• Cumartesi, Nisan 29, 2017

Bir AKP riyakârlığı: “Şehit olmak bize de nasip olsun”

ozan
Genç Türk
Aralık26/ 2016

İnsan gerçekten
 hayret etmiyor artık
Beşiktaş Vodafone Arena’da polisimize ve hemen ardından Kayseri’de çarşı iznine çıkan silahsız askerlerimize yönelik bombalı saldırılar sonrası yürek yangınımız sönmemişken; bu satırları yazdığım sırada El Bab’da 14 askerimizin daha şehit düştüğü haberini almış bulunuyorum.
AKP zilleti ülkeyi öyle bir noktaya getirdi ki, gündem denen girdabın içinde bıyığı terlememiş hangi ere, kız istemeye gün sayan hangi polise ağlayacağımızı şaşırdık. Birinin Fatiha’sı bitmeden öbürünün haberi geliyor. Gecekondu kapısında üniformalı gören baba “Fatih mi, Ferhat mı” diye sorarken sadece bakakalıyoruz. Şaşırmaz, hayret etmez olduk. Şaşıracak bir şey kalmadı çünkü.
Standart prosedür
İlk olarak sosyal medyada yayılan haberle sarsılıyoruz. Sonra standart prosedür işliyor. Akşamki patlama ortalama en az bir saatlik bir gecikmeyle televizyonlara düşüyor. Sabit bir yaralı rakamı ve saatler boyu tekrar eden aynı bilgi. Sabahın ilk ışıklarına kadar bilanço ilan edilmiyor, çünkü adaletsiz adliye saraylarında ambulans şoföründen daha atak davranan nöbetçi yayın yasağı memurları duruma el koyuyorlar.
Sabahleyin, “hakimliğin” cevazı ve RTÜK’ün besmelesi eşliğinde, belli bir oranı ağır yaralı listesinde gösterilen kısıtlı bir şehit rakamı servis ediliyor. Artık kontrollü bir Kuzey Kore tipi iletişim yönetimiyle Türkiye şehitlerine ağlayabilir!
İki ilâ beş gün süresince olayın sıcaklığı (ne demekse artık) düşerken, ağır yaralı listesindekiler de birer birer listeye ekleniyor ve seyrek hatırlatılan haber başlıkları arasında hayatımız normal (!) akışına sevk ediliyor.
(Bu prosedür, 7 Haziran 2015 seçimlerinin hemen ardından devreye sokulmuştur. Bundan önceki Açılım/Çözüm süreçlerinde işletilen “şehit gizleme” politikasının medya uygulamaları farklıydı.)
Şehadete ne oldu?
Kendini ispatlamış hemen her kültürde, genelin iyiliği uğruna hayatını kaybedenler için şehitlik ve dengi başka kavramlar var. Buna ister toplumun diri tutulması deyin, ister geride kalanların hayata tutunma avuntusu deyin. Şehit adıyla baş tacı edilen, adı ihtimamla anılan, hatırası yüceltilerek canlı tutulan bireyler vardır. Bu yolla ölenler idealize edilir, ailelerine sahip çıkılır, anıtları dikilir, adları çeşitli yapılarda yaşatılır vs. Sonuç olarak, yeri doldurulamaz olanın kaybı, büyük bir anlam zenginliğiyle motive edici manevi bir yarar haline getirilir. Bir arada yaşamak, bir olmak iddiasını – önce kendine – kanıtlamak için gerçek bir ulusun bunu becermesi gerekir.
Gelgelelim, bu ülkede her kavram gibi şehitlik kavramı da ifrattan, suistimalden, siyasi ranttan payını almış durumda. Yaşadığımız kavram kargaşasında en üst sırada bulunan şehadet, 15 Temmuz’dan sonra hepten tanınmaz hale geldi. Türkiye’de artık resmen iki sınıf şehit var. Birisi sıradan, Nefes filmindeki 45 saniyelik şehit. Öbürü ise, reklam panolarında, televizyon ekranlarında, metroda, okulda, camide, kahvehanede, parkta, her yerde gözünüze sokulan, tek tek adları ezberletilen, belgesel üstüne belgesel çekilen, konferans üstüne konferans düzenlenen, ailesine bağlanan maaşı bile farklı ve dolgun olan Yeni Türkiye’nin yeni şehidi.
Beş yıldızlı otel gibi çalışan, reklamlarına bakınca “keşke ben de kanser olsam” dedirten özel hastaneler gibi, AKP de şehitlik algısını değiştirdi. Bütün kitle iletişim araçları bu yönde kullanılıyor. 14 yıldır azdırılan terörle verdiğimiz kayıplar, AKP’nin uzun soluklu misyonunun bir yüzü. Yanısıra yürütülen diğer misyon, Türk milletine ruhunu kaybettirmek. Bu uzun sürecin sonunda, Başkomutan iddiasındaki zat, geçen yıl pervasızca “Ne mutlu şehit ailesine” diyebiliyordu. Beşiktaş’taki saldırının ardından ise, Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki, ziyaret ettiği polislere “nasipse inşallah siz de şehit olursunuz, ben de şehit olurum” dedi ve zırhlı Mercedes’iyle ve eskortlarıyla ve korumalarıyla oradan ayrıldı.
Kuşkusuz, bu yoğun propagandanın temel sebebi, oluşacak tepkiyi sıfıra indirmek. Çünkü AKP’nin 14 yılına zillet denmesinin asıl sebebi, asker ve polisin çoğunlukla savaşmadan katledilmesi. Ölenler, vatan ve milleti uğruna ölemiyor. Pisi pisine katlediliyor.
Her patlamadan sonra güvenlik zaafiyetinin olmadığını iddia edip istifa mekanizmasını asla çalıştırmıyorsanız güvendiğiniz bir şeyler vardır. Yaydığınız ruhsuzluk gibi…
Amin inşallah!
Her fırsatta şehitlik övgüsü yapan Tayyip Erdoğan’ından hükümetine, AKP’li vekilinden belediye başkanına, anladıkları dilden mukabele edelim OHALde;
Ey Tayyip Erdoğan ve ailesi ve cümle akraba hısmı,
Ey AKP ve ahalisi, anası, danası,
Ey cümleniz!
Madem şehitlik Peygamberliken sonra en büyük makam; madem şehit olan için Yüce Allah’ın cenneti hazır, madem şehidin yeri cennette baş köşe, madem şehitlik büyük mutluluk kaynağı…
Allah hepinize en güzelinden, en kutsalından şanlı, şerefli şehadetler nasip etsin. Öyle şehit olun ki, cennet pınarlarından mütemadiyen avuçlarınıza bal kaymak aksın. Şehadetiniz öyle güzel, öyle anlamlı olsun ki, biz sefil yaratıklar o mübarek naaşlarınızı hûşû içinde yıkarken sizler cennetin sonsuz saadetiyle bizlere acıyarak bakın. Kupon arazi neymiş? Dolar neymiş? Altın neyin tenekesiymiş? Cennet yahu, cennet!
Allah’ımdan en büyük dileğimdir. Hemen! Hemen şimdi topunuz şehit olun ve bizi bu geçici, basit, dünyalık dertlerle, bu acınası hayatımızla başbaşa bırakın. Size öyle hayran kalır, öyle minnet besleriz ki, – Kaçak Sarayınız kadar ihtişamlı olmasa da – memleketin en güzide köşesinde şanınıza yaraşır kabristanlar diker, duadan tilavetten de eksik etmeyiz. Allah’ın cenneti ruhlarınızı, aklınıza gelen gelmeyen en mukaddes zevklerle donatsın.
Ne o?! Birden çark eder gibi oldunuz. Siz zaten reisiniz gibi çark etmeyi “çok iyi bilirsiniz.”
Ozan Pekgöz


Bu yazı 44 kez okundu.

Genç Türk
SON EKLENENLER