• Pazartesi, Temmuz 24, 2017

Dağ başını duman almış, Yürüyelim arkadaşlar

bunyamin
Bünyamin Aka
Temmuz17/ 2017

Dağ başını duman almış,
gümüş dere durmaz akar.
Güneş ufuktan şimdi doğar,
yürüyelim arkadaşlar.

Büyük Önder Atatürk, Samsun’a ayak bastıktan sonra, Anadolu direnişini başlatmak için Samsun’dan başlattığı büyük yürüyüşü, Ankara’da sonlandırır. Amasya, Erzurum ve Sivas’ta kongreler düzenler. Bizler genel olarak bunları biliriz ama aylarca süren Samsun-Ankara yolunun nasıl aşıldığını, neler yaşandığını çok bilmeyiz. Oysa Cumhuriyet tohumları bu yürüyüşte atılmıştır.
19 Mayıs 1919’da Samsun’da yakılan kurtuluş meşalesi, 27 Aralık 1919 günü Ankara’ya getirilmiştir. Yaklaşık beş ay süren kurtuluş yürüyüşü açlığa, hastalıklara, ölüme, padişaha, işgal kuvvetlerine ve umutsuzluğa meyden okuyarak başarılmıştır.
Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’nda yenildi. Düşman, Anadolu’yu işgal erken, Padişah ve Başbakanı Damat Ferit kendi saraylarının, kendi koltuklarının kaygısına düşmüş, nasıl kurtarırız diye çareler aramaktalar. Türk milleti aç, susuz, yorgun, hasta ve umutsuzdur. Bütün olumsuzluklara rağmen Anadolu’nun bazı yerlerinde işgale karşı direniş hareketleri de başlamıştır. Bu direnişler başsız, örgütsüz ve plansızdır. Çoban ateşi gibi yanıp sönmektedir. Çünkü emperyalist düşman çok güçlüdür.
Padişah ve başbakanı Damat Ferit, işgalcilere karşı direnişi yasaklar. İşgalcilere, iyi davranılması için Ferman yayımlar. Kurtuluşu, işgalcilere iyi davranmakla sağlayacaklarını düşünecek kadar aptal ve öngörüden yoksundurlar.
Osmanlı’yı yönetenler, İngiliz yada Amerikan mandası mı olalım diye tartışırlarken bir adam, Mustafa Kemal Atatürk, kurtuluş umudunu hiç kaybetmemiş ve bir şekilde Anadolu’ya geçip kurtuluş meşalesini yakmak istemektedir.
Samsun-Ankara yürüyüşü
Atatürk, 19 Mayıs’ta Samsun’a ayak basmıştır ama asıl sorunlar da burada başlamıştır. Kurtarılacak bir ülke vardır ama Osmanlı’nın bıraktığı miras içler acısıdır. Açlık, yokluk, hastalık ve umutsuzluk her tarafı sarmıştır. Mustafa Kemal Atatürk umutsuzlara umut olmak, direniş ateşini yakmak için Anadolu illerini dolaşacaktır ama altında ne uçakları ne de helikopterleri vardır. Altında sürekli arıza yapan külüstür bir araba vardır. Yiyecekleri de köylülerin verdiği ekmek, peynir ve zeytindir.
Araba çok kötüdür. Sık sık arızalanır. Sürekli lastikleri patlar. Yakıtları kısıtlıdır. Yollar çok kötüdür. Bazı yerlerde derin ve büyük çatlaklar oluşmuştur. Bazı yerler de ise devrilen ağaçlar, düşen kaya parçaları yolu kapatmıştır. Ama Mehmet adında iyi bir şoför vardır. Mehmet arabanın arızasını gideren, patlayan lastikleri tamir eden, kapanan yolları açan fedakar bir şofördür.
Külüstür araba birçok kez arızalanır. Saatlerce yapılması beklenir. Bazı geceleri dağ başlarında geçirirler. Yağmurlu, soğuk havalarda ve ıslak giysiler içerisinde gecelenir. Çünkü kendilerini soğuktan, yağmurdan koruyacak giysileri yoktur. Bazı zamanlar araba bütün uğraşlara rağmen çalıştırılamaz. Atatürk dahil bütün kafile en yakın köye ulaşmak için gece karanlığında yürüyüşe geçer. Bu yürüyüşler saatler alır. Yürüyüşlerde “Dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar” marşı söylenir. Atatürk, bu marşı çok sever ve dilinden hiç düşürmez. Özellikle en zor, en umutsuz anlarda bu marşı mırıldanır ve yanındaki arkadaşları da eşlik eder. Bu marş söylenirken umutsuz gözlerden, umut fışkırmaya başlardı.
29 Haziran 1919 Ramazan Bayramı arefesinde Erzurum’a doğru yola çıkarlar. Araba içinde Atatürk, İbrahim Süreyya, Rauf Orbay ve yaver Cevat Abbas vardır. Hafik, Zara, Suşehri üzerinden Refahiye’ye ulaşırlar ama Erzurum’a varmak için önlerinde daha uzun bir yol vardır. Çardak Boğazı’na geldiklerinde, yamaçtan düşen büyük bir kaya yolu kapatmıştır. Saatlerce kayayı parçalamaya uğraşmışlar ve bir bölümünü parçalamayı başarıp geçmişler ama bu kez de araba arızalanmıştır. Haziran ayında boğaz karla kaplıdır. Yağmur ve şiddetli fırtına vardır. Islak giyisiler içerisinde geceyi orda geçirmek zorunda kalırlar. Gecenin sonunda Atatürk hastalanmış, ateşi tavan yapmıştır.
Atatürk, Erzurum’dan ayrılırken, çok hüzünlü bir olay yaşanmıştır. Erzurum halkı toplanmış ve büyük sevgi gösterileri arasında Atatürk’ü uğurlayacaklar. Atatürk Erzurum halkını selamlayarak külüstür arabaya biner. Araba hareket ettiğinde, babasının ellerine sarılmış ve ağlamaklı olan bir çocuk “Baba, Paşa nereye gidiyor?” diye sorar. Babası, gözleri yaşlı bir şekilde “Vatanı kurtarmaya oğlum” der.
Erzurum’dan sonra yine aynı sıkıntılarla Sivas yolculuğu başlamıştır. Araba arızaları yol boyunca devam etmektedir. Şoför Mehmet bu arızaları gideriyor tekrar yola çıkıyorlar ama bu kez yollar kapanmış oluyor. Kazma kürekler çıkartılarak yollar açılıyor, araba itilerek de olsa o yollardan geçiriliyor ama Dersim Boğazı’na geldiklerinde bir başka kötü haberle sarsıldılar.
Bir çetenin Dersim Boğazı’nı tuttuğunu ve boğazdan geçenlerin öldürüleceğini haber aldılar. Aslında İstanbul Hükümeti ve işgal güçleri, Atatürk’ün Sivas’ta kongre düzenlemesini engellemek istiyorlardı.
Atatürk, 4 Eylül’de Sivas Kongresi’ni toplamak için kesin kararlıydı. Yolundan kimse döndüremezdi. Herkesin silahlarını çıkartmasını, boğaz boyunca hiç bir şekilde durulmamasını ve herkese gerekirse çatışmaya girmelerini emretti. Kalanlar Sivas’a ulaşmış olacaktı. Neyse ki boğazı saran çete saldırıdan vazgeçerek çekilip gitmişti. Böylece çatışma başlamadan bitmiş oldu.
Atatürk, külüstür arabayla aylar süren yolculuklarını, yürüyüşlerini yaparken, Vahdettin de boş durmamıştır. İngilizlerin isteği doğrultusunda, Atatürk’ün çete lideri olduğunu iddia etmiş ve hakkında idam termanı yayımlamıştır. Padişahın idam fermanı, İngiliz uçakları ile bütün Anadolu’ya atılmıştır.
Atatürk ve arkadaşları, ölüm tehlikesi altında yolculuk yapıyorlardı. Her taraf İngiliz, Fransız ajanı kaynıyordu. Üstelik İstanbul Hükümeti’nin adamları da fırsat kollamaktadır. Bütün yokluklara, tehditlere, baskılara ve padişahın idam fermanına karşı bıkmadan, usanmadan yoluna devam etti.
Atatürk, “Dinlenmemek üzere yola çıkanlar asla yorulmazlar” demiştir. Çıktığı yolda hiç yorulmadı. Bazen arabayla, bazen yürüyerek Ankara’ya kadar geldi.
Atatürk’ü Samsun’dan Ankara’ya arabalar değil, vatan sevgisi ve kararlılığı getirmiştir. Yol güzergahında bulunan köylere, kasabalara, illere uğramış ve memleketin içinde bulunduğu durumu anlatmış, kurtuluş çarelerini söylemiş ve umutsuzluğu, umuda çevirmiştir. Her gittiği yerde coşkuyla karşılanmış, coşkuyla uğurlanmıştır.
Ana muhalefet yürüyor
Şimdi yine tarihi günlerden geçiyoruz. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, elinde “Adalet” yazan pankartla, 500 km’lik yolu adalet için yürüdü. Bu yürüyüş, toplumun her kesiminden büyük destek gördü.
Bu yürüyüşe, AKP karşı çıktı. İlginç olan bu yürüyüşe AKP’den başka, iki küçük muhalif parti de karşı çıktı. Bahçeli ve Perinçek’in partisi. Bu iki küçük parti, muhalif olmanın anlamını değiştirmeye çalışıyor. Muhalefet partisi ne demek? İktidarın karşısında plan, proje üreten, iktidarı uyaran parti demek değil mi? Bahçeli ve Perinçek ne yapıyor? İktidarı uyarmak yerine ana muhalefet partisini suçlayıp tehdit ediyorlar.
Eğer bir muhalefet partisi, iktidar yerine muhalefete saldırıyorsa, artık muhaliflikten çıkmış, iktidarın beslemesi olmuştur. İktidar partisi ile hareket eden, iktidardır, muhaliflikleri sözde kalmıştır.
CHP’nin birçok yanlışları olmuştur. Yanlışlarını elbette eleştireceğiz. Fakat FETÖ darbe girişiminin, işsizliğin, çözüm sürecinin sorumlusu CHP midir?
Ege Adaları’nı Yunan’a bırakan, Katar’a asker gönderen CHP midir?
FETÖ çuvalı
Suçlu, suçsuz binlerce insan tutuklu. Oysa tutukluluk ceza olmamalı. Fiili olarak suça karışmayan, FETÖ üyesi olmayan, adresleri belli olan, sadece AKP’ye muhalif oldukları için yazdıkları yazıdan ve attıkları tweet’lerden yargılanan insanların tutuklu olması akıl işi değil. Yazılan yazıların, atılan tweet’lerin silinemeyeceğinden, delil karartma gibi bir durum da söz konusu olmadığına göre tutuklamalar niye yapılıyor?
Bu tutuklamalar, FETÖ ile mücadelenin gerekçesi olamaz. Çünkü bu tutuklamalar FETÖ ile mücadeleyi sulandırmakta, inandırıcılığını yok ederek adalet duygusuna zarar vermektedir.
Tutuklanan yada işinden olan binlerce insanın FETÖ’cü olamayacağı açıktır. Bu insanların bir bölümü FETÖ ile mücadele etmiştir. FETÖ’nün bu kadar üyesi olsa darbe yapmasına gerek kalmazdı. Zaten ülkeyi yönetiyor olurdu. FETÖ’nün ne yaptığı açıktır. FETÖ’ye kimlerin hizmet ettiği de gayet açıktır. 17-25 Aralık milat olamaz. Suça milat konulmaz. Suçun zaman aşımı vardır ve bu süre bitmemiştir. Yirmi yıl içerisinde Cemaat’in, FETÖ olmasına hizmet eden herkes suçludur.
AKP, FETÖ’yü bir çuval gibi kullanıyor. Çuvalı açtı ve kendisine karşı çıkan kim varsa içerisine atıyor. FETÖ’yle ilgisi olmayan insanları, sırf muhalif oldukları için tutuklanıyor. Muhalif oldukları için kin güdülüyor. İntikam duygusu ile ne kadar çektirirsek kar mantığı güdülüyor. Bu durum devletin güvenirliğini yıkıyor. Devletin adalet anlayışını yok ediyor. Adaleti yok olmuş devlet, devlet olmaktan çıkıyor.
Ana muhalefet partisi lideri 500 km yol yürümeyi göze alıyorsa, devleti yönetenler bu durumu kinle, öfkeyle, karşı suçlamalarla gidermeye çalışmamalı, şapkalarını önlerine koyup düşünmelidir. Muhalefet, eleştirecektir, yürüyecektir. İktidara düşen, muhalefeti suçlamak değil, adaleti sağlamaktır.


Bu yazı 31 kez okundu.

Bünyamin Aka
SON EKLENENLER