• Cuma, Nisan 20, 2018

Diktatörlerle yüzleşmek

emine
Emine Demir
Nisan14/ 2018

Son zamanlarda vizyondaki filmlere göz attınız mı? Konuları çeşit çeşit bir sürü film var, ama benim dikkatimi buram buram siyaset kokan bir film çekiyor; “Stalin’in Ölümü”. Film İngiltere-Fransa-Belçika yapımı ve İskoç yönetmen Armando Iannucci tarafından beyaz perdeye hazırlanan bir kara mizah filmi.
Başlık sizi yanıltmasın, film bir biyografi filmi değil; Stalin’in tüm hayatını değil, Stalin’in ölüm anı ve Stalin’in ölümünden sonraki liderlik savaşını anlatıyor. Kara mizah sonuçta, gülmemiz gerekir ama Stalin’in bir diktatör olduğunu anlatan sahnelerde öfkeleniyorum. İstihbarat raporları, tutuklanacak isimler, işkence görecek isimler, infaz edilecek isimler… İnsanın bir hayatı var, yaşama hakkı var, adalet hakkı var, yargılanma hakkı var ama bir diktatör için bunların hiçbir önemi yok. İnsanlar isimlerden, isimler de düşmanlardan ve yandaşlardan ibaret. Düşmanların üstü çizilmeli, yandaşlar ise hep çalışmalı daha ki diktatör onları çok çalıştıkları ya da hata yaptıkları için düşman ilan edip, üstünü çizene kadar.
Filmi izledikten sonra, merak duygum kabarıyor, araştırıyorum. 1924-1953 yılları arasında bir adamın hırsı ve paranoyası 20 milyona yakın insanın hayatına mâl olmuş. Tabii bu sadece ölenlerin rakamı, hapiste yatanları, işkence çekenleri kapsamıyor. Bugünün Türkiye’sinin, Stalin dönemi Sovyet Rusya’sından farklarını düşünüyorum Ölmüyoruz ama hapis yatıyoruz. Baskının altında eziliyoruz ama yine de asla boyun eğmiyoruz. Tarih, diktatörleri aynı hamurdan yaratıyor. Diktatörler hep aynı yöntemleri kullanıyorlar, ama özgürlük adına mücadele edenler her seferinde daha güçlü, daha inançlı, daha azimli oluyor. Bugüne kadar bütün diktatörler kaybetti, yine kaybedecekler ve bizler yine insanlık adına kazananlar olacağız.
Filmin diğer bir önemli konusu; diktatörün yalnızlığı. Tüm diktatörler yalnızlığa mahkûmdur. Onların çevresi sevgiyle değil, korkuyla örülüdür. Stalin’in hayatı da bunu gösteriyor. En güvendiği, en sadık adamları ölsün diye kapısında nöbet tutarken, gülüyorum. Diktatöre boyun eğen, her istediğini yapan sadık adamları, görevlerini çok iyi yapıyorlar ama bir yandan da diktatörsüz bir hayatın hayallerini kuruyorlar. Nitekim Stalin’in yerine geçen, onun en sadık adamlarından olan Kuruşçev’in ilk işi kendini reformist ilan edip, baskıyı azaltmak oluyor. İnanıyorum ki Türkiye’de de bugünün en iyi hizmetkârları, diktatörsüz bir yarının hayalini kuruyor. Ama burası Türkiye, Sovyet Rusya değil. Diktatörün hizmetkârlarının yeni yönetimde söz sahibi olmak gibi bir hayali olmamalı. Onların yargı önüne çıkmak ve topluma çektirdikleri acının bedelini ödemek dışında başka seçenekleri yok.
Kimi çevreler tarafından filmin eleştiri yağmuruna tutulacağı çok açık. Benim de abartılı gördüğüm bir çok olay var ama yine de izlemek lazım. “Stalin’in Ölümü”, Rusya’da vizyona girememiş, parlamento tarafından engellenmiş. Stalin’i düşününce, Almanya’nın Hitler’e karşı olan tavrını, Rusya’dan Stalin’e karşı bekliyorum ama, yanılıyorum maalesef. Bugünün kapitalist Rusya’sı dünün Stalin’in yönettiği Sovyet Rusya’yı savunuyor, koruyor. İdeolojiler değişiyor belki ama Rus insanı ne yaparsa yapsın onlara göre hep haklı. Geçmişleriyle yüzleşemeyenler, tarihe saplanıp kalıyor, bence bu yüzden Rusya hâlâ tam anlamıyla özgür değil, böyle giderse, olamaz da.
Dikta rejimi altında ezilenlerin, özgür bir yarını hayal ederken öncelikli işleri diktatörleriyle yüzleşmek olmalı.


Bu yazı 49 kez okundu.

Emine Demir
SON EKLENENLER