• Cuma, Ekim 20, 2017

Cumhuriyet davasında asıl yargılanan gazetecilik mesleğinin kendisi

ozgurerdem
Özgür Erdem
Ağustos01/ 2017

“Eksik” adalet olmaz Adalet ya tam vardır ya hiç yoktur
Çağlayan’da görülmekte olun Cumhuriyet gazetesi davasında, 9 aylık tutukluluğun ardından sanıklar ilk kez hakim karşısına çıktı. Mahkeme 7 tahliye kararı verdi, Akın Atalay, Kadri Gürsel, Murat Sabuncu ve Ahmet Şık’ın tahliye taleplerini ise reddetti.
Elbette tahliye kararları son derece sevindirici. Daha da sevindirici olan ise tahliye kararlarının uygulanabilmiş olması. Çünkü, bilindiği gibi Gökçe Fırat, Murat Aksoy ve Atilla Taş’ın da aralarında bulunduğu 21 gazeteci için 31 Mart 2017’de verilen tahliye kararına uyulmamış, açılan yeni bir dosyayla cezaevi çıkışında hemen gözaltına alınıp tekrar tutuklanmışlardı.
4 gazetecinin tutukluluklarının devam etmesi ise “adalet”in “eksik” olduğu yorumlarına neden oldu. Halbuki, “adalet”in eksiği olmaz. Adalet ya tam vardır ya da hiç yoktur.
Cumhuriyet davasında bütün sanıklara tahliye verilseydi bile “adalet”ten söz edebilir miydik?
150’den fazla gazetecinin tutuklu olduğu bir Türkiye’den bahsediyoruz. 11’i serbest kalınca “basın özgürlüğü” mü gelmiş olacak? Elbette hayır.
Ancak mesele bununla sınırlı değil. Bütün sanıkları tahliye edilmiş olsa bile Cumhuriyet gazetesi davasının var olması bile Türkiye’de “adalet”in olmadığının bir göstergesi. Çünkü suçlamalar, iddianamedeki iddialar ve sözde “delil”ler bir tek Türkiye’de “adalet”in olmadığının kanıtı…
Pide ısmarladığı için “FETÖ”cü sayılmak!
Cumhuriyet davasında tarihe geçecek suçlamalardan birisi “pide ısmarlama”nın “FETÖ” irtibatı kanıtı sayılması!
Evet, yanlış okumadınız. Tutuklu sanıklardan Güray Öz hakkındaki “FETÖ” irtibatı delillerinden birisi bylock çıkan bir telefonu araması.
Bu suçlama iki açıdan abes.
Birincisi, bylock meselesi. Bilindiği gibi bylock’u kullanmış olmak başlı başına bir tutuklama gerekçesi son dönem. Bu bile tartışılabilir bir mesele, çünkü bir programı kullanmak “FETÖ” üyeliği için yeterli görülebiliyor, halbuki bu son derece zayıf bir delil. Çünkü o programı “FETÖ”nün haberleşme aracı olduğunu bilmeden yüklemiş de olabilirsiniz. Ya da bilginiz ve iradeniz dışında yüklenmiş olabilir.
Ancak Güray Öz’de durum daha da vahim, çünkü Öz’ün telefonundan bylock çıkmamış. Bu yüzden de savcı HTS kayıtlarından yola çıkarak Öz’ün aradığı isimlerde bylock var mı, bunu kontrol etmiş.
Peki bylock kullanan birini aramak “FETÖ” ile irtibata geçildiğine delil olabilir mi?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan bylock iddianamesine göre MİT 219 bin bylock kullanıcısı tespit etmiş. Öyleyse bu 219 bin kişiyi aramak suç mu? Çünkü bu şekilde Türkiye’nin herhalde yarısını tutuklamak gerekir. Bylock kullanıcısı çocuğunuzun öğretmeni olabilir, davanıza bakan bir avukat olabilir, ev kiralamak için görüştüğünüz bir emlakçı olabilir…
Kimde bylock var nereden bileceksiniz?
Güray Öz ise aradığı “bylock kullanıcısı”nın pideci olduğunu açıkladı savunmasında.
Düşünebiliyor musunuz, pide siparişi için aradığınız telefonu bile kontrol etmeniz bekleniyor! Bylock varsa vay halinize…
Bu davanın iddianamesini hazırlayan savcıdan yargılayan mahkeme heyetine kadar herkes kontrol edilsin öyleyse. Pideci aramamışlarsa bile onbinlerce adliye çalışanı bylock kullandıkları gerekçesiyle tutuklandı. Bunlar içinden mutlaka aradıkları vardır.
“Önce tutuklayalım delili sonra buluruz” mantığı
“Bylock kullanıcısını aramışsın” suçlaması, aslında gazetecilere açılan davaların ne kadar “delil yoksunu” olduğunu gösteriyor. Dava açılırken şu mantık izleniyor: Sindirilmek ya da tutuklanmak istenen biri var diyelim, “FETÖ”cü damgası şu dönemde en kolay kullanılan tutuklama bahanesi. “Biz bunları tutuklayalım, sonra ‘FETÖ’ ile bağlantılarını bir şekilde buluruz.” diyorlar anlaşılan.
Çünkü Cumhuriyet davasında, pide siparişinden tutun da otel rezervasyonuna kadar yapılan aramalar, yani Türkiye’de herhangi bir kişinin yapabileceği sıradan ve olağan aramalar delil olarak iddianameye konmuş.
Yani süreç şöyle işlemiş, Güray Öz mesela, tutuklanmış, bütün telefon kayıtlarını araştırmışlar, bylock ile ya da “FETÖ” irtibatlı olduğu iddia edilen herhangi bir şirketle görüşmesi var mı bakmışlar, bulunca da iddianameye koyuvermişler.
Kısacası delilden suçluya değil, suçludan delile giden bir mantık söz konusu.
İşte “adalet”i asıl bitiren, “yarım bırakan” bu zihniyettir. İnsanlar “suçlu oldukları düşünülüyorsa ve bu konuda deliller varsa” tutuklanır. Türkiye’de ise sırf muhalif olduğu için, diz çökmediği için, biat etmediği için gazeteciler tutuklanıyor. Gökçe Fırat’tan Sözcü çalışanlarına, Atilla Taş’tan Cumhuriyet çalışanlarına, bu isimlerin “FETÖ”yle hiç alakaları olmadığını, hatta alakalı olmak bir yana hayatları boyunca bu yapıyla mücadele ettiklerini herkes biliyor.
Ama tutuklamak için bir bahane lazım. Tamamen suçsuz olsanız, bunu mahkemede kanıtlasanız bile, tutuklandıktan sonra en erken 7 ayda çıkabiliyorsunuz (Cumhuriyet davasında bu 9 aydı). Kısacası tutuklamak bir tedbirden çok başlı başına bir cezalandırma yöntemine dönüşmüş durumda.
Yargılanan gazetecilik
Cumhuriyet davasında yargılanan aslında gazetecilik mesleğinin kendisi. Tahliye kararı alamayan sanıklardan Murat Sabuncu bunu savunmasında güzel bir şekilde vurgulamıştı: “Dostlar süreçte bana en ağır gelenin ne olduğunu soruyor. Evinin polis tarafından basılması mı? Yatak odana girilmesi mi? 47 yaşında bir adam olarak Silivri’ye girerken pantolonunu çıkartmak zorunda kalman mı? Hiçbiri değil. Manşetleri savunmak, en ağır geleni!”
İşte bunu anlayamaz tutuklayanlar, iddianameleri hazırlayanlar, yargılayanlar… Bir gazetecinin bu hassasiyetine asla anlam veremezler. Çünkü gazeteci yazdıklarından dolayı “terörist” olmakla suçlanıyorsa, ne yazacağına, nasıl yazacağına hangi manşeti atacağına gazeteciler ya da yayın yönetmenleri değil mahkemeler karar verir hale gelir.
İşte bu yüzden Cumhuriyet davasında, daha doğrusu tutuklu 150’den fazla gazetecinin davalarının tümünde, asıl yargılanan gazetecilik faaliyetinin, mesleğinin kendisidir.
İktidara biat etmemek, muhalif olmak, bunu haberlerinde ve yazılarında ifade etmek suç olmamalı…
Eğer Türkiye’de demokrasi ve “adalet” olsun diyorsak…


Bu yazı 249 kez okundu.

Özgür Erdem
SON EKLENENLER