• Cumartesi, Mayıs 26, 2018

Deniz Gezmiş Atatürk’ün Bursa Nutku’ndaki gençtir

ozgurbillur
Özgür Billur
Mayıs18/ 2018

Atatürkçülük, Deniz’lerden beri “terörist” ideoloji!
6 Mayıs 2003.
Tam 15 yıl olmuş.
Vatan Caddesi’nde gözaltındayız. 20-21 arkadaşız. Oysa o gün üniversitede olacak, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını anacaktık.
Peki niçin buradayız?
Bir gün önce, yani 5 Mayıs’ta, Türk Solu ve Atatürkçü Düşünce Kulübü’ne bağlı öğrencilere eli sopalı-satırlı gruplar saldırdı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde başlayan saldırı Barbaros Bulvarı’na taştı. Saldırıda ikisi ağır, pekçok Atatürkçü öğrenci yaralandı.
Olayların başlamasından bir saat sonra gelen polis, saldıranların bir bölümüyle, yaralı öğrencileri (hastanelere kadar gelerek) topladı.
İşte ben bu 4 günlük konukluk sırasında Atatürkçülüğün “suç” olarak görüldüğünü, Atatürkçü gençlere terörist muamelesi yapıldığını gördüm. Polisin önündeki kâğıtlarda isimlerimizin karşısında “ulusalcı-ADKF (Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu)” notu vardı. Masadaki diğer A-4 kağıdında ise başka isimler ve karşılarında örgütleri (PKK dahil) yazıyordu. Biz de onlarla birlikte terörist muamelesi görüyorduk. Oysa yasal bir öğrenci kulübünün üyeleriydik.
Bizden 7 yıl sonra, Ergenekon ve Balyoz kumpaslarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Atatürkçü subayları da aynı muameleye maruz kaldılar.
Tıpkı Deniz Gezmiş ve arkadaşları gibi.
Onlar terörist oldukları için değil, Atatürkçü, devrimci ve milliyetçi oldukları için asıldılar.
Bu üç dava birbirinden farklı olsa da yargılananlar Atatürkçüler.
Ve suçlanan ideoloji Atatürkçülük!
Deniz Gezmiş ve arkadaşları sapına kadar Atatürkçüydüler.
Kendilerini “İkinci Kurtuluş Savaşçıları” olarak tanımlıyorlardı. “Atatürk bayrağı altında toplanalım” çağrıları yapan bu gençler “Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal Yürüyüşü” yaptılar. Ve bundan dolayı da yargılandılar.
Deniz’ler asıldı, meydan İsmail Kahraman’lara kaldı
Deniz Gezmiş mahkemeye verdiği savunmanın bir yerinde şöyle söylüyor:
“Türkiye bu çağdışı koşullardan kurtulmadıkça, Süleymancılık, Nurculuk, şeyhlik, derebeyi artığı toprak ağalığı ve işbirlikçi sermaye kurumları tasfiye edilmedikçe DP’ler, AP’ler hep iktidara geleceklerdir. Ve hem de milli iradeyi temsil ettiklerini söyleyeceklerdir.”
Artık DP, AP gibi gericilikle uzlaşan sağ partiler değil, AKP gibi doğrudan gericiliğin temsilcisi bir parti iktidarda. Deniz’in dediği gibi “milli irade”yi temsil ettiğini söyleyerek geldiler. 16 yıldır Atatürk ve Cumhuriyet’le hesaplaşıyorlar.
Atatürk’ün kurduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin başında Atatürk düşmanı İsmail Kahraman var. Bu kişinin en büyük özelliği, devrimci gençlere saldıran Milli Türk Talebe Birliği (MTTB)’nin başkanı olması.
16 Şubat 1969’da devrimci gençler İstanbul’a demirleyen Amerikan 6. Filosu’nu protesto gösterisi düzenlerler. İsmail Kahraman’ın başında bulunduğu MTTB, Taksim’de bu gençlere saldırır ve iki öğrenci bıçaklanarak hayatını kaybeder.
Deniz Gezmiş, Amerikan askerlerini denize dökerlerken, İsmail Kahraman 6. Filo’ya secde ediyordu.
Deniz Gezmiş’ler, İsmail Kahraman gibilerin önü açılsın diye asıldılar.
Devrimci gençler öldürüldü, meydan Atatürk düşmanı Amerikancı yobazlara kaldı.
“Baba, sana her zaman müteşekkirim. Çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni”
Deniz Gezmiş’in kısacık hayatına ve mahkeme savunmasına bakalım; onun Atatürk’ün Bursa Nutku’nda tarif ettiği Türk genci olduğunu görürüz.
Deniz, Amerikan emperyalizminin Türkiye’yi ele geçirmeye çalıştığını ve onunla mücadele etmenin her Atatürkçü gencin görevi olduğunu düşünüyordu.
Elbette sosyalistti. Çünkü insanların eşit ve emeğinin karşılığını aldığı bir düzenin ancak sosyalizmle kurulacağına inanıyordu.
“Sosyalizmi istiyorum, ama onun bunun kuyruğunda değil. Bağımsız sosyalizm bizimkisi. Yalnız Türkiye’ye özgü” diyordu.
İktidarın, emperyalizme teslim olduğunu, muhalefetin de görevini yapmadığını düşünüyordu.
Gençlik, halkı harekete geçirmeliydi. Atatürk, Cumhuriyet’i ve devrimleri gençlere emanet etmemiş miydi?
1971’in 18 Ocak’ında Cemil Gezmiş oğluna bir mektup yazar ve adalete teslim olmasını ister. Çünkü onun suçsuz olduğunu ve bu sebeple ceza almayacağını düşünür. Deniz, on gün sonra Cumhuriyet gazetesi aracılığıyla babasına şu efsane cevabı verir:
“Baba, sana her zaman müteşekkirim. Çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni. Küçüklüğümden beri evde devamlı Kurtuluş Savaşı anılarıyla büyüdüm. Ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim.
Baba biz Türkiye’nin İkinci Kurtuluş Savaşçılarıyız. Elbette ki hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da. Tıpkı, Birinci Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi. Ama bu toprakları yabancılara bırakmayacağız. Ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları. Düşün baba, bugünkü hükümet, işini gücünü bırakmış bizimle uğraşıyor. Çünkü bizden başka gerçek muhalefet kalmamış durumda. Ya vatan, ya ölüm!”
Ne bir haram yedi, ne cana kıydı
Deniz Gezmiş hiç kimsenin canına kıymadı. Arkadaşları da öyle…
Banka soydular. Ama kendileri için değil.
Önce Ankara’dan polisin kuşatmasından kurtulup kaçacaklar, sonra bir şekilde silah bularak Amerikalılara saldıracaklardı. Hedefleri Amerikan üsleriydi.
Türk askerine silah sıkmadılar.
Aslına bakılırsa Amerikan askerine de silah sıkamadılar.
Banka soygunundan sonra Balgat’taki Amerikan üssünden kaçırdıkları zenci çavuşu serbest bıraktılar. Daha sonra rehin aldıkları 4 Amerikalı askeri de…
“Bir an önce kurtulmalarını onlardan çok biz istiyor gibiydik.
Üçüncü gün falandı, Larry’nin karısına gizlice mektup yazdığını gördüm. Çektim aldım mektubu elinden. Oğlan vasiyetini yazıyordu: ‘Gider babamgilin evine yerleşirsin’ diyordu, ‘Artık görüşemeyeceğiz’ falan diyordu.
Dayanamadım, ‘Ulan göreceksin karını be’ dedim.
Çok da iyi besliyorduk adamları. Biz kendimiz doğru dürüst yemiyor, onlara yediriyorduk. Muzla besledik be herifleri, muzla!
Süre doldu. Bildiride açıkladığımız kararı uygulamadık. Kıllarına bile dokunmadık.
Onları öylece bıraktık. Gidişimizden haberleri bile olmadı.”
Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) adına yaptıkları adam kaçırma eylemi Deniz’in ağzından böyle bitiyor işte.
Deniz’in eylem biçiminin doğru olup olmaması değil burada mesele!
Onlar hiç kimsenin canına kıymadılar.
Ama 12 Martçılar onlara kıydı.
Sadece onlar mı?
TBMM’de idamlar için evet oyu veren Adalet Partililer ve 28 CHP’li vekil.
Mert, vatansever ve sevgi dolu bir devrimci
Deniz Gezmiş, asıldığı güne kadar fikirlerinden bir milim taviz vermedi.
Mahkeme salonunda yargılanan değil, adeta yargılayandı.
Devrimciliğiyle gurur duydu.
O, hayatının anlamını kavramış bir gençti. İdamdan önce babasına yazdığı şöyle yazıyor:
“Önemli olan inandığın dava için yaşamak. Yoksa hiçbir şey yapmadan yaşamak, sadece yaşamak yosun solucan harcıdır. İnandığım biçimde yaşadım şimdiye kadar. Elimden gelse yine aynısını yapardım… Sen de kendini çok yıprattın benim için. Her ne kadar beni bu yaşa sen getirdin ama unutmaman gerek ki, vatana karşı da namus borcum var. Onun için bu borcumu ödedim ve şimdi içi rahatlığı içindeyim.”
Cezaevinde ölüm kararı kesinleştikten sonra bile asla hayata küsmedi. Hep okudu. Özellikle edebi eserler… Dostoyevski, Balzac, Tolstoy, Kazancakis, Ömer Hayyam en çok onları okudu.
18 Nisan 1972’de Mamak Cezaevi’nde Anayasa değişikliklerini, işkenceleri ve zamları protesto için açlık grevine başladı. Tabii Yusuf ve Hüseyin’le beraber.
Ölüm anı gelip çatmış, ama onlar dışarıdakiler için eylem yapıyorlar!
İnsanın yüceldiği an bu olsa gerek…
İnfazdan sonra Deniz’in eşyaları arasında bir cep defteri bulundu. Ve o defterin içinde kendi el yazısıyla yazılmış dizeler.
O dizeler, insanlara ve güzel yarınlara inanan sevgi dolu bir devrimcinin son seslenişidir:
Yenilmişsem
Elim kolum bağlı
-boynumda yağlı ip-
Gelip dayanmışsam darağacına
Dudaklarımda yarın
Gözlerim yarınlarda
Unutmak mı gerek seni?
Kapılar kapalı
Tutulmuşsa gece kapkara yollar
Sıcacık bir sevgi
sunmayacak mıyım insanlara?
Bakmayacak mıyım yarınlara
Seslenmeyecek miyim insanlara?


Bu yazı 89 kez okundu.

Özgür Billur
SON EKLENENLER