• Pazartesi, Aralık 11, 2017

Devlet başkanı kim olmalı?

gultepe
Necati Gültepe
Kasım03/ 2017

Bilge Kağan’a ve Fârâbî’ye göre başkanın nitelikleri
Bilge Kağan; devlet başkanlarını “bilge” ve “bilgisiz” olarak iki temel kategoriye ayırır.
“Bilge”yi; “il”i tutan, “tör”ü yapan veya “töre”ye göre halkı toplayıp eğiten başarılı başkanların sıfatı olarak kullanır.
“Bilgisiz” ise; “il”i yönetmede ve “töre”yi korumada itinasız davranan, nihayetinde “il”i kaybeden başkanın sıfatı olarak kullanır.
Fârâbî ise başkanları “Fadıl” ve “Fadıl olmayan” diyerek ikiye ayırır. “Fadıl”ı, halkını gerçek mutluluğa sevk edecek düzenlemeleri yapan ve bu uğurda onları eğiten başkanın sıfatı olarak kullanır.
Bilge Kağan için ideal başkan “Bilge ve alp” olur. Onda “kut” mevcut olduğu gibi Tengri de onu diler.
Fârâbî için de ideal başkan “Fadıl” olmalı. Gerçek mutluluğu ancak böyle olunca bilir ve halkının da ona ulaşması için tedbirler alır.
Bilge Kağan için devletin ve halkın iyilik ve refahı devlet başkanına bağlıdır. Bilge Kağan, ideal başkanların en önemli başarısı olarak töre yapmayı, onu korumayı ve ona göre halkı eğitmeyi gösterir.
Esasen “il” olmak, farklı boyları bir arada tutmakla olur. Şayet boylar kendilerine haksızlık yapıldığına kani olursa “il”den çekilir.
Bu sebeple başkanlar, boyları “il” içinde (“il”in bir anlamı da “barış”tır) tutması gerekir. Bunu yaparken de haksızlık etmemesi, “töre”ye göre devletin imkânlarını dağıtması gerekir.
Türklerde devleti kim yönetir?
Türklerde hükümdar olmanın şartlarından biri olan Tanrı’nın “kut” vermesi durumu, onun bilgeliğinin dayanaklarından biridir.
Çünkü kut verilen hükümdar halkın ihtiyaçlarını karşılamak için “bilge” olmak mecburiyetindedir.
Siyasi egemenlik anlamına da gelen “kut”a sahip olmak,
iktidarda kalmak için yeterli görülmemiştir. “Kut” kaybedildiği takdirde iktidar da kaybedilir. İktidarı kaybetmemek için “kut”un içeriğini oluşturan şu nitelikleri sürekli göstermek gerekir:
“Kut”, akıl ve bilgi ile tutulur, iyilik yapmayı gerektirir ve ayrıca, erdemli, iyi ahlâklı ve iyi huylu olunmalıdır.
“Bilgelik”, hükümdarın sorunları kavrama gücü ve çözüm ütebilme yeteneği olarak öne çıkmaktadır.
Bilgelik ahlâkî, dinî, siyasî, iktisadî, sosyal değerler başta olmak üzere, toplumun her türden düşünce ve eylemlerini yönlendiren değerler bütününü esas alan bir düşünce türüdür.
Türklerde devlet gemisinin kaptanı bilgidir
“Bilgi” ve “Bilge” sahibi olma, Türk devlet adamlarının başta gelen ve önemini hiçbir zaman kaybetmeyen özellikleriydi.
Türkler, devletin gücünü ve devamını hakanın ve vezirlerin “bilgi” derecesi ile ölçerlerdi. Sadece Hakan/Kağanların bilgi sahibi olmaları yetmiyordu. Onların etrafındaki büyük memurların ve komutanların da bilgili olmaları şartı vardı.
Nitekim Orhun Kitabeleri’nde “Bilge bilmez kişiler bilmedikleri için daima felâket ve yenilgilere sebep olmuşlardır” denilmektedir.
Devlet millete dayanır, asıl kaynağı millettir. Millet kitle, toplum, cemaat değildir; millet tarihi şuuru/perspektifi olan töreli bir sosyalitedir.
Türkler, devlete “el” veya “il” adını vermişlerdir. Devlet kurmayı “il’lenmek”, devlet yönetmeyi “il tutmak” ve devletten yoksun kalmayı da “il’sizlenmek” kelimeleriyle anlatmışlardır.
Devleti, daima “töre” ile birlikte düşünmüşlerdir. Türklerde töresiz (yazılı olmayan kanun) devlet olmamıştır.
Devlet gücü ülke içinde en üstün güçtür. Bu güç, devletin emredici maddi gücüdür. Devletin varlığı için emredici güç ve iktidar zorunludur.
Böyle maddi bir güce sahip olmayan örgüt devlet niteliği taşıyamaz.
Türklerde ulus ve devlet düşüncesi çok erken çağlarda doğmuş ve gelişmiştir.
Türkler, Orta Asya’yı tümüyle kontrol eden büyük devletler kurdukları gibi, zaman zaman Orta Asya’dan taşarak gittikleri yerlerde de yeni yeni siyasi oluşumlar meydana getirmişlerdir.
Türkler tarihin hiçbir döneminde devletsiz kalmamışlardır. Çünkü Türkler devletin, var olmanın vazgeçilmez bir kurumu olduğunun daima farkında ve bilincinde olumuşlardır
Hakanın kurultayda seçilmesi köklü bir devlet geleneğidir. Hükümdar seçilmenin belirli şartları olsa bile güçlü, bilgili ve devletin devamlılığını sağlayabilecek olan aday ancak hükümdar olabilmiştir.
Töre, hükümdarın da bağlı olduğu, geleneklere göre oluşturulmuş yazılı olmayan kuralların tümüdür.
Hükümdarın, daha önceki devlet tecrübelerine dayanarak, devletin ileri gelenleri ile birlikte oluşturduğu kurallar anayasa niteliğindedir.
Türklerde mülkiyetin nihai sahibinin Tanrı, devlet yahut da budun olduğundan hareket edilir. İşte bu anlayışa göre mülkiyet-insan, mülkiyet-toplum ilişkileri düzenlenmiştir. Söz gelimi Hunlarda kuru bir çöl parçası olsa dahi o buduna aittir.
Osmanlı’da ise Tanrı adına devletindir.
Osmanlı’nın kanunlar üstü töresi “Devlet-i ebed müddet” ülküsü idi. Bunun için milleti, devletinin adı ile “Osmanlı” diye çağırması bile manalıdır.
İnsanlar ve hükümetler fânidir; fakat devlet, ebedî ve kalıcıdır.
Sen öleceksin, devlet yaşayacak.
Şehit olacaksın, çalışacaksın, canlar bağışlayacaksın. Çünkü devletsiz şeref, devletsiz mülk, devletsiz istiklâl mümkün değildir.
Türklerde ‘kadın’ın yönetimi
Biz biliyoruz ki Türklerde kadının yönetimi, kadının hükümdarlığı erkeklerle hiç ayrımsız eşittir. Hatta çoğu zaman kadının yönetimi teşvik edilmiştir.
1196 yılında imparatorluğunu kuran Cengiz Han; bütün kurum ve kuruluşları, töre ve tüzükâtı, tamamen geçmişte hüküm sürmüş Türk devletlerinden adaptedir. Yani Cengiz Han’ın “tüzük ve töre”sinin, temeli Türk’tür.
Bu sebepten olsa gerek imparatorluğunu kızları ile beraber yönetmiş, oğullarına asla güvenmemiştir.
Hatta, imparatorluğunun idaresini oğulları yerine yine kızlarına bıraktığını, bu kızların ve onların kız torunlarının, yüzyıllarca orduların başında savaştığını, imparatorluğu ayakta tuttuğunu antropolog, tarihçi ve Moğol tarihi ve kültürü konusundaki otorite Jack Weatherford’tan öğreniyoruz.
Yine bu anlayışla Cengiz Han’ın, kızı Al-Altun’a nasihatı çok enteresandır:
“İlk kocan milletindir. İkinci kocan, itibarındır. Evlendiğin adam ancak üçüncü kocandır. Eğer milletini kocan olarak görürsen ve ona özenle hizmet edersen itibarını kazanırsın. Eğer itibarını kocan olarak görür ve onu özenle korursan evlendiğin adam seni nasıl terk edebilir ki?”
İslam’a göre devleti kim yönetmeli?¹
İbn-i Haldun diyor ki:
“Ülkenin en liyakatlisi (kadın erkek ayırımı yok) kimse devletin başına o geçmelidir.”
Zaten, Kur’an; “Emanetleri ehil (kadın erkek ayrımı yapmaksızın) olana veriniz” diyor.
Kur’an a göre; devlet idaresi emanettir; emanette hıyanet edilmemeli ve ehil olana verilmelidir.
“Emanet”, sözlükte emân; korkusuz ve asude olmak; inanılır, mutemet olmak anlamınadır.
Emânet kelimesi Kur’an’da altı yerde geçer. Başlıca iki anlamda kullanılır: “Emânet, görev ve sorumluluk.”
4:58. Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder.
Emânetin zıt anlamlısı hıyanettir.
8:27. Ey iman edenler! Allah’a ve Peygambere hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emânetlerinize hainlik etmiş olursunuz.
Ehliyet, Kur’an’da 91 yerde geçer. Toplam dört anlamda kullanılır; birinci anlamı: Liyakat-yeterliliktir.
Öyle anlaşılıyor ki, Kur’an, her tür görev ve sorumluluk üstlenmeyi “emanet” olarak değerlendirmektedir. Bu anlamda bütün siyasi-sosyal görevler de birer “emanettir”. Devlet idaresi de doğrudan milletin bir “emanetidir”.
Tanrı da zaten “emanetlere” hıyanet edilmemesini, ehil olana verilmesini, yöneticilerin devlet emanetini kendi tapulu malları gibi görmemesini buyurmaktadır.
Devlet makamları da halkın bir “emaneti” olduğuna göre ona da hıyanet edilmemeli, halkın güveni sarsılmamalıdır.
Ayrıca “ehliyet” kavramının “liyakat, yeterlilik” manası üzerinde iyi düşünülmelidir. Sözlükte ehliyet kavramından türetilen eşanlamlı kelimeler yan yana dizildiğinde “kim yönetecek?” sorusunun cevabı da ortaya çıkmakladır;
Beceri, deha, dirayet, ihtisas, kabiliyet, liyakat, marifet, ustalık, uzluk, uzmanlık, yetenek, yeterlilik, yeti, ehliyet, kifayet, layık olmak, uygunluk, yaraşırlık, ehliyetname (diploma), sertifika, yeterlilik belgesi (uzmanlık belgesi) olanlar içinden seçilecek kimse devleti yönetebilir.
Konuyu İslami açıdan daha derine indirirsek özellikle İslâm düşüncesinde yönetime kimin ehil olduğu meselesi “İmamda bulunması gereken şartlar” bağlamında tartışılmıştır.
Bu konuda özellikle İbn-i Haldun ve son dönemde İran’da Necefabadi’nin görüşleri dikkat çekicidir.
İbn-i Haldun’a göre bir kişinin imam veya halife olduğunu şu dört şartla anlarız:
“İlim, adâlet, kifayet ve sağlık.” (Dikkat edilirse burada imamın erkek olma şartı yok.)
Daha önceki âlimler tarafından ileri sürülen; Kureyş’ten olmak şartı ise İbn-i Haldun’a göre ihtilaflıdır.
Ona göre bu şart kifayet şartının içine girer ve asabiyet maslahatıyla yorumlanır; “Asabiyet sürekli değişen bir ahval olduğu için asabiyetini yitirip çözülen Kureyş de zamanla bu hakkını kaybetmiştir. Bu, mülkün (devletin) tabiatı gereği böyle olmak zorundadır.”
Görüldüğü gibi İbn-i Haldun, her toplum için geçerli ehliyet şartları öne sürüyor. Yeryüzünün herhangi bir yerinde bir devleti kimin yöneteceği sorun haline gelmişse, İbn-i Haldun’a göre yukarıdaki şartları kim taşıyorsa o devleti yönetmeye ehil demektir.
Devlet esas itibariyle adâlet üzerine yükseleceği için, devleti yönetecek kişide ‘ilim, adâlet, sağlık ve kifayet’ bulunması şarttır ve yeterlidir.
Necefabadi’ye göre, velâyet-i fakih (devlet başkanı) olmak için asıl itibariyle sadece bir şart yeterlidir; “bilgi”. Ona göre bir ülkenin kânunlarını en iyi bilen kimse lider olabilir. Liderin ruhani (molla) olması da şart değildir.
İbn-i Haldun ve Necefabadi; Her ikisi de devleti kimin yönetmesi gerektiğine dâir evrensel denilebilecek kriterler ileri sürmektedirler.
Bu kriterler:
“Adâlet, bilgi, sağlık, cesaret ve asabiyet kriterleridir.”.
Özellikle, burada daha lokal kalan Müslüman olmak, Şiî veya Sünnî olmak, Kureyş’ten olmak, ulemadan olmak, erkeklik vs. şartları geçmiyor.
Sonuç olarak diyebiliriz ki:
Türk tarihi ve yönetiminde; devlet başkanı-hükümdar veya kağanda aranan seçilme şartları ile İslam tarihi ve yönetimlerinde; halife-imam veya devlet başkanlarında aranan seçilme şartları, hemen hemen aynı ve evrenseldir.
Devlet başkanı seçiminde kesin uygulanması istenen şartlar şunlar: “Bilge-bilgili- liyakat-uzluk-ehliyet-sağlık ve ahlak.”
Türk Tarihi ve yönetiminde, kadınların devlet başkanlığı ve yöneticiliği teşvik ediliyor. İslam tarihi ve yönetimlerinde ise teşvik yok, ama yöneticinin yada devlet idarecisinin erkek olma şartı da yok.
Her iki yönetimin de asla kabul etmediği devlet başkanı tipi eğitimsiz, diplomasız, bilgisiz, hele özellikle ahlaksız (kamu malına tasallut).
Bu kimselerin yönetici, devlet başkanı veya lider olması kesinlikle yasaklanmıştır. Böylelerinin seçimi halinde ülkelerini felakete götüreceğinden, sadece seçilenler değil onu seçenler de, sorumlu tutulup lanetlenmiştir.
Dipnot:
1. Prof. Dr. Adil Bebek, İslami Açıdan Kadının Yönetici Olup Olamaması – R. İhsan Eliaçık, Adalet ve Devlet, 2011, İstanbul


Bu yazı 30 kez okundu.

Necati Gültepe
SON EKLENENLER