• Çarşamba, Temmuz 18, 2018

Cengiz Han’ın en büyük komutanı: Yiğit Subutay

erkan-karaarslan
Erkan Karaarslan
Şubat07/ 2018

Batılıların,
 Subutay sansürü
Yayımladığı tarih kitaplarıyla yayın hayatına yeni bir soluk getiren Tarih ve Kuram Yayınevi; Kanada Askeri Kraliyet Koleji profesörü Richard A. Gabriel’in “Yiğit Subutay” kitabını yayımlayarak, bilinmeyen bir döneme ve bu dönemde yaşamış olan dünya savaş tarihinin en yetenekli komutanlarından Subutay’a ışık tutuyor.
Kitabın yazarı Gabriel, Batılı tarihçilerin Subutay’ı bilinçli olarak sansürlediklerini söyleyerek, savaşlarıyla tüm Batı tarihini şekillendiren Komutan Subutay hakkında yazılı kaynak sayısının bu kadar az olmasının “tuhaf” olduğunu belirtiyor. Bu “tuhaflığın” sebebi ise aslında açık. Yurdundan binlerce kilometre ötede, her seferinde kendisinden daha kalabalık olan Batı ordularını her seferinde yenmiş bir komutanı görmezden gelmek, kendi utançlarını bir nebze unutturuyor!
Gabriel, Subutay’ı o kadar çok önemsiyor ki, ABD Harp Akademisinde görev yaptığı dönemde, Subutay’ı ders olarak okutuyor; Subutay’ın savaşlarda kullandığı taktik ve stratejiyi ABD subaylarının mutlak biçimde öğrenmesi gerektiğini belirtiyor. Gabriel’e göre Moğol Savaş Doktrini günümüzde bile faydalanılacak çok önemli dersler içermekte.
Kitap, sadece Cengiz Han ve O’nun en önemli kumandanı Subutay’ı anlatmakla kalmıyor; tarihin en başarılı ve vahşi ordusunu kuran Moğolların yaşantısını, Moğolların kendi içlerindeki iktidar mücadelesini, Moğollar ve “dış güçler” arasındaki bitmek bilmeyen kavgayı da çarpıcı biçimde anlatıyor.
Subutay’ın, Timuçin’e
 tutkuyla bağlılığı
Komutan Subutay’ı önemli kılan ve hızla yükselmesine sebep olan şeylerden en önemlisi, “Cengiz Han’ın henüz Cengiz” olmadığı, adının Timuçin olduğu dönemde bile liderine karşı büyük bir sadakatle bağlı olması. Kazanan orduların askeri çok olur ama Timuçin henüz kendi ayaklarının üzerinde durmaya çalıştığı ve Moğolları birleştirmek istediği dönemde çok da kalabalık olmayan bir ordunun başındadır.
“1203 senesinde Camoka ve Oga Han, Timuçin’in ordusunu bozguna uğrattığında, yalnızca birkaç subay Timuçin’in yanında kalır ve sadık Subutay da kalanların arasındadır. Kaybeden lideri terk edip, yeni yer arayışına girmek bir Moğol geleneğidir. Timuçin, bu en karanlık zamanında yanında olanları asla unutmaz.”
Sadece 3 sene sonra Timuçin bu sefer başarılı olur ve Moğollar tüm iç düşmanlarını ortadan kaldırırlar. Böylelikle “çadırları keçe ile korunan insanlar” olarak tanımlanan Moğol insanlarının güvenliği ve birliği sağlanmış olur.
Artık “dünya”, adı değişerek “Cengiz” olan bu hükümdarla tanışmaya hazırdır. En zor günlerinde onun yanında olan Subutay ise Komutan Cebe ile birlikte yeni Moğol ordusunun ilk “örlög”leri olarak atanırlar. “Örlög”ün sözlük anlamı “kartallar”dır ancak askeri idare terminolojisindeki karşılığı Feldmareşal Rütbesi’dir.
Cengiz Han ülkenin tek hükümdarı olmasına rağmen, “İki komutanın, Cebe ve Subutay’ın, toplayabildikleri kadar büyük bir orduyu yönetmelerine izin verin.” emrini vererek, bu iki örlögün önünde büyük bir hareket alanı sağlar.
Subutay: Hayal gücü yüksek bir komutan
Moğolların askeri başarısının temel sebeplerinden birisi de budur. “Yasa’ya uymayanın kafası gider” şeklinde ifade edilen Moğol yasalarına herkes uymakla yükümlüdür. Hükümdar Cengiz Han’dır ancak, komutanların da kendi inisiyatifleri vardır. Her komutan da kendisini ispatlamakla yükümlüdür.
Oysa Subutay’ın askeri geçmişi çok da parlak değildir. Bozkırın çocukları olan Moğollar üç yaşında ata binmekte, beş yaşında at üzerinde ok atabilmektedirler. Oysa Subutay’ın babası demircidir ve ailesinden bu türlü bir askeri eğitim almamıştır. Ancak Subutay’ın, Cengiz Han tarafından fark edilen yüksek bir “idrak kabiliyeti” vardır ve Gabriel’in ifadesiyle Subutay’ı şekillendiren şey “Harp meydanlarında kazandığı deneyimler değil, eğitimidir.”
Subutay, Cengiz Han’ın güvendiği askerlerden biri olan ağabeyi Çelme aracılığıyla savaş toplantılarına katılmış ve komutanların tecrübelerinden faydalanmıştır. Subutay’ı ön plana çıkaran şey askeri bir fiziksel dayanıklılık değil bu toplantılarda geliştirdiği “askeri zeka”sı olmuştur.
Bu “zeka” ve farklı düşünme biçimi yıllarca sürecek zaferlerde Subutay’ın en büyük yardımcısı olmuş, en zor anlarda bile ordusunu koruyacak bir yöntem bulmayı başarmıştır. 73 yaşında öldüğünde, “32 ulusu fethetmiş ve 65 meydan muharebesinden başarıyla çıkmış” büyük bir komutandır.
Cengiz Han’ın kurduğu büyük imparatorluk dünyayı yönetmiş, bu imparatorluğun fetihlerini de Komutan Subutay yapmıştır. Subutay, Cengiz Han’la birlikte Çin seferine çıkmış, ardından da doğuda Harezmşahlarla yapılan savaşı bizzat komuta etmiştir.
Subutay’ın Batı seferi
Savaşın kazanılmasının ardından yurduna dönmek yerine Cengiz Han’dan izin isteyip Hazar Gölü’nün kuzeybatısına yönelerek, yeni bir keşfe çıkmak istemiştir. Cengiz Han kendisine üç senelik bir izin vererek bu sürenin sonunda yurda dönmesini istemiştir.
Subutay’ın bu seferi, Gürcü ordusuyla karşılaşması ve onları yenmesi, Rusya’nın içlerine doğru başlayacak yeni seferlerin habericisi olmuş böylece sonu Doğu Avrupa’da bitecek bir Moğol yayılmasının temelleri bu dönemde atılmıştı.
Moğolların temel savaş stratejisi ele geçirdikleri yerleri tamamen yok etmek üzerineydi. Oysa ele geçirdikleri yerlerdeki insanları tamamen öldürmek Moğolların hayatta kalmasını sağlayan bir zorunluluktu. “Şehirlerin ayakta kalması Subutay’ı tehlikeye sokardı” çünkü Moğollar çekildiklerinde yerlerine yeni kaleler inşa edilip, yeni ordular geliyordu.
Moğolların en büyük gücü: Savaş taktiği ve istihbarat
Bu orduların birleşmesini engellemek Moğolların temel askeri taktiği olup, bütün seferler bunun üzerine kurulmuştur. Subutay, çok geniş bir istihbarat ağı kurmuş ve gideceği yeni yerler hakkındaki bilgileri önceden toplamaya çalışmıştır.
Bu istihbarat ağı sayesinde keşfedilen yeni yerler hakkındaki raporlar, Cengiz Han’a iletilmiş ve dönemin çok ötesinde bir haberleşme ağı sağlanmıştır. Haberleşmenin dışında Moğol ordularına düşmanları karşısında en fazla avantaj sağlayan şey Moğol Ordusu’nun hareket kabiliyetidir. “Subutay’ın liderliğindeki Moğol orduları daha önce hiçbir ordunun yapamadığı manevraları yaparak hepsinden daha hızlı hareket etmiş ve daha uzun mesafeler kat etmiştir.”
Elbette hızlı ve dayanıklı atların varlığının yanında savaş meydanındaki taktiğin doğru olması belirleyicidir. Subutay, karşılaştığı düşman kalelerini fethetmekte acele etmemiş, gözünü kör edecek bir saldırı düşüncesinden de uzak durmuştur. Karşılaştığı bütün orduları yenen bir komutan olarak, hırsına yenik düşmemiş; bazı zamanlarda da geri çekiliyormuş gibi yapıp düşmana ölümcül darbeyi vurmuştur. Moğol Ordularının stratejisi düşmanla açık alanda çarpışmak, açık alanda yapılan savaş esnasında düşmana en az iki yönden saldırarak, düşmanın kafasını karıştırmak oluyordu. Saldırırın nereden geldiğini anlamayan düşman dağılıyor ve birliği bozuluyordu.
Sadece kılıcın gücü de değildi Subutay’ı güçlü yapan. Seferlerde mutlaka diplomatlar bulunduruluyor, önceden gelen istihbaratlar üzerinden diplomasi de bir fırsat olarak kullanılmaya çalışılıyordu. Elbette diplomasinin de kullanılma sebebi düşmanı kendi içinde bölmek ve daha rahat biçimde saldırabilmek oluyordu.
“Yiğit Subutay” sadece askeri savaşların anlatıldığı bir kitap değil. Savaşların dışında da göçebelerin yaşamları, inançları çok güçlü bir biçimde tasvir ediliyor. Paganların, Moğollardan korunabilmek için Hıristiyan derebeylerine sığınmaları; Avrupa derebeylerinin kendi içlerindeki çatışmalar, feodal yapının Avrupa’yı Moğollara karşı nasıl da güçsüz bıraktığını anlatıyor Gabriel’in eseri. Ve elbette Ruslar… Bugün emperyal bir güç olmaya çalışan Rusların yüzyıllarca süren esaretini de bu kitapta bulabiliyorsunuz. Bir dönemi anlamak için önemli bir kaynak…
NOT: Tanıtım için göndereceğiniz kitaplarınızı, Menekşeli Sok. No:16 Levent, Beşiktaş/İstanbul adresine kargolayabilirsiniz. (e-posta: [email protected])


Bu yazı 372 kez okundu.

Erkan Karaarslan
SON EKLENENLER