idam cezasında ölüm olduğunda devlet bir yere gömer. Asla naşı yakınlarına vermez. Zaten bu yüzden Çin organ kaçakçılığının merkezidir. Biraz da işin içinde para var. Devlet yetkilileri bu organları karaborsada satıyor. Bu yüzden bu insanların vücutlarından kalanları ailelerine vermiyorlar, bir yerlere gömüyorlar.
Meryem: 5 Temmuz günü üniversiteden çıkamayan öğrenciler kampusun içinde gösterilere devam ettiler. Gösteri gece ikiye kadar devam edince çocuklar çok susamış. Bir kısmı duvarlardan atlayarak su ve yemek aramaya gitmiş. Bunları askeri araçlara alıp götürdüler. Bazılarından hâlâ haber yok. Benim tanıdığım öğrenciler var. Eylemlere gitmiş ama biraz da meraktan. Ne oluyor ne bitiyor diye bakmak için. Yakalanmış. Çok ağır cezalar verdiler. Bir tanesi sekiz yıl hapis cezası aldı. Hâlâ cezaevinde. Bir kısım öğrenciler olaylar bitti, okullarını bırakıp memleketlerine, köylerine gittiler. Orada polis evlerinden aldı, mahkemeye çıkardı. Hâlâ çok sayıda insan 5 Temmuz olaylarından dolayı hapiste.
Türk Solu: Suçlama ne oluyor Çin kanunlarına göre?
Rıza: Devletin bütünlüğünü parçalamak…
Türk Solu: Olaylarda pek çok Çinli şiddet kullandı. Çin Devletinin resmi açıklamalarına göre de Uygur kökenlilerle Han kökenliler birbiriyle çatıştı, polis-asker geldi asayişi sağladı. O zaman Han (Çin) kökenlilerden de tutuklu olması lâzım. Hiç onlardan hapis olan var mı?
Meryem: Hayır hiç yok.
Rıza: Ben duydum bir kişi. O da daha sonra 2013’te çıkan bir olayı ve çatışma görüntülerini videoya çekip, internete koymuş. O yüzden.
Türk Solu: Daha sonra Çin Devleti olaylarla ilgili bazı idamlar yapıldığını bunlar arasında biri kadın iki tane Çinli olduğunu da söylediler.
Mustafa: Evet iki Çinli idam edildi ama aslında onlar azılı katiller. Önceden haklarında idam cezası vardı. Bu olaylardan dolayı idam edilmiş gibi açıklama yaptılar göz boyamak için. Aslında olayların bu kadar büyümesinde bizzat Çin Devletinin bilinçli bir politikası var. Çin halkının içinde de Çin Komünist Partisi’ne karşı büyük bir tepki var. Parti bu tepkiyi yönlendirmek istiyor. Doğu Türkistanlıları hedef gösterip, Çinlileri şovenist eylemlere yönlendiriyor. Uygurluları terörist göstermek, onları tehlikeli göstermek, El Kaideci gibi göstermek… Bunlar hep Komünist Partisi’nin politikası. Böylelikle Çin toplumunda bir korku ve öfke yaratılıyor bize karşı. Komünist Parti çok iyi biliyor ki bir Uygur-Çin çatışması çıkarsa Doğu Türkistanlılar mağdur olacak. Urumçi’de onlar çoğunluk. Doğu Türkistanlılar sadece yüzde 13.
Rabia Kader’in olayları kışkırttığı yalan
Türk Solu: Çin Devleti olayları Rabia Kader’in ve dış güçlerin kışkırttığını ileri sürdü. Bu mümkün mü?
Rıza: Rabia Kader ne diyor biz bilmiyoruz ki. Duyalım sonra da isyan edelim. Rabia Kader “Hür Asya” isimli bir radyoda konuşma yapıyor. Bu radyo Çin’de yasak zaten, frekansı engelli… Dinleyemiyoruz.
Türk Solu: Yani eylemlerin başlayacağını önceden bilmiyordunuz.
Meryem: (Gülerek) Nümayişleri önceden bilmeyi bir yana bırakın, ben başladığı zaman bile ne olduğunu anlayamadım.
Türk Solu: O dönem Çin’in verdiği isimle Sincan Özerk Bölgesi’nin eyalet başkanı Uygur kökenli Nur Bekri’ydi. Onun Uygur Türklerini korumak için bir girişimi oldu. Bir yararı dokundu mu?
Rıza: Nur Bekri’nin hiçbir yetkisi yoktur. Çin’de esas yönetici Komünist Parti’nin eyaletin sekreteridir. O da her zaman Çinli olur. Nur Bekri sadece kukla… Sadece 6 Temmuz akşamı televizyona çıktı. Suratı asık, kapkaraydı. Sanki kendisi de korkmuş gibiydi. Ama konuşmasını Çince yaptı. Sadece göstericileri tehdit etti ve “tüm karışıklıkları yurtdışındaki Rabia Kader çıkardı” dedi. İlham Tohti isimli çok değerli bir aydınımız, kendisi profesör, bu konuşmayı eleştirdi. “Uygurbiz” isimli bir internet sitesi vardı. Daha sonra o da tutuklandı eylül ayında. Sonra serbest bırakıldı. Şimdi yine cezaevinde, müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Türk Solu: Doğu Türkistanlılara yapılan bu zulümlere ve İlham Tohti gibi aydınların tutuklanmasına Çinli aydınlardan hiç tepki olmadı mı?
Rıza: Tepki veren az sayıda oldu. Bir Çinli aydın Pekin’de akademideki bir toplantıda yaptığı konuşmada, Uygur Türklerinin isyanının Çin’deki demokrasi için çok önemli bir şans olduğunu belirtti. Çinlilerin aşırı milliyetçi olduğu Çin Devletine ve Çin Komünist Partisi’ne muhalefet yapmadığını ancak Uygur Türklerinin isyanı büyürse bu durumun değişebileceğini savundu.
“Seni ihbar edeceğim”
Meryem: Ben tersi bir örnek vereyim. Urumçi’deki üniversitede pek çok Çinli arkadaşımız var. Ama hiçbiri bize yapılan haksızlıklara karşı çıkmadı. Çinli bir kız vardı. Kafasında çok eskiden Komünistlerin giydiği kızıl yıldızlı partizan şapkasıyla okula gelmişti. Film çekilmiş. Orada bu şapkayla figüran olarak rol almış. Şapkayı kafasından çıkarmadan sınıfa gelmişti. Ben “neden giyiyorsun bunu, bu çok eski, modası geçmiş, hem çirkin olmuş” demişti. Kız ise bana “biz sizi kulluktan, zulümden bu şapkalarla kurtardık, eğer biz sizi kurtarmasak hep geri kalırdınız” dedi. Ben ise ona “siz buraya gelmeden önce bizim devletlerimiz vardı. Karahanlılar’dan beri sayısız devletimiz var” dedim. Tek tek bayraklarını gösterdim. Kız bana çok sert tepki gösterdi: “Senin kafan problemli sen bize karşısın, seni polise söylersem seni hapse atarlar.” Yani ilk tartışmada hemen polise ihbar etmekle tehdit ediyor.
Türk Solu: Şu anda siz Doğu Türkistan’da değilsiniz. Oradaki durum şu anda nasıl? Daha mı sıkı? Baskılar azaldı mı arttı mı? Halkın tekrar protesto gösterileri yapma veya isyan etme, ayaklanma olasılığı var mı?
Meryem: Temmuz olaylarından sonra her şey daha iyiye değil daha kötüye gitti. Çok daha fazla baskı var. Kimse artık siyaset konuşmuyor. Umutsuzluk var. Çok sert kontroller var. Benim annemin evi Kaşgar’dan sadece 12 km uzaklıktaki başka bir ilçede. Gazze’yi biliyorsunuz. Aynen onun gibi. 12 km’lik yol için tam iki kere kontrol noktası var. Otobüsteysen herkesi otobüsten indiriyorlar. Arabadaysan arabadan. Kimlikleri topluyorlar. Tek tek sorguluyorlar. Her gün girip çıksan bile, polis artık seni ezbere bilse bile yine de aynı kontrol kuyruğuna giriyorsun. Kimliğin yoksa orada kalıyorsun. Biri sana kimlik getirmezse seni bırakmıyor polis. 2009’dan itibaren 7 yıl geçti ama bu kontrol ve baskılar hâlâ devam ediyor. Hatta artıyor. Benim anam 60 yaşında bir kadın. Türkiye’de de giyiliyor. Görmüşsünüzdür. Yaşlı kadınlar uzun manto gibi bir elbise giyiyor. Çarşaf değil, sadece manto. Şimdi bu mantoyu bile yasakladılar. Başında böyle benimki gibi yazma var. Yaşlı kadın. Ona bile karışıyorlar. Şimdi Komünist Parti okulları açtılar tekrar. Adı okul ama herkesi toplayıp propaganda yapıyorlar. Şu gericilik, bunu yapmayın, bunu giymeyin. Çin’in hiçbir yerinde böyle parti okulları, kampları kalmadı. Çok eskiden 60’larda, 70’lerde varmış. Çinlilere hiçbir şekilde böyle bir uygulama yok artık. 2009’dan sonra bütün Doğu Türkistan’da böyle okullar açtılar.
Çok gencimiz ölecek, 
çok korkuyorum
Türk Solu: Tüm bunlar sizce gençlerde yeni bir öfke ve isyan dalgası başlatmaz mı?
Mustafa: Gençler yok ki. Çoğu hapse atıldı. Okuldan atıldı.
Meryem: Sürekli yeni şeyler bahane ederek tutukluyorlar gençleri. Benim erkek kardeşim var. Çok heyecanlı 1996’da protestolara katıldı. Tutuklandı. Sonra bırakıldı. Sonra 2000’li yılların başında yine aldılar. Yine bıraktılar. 5 Temmuz olaylarından sonra da bir müddet tutukladılar. Rahat vermiyorlar.
Rıza: Çin’de tutukluluk çok kötü bir süreçtir. Tutuklanıp iki yıl boyunca hapiste kalan, hiçbir suçlamayla karşılaşmadan, mahkemeye çıkmadan, dışarı bırakılanlar bile var. 8 kişilik hücrelere 20 kişi atıyorlar. Günde sadece iki kere bir bardak su ve bir mısır keki veriyorlar. Gençlerimizin bir kısmını ise asker gibi gençlik örgütüne aldılar. Her gün sabah erkenden koşmaya başlıyorlar. Talim yapıyorlar. Sonra akşam evlerine gidiyorlar. Hiçbir dönem böyle uygulamalar olmamıştı. Ben görmedim.
Meryem: Size bir örnek vereyim. Üç kişi evde konuştu. “Peygamber efendimiz böyle demiş” diye. İçlerinden biri muhbirse ve gidip şikayet ederse, tutuklanabiliyorsunuz. İnsanları tehditle muhbir yaptılar. Şimdi herkes birbirinden korkuyor. Çok komik bir olay anlatayım. Bir din hocası 2004 yılında “çok alkol içtiği için ölen kişi Müslüman kabul edilmez” demiş güya. 2015’te biri onu ihbar ediyor. 11 yıl sonra bu sözü için tutuklandı. 11 yıl sonra nasıl olur böyle bir şey olur?
Tekrar bir patlama olacak mı? Tekrar gençlerimiz isyan eder mi? Bilemiyorum ama ben çok korkuyorum. Çok genç ölecek. Yine biz mahvolacağız.


Bu yazı 282 kez okundu.

Türk Solu
SON EKLENENLER