• Perşembe, Mayıs 25, 2017

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Seçim Koordinasyon Merkezi Başkanı Erdal Aksünger’le söyleşi “Hayır bitmedi
Atı alan Üsküdar’ı geçmedi.”

erdalaksunger
Ali Özsoy
Mayıs15/ 2017

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Seçim Koordinasyon Merkezi Başkanı Erdal Aksünger’le ile 16 Nisan Referandumu sonuçları erdalaksunger1ve seçimdeki şaibeler üzerine görüştük. Söyleşiyi Genel Yayın Yönetmenimiz Ali Özsoy ve Yayın Kurulu üyemiz Kaya Ataberk gerçekleştirdi.
Son iki yılda seçimler için çok güçlü bir ekip kurduk
TÜRKSOLU: Bu seçime hile ve şaibe damga vurdu. Daha önceki seçimlerin tersine bu seçimlerde bütün parti genel başkanlarından çok medyada siz vardınız. Çok sert ve iddialı açıklamalar yaptınız. Karşı cephe ilk başta bulandırmaya çalıştı, yenildiler, bağırıyorlar, çağırıyorlar dedi ama ilginçtir AKP bu defa iddialar karşısında sessizliğe gömüldü. O gün saat saat neler olduğunu çok kısa anlatabilir misiniz?
ERDAL AKSÜNGER: Biz zaten çok uzun zamandır, 2015 yılından beri hem 7 Haziran’da hem de 1 Kasım’da daha önce yaşanmış olan bütün sorunların hepsini hiyerarşik olarak düzene sokmuştuk. 2014’ün sonunda ben Genel Merkezde bu görevi aldım. Daha doğrusu o zaman başdanışmanlık görevindeydim. Özellikle 2014 yerel seçimlerinde yaşanan sıkıntılar ve ondan önceki seçimler de dâhil olmak üzere hâkimiyet kuramamak gibi bir problemle karşı karşıyaydık. Çok rasyonel yaklaşımla ben birçok insan ile birlikte oturduk bunları nasıl yapabiliriz diye çalıştık.
İlk önce bir altyapıyı değiştirmemiz lazım. SEÇSİS üstünde de çok büyük manipülasyon olduğu için iyi bir altyapıya ihtiyaç vardı. SEÇSİS benzeri bir sistem kurduk aslında o dönemde. Ama o da yetmiyordu. Çünkü alanlarda da bunu konsolide etmen lazım. Sandık başlarında ve diğer konularda. Çok ciddi bir gönüllü ekibiyle çalıştım. 500’e yakın kişiyle gerçekleştirdik bu projeyi. 7 Haziran seçimlerinden önce YSK ile çok atıştığımız konular olmuştu. 1 Kasım’da da yine buna benzer sıkıntılar oldu ama biz seçime hâkim olduk bu dönemde. Çünkü 2014’e baktığımızda üçüncü dördüncü günün sonunda %40-50’den fazla ıslak imza toplanamıyordu. İtiraz edeceğiniz doneler de yoktu. Ama o günün akşamında % 80 küsura ulaştık. Her geçen gün tecrübelerle de bu oranı artırdık.
1 Kasım’da bunu daha da yukarı taşıdık. Çünkü sadece biz etkin olduğumuz yerlerde seçim yönetmiyoruz, Türkiye’nin her yerinde seçim yönetiyoruz. O yüzden belli sivil toplum kuruluşları, demokratik kitle örgütleri ve partilerle de bazı paslaşmalar yaptık. Bu kesinlikle olmak zorunda çünkü konsolide etmek için bunlar gerekli.
Seçimden önce oradan başladım çünkü o güne geleceğim.
SEÇSİS hilelerinin 
önüne geçtik
TÜRKSOLU: Gönüllü dediğiniz insanlar kim?
ERDAL AKSÜNGER: Bu 500 kişilik gönüllü, CHP’ye bizim çağrımızla başvuran gönüllü insanlardır. Bunlar bizimle birlikte 5-6 ay çalışan insanlar. Bunların içerisinde mesela bir çekirdek kadro var 20 kişiden oluşan. Bu 20 kişi aslında on binlerce insanı yönetebilecek olan bir yapıyı kurabilme yeteneğine sahiptiler. Başında da benim yardımcılarımdan yine gönüllü bir arkadaş vardı. Bu piramit şeklinde bir yapı kurduk. Aslında bu bir tez konusu olabilir.
TÜRKSOLU: Buna aslında 2014 yerel seçimlerinden sonra başladınız değil mi?
ERDAL AKSÜNGER: Evet, ama uygulama 2015’te. Bu referanduma gelirken de aslında 2016’nın zaten 11. ayından itibaren bunlar dinlendirilmeye başlanmıştı. 16 Nisan kesinleştikten sonra da hummalı bir çalışmaya başladık. YSK ile yaptığımız toplantılarda özellikle o dönemde manipülasyonlar olma ihtimali olan sosyal medyada konular vardı. Bunlardan bir tanesi SEÇSİS devreye giriyordu ki, biz aslında onu ispat etmiştik. SEÇSİS’le ilgili bir sistemin benzeri bizde bir yapı var. Üstelik ondan karmaşık bir yapıyı yönetiyor bizdeki. 971 tane ilçemizde online çalışan bir veri tabanı kurduk. Yani internet tabanı var ayrıca bir seçim takip sistemimiz var. Bu sistemimizde hem sandık başlarından önlerinden de akıllı telefon veya internete bağlanabilen cihazlarla bu sisteme giriş yapabiliyorsunuz. 300 bine yakın kişiye biz burada şifre veriyoruz. O şifre ile sandık başlarında dahil yapılabiliyor. 971 ilçenin ilçe merkezlerinde de herkes bilgisayar başına oturduğunda her şeyi online yapabiliyor. Hem veri transferleri vardı, hem de seçim yönetme transferleri vardı.
Seçmeni de
kontrol etmek gerekiyor
İlk önce seçim sadece güvenlikten ibaret değil. Çünkü seçmeni de kontrol etmen gerekiyor. Bizdeki sistemde öyle bir şey vardı ki, bir kişinin TC kimlik numarasını girdiğinizde yetkili olan örgütümüz, o kişinin 5 seçimdir nerede oy kullandığını, nereye hareket ettiğini görebiliyor. Mahalle mahalle, sokak sokak, demografik yapılar çıkarılıyor, kim kiminle akraba gibi bilgiler bu veri tabanında var. Müthiş bir yönetim tabanı var.
15 Ocak itibariyle bir liste almıştık bütün Türkiye’nin seçmen listesini. O seçmen listesi üzerinde tüm örgütlerimize gidip gelen seçmenleri atabiliyoruz. Bunlar sizin mahallenize gelmişler, şunlar gitmişler şeklinde.
Seçmen listelerine 400-500 bin itiraz yaptık
Bir ay süre vardı orada. Çünkü Şubat’ın 16’sı ile 28 Şubat arasında muhtarlık asıl listeleri çıkaracağı için itirazlara hazırlıklı olmak gerekiyordu. O zaman işte itirazlar da yapıldı 400-500 bin aslında itiraz sonuçlandırdık onunla ilgili. 10 Mart’ta da listeler kesinleşti, daha sonra seçime gittik.
Giderken bir sürü manipülasyonları biz YSK’da yaptığımız toplantıda anlattık. Dedik ki, bakın bugün sosyal medyada yürüyen şöyle bir şey var; bu evet-hayır pusulalarının üzerine evet mührü basılma ihtimali var. Onlar da kesinlikle böyle bir şeyin olmayacağını söylediler, hatta güldüler. 400 bine yakın da mühür yapıldı. Neden 400 bin? 167 bin sandık var ama her sandığa bir yedekle birlikte yapılıyor. Bunlar da oy pusulalarından fazlası. Oy pusulaları da seçim kanunuyla alakalı olarak fazla basılıyor. Onlar da yanlış, hani milletin anlattığı şeyler. Sonra SEÇSİS üzerine yaptığımız organizasyonlar zaten başarılı. Eksiklikleri de hallettik. Oraya da adamlar da koyduk.
TÜRKSOLU: Yani şehir efsaneleri üzerinden değil, gerçekler üzerinden gidiyorsunuz.
ERDAL AKSÜNGER: Kesinlikle. Öyle şeylere bakmadık. Anlattıkları şeylerle millet çok başka yere getiriyorlardı. Belki geçmişle ilgili konuları ben burada olmadığım için bir şey diyemem. Ama biz realite üzerinden yürütüyoruz. Ben icraat adamıyım, konuya realist yaklaşırım. O bağlamda biz YSK’yla yaptığımız toplantılarda tüm bunların hepsini konuştuk. Konuşmasak diyeceğim ki bilmem ne oldu falan. Oyları, oy pusulalarını, nasıl yapılacağını, eğitimleri, sandık nasıl yönetilecek, hepsini konuştuk. Evet mühürleri kesinlikle tercih mühürleri olacak.
Seçim günü sabahleyin günlerce uykusuz kalınan bir süreçti. Burada bizim seçim koordinasyon merkezimiz var. Yüz küsur kişi oturuyor orada. Ayrıca çözüm masalarımız var. 150 adam orada oturuyor, 100 küsur kişi illeri bölüşüyor, üç büyük şehri başkaları alıyor, tüm dinamiklerden veriler akıyor. Aktığında bizim sistemde o veriler YSK’dan veri geldiğinde bizim sandık başlarından aldığımız verileri otomatikman kontrol ediyor. Eğer bir yanlışlık varsa sistem kırmızı, turuncu diye ayırıyor ve burayı tekrar gözden geçirin, şurada hata var veya hile var deniyor. Buna benzer bütün algoritmalar üzerinde çalışıyor.
İnsanlar burada sabahın 05.30’undan başlayarak, bir kısım da sandık kontrolü için öğleden sonra geliyorlar, hummalı bir çalışma yapıyorlar. İki saatte bir de değişim oluyor. Buradan yola çıktığımızda her şey sabahın sekizinde saat 05.30’da göreve başladığımızda 05.58’de YSK tüm sandıklara mesaj attı, mühürler nasıl yapılacak falan diye, bunların hepsini tekrar attı. Zaten her sandıkta tek sayfalık, aslında işin nasıl yürütüleceğine dair bir yazı vardı.
Saat 08.12’de usulsüzlük ihbarları yağmaya başladı
Saat 07.00’da doğuda 31 ilde başladı oy kullanma, saat 08.00’da da geri kalan 50 ilde oy kullanma başladı. Saat 08.12’de, sorunlar gelmeye başladı. İlk sorun, “Evet” mühürleriyle ilgili konuydu. Aslında ondan önce de oyların eksik çıktığına dair çok ciddi bir şey vardı. Bu olmaması gereken bir konuydu. Fazlası olması gerekirken eksik çıkıyor. Batıdaki sandıkların çoğunda yüksek oranda seçmen var. Eskiden genel seçimlerde sandık başına 300-350 arasındaydı, bu referandumda 400-450 arasında seçmen oluyordu. Sandıklar birleştirildi çünkü. Bu eksik oy meselesinin çok ciddi bir sorun olduğunu söyleyince, evet mührü meselesi çıktı. Arkasından mühürsüz zarflar meselesi başladı.
Güneydoğu’dan çok sayıda mühürsüz oy ihbarı geldi
Bu olunca sandık başlarındaki arkadaşlar da oy pusulalarının bir kısmının mühürsüz olduğunu söylediler. Bu da genelde güneydoğudaki illerde oldu. Saat 09.30’da YSK’daki görevlimize sorunları anlattım, acil bir çözüm bulunmasını istedim. Çünkü biz bunları zaten toplantılarda konuşmuştuk. Saat 10.30’da evet mühürlerinin hepsinin değiştirilmesi gerektiği YSK tarafından deklare edildi. Ama orada şöyle bir soru işareti ortaya çıkıyor: Her sandığa iki tercih mührü konulup gönderilirken, kim nereden evet mühürlerini buldu? Onlar genel seçimlerde kullanılmış ve seçim kurulları tarafından emanete alınması gereken mühürlerdi. Kim bunları verdi? Zaten hepsine tercih mühürleri gelirken bu mühürler nereden geldi?
Sonra saat 11 civarlarında dediler ki, bu mühürsüz olan oy pusulaları ve zarflar konusunda YSK toplanacak ve karar verecek. Öğleden sonra saat 1 oldu yok, 2 oldu yok, anlaşıldı ki iş başka bir yere gidiyor. Saat 16.00’da AKP temsilcisi bu mühürsüzlerin kabul edilmesi için önerge veriyor.
YSK kanunsuz davrandı
TÜRK SOLU: CHP’nin buna itiraz etmediği doğru mu?
ERDAL AKSÜNGER: Böyle bir şey olabilir mi? Hepsine itirazlarımız vardı. Bana öğlene kadar 11 küsur bin tane değişik ihlallerle ilgili veriler ulaştı.
Saat 17.09’da bunlar tüm mühürsüzlerin geçerli sayacağına dair bir mesaj attılar herkese. Ama ortada bir genelge yoktu. Kanun çok açıktı. 298 sayılı kanun çok açık, onun 89. maddesinin 1. ve 101. maddede o kadar açık ki; “Mühürsüz oy pusulaları ve zarflar geçersiz sayılır”. Çok net. Bunda yorum yapacak herhangi bir şey yok. Burada sizin içtihat oluşturabilmeniz için o kanunda muğlâk bir şey olması gerekir. Bu maddede yorum yapacak hiçbir şey yok. Biz de hemen itirazımızı yaptık. Bu arada daha 17.30 olduğunda yandaş televizyonlarda yayınlar başladı ki, bunun yasak olması gerekiyordu. Ciddi bir manipülasyon başladı. “Evet”e % 60-70’le başladılar. Kaldı ki, güneydoğuda “hayır”ın daha yoğun olacağını biliyorduk. Diyarbakır, Hakkâri, Şırnak, Van gibi illerde. Bunların hepsi üst üste gelince ve inanılmaz bir evet çıktı. Toplum demoralize edilmeye çalışıldi.
Ben Güneydoğu’dan gelen sandıklar açıldığında, 4700 tane sandık açılmıştı, bunların neredeyse %60’ında bizim itiraz etmemiz gerektiğini düşünüyordum. Çünkü oralardan şikâyetler geliyordu. Oralardaki arkadaşlarımızın bu konularda aldığı notlar da vardı. Ben bir anda ortalığın çok garip bir hava estirilip manipülasyon yapıldığını görünce saat 17.51’de inip basın toplantısı düzenledim. Basın toplantısında kesinlikle böyle bir şeyin olmadığını, YSK’nın açtığı sandıkların 4-5 bin olduğunu, geride daha 170 binin üzerinde sandık olduğunu, “evet”in %60’la önde olmasının mümkün olmadığının altını çizen açıklama yaptım. Ondan sonra her saat başı bir açıklama yaptım. Aslında ben bunları açıklarken AKP’liler hiçbir şey açıklamıyorlardı, sonrasında da açıklama yapmadılar, beklediler. Peki, söylediklerimin yanlış çıktığını görseydiler başka bir şey açıklayacaklardı.
AA oy hırsızlığı için 
manipülasyon yaptı
Ben bu manipülasyonun AA tarafından yapıldığını bildiğim için biz verileri transfer etmeye başladık her yere. Bunu ana akım medyadaki diğer bütün herkes de aslında AA’nın arkasına takıldı. Milleti demoralize edecek şekilde %60-70 oranlar gösterildi. Ben de bunun gerçekten bir rezalet olduğunu söyledim. Elimizde veriler var ve çok iyi bir transfer yapıyorduk. İyi bir seçim yönetimi yapıyorduk. Doğu ve Güneydoğu’da manipülasyonlar başladı. Oralardan akşama kadar gelen inanılmaz şikâyetler vardı. Bazı yerlere bizim sandık görevlilerimiz sokulmuyordu ve kolluk kuvvetleri insanları okullardan çıkarıyorlardı. İnsanların anayasadan ve seçim kanunundan doğan hakları ihlal ediliyordu. Çünkü insanların oy kullandığı sandıkları akşamleyin tasnif sırasında o işi bozmadan, izleme imkanları kanunen açıktı ama İçişleri Bakanlığı tam tersine bunu YSK’ya da söylemeden kolluk güçlerini okullardan çıkarmaya çalışıyordu. Bu durumu YSK’ya bildirimizde akşam 16.00’da müdahale edeceklerini söylediler ama öyle bir müdahale olmadı.
Doğu, Güneydoğu ve Orta Anadolu’da sandık başlarında cinayet işlendi
Doğu, Güneydoğu ve Orta Anadolu’da bazı yerlerde ciddi şekilde bizim sandık görevlilerimizin de derdest edildiğini gördük. 19 yaşında bir kızımız taciz edildi. Üç tane arkadaşımız öldü.
TÜRKSOLU: Bu olaylar kamuoyu tarafından pek duyulmadı.
ERDAL AKSÜNGER: Evet duyulmadı maalesef. İki CHP’li bir HDP’li arkadaşımız vefat etti. 48 tane yaralı, 16 tane de ağır yaralı arkadaşımız vardı. Bazı yerlerde muhtarlar, korucular, kolluk kuvveti ve aşiretler birlikte çalıştılar. Kimseyi sokmadılar bazı yerlere. Milletin anlattığı gibi değil ama bu sandıkların bir kısmını biz gece geç saatlere kadar %98,5’unun verilerini aldık. %2,5 olan kesimde bir problem vardı, o da seçmenin yüzde 1,6’sına tekabül ediyordu. Sorunlu bölgelere baktığımızda evet oyları zirve yaptı. Bir de ilginç bir şey, Beşiktaş, Kadıköy, Konak, Çankaya gibi entelektüel yerlerde geçersiz oylar olmasına rağmen doğudaki çoğu sandıkta geçersiz bir tane bile oy yoktu ve tam katılım vardı.
Sonrasında ise manipülasyonlar, YSK bunu kabul etti, bizim bunu kabul etmeyeceğimizi söylememiz gibi gelişmeler oldu.
Hayır cephesi 
inanılmaz bir savaş verdi
Rakamlara baktığımızda ben hayır cephesinin gerçekten de inanılmaz bir savaş verdiğini düşünüyorum. Ve devletin bütün imkanlarına rağmen, hem propaganda döneminde hem de seçim günü yaşananlara baktığımda, halkta müthiş bir dirayet ve direnç vardı. Ama buna rağmen 9 milyon insan oy kullanmadı. %85’ti katılım oranı, %88 olsaydı, çalma çırpma olsaydı bile evet çıkamazdı diyordum. Yine de “evet” çıktığına inanmıyorum. Katılım oranının biraz daha yüksek olmasını bekliyordum. Mesela Diyarbakır gibi yerlerde katılım %70’ler gibi düşük oranlardaydı. Bu tür yerlerde çok sorun yaşandı. Diyarbakır’daki 895 tane sandıkta olay çıktı. Düşündüğünüz zaman çok farklı şeyler oluyor. Ayrıca yerlerinden yurtlarından edilmiş olan, Şırnak’ta, Silopi’de, Nusaybin’de, Cizre’deki seçmenlerin oy kullanmaları neredeyse imkânsız hale getirildi. 600 bine yakın öyle seçmen vardı. Bunlara baktığımız zaman dengeyi tamamen değiştireceğini görebilirsiniz.
TÜRKSOLU: Her seçimde AKP’nin ismi şaibeyle anılıyor. Ancak 7 Haziran’dan sonra AKP dedi ki, Doğu ve Güneydoğu’da silah zoruyla HDP’ye oy çıkarılıyor. Ama şimdi bu seçimde Sözcü gazetesinde fotoğraf çıktı, elinde silah olan biri vardı, korucu da değildi. Elinde silah ‘burada 305 seçmen var, hepsi evet çıkacak, sıkıysa çıkmasın.’ Bir de vali taraf oldu, ‘kaybetmenin hazımsızlığını yaşıyorlar’ dedi. Silah zoruyla mı Doğu ve Güneydoğu’da seçim yapıldı?
Kaymakam, vali ve silahlı kişiler zoruyla seçim yapıldı
ERDAL AKSÜNGER: Kesinlikle. Şöyle bir durum var, bu insanların resimleri videoları yayınlandı. Dediğiniz gibi aslında bir vali eğer kaybettiler diyorsa o kazananların tarafında olduğunu ortaya koymuştur. Kaymakamlar, valiler bu direktifleri aldılar ve ona göre davrandılar. Bunu bize gelen birtakım ihbarlarda ve ihlaller doğrultusunda YSK’ya başvurduk. Okullarda sandık başlarında silahlı adamlar olduğunu, korucuların gezdiğini, köylere insanların sokulmadığını hepsini anlattık. Bu anormal bir şey ve Türkiye’de bundan sonraki süreçte seçimlerin güvenliği konusunda her zaman bir soru işareti olacak.
Ama şöyle bir durum var; biz zaten gerekli her şeyi yapmıştık. Bizim aklımıza şu gelmez, devletin bu mühürsüz oyları YSK aracılığıyla devşirmesi gibi şeyleri sizin yapabileceğiniz bir şey değil zaten kanun çiğnendi zaten. Bunun sandıklara sahip çıkılmasıyla alakası yok. Kanunsuzluk var ortada. Doğu ve Güneydoğuyu bunun dışında tutuyorum. Çünkü orada yaşanan dramatik bir süreç. Neden dramatik? Orada da kanunsuzluğun ötesinde eşkıyalık var.
TÜRKSOLU: Aslında Anayasal düzeni yıkmak teşebbüsü esas budur.
ERDAL AKSÜNGER: Tabi, çünkü orada eşkıyalık yapıldı. Biz bütün hayır dinamiğinin lokomotifi konumundaki CHP olarak, belki de bu kadar büyük kargaşanın olduğu bir seçimde müthiş bir organizasyon yaptı. Hem seçimi götürmek açısından hem de seçim gününü götürmek açısından müthiş bir organizasyon vardı. Yüzbinlerce insan çalıştı. Ama burada eşkiyalık yapıldı. Kolluğuyla, korucusuyla, aşiretiyle… Bu artık normalde kanunu olan ülkelerde değil, orman kanununun geçerli olduğu yerlerde olur. O yüzden bunu öbür türlü değerlendirmemek lazım. O farklı bir tartışma. O yüzden biz, gidin oyunuzu kullanın dediğimiz insanların arkasında durduk. Ölümüne durduk, insanlarımız öldü. Bunu kimsenin başka türlü algılamaması lazım. Hiçbir şey bir çocuğumuzun canından önemli değil. Bugün Ankara’nın Çankaya’sında, Konak’ta, şurada, burada ortamların yönetilmesi çok rahat. Orada problem yok ama o tür yerlerde yönetmek çok kolay değil.
AGİT’teki gözlemciler de dahil olmak üzere, ben 4-5 kez toplantılar yaptım. Referandum öncesi 3 tane, referandumdan sonra 2 toplantı yaptık. Onlara neler olduğunu anlatırken, onlar da bize “bizleri bile sandık başlarına koymadılar” dediler.
AKP “Eyyy AGİT” diyemez
TÜRKSOLU: Türkiye AGİT’e üye, Türkiye’nin Avrupa ile imzaladığı uluslararası anlaşmalar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olsun, AGİT’le imzalanan sözleşmeler olsun, bunların hepsi Anayasal metin düzeyinde kabul ediliyor kanunlarımıza göre. “Eyy AGİT sana ne” diyorlar şimdi. AGİT raporunun önemi nedir?
ERDAL AKSÜNGER: Bir kere bunu diyemez. Çünkü buna imza atmış ve bunlar her ülkede uygulanırken siz de üye veriyorsunuz. Başka ülkelerde gözlemci heyetlerde yer alıyorlar ve rapor hazırlıyorlar. Bu, demokratikleşme yönünde atılan adımların en büyüklerinden bir tanesi zaten. Bu kriterlerde ve bizim yaptığımız anlaşmalarda temel bir unsurdur. “Eyy AGİT” diyemezsin çünkü o imzayı sen atmışsın. Hükümet sonuçta yürütme olduğu için tüm bu Meclis adına gidip anlaşmaları imzalıyor. Diyeceksiniz ki, biz ülkemizde çok demokratik seçimler yapıyoruz veya herhangi bir ülke, kim olursa olsun, herkese bu demokratik seçimler sürecini takip etme hakkını tanıyorsunuz zaten. Çünkü oranın üyesisiniz.
TÜRKSOLU: Bu sizin ülkenizi birine şikayet etmeniz değil. Çünkü ülkenizin içinde bulunduğu bir mekanizma. Diyorlar ya Eyy CHP şimdi de bizi Avrupa’ya mı şikayet ediyorsunuz?
Biz şikayet etmiyoruz, 
hak arıyoruz
ERDAL AKSÜNGER: Biz şikayet etmiyoruz. AGİT raporları ayrı. Onlar AİHM’e sunuyorlarsa o başka. Biz ulusal hakkımızı arıyoruz. O zaman kendileri de dünya kadar bireysel başvuru haklarını AİHM’e götürürler. Bu sadece pragmatik yaklaşım, bir provokasyon. O yüzden bunu öyle algılatmak demek şu da değil; bizim Avrupa ile yaptığımız anlaşmaların hepsi Anayasa’nın 90. maddesi ile güvence altına alınmıştır. Anayasamızın 90. maddesi de der ki, uluslararası anlaşmalar iç hukukun üstündedir. O yüzden uluslararası anlaşmaların gereği iç hukukun üstünde ise onu bağlayacak bir şeydir. Bunların anlattığı boş hikâyelerdir. Zaten hayatları bir şeyleri manipüle etmekle geçtiği için bunu da öyle aşmayı düşündükleri için yapıyorlar.
TÜRKSOLU: Bundan sonra CHP’nin hak arama mücadelesi hangi yöntemlerle ve hangi mecralarda sürecektir?
ERDAL AKSÜNGER: Birincisi şu; biz hâlâ süreci devam ettiriyoruz. İç hukukun bütün yollarını bireysel ve kurumsal başvurularla devam ettiriyoruz. Hatta ihlallerin bir kısmını savcılıklara suç duyurusu şeklinde iletmeye devam ediyoruz. Ne kadar yapılabilir ayrı bir şey, yapılabilecek olan her şeyi yapacağız. YSK’daki hakimleri de Danıştay’a, Yargıtay’a, HSYK’ya şikayet ettiğimiz gibi AİHM sürecini de devam ettireceğiz. Buradaki şöyle bir yanlış anlama olmasın. Bizim yaptığımız anlaşmalarda yasama ile ilgili seçimleri aslında baz alıyor anlaşmamız. Ama biz burada diyoruz ki, şekil şartıyla kabul ederse esasa da girecek. Esas girdiğinde bu referandum iptal olur bizim gözümüzde. O da bir tavsiye kararı olarak söyleyecek. Bu kararı yerine getiremezseniz, onlarla birlikte olduğunuzu inkâr etmiş olacaksınız. O zaman da Avrupa ile ilgili söylediklerinizin hepsi bitecek. Ayrıca bu 18 maddenin kabul edilmesi 72 maddeyi etkiliyor. Öyle bir Anayasa’yı da Avrupa kabul etmeyecektir. Avrupa’da bir Venedik Komisyonu var bu anayasaları denetleyen, onlar bu anayasanın Avrupa’ya uygun olmadığını, antidemokratik olduğunu belgeleyeceklerdir. Bunu değiştir diyeceklerdir. Sen AB üyesi olmak istiyorsan bunu yapacaksın.
Cumhurbaşkanlığı sistemini kabul etmiyoruz
Bir de şöyle bir şey var; biz bu sürecin 2019’a gidene kadarki hiçbir yerini Cumhurbaşkanlığı olarak görmüyoruz. En azından ben şahsım adına görmüyorum. Neden? Ben bunun bir referandum yemi olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz gelirsek partili cumhurbaşkanlığını istemiyoruz, olmayacak. Biz parlamentoyu güçlü kılacağız. Yargının bağımsızlığını yeniden bir denge ve denetleme sistemi içerisinde tesis etmeye çalışacağız. Bunun yanı sıra Sayıştay, Danıştay gibi tüm kurumların gerçekten de milletin lehine denetim yapması amacıyla etkin hale getireceğiz. Demek ki biz ne yapacağız? Aslında bu işi kabul etmiyoruz.
TÜRKSOLU: Burada bir tartışma var; seçimler bitti biz diyoruz ki, gayrimeşru, CHP veya siz kanıtlarınızı ortaya koyuyorsunuz. O da diyor ki, atı alan Üsküdar’ı geçti. Biz bunu gayrimeşru kabul ettikten sonra, Sayın Baykal çıktı dedi ki, “maçın ikinci yarısı daha önemli, 2019 daha önemli.” İlk başta bunu muhalefet “evet, biz gerçekten kalabalığız, 2019’da daha iyi bir adayla kazanabiliriz” dedi. Başkaları da “2019’u artık düşünelim” dedi. Bu sefer “2019 adayımız kim olsun, yok CHP genel başkanı değişsin mi?” tartışmaları başladı. Burada şöyle bir şey var; ne oldu, hani biz bu seçimi gayrimeşru kabul ediyorduk? Atı alan Üsküdar’ı geçti mi? Bizce bu bir tuzak.
2019’da Cumhurbaşkanlığı seçimi yok, hileli 
referandumun tekrarı var
ERDAL AKSÜNGER: Hayır. Ben bunu ilk günden beri söylüyorum, burada şöyle bir yanlış var, partinin yönetim kurulu bellidir ve ben bu partinin genel başkan yardımcısı olarak televizyonlarda anlattım. Biz mücadelemize devam edeceğiz, bu durumu kabullenmiş değiliz. Genel başkanımız da anlattı bunu. Bunu söyleyen kişi Sayın Deniz Baykal. O öyle görüyor olabilir ama biz bunu kabullenmiyoruz. Kaldı ki, en kötü ihtimalle biz referandumun tekrar edileceğini görüyoruz. Biz Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi görmüyoruz. Bu büyük bir yanlıştır.
Ayrıca daha ne oldu da hemen Cumhurbaşkanı adayını belirleyeceksin? CHP Genel Başkanı olacak kişiyi zorla Cumhurbaşkanı adayı olarak hayır cephesine dayatamazsın. Böyle bir şey mevzubahis değildir. Toplumsal mutabakatı, hayır cephesinin dışındaki insanları da kapsayan bir şey bulman gerekir. Formüller üzerinde oturup konuşman gerekir. Cepheyi genişletmen gerekir. Belki bu süreç içerisinde yeni dinamikler de katılır cephe içerisine. Alelacele bunu yapmanın sonucu, parti içerisindeki iktidar savaşını başlatmaktan başka bir şey olamaz.
TÜRKSOLU: CHP içinde yine demokratik mücadeleler olur. Bu gelenek var. Ama bunun bugün Türkiye’ye şöyle bir zararı oluyor, Türkiye’nin anayasal düzeni hileli bir seçimle yıkılmış, bu tartışılması gerekiyorken gayrimeşru seçimi kabul etmiş oluyoruz.
Bu yaşanan
 parti içi muhalefet değil
ERDAL AKSÜNGER: Bu çok yanlış. Benim tarzımı, tavrımı herkes bilir. Ben bu partide en çok haksızlığa uğramış kişilerden biriyimdir. Benim milletvekili olduğumu zannederler, değilim. Olmadım da başvurmadım da. Başarılı bir milletvekilliği dönemi geçirdiğimi söylerler, 9 komisyonda çalışmışım, Türkiye’nin önemli konularına değinmişim, büyük riskler almışım falan. İyi de öyle değil. Daha öncesi de dâhil, çoluğum çocuğum ölümlerle tehdit edildi iki sene boyunca, bir sürü şeyler yaşamışım, buna rağmen çıkıp da ben partide isyan bayrağı açmamış insanlardan biriyim. Ben partinin sıhhatini çok daha ön planda tutarım. Bu parti terbiyesidir, parti kültürüdür benim açımdan.
CHP’de parti içi demokrasi mutlaka işlemeli, muhalefet her zaman olmalı. Çünkü sol partilerde muhalefet her zaman partiyi yönetenleri dinamik tutar. Yanlışlarını anlatır. Bundan daha doğal bir şey yok. Ama bu muhalefet değil. Böyle muhalefet olmaz. Çünkü toplumun sizden beklentileri var. Biz kendi iç konsolidasyonumuzla yürüdük ve toplum bize güvendi.
Gün bölünmek değil 
“hayır” cephesini genişletmek günüdür
TÜRKSOLU: İlk defa bu seçimde CHP üzerine düşeni yaptı dendi.
ERDAL AKSÜNGER: Ben de çok mutlu oldum. İsteyen herkes genel başkanlığına aday olabilir, MYK üyeliğine aday olabilir, parti meclisine, milletvekilliğine aday olabilir. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Siyasetin doğasında bu var. Ama bugün o gün değildi zaten. Dışa dönük ve hayır cephesinin umutlarını besleyen ve genişletme olasılıklarını göz önünde bulundurarak siyaset yapan bir şablona ihtiyaç oldu. Ben bunu doğru bulmuyorum. Parti yönetimi de bunu doğru bulmaz. Doğru bulmadığını parti meclis üyelerimizin, il başkanlarımızın, milletvekillerimizin deklarasyonlarından çıktı. Biz hemen arkasından toplantılarımızı yaptık. Kim ne derse desin, yaptığımız kampanyayı herkes takdir etti. Onların kavga mecrasına çekmek ve asıl konudan, 18 madde değişikliği ne getiriyor, ne götürüyor noktasından uzaklaşmadan bir referandum süreci yürüttük. Bu da aslında önemli bir dinamiktir.
Diğer bütün hayır dinamikleriyle oturduk, görüşlerimizi paylaştık. İdeolojik olarak çok ayrı noktalarda olsak bile memleketin sıhhati açısından bir ortak kültür yaratıldı, bir paydaşlık oldu. Bunun devam ettirilmesi ve genişletilmesine ihtiyaç var. Türkiye’nin ihtiyacı, iyi bir CHP, iyi bir hayır cephesidir. O yüzden diğer tartışmaları ben sığ buluyorum.
Halk kendisi sokağa çıkar CHP yanında durur
TÜRKSOLU: Bir taraftan da şöyle bir eleştiri var, CHP niye sokağa çıkmıyor? Ancak orada da şöyle bir risk var, AKP hile yaparak şu anda gayrimeşru bir elbise giymiş üstüne, diyecekler ki, CHP sen halkı sokağa çağırıyorsun, gayrimeşru olan sensin. Burada bir çözümsüzlük mü var?
ERDAL AKSÜNGER: Gezi süreci dâhil olmak üzere söyleyeyim, Gezi süreci asıl olarak sivil itaatsizlik süreciydi. Bunu CHP yapsaydı olmazdı. CHP kitleleri getirdi ama orada her renkte insan vardı. CHP 1 Haziran’da 500 bin kişiyle alana çıkınca işin rengi değişti. Bu legal bir destekti bir bakıma. Senin alandaki mücadelen haklıdır, Anayasal hakkındır, ona destek veriyorum dersin. Ama bunu anarşizme döndürmeden. Anarşizme döndürürseniz, yıkıma yol açarsınız. CHP alanlara çıkın dediğinde o zaman kendi meşru alanının dışına taşmış olacaktır. Ülkeyi yönetmeye talipken bunu diyemez. Herkesin alana çıkma ve barışçıl gösteri yapma hakkı vardır. Bunu hep söyledik zaten. Çıkarsam, buradaki genel başkan yardımcısı kimliğimi burada bırakır, o insanlarla yürürüm. Kimse de beni engelleyemez.
TÜRKSOLU: Burada ilginç olan şey, birbiriyle çelişen iki strateji var: Birincisi 2019 için aday bulalım, seçimi meşru kabul edelim anlayışı. Diğer tarafta da Selin Hanım’ın yaptığı bir eleştiri var, “niye başka bir şey yapmadık?” dedi ve istifa etti. İki “zıt” tavır ama ikisi de sanki aynı yerde buluşuyor.
ERDAL AKSÜNGER: Onlar çok yanlış. Selin Hanım’ı da kanıksadım aslında. Benim de yakın arkadaşım. Partiye yeni gelmişti ve füze hızıyla önemli yerlere çıktı. Ben “Sine-i Millet” tartışmalarında kendisine destek verdim, televizyon konuşmalarında da kendisini korudum. Şunu da söyledim; Levent Bey’in yaptığı şey yanlış değil eksikti. Ama Selin Hanım’ın yaptığı da eksikti. Sine-i Millet ne demektir diye açıklaması gerekiyordu. Bu olabilecek bir şey değil.
Sine-i Millet ne demektir? Parlamento feshedilir, halka gidersiniz, erken seçim yaparsınız.
“Sine-i millet”in tek sonucu AKP’ye 400 vekil vermek olur
TÜRKSOLU: Yani biz daha bu seçimin meşruiyetini tartışırken AKP’ye yeni bir seçim imkânı mı veriyoruz?
ERDAL AKSÜNGER: Hayır. Biz zaten seçime dahi giremiyoruz ki. Aritmetiğimiz parlamentoyu feshetmeye yetmiyor. Senin boşalttığın alanlarda nispi seçimler yapılacak. Nispi seçimlere de katılmaman gerekecek. Boşalttığın koltuklar da AKP’ye gidecek. 400’ün üzerinde milletvekiliyle istediğini yapacak. O zaman bunun bir anlamı var mı? Sine-i Millet demenin bir anlamı yok. Bu tartışmaları çok anlamsız buluyorum. Selin Hanım’ın yadırgadığım şey şudur; biz her türlü şeyde beraberdik. Fikri Bey konusunda bile kendisi oy birliğini kabul ettiğimiz bir ortamda çıkıp bunları söylemesidir. Haklı olduğu konular var mı var. Ama hepimizin haklı olduğu konular var. Bir sürü haklı olduğu konu var. Bunu farklı bir duygusallık içinde akıl çizgisi arasında ince bir çizgi var. Birini çektiğin zaman ikincisini de çekmiş oluyorsun. Duygularla akıl birbirine karıştı mı sıkıntı çıkıyor. İnsani bir bakışın varsa duygularını kullanman gerekir, rasyonel bakışın varsa aklını kullanman gerekir. Burada ben bu yaklaşımı büyük bir hata olarak görüyorum. Sizin de dediğiniz gibi biri bir şey söylüyor, öbürü başka bir şey ama sonuçta ikisi de aynı şeyi demiş oluyor.
Herkes aklını başına almalı
Memleketin sorununun ne olduğu belli. Memleketin Cumhuriyet’in değerlerinin, laikliğin tehlikede olduğu bir dönemde herkesin aklını başına alması lazım. Oturacaklar, parti meclisleri 7-8 saat sürüyor. Herkes görüşünü açıklıyor. MYK’da on kişi 3-4 saat fikrini açıklıyor. Genel Başkanımız çok beyefendi bir insandır. Her türlü şeyi dinler, hiç öyle eleştirilere karşı tepki vermez. Bu sefer Fikri Bey konusunda da çok üzüldüğünü gördüm. O yüzden bunların doğru olmadığını, birlikteliğe ihtiyacımız olduğunu söylüyor. Ben de aynı fikirdeyim. O yüzden bu düzelecektir ama millet biraz da gerçekten duygularla akılları birbirine karıştırmamak lazım.
Mücadele asıl şimdi başlıyor
TÜRKSOLU: Halkta yeni bir duygu var, her seçimden sonra bir umutsuzluk olur. Şu an ise hayır cephesinde asıl biz çoğunluğuz düşüncesi, öfke ve umut birlikte var. Diğer taraftan da bunlar artık seçimle gitmeyecek gibi bir umutsuzluk var. Sandıklara müdahale ve YSK’nın tarihe geçen rezalet kararı… Bu insanları radikalleştiriyor da. Tayyip Erdoğan ise “atı alan Üsküdar’ı geçti” diyor. Her şey için çok mu geç? Parlamenter sistem de bir tarafa bırakılmış oldu. Siz diyorsunuz ki bu iş 2019’a kalsa bile bu bizim gözümüzde bir referandumdur.
ERDAL AKSÜNGER: Bugün Türkiye’yi bu hale getiren MHP’dir, AKP değildir. Çok basit aslında. Hem 7 Haziran sonrasında hem de 16 Nisan öncesinde Türkiye ne sıkıntı yaşadıysa hepsi MHP’nin ürünüdür. Bu iş 7 Haziran’da çözülmüştü. Devlet olanaklarını kullandığı halde %12 oy devşiriyor. Ama Devlet Bey buna izin vermedi, yani adamların gitmesine. O yüzden bence MHP’nin kendi tabanı da bundan uzaklaşmaya başladı. Mutlaka yeni bir oluşum gelecek. Ben gün geçtikçe bunların bir vesileyle eriyeceğini iddia ediyorum. Yeter ki hayır dinamiğini elinde tutanlar buna inanması, halkın da buna inanması lazım. Başka bir ülkemiz yok. Bu ülke için direneceğiz, teslim olmayacağız. Hakkınızı, hukukunuzu her zaman koruyacaksınız. Burada öfkenin nedeni ne olabilir ki? Kürt siyasal hareketini tarumar ettiler. Kürt seçmenin sıkıntıları da ayrı bir konu. Ben şuna inanıyorum, siyasi iklimin değişeceği bazı dinamikler çok şeyi değiştirecek önümüzdeki süreçte.
TÜRKSOLU: Her şey daha yeni başlıyor diyorsunuz.
ERDAL AKSÜNGER: Kesinlikle. Bu bir mücadeledir. Dünyanın her yerinde bunun örnekleri görülmüştür.
TÜRKSOLU: Üsküdar’ı kimsenin geçtiği yok yani…
ERDAL AKSÜNGER: Bir gitti ki, Üsküdar kendinin değilmiş. Atı götürdü ama kendisini götüremedi.


TÜİK verileri ile seçmen sayıları örtüşmüyorerdalaksunger-kutu1

TÜRKSOLU: Nüfus artışındaki oranla seçmen artışı arasındaki oran arasında fahiş bir fark var. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

ERDAL AKSÜNGER: 2007 ile 2011 arasında çok ciddi bir düzeltme yapıldı.

TÜRKSOLU: Hatta 2015-2017 arasında da ciddi bir fark var. Orada da %1,4’lük bir nüfus artışı varken seçmen artışı %8. Aslında Türkiye’de çok ciddi sayıda hayalet seçmen mi var? Bu farkı bir istatistik bilimi açısından veya bir devlet kurumu nasıl açıklayabilir? Türkiye’nin yılda ortalama %1,2’lik nüfus artışı var, buna karşılık muazzam bir seçmen artışı var. Bu konuda benim yazdığım makaleden sonra AKP’liler sataştılar sen 18 yaş altının daha kalabalık olduğunu bilmiyor musun falan diye. Demografi bilimi öyle bir şey değil. 18 yaş altı piramidi de daralıyor. Oradan gelecek o kadar büyük bir kitle de yok.

ERDAL AKSÜNGER: Gün geçtikçe o da daralıyor. Avrupa’nın en genç nüfusuna sahibiz ama azalıyor. Bir de refah durumu arttıkça farklılaşıyor.

TÜRKSOLU: Kentleşme arttıkça da AKP’nin oyları düşüyor. Şu tip öneriler çok yapılıyor, seri numaralı oylar getirilsin. Gerçi bunlar çok gecikmeli öneriler ama burada sorulması gereken soru Türkiye’nin nüfus bilgileri ne kadar doğru?

ERDAL AKSÜNGER: TÜİK ile seçmen sayıları arasında her zaman sıkıntılar oluşuyor. Bunlarla ilgili çok uzun bir rapor da yazdık. Ortaya çıkan seçmen konusunda da şöyle bir problem olma ihtimali oluyor. Mükerrer seçmen konusunda çok ciddi önlemler aldık. Bunlar çok detaylı konular. Bence bunlara çok takılmadan incelemek lazım. Teknik analizler yapmak lazım. Yeni bir seçim ya da seçmen belirleme sistemine ihtiyaç olduğu kesin. Buna barkodlar, seri numarası dâhil. Parmak boyasının olması gerektiğini düşünüyorum. Ben bunun üzerinde çalışacağım ve diyeceğim ki bunu da halk oylamasına götürelim.


Mühürsüz oyları sonradan yeniden mühürledilererdalaksunger-kutu2

TÜRKSOLU: Şimdi bir 2,5 milyon sahte oy var deniliyor. Bu 2,5 milyon rakamına nasıl ulaşıyorsunuz?

ERDAL AKSÜNGER: Bize gelen aslında mühürsüz oy daha fazladır. Tam ne kadar olduğunu bilemeyiz ne yazık ki. Bize öğleden sonra saat 1’e 2’ye 3’e kadar gelen sandıklardan veya okul önlerinden gelen ihbarların olduğu yerlerden ölçeklendirdik. Ama onları sandıklar açıldıktan sonra damgaladılar. En büyük rezalet de o. Bunu saptamanın artık imkânı yok.


2014 yerel seçimlerini
 aynı örgütlenmemiz olsaydı kazanırdıkerdalaksunger-kutu3

TÜRKSOLU: 2014 yerel seçimleriyle ilgili, Ankara’da yaşananlar. Sizce 2017 Nisan’ındaki örgütlenme o gece Ankara’da var mıydı?

ERDAL AKSÜNGER: Yoktu. Olsaydı biz orayı kazanmıştık.

TÜRKSOLU: O dönem Mustafa Sarıgül de çok eleştiri aldı çabuk pes etti diye. Mansur Yavaş sesini çok çıkarttı ama yetmedi.

ERDAL AKSÜNGER: Gerek 7 Haziran’da gerekse 1 Kasım’da gerekse 16 Nisan’da aynı şeyi uyguladık. Ben inanıyorum ki, o seçimde de uygulansaydı sonuç çok farklı olabilirdi.

TÜRKSOLU: Yani size göre burada farklı bir şey var öyle mi?

ERDAL AKSÜNGER: Burada ciddi bir devrim var.

TÜRKSOLU: Biraz geç oldu ama…

ERDAL AKSÜNGER: Yok, hayır, Haziran’da da oldu. Haziran’da da Kasım’da da oldu. O zaman da çok başarılı bir seçim yönetimi oldu.


Bu yazı 242 kez okundu.

Ali Özsoy
SON EKLENENLER