• Cumartesi, Mayıs 26, 2018

Bir oyun izliyoruz…

sevim
Sevim Tural
Aralık12/ 2017

Uzun zamandır gösterimde olan bir oyunun dördüncü bölümünü izlemek için bir öncekilerde olduğu gibi yakın uzak demeden yollara düştük.
Yollar hiçbir şey değil mesele salonda yer bulmak.
Davetiye yok, bilet yok; bilet bulsak karaborsa bile olsa alacağız. Öyle de değil. Zar zor da olsa bizlere özel bir veya iki kişi girebiliyoruz.
Bu oyunu başından itibaren izliyoruz. Burada bize düşen hasret var, kavuşma var, beklenti var sonunda ayrılık var.
Aslında oyunun sonu da belli ama izlemek lazım. İhanet boyutunu görmek lazım.
Yapımcılar için çok çok önemli bir oyun, çok büyük bir bütçe ayrılmış. İnsan gücü, insan emeği insan onuru harcanmış da harcanmış. Yönetmenler bu zor görevi üstlenmiş, belli ki sonuna kadar götürecekler. Yapımcılar yine de çok kişinin izlemesinden yana değiller. Onlar kendi iletişim araçları ile halka izletebiliyorlar… Bu konuda haksızlık etmeyelim. Bu çeşit oyunların çeşitli versiyonlarını bizlere defalarca izlettirdiler.
Bu oyunu da bizlere bölüm bölüm zaten izlettiriyorlar, daha çok izleyeceğiz.
Bu son gösteriyi yerinde izlemek için kalabalığın arasından itiş kakış koşarak salona giriyorum… Benim gibi içeri girebilen az sayıda izleyici var.
Sessiz, sakin, merakla ön sıralara, oyunculara bakıyorum.
Yönetmenler hazırlar; ciddiler, dikkatliler, uyum içindeler.
Birkaç tane başrol oyuncusu var, sözleri beden dili ile uyuşuyor. Yine de çok iyi değiller.
Figüranlar çok fazla, çok da acemiler. İçlerinde biraz daha tecrübeliler var ama onlar da çok iyi sayılmazlar. Zaten iyi oyuncu olsa burada olmaz başka bir oyunda olabilirlerdi.
Aralarında bir kişi var. Yapımcı değil, yönetmen değil, oyuncu değil, figüran değil.
Bu oyunda ne işi var?
Hiçbiri ile benzeşmiyor, uyuşmuyor.
Hep devrimci bir tavır sergiliyor.
Hatta bir önceki gösteride yönetmenleri “Devrimci olun” diye uyarıyordu.
Yapımcılar, yönetmenler her zaman doğru bir iş yapacak değiller, bu defa gerçekten yanılmışlar.
Bu oyuna dahil olur, kaynar gider diye düşündükleri bir devrimciyi farklı bir kesime de tanıtmış, sevdirmiş, kahramanlığını göstermiş oldular.
Oyun içinde oyun tutmamış.
Yönetmenlere “Devrimci olun” derken, bu onlara verilen bir değer, bir payedir aslında.
Maalesef olamadılar.
Bu gösterimde ise sadece bir hatırlatma geldi:
“Ben sizden bir şey istemiyorum. Görevinizi yapın yeter.”
Bu oyunların her gösterimine bir devrimcinin sözleri ve duruşu damga vurdu.
Bir devrimci burada olamazdı. Yapımcılar yanlış yaptı.
Bugün işini yapamayanlar, iyi düşünün yarın yapacağınız bir iş kalmayacak, daha önceki oyunlarda görmediniz mi?
Oyunun finalini bundan sonraki gösterimde izleyeceğiz.
Bu oyunun kahramanı şüphesiz işini korkusuzca yapan Gökçe Fırat olacak.


Bu yazı 166 kez okundu.

Sevim Tural
SON EKLENENLER