• Cuma, Ağustos 18, 2017

Cihad, matematik ve cehle karşı candan açılan savaş

serap
Serap Yeşiltuna
Ağustos01/ 2017

Alnımızda bilgilerden bir çelenk,
Nura doğru can atan Türk genciyiz.
Yeryüzünde yoktur olmaz Türk’e denk
Korku bilmez soyumuz.

Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.

Candan açtık cehle karşı bir savaş,
Ey bu yolda ant içen genç arkadaş!
Öğren, öğret Hakkı halka, gürle coş;
Durma durma koş.

Cumhuriyetin eğitim felsefesini, ilme ve fenne verdiği önemi, gençliğe biçtiği misyonu güzel özetler Öğretmen Marşı. Doğrusu çok sever ve -öğretmen değilim ama- söylerken gururlanırım.
Cehle karşı candan, canı yürekten savaş açan, cihadı bilim olanların savaşı. “Öğren öğret hakkı halka” derken de hem “hak” hem “Hakk” vurgusu yapan, bence birkaç cümleyle derin anlamlar taşıyan marş…
Bu, Atatürk’ün yaratmaya çalıştığı ileri toplum ideali…
Ancak yeni bir şey mi dersek, aslında değil. Ecdadımızın yüzlerce yıl önceki özüne dönüş!
“Ecdad”dan Cumhuriyet öncesini anlayanlara da, öncesini bırakıp sadece Cumhuriyet ve sonrasını kabul edenlere de anlatılacak çok şey var.
Ben Uluğbey’le başlayayım.ulugbey-alikuscu
Bir “Hükümdar” için çok fazlası.
Hayatını, sadece bulunduğu coğrafyayı ve toplumu değil, düşünsel ve ilmi alanı da idare etmeye ve zenginleştirmeye adamış bir bilim adamı.
Matematik ve astronomi bilgini bir hükümdar.
Dünyanın en büyük medreselerinden birini yaratmış ve kurduğu rasathane ile dönemin en önemli ilmi araştırmalarını yapmış bir devlet adamı!
Saray’da ilmi içerikli seminerler veren ve medresedeki derslerde hazır bulunup öğrenciler ile tartışmaya giren bir eğitimci! (1)
Sarayına eş dost akraba değil, dünyanın dört bir yanındaki bilginleri toplamaya çalışan bir yönetici!
Çalışmalarının sonucunda Uluğbey Ziyci adlı eseri ile Ortaçağ’da astronominin son sözünü söyleyen ve teleskop bulununcaya kadar astronomiyi ulaştığı son aşamaya ulaştıran bir dahi!
Aydaki kraterlerden birine adı verilmiş bir öncü!
Ölümü “cihad bilmeyene matematik öğretmenin faydası yok” zihniyetindeki Nakşibendi tarikatı mensubu oğlu tarafından olmuş ki bu da tarihin garip bir cilvesi işte.
Ama onu öldürmek dönemin gericileri açısından sorunları çözmemiş. Onun sarayında yetişen ilim adamları dünyanın dört bir tarafına dağılmış.
Bunlardan biri de Ali Kuşçu.
Babası Uluğbey’in doğancıbaşısı olduğu için Kuşçu lakabını almış olan Ali Kuşçu da matematik ve astronomi bilgini. (O dönemlerde hükümdarların güvercinleri şemsiye ile dürterek rahatsız etmek gibi bir huyları yok.) Bursalı Kadızade Rumi, Gıyaseddin Cemşid, Muinudin Kaşi ve Uluğ Bey’den ders almış.
Uluğ Bey’in ölümünün ardından önce Uzun Hasan’ın yanına sonra da Akkoyunlular ile Osmanlı’nın barış elçisi sıfatıyla Fatih Sultan Mehmed’in yanına, İstanbul’a gider. İstanbul’da Ayasofya Medresesi’ne müderris olarak atanır. Fatih Külliyesi’nin ders programlarını hazırlamak onun görevidir.
Osmanlı Otlukbeli Savaşı’nı kazanınca Fatih’e astronomi alanında yazdığı bir eserini sunar. Eserin adı ilk başta, Risale-i fi’l Hey’e’dir. Ancak sonra, fetihle aynı döneme denk geldiği için adı Risale-i Fi’l Fethiye olarak değiştirilir. Fatih Otlukbeli’ni, Ali Kuşçu, Fatih’in gönlünü fethetmiştir ki bu da Osmanlı’nın fetih ve “cihad” anlayışı olsa gerek!
Bunlardan da önce, 400 yıl geriye, 11. yüzyılın başlarına dönelim. İbni Sina ve Biruni’ye…
Matematik dehası Bîrûnî ve tıp biliminin babası sayılan İbnî Sina’ya…biruni-ibnisina
Bîrûnî’nin en çok bilinen yönü matematikçiliğidir. Yaşadığı yüzyılın en büyük matematikçisi olan Bîrûnî, trigonometrik fonksiyonlarda yarıçapın bir birim olarak kabul edilmesini öneren ilk bilim adamıdır. Sinüs ve kosinüs gibi fonksiyonlara sekant, kosekant ve kotanjant fonksiyonlarını ilave etmiştir. Bîrûnî’nin bu yönü Batı dünyası tarafından ancak iki asır sonra keşfedilip kullanılabilmiştir.
Dünyanın kendi etrafında döndüğünü de Galileo’dan yüzlerce yıl önce Bîrûnî ilk kez gündeme getirmiştir.
Tıp alanında da eserler vermiş, 3.000 adet şifalı otun ne işe yaradığı ve ne için kullanıldığı ile ilgili bir kitap yazmıştır. Tıp, bir kadının sezaryenle doğum yapmasını sağlayacağı kadar başarılı olduğu bir alandır.
Hükümdarların bilime önem verdiği bir dönemdir onun yaşadığı dönem. Astronomi üzerine yaptığı en iyi çalışmayı Gazneli Mahmut’un oğlu Mesut’a sunar. Sultan Mesut da bunun üzerine kendisine bir fil yükü gümüşü hediye eder çünkü zaten iyi devlet adamları, iyi alimleri el üstünde tutarak onları teşvik ederler. Ancak Bîrûnî, “Bu armağan beni baştan çıkarır, bilimden uzaklaştırır” diyerek reddeder. Çünkü bilim adamları ve sanatçılar o dönemlerde ne yalaka ne çıkarcı, ne de mevki ve para pul düşkünüdür.
Bîrûnî böyle yaşayıp böyle veda eder hayata ve adını Türk bilim tarihine altın harflerle yazdırır.
İbnî Sina, Bîrûnî’nin döneminin en önemli tıp bilginidir.
17. asra kadar Tıbbın Kanunu (El-Kanun Fi’t Tıb) adlı eseri tüm batılı üniversitelerde tıp alanında temel eser olarak okutulmuştur.
Ona bugün olduğu gibi kafir ya da deli diyenler, hakim unsurlar değildir ki eserleri bugüne kadar ulaşmış ve dünyanın dört bir yanında tıbbi gelişmeleri derinden sarsmıştır. Mikrop, bize bugün ne kadar basit bir unsurmuş gibi gelse de insanlarda hastalıklara sebep olan gözle görülmeyen varlıkların olduğunu ilk o fark etmiştir.
Tıp alanında olduğu kadar felsefe, matematik, fizik, kimya, müzik, astronomi gibi alanlarda da çalışmalar yapmıştır
Önemli bir düşünürdür ve güzel ahlâkın da simgesidir.
Özetlemek gerekirse, bahsi geçen dönem ve coğrafyalarda kimsenin aklına “Cihad bilmeyene matematik öğretmenin faydası yok” demek gelmemiştir. Geldiyse de söylemeye çekinmiş, söyledilerse de destek bulamamış olmalı ki bugün Bîrûnî, İbnî Sina, Uluğ Bey ve Ali Kuşçu gibi âlim ve düşünürleri saygıyla anabiliyor, eserlerinden bahsedebiliyor ve Türk- İslam coğrafyasının gururu olarak yadedebiliyoruz.
Çok şükür…
Cehle karşı candan savaş açan, savaşı ve cihadı iyi bilen bir kültürden geliyoruz…
1. Geometri kitabı yazan ve elinde tebeşirle Latin alfabesinin ilk dersini ve Atatürk’ün köklerini başka yerlerde, batıda aramak hiç de anlamlı değil, belirtmeden geçemeyeceğim. Bu da ayrı bir yazı konusu olsun.


Bu yazı 81 kez okundu.

Serap Yeşiltuna
SON EKLENENLER