• Cumartesi, Haziran 23, 2018

Enver Paşa’nın Suriye stratejisi ve Osmanlı’nın çöküşü

ali-ozsoy
Ali Özsoy
Mart02/ 2018

Stratejisiz savaş hezimetle sonuçlanır
Türkiye şu anda Suriye’de savaşıyor. Türk askerinin önüne çıkan her engeli ezip geçmesi her Türk’ün tek temennisidir. Burada esas olan “vatan savunması”dır. Suriye’de Türkiye’ye karşı oluşan terör koridoruna karşı ilk Türk Solu uyarı yapmış, ta 2012’de Suriye’ye müdahale edilmesini ve Kuzey Suriye’de oluşturulmak istenen PKK varlığının engellenmesini daha burada ne PKK ne Rusya ne de ABD yokken önermişti.
“Strateji” burada her şeyden önemli bir kavram. Çünkü her savaşın bir stratejisi ve politik hedefleri vardır. Politik hedeflerle strateji örtüşmelidir. Şimdi ise yeni bir “strateji” var. “Yerli ve milli” bir politikadan bahsediliyor. Oysa 2014’te PKK’lılar Suriye’ye AKP’nin onayıyla Türkiye üzerinden sokuldu. 2014’teki stratejinin Amerikancı ve işbirlikçi olduğu alenen ortadaydı. Peki, şimdi ki “yerli ve milli” mi gerçekten? Rusçu mu Amerikancı mı Osmanlıcı mı? Neci?
Enver ve Suriye
Aslında her hafta hatta her gün değişen politik hedefler ve stratejiler söz konusu AKP için Suriye’de. Dolayısıyla buna strateji denemez. Suriye’de “PKK’yı temizleyeceğiz” diyen siyasi iktidar Suriye’ye PKK’yı sokanla aynı.
Bu yönsüzlük çok eleştiriliyor. AKP içinde bile bunun tartışması yapılıyor. Ancak AKP’nin Suriye politikasını eleştirenler de önemli bir hususu gözden kaçırıyor. Söz konusu olan artık Türk vatanının sınırları… Yani başarısızlık AKP’nin olsa bile bedeli Türk milleti ve vatanı ödeyecek.
Tarihimizde bunun çok bariz bir örneği var. Enver Paşa’nın çelişkili stratejileri, yanlış askeri politikaları ile bugünkü durum birbirine çok benziyor. Hayır, Sarıkamış’tan bahsetmiyoruz. Tam da Suriye’deki savaştan bahsediyoruz. Enver’in asıl büyük hataları, Osmanlı’nın yıkılmasına ve Türkiye’nin işgaline neden olan asıl “çılgınlıkları” Suriye Cephesinde yaşandı. Atatürk 1917’de ültimatom niteliğinde çok sert bir rapor ile bu çılgınlıkları ve cephedeki Alman komutanların Türkiye’nin yok olmasına yol açacak ihanetlerini Enver’e bildirdi. Atatürk sözünü dinletemedi. Çünkü Atatürk’ün düşünce ekseninde vatan savunması vardı. Enver ise 1917’de bile hâlâ Pan-İslamist ve Pan-Türkist hayallerle süslenmiş Alman savaş politikasının esiriydi.
Suriye’deki hezimet Anadolu’nun içlerine kadar işgal ordularının girmesine, Osmanlı’nın yıkılmasına ve Türk vatanının esir düşmesine neden oldu.
Vatan savunması vatan mefhumuyla yapılır
Bu yazının amacı 1. Dünya Savaşı’ndaki Suriye Cephesinde yaşananların ve hataların dökümünü yapmak değil. Esas amaç hatırlatmaktır. Herkes 2018’de Suriye’yi tartışıyor. Oysa 1918’de Suriye’de yıkıldı Osmanlı. Kimse bundan bahsetmiyor. Suriye’de yapılan hatalar Sarıkamış kadar vahimdir.
Vatan savunması vatan mefhumuna sahip kişiler tarafından yapılır. Atatürk 1. Dünya Savaşı’na girmemize karşıydı. Çünkü bu bir Alman komplosuyla gerçekleşmişti. Savaş stratejisi de Almanların milli çıkarları doğrultusunda çiziliyordu. Enver’in bu durumu meşrulaştırması birbiriyle çelişik iki hedefe dayanıyordu. “Kızıl Elma” söylemi o zaman da tedavüle sokulmuştu. Bir tarafta Orta Asya ve Kafkaslar’daki esir Türklerin kurtarılması ve bir Turan İmparatorluğu kurulması hedefi vardı. Bir “Kızıl Elma” buydu. Rus İmparatorluğuna karşı bir sefer hayaliydi bu. Diğer “Kızıl Elma” ise Mısır’ın kurtarılması tüm Arap-İslam coğrafyasının hatta Hindistan’daki Müslümanların Hilafet Sancağı altında toplamaktı. Bunun için de Britanya İmparatorluğu’na savaş açıldı.
Akla “Şam’da namaz kılacağız”, “ABD Osmanlı tokadı yememiş” ve daha geçen hafta muhtarlara söylenen “Kuzey Suriye Misak-ı Milli sınırları içindedir” sözleri geliyor. Vatan savunması için yapılan Afrin Operasyonu’na darbe vuracak ve Türkiye’yi işgalci, yayılmacı olarak gösterecek söylemler. Hadi Enver Almanlara güveniyordu. Peki ya AKP? Bir hafta ABD’ye bir hafta Rusya’ya… Bir hafta her ikisine birden. Onlar ise Türkiye’yi istedikleri tüm tuzaklara çekiyorlar. “Kandırıyorlar.”
AKP kaybedince Türkiye de kaybetmiş mi sayılacak?
Enver’in tüm kararları aslında Alman Genelkurmayı’nın dayatmasıyla alındı. Almanya’nın Avrupa cephesinde kilitlenen taarruzları için gerekliydi. Bunlar itham değil, belgelerle anılarla kanıtlanmış olgular. Dört bir yandan saldırı altında, maliyesi çökmüş, askerlerinin en insani varlık koşulları için bile yeterli teçhizatı olmayan bir devlet nasıl olur da aynı anda dünyanın en büyük iki imparatorluğunu seferleriyle yıkabileceğini hayal edebilir? Tek güvence Almanya’nın desteğiydi. Bir de Mısır, Kafkasya, İran, Orta Asya ve Hindistan’daki Müslümanların, Hilafet’in cihat çağrısına olumlu yanıt verip isyan edeceği beklentisi… Arabistan’da isyan oldu ama Osmanlı’ya karşı.
Enver “Almanya kazanırsa, biz de kazanmış sayılırız” mantığıyla hareket ediyordu. Dolayısıyla ders kitaplarımızda da klişeleşmiş bir şekilde yer alan sonuçla karşılaştık: “Almanya kaybedince biz de kaybetmiş sayıldık.” Fakat kaybettiğimiz savaş değil bütün bir devlet ve Türk vatanıydı.
Tüm bu hatırlatmalarımız şundan: AKP kaybedince Türkiye de kaybetmiş sayılmasın!
Süveyş Seferi’nin esas nedeni
Cemal Paşa anılarında Enver’in kendisini Süveyş Kanalı’na sefer için görevlendirdiğinde yaptığı açıklamayı aktarmaktadır:
“Azizim Cemal Paşa, Süveyş Kanalı üzerine bir saldırı düzenlemek suretiyle, İngilizleri Mısır’da meşgul etmek suretiyle ve bu sayede, Garp Cephesi’ne (yani Fransa-Almanya cephesine) sevk etmekte oldukları birçok Hint tümenini Mısır’da alıkoymaya mecbur etmek; aynı zamanda Çanakkale’ye bir çıkarma gücü sevk etmelerine engel olmak istiyorum.”
Yani Almanya’nın Garp Cephesi rahatlasın diye dünyanın en büyük donanmasının koruduğu Süveyş Kanalı’na Cemal Paşa 5-6 bin kişilik bir ordu ve yüzen botlardan oluşan bir “donanmayla” baskın (!) yaptı. Sonuç elbette hezimetti. Ve Süveyş’i geçen İngiliz Ordusu işgali başlattı. İşte Filistin-Suriye cephesi böyle açıldı.
Şimdi hiç savaş stratejisine girmiyoruz. Bir savaş kronolojisi sunuyoruz.
Sarıkamış Harekâtı ve faciasının yaşandığı tarih 22 Aralık 1914-15 Ocak 1915. Bundan sonra Rus Ordusu taarruzu Sivas’a kadar ilerledi.
Enver’in muazzam fikri ile Cemal Paşa’nın başlattığı Mısır Seferi, Süveyş Baskınının tarihi 2 Şubat 1915. Yani Sarıkamış felaketinden ve Doğu Anadolu’nun işgal edilmeye başlamasından birkaç hafta sonra.
Çanakkale’de çıkartma ve işgal bekleniyordu zaten. 19 Şubat 1915’te de Çanakkale muharebeleri başladı.
Doğu Anadolu işgal edilirken Mısır’a taarruz etmek nasıl bir düşüncedir? Çanakkale Zaferi’nden sonra oradaki birliklerin Doğu Anadolu’ya sevk edilmesiyle belki bu hata düzeltilebilirdi. Ama ne oldu? Çanakkale’deki ordular Galiçya’ya gönderildi. Almanya’nın Doğu Avrupa cephesini rahatlatmak için! Türk Ordusu’nun en başarılı, en iyi donanımlı ve en deneyimli birlikleri savaşın sonuna kadar Galiçya’da rehin kaldı.
Suriye İçin Savaş
Türkiye’yi biraz olsun düşünenler varsa, ülkemizin menfaatini, askerimizin zaferini isteyen varsa mutlaka bir kitabı okumalı. Bu kitap Tarih ve Kuram Yayınları’ndan çıkan John D. Grainger’in “Suriye İçin Savaş 1918-1920” çalışması. Bu kitap Britanya savaş belgeleriyle Suriye’deki savaşı anlatıyor.
Neden 1918? Şimdi oraya geliyoruz. İngiliz Ordusunun Suriye’ye taarruzu ancak 1918 yazında başlayabildi. General Allenby’ın Kudüs’ü işgal etmesinin tarihi ise 11 Aralık 1917’ydi. Peki, 6 ay boyunca İngiltere neden taarruz için bekledi?
Bunun iki nedeni vardır. Irak’taki İngiliz işgal ordusunun yaşadığı yenilgiler birincisidir. İkincisi ise Bolşeviklerin devrimle Rusya’da iktidarı aldıktan sonra Osmanlı ile barış anlaşması imzalamaları ve Rus Ordusu’nun sadece Doğu Anadolu’dan değil, Kafkaslar’dan bile çekilmesidir.
İngiliz karargâhının tek bir beklentisi vardır. Doğu Anadolu’da boşa çıkan Osmanlı kuvvetleri Filistin Cephesi’ne ve Irak’a aktarılacak ve İngiltere yıllarca sürecek bir savaşın içine sürüklenecektir. Bu kaygı Suriye taarruzunu geciktirdi.
Peki, Enver ne yaptı? Vatan savunması için yapması gereken Suriye ve Irak’a takviyeydi. O ise Kafkasya ve İran’a sefer kararı aldı. İngilizler için bu adeta kurtarıcı bir mucizeydi. Grainger’in kitabından aktarıyoruz:
“Filistin’deki İngiliz komutanlığı için de karşılaştırılabilir bir sorun vardı. Türklerin Ruslarla Ukrayna’da, fakat her şeyin ötesinde Kafkasya’da ve Ermenistan’da dövüştükleri Rus savaşının bitmesi, Türk kuvvetlerini de serbest bırakacaktı ve onlar Filistin ve Mezopotamya’da kullanılabileceklerdi. Gerçekte Türk hükümeti, kuzeyde ve doğuda toprak fethiyle daha çok ilgiliydi ve Arap topraklarındaki mevzisini savunmayla o kadar da ilgilenmiyordu. Galiba Enver Paşa, ki Komite idaresindeki lokomotif güçtür, sanmıştır ki, İngilizler Filistin’i zapt ettikleri için tatmin olacaklar ve artık kuvvetlerini ve dikkatlerini Batı Cephesi’nde yoğunlaştıracaklardır. Çünkü o, Türk kuvvetlerini Doğu’da ilk önce Rus kuvvetlerinin zapt ettikleri yerleri tekrar geri almak için; sonra da kendisine ait, Orta Asya’da büyük, yeni bir Türk imparatorluğu inşa etmek düşünü takip için daha ileriye gitmeye zorlamıştır.”
Ve Suriye’deki cephe 1918 Eylül’ünde çökerken, Türk Ordusu Bakü’ye giriyordu. Anadolu’nun işgali başlarken, Türk Orduları İran ve Kafkasya’da savaşıyordu. “Turan” kuruluyordu (!) güya. Almanya, Türk Ordusu Bakü’ye girince çok sert bir nota gönderdi Osmanlı’ya. Nuri Paşa Bakü’de birkaç gün kalabildi. Alman silahlarıyla “Kızıl Elma”ya bu kadar gidilebildi.
Şimdi de Amerikan uçakları, Alman tanklarıyla, Rus füzeleriyle yedi düveli dize getirip Osmanlı tokadı atacağız.
Irak’ta, Suriye’de ve Filistin’de Türk Ordusu İngilizlere karşı çok büyük zaferler de kazandı. Ancak savaşta muharebelerde kazanılan zaferler değil stratejik mevzideki yenilgi belirleyicidir. Afrin’i elbette TSK temizler. Gücü de yeter. Fakat bu bir zafer mi yoksa Suriye felaketinin başlangıcı mı olur? Esas sorulması gereken soru budur.
Stratejide yapılan hata taktik çabalar ve askeri başarılarla düzeltilemez deniyor sıklıkla. Peki ya hata stratejide değilse? Hatta ortada bir strateji bile yoksa! “Lider”likse tüm hata. 1917’de bile Atatürk’ün dedikleri yapılsaydı Suriye kurtarılabilirdi. Sorun Enver’in kafasının içindeydi.
Osmanlı 1918’de Suriye’de yıkıldı. Osmanlı’yı yeniden Suriye’de kuracağız diyenler, 2018’de Türkiye Cumhuriyeti’ni de orada yıkmasın.
Allah askerlerimizi ve vatanımızı korusun. 1918, yüz yıl sonra 2018’de bir daha yaşanmasın.


Bu yazı 277 kez okundu.

Ali Özsoy
SON EKLENENLER