• Cumartesi, Mayıs 26, 2018

Erdoğan’ın özgürlük, demokrasi ve bağımsız yargı vaadi ne anlama geliyor?

okan
Okan İşbecer
Mayıs18/ 2018

Erdoğan’ın doğru tespiti
Bahçeli’nin erken seçim çağrısına Erdoğan’ın en erken seçim tarihini açıklayarak verdiği cevaptan sonra Türkiye iki aylık bir seçim maratonuna girdi.
Geçtiğimiz haftalar, Abdullah Gül çatı adayı olacak mı, muhalefet ittifak kuracak mı, kuracaksa ittifakta hangi partiler olacak, kurulacak ittifakın adı ne olacak, CHP’nin adayı kim olacak, kökten CHP’li mi olacak yoksa CHP içerisinden sağcıların da oy verebileceği bir isim mi olacak derken iki gelişme sonrasında kafalar netleşti ve seçim süreci tam anlamıyla başladı.
Bu gelişmelerden ilki hiç kuşkusuz CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak Muharrem İnce’nin gösterilmesiydi. Böylece aday üzerindeki muamma kalktı ve tüm muhalefet önünü görmeye başladı.
Diğer bir gelişme ise, AKP’nin elinin altındaki %90 yandaş medyanın oluşturmaya çalıştığı AKP’nin seçim bildirgesi muammasıydı. Yandaş basına baksaydık, AKP öyle bir seçim manifestosu hazırlıyordu ki, bugüne kadarki hazırlanan manifestolar yanında halt etmişti. Yeni hedefler, 2071 vizyonu, diriliş, şahlanış vs. gırla gidiyordu.
Manifesto açıklandığında görüldü ki, aslında AKP’nin Türk milletine sunabileceği hiçbir şey kalmamış. Hemen hemen herkesin hemfikir olduğu bir şey varsa, o da 2018’de açıklanan manifestoyla 2002’de açıklanan ilk seçim beyannamesi arasında sadece “dış mihraklar”, “tuzaklar” gibi son dönemin popüler söylemlerinin aralarda çok fazla telaffuz edilmesiydi.
Bir de tabii Erdoğan’ın farklı yerlerde birkaç kez tekrar ettiği “daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi, bağımsız yargı” söylemi.
Buna verilecek cevap hazırdı: Arkadaş, memleketi 16 yıldır senin partin yönetiyor, bunun, hadi 20 Temmuz’u milat alalım, 2 yılını sen tek başına yönettin; 16 yıldır aklına gelmedi de demokrasi, özgürlük, yargı bağımsızlığı şimdi mi geliyor?
Bir de tabii bu üç konu hakkındaki yoksunluk, ekonomiyle birlikte, Türkiye’nin en büyük sorunları. Bu sorunların Erdoğan tarafından da kabul edildiği gerçeğiyle karşı karşıyayız. Yani Erdoğan her ne kadar bunu seçmenini etkilemek için söylüyorsa da ağzından bu lafların çıkması bile AKP’nin ne kadar zor bir durumda olduğunun göstergesidir.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ne kadar demokratik?
AKP’nin oluşturduğu ve 16 Nisan Referandumu ile kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, 24 Haziran seçimleri ile birlikte işlerlik kazanacak. Gerçi AKP 15 Temmuz’u bahane ederek bu sistemi fiilen yürürlüğe soktu. Ve fiilen işlediği süreçte gördük ki, bu sistem, demokrasiyle uzaktan yakından alakası olmayan bir tek adam rejimidir.
Zaten sistemin kabul ediliş şekli de bu sistemin ne mene bir sistem olduğunu ortaya koyuyor. 16 Nisan Referandumu’nda Türk milletinin çoğunluğu, Anayasa değişikliğine red oyu kullanmasına rağmen, iktidar, YSK aracılığıyla müdahale ederek sonucu kendi lehine çevirmişti. Böylelikle dillerinden düşürmedikleri “milli irade”nin seçme hakkını gasp ettiler.
2002’de OHAL’i kaldıracağız diye geldiler, sene oldu 2018, hâlâ OHAL’i kaldıracaklar. Bunlara kalsa, 2023’te, hatta 2071’de seçim manifestolarına “OHAL’i kaldıracağız” yazacaklar.
OHAL rejiminde milli iradenin, yani TBMM’nin hiçbir etkisi yoktur. Çünkü OHAL rejiminin başlamasıyla birlikte TBMM fiili olarak ortadan kalkmıştır. Tüm karar alma mekanizması, Tayyip Erdoğan ve onun seçip atadığı Bakanlar Kurulu’dur.
OHAL rejimi, Tayyip Erdoğan’ın iktidarı elinde tutmasının, tek adam rejiminin sürmesinin tek yoludur ve bu yolu uzatmak için 2 yıldır ellerinden geleni yapmaktadırlar. Sözde demokrasi getirecekleri seçime bile OHAL şartlarında girmek için OHAL’i 7. kez uzattılar.
Son birkaç gündür, AKP’nin önde gelenlerinin seçmenlere ve muhalif ittifaka yönelik söylemleri bile ne kadar demokratik olduklarını ortaya koymuyor mu? Ne demişti Tayyip Erdoğan: “‘Oyumu cumhurbaşkanına vereceğim ama parlamentoda AK Parti’ye vermeyeceğim.’ İnşallah bu münafıklar çetesini 24 Haziran’da hep birlikte yere gömeceğiz.” Peki ya Binali Yıldırım? Millet İttifakı için “şer ittifakı” mı demedi, “alçaklara haddini bildirmediği” mi kaldı?
Ve şimdi bunların başında olduğu parti Türkiye’ye demokrasi getirecek öyle mi? Bunların kazandığı saat, bugünlerimizi aramaya başlarız.
Özgür olmayan ülke Türkiye
Özgürlükler konusunda da demokrasi ile yarışıyoruz. AKP iktidarında Türkiye ilk kez, uluslararası arenada “özgür olmayan ülkeler” arasına girdi. Türkiye, özellikle 2014 yılından beri bu alanda sürekli düşüyor ama hiçbir zaman bu kadar düşmemişti.
Nasıl düşmesin ki? 7. kez uzatılan ve 31 KHK’nın çıkarıldığı OHAL rejimi’nde 160 bin kişi hakkında gözaltı işlemi yapıldı. 228 bin 137 kişi hakkında tutuklama kararı verildi. 155 bin kişi hakkında ‘silahlı örgüte üye olmak’ suçundan soruşturma açıldı. 112 bin 679 kişi hakkında kamudan ihraç kararı alındı. 5 bin 705’i akademik kadro olmak üzere üniversitelerden ihraç edilenlerin sayısı da 7 bin 80.
Basın özgürlüğü alanında ise durumlar daha da kötü. OHAL KHK’ları ile 67 gazete kapatıldı. Kapatılan bu gazetelerin 17’sinin kapatılma kararı daha sonra kaldırıldı. Kapatılan dergi sayısı 20’ye ulaştı. 34 radyoyla ilgili kapatılma kararı var. 30 yayınevi ve dağıtım şirketi ve 32 televizyon kanalı da kapatıldı. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün her yıl yayınlandığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, Türkiye 2018’de bir önceki yıla göre iki basamak gerileyerek 180 ülke arasında 157’nci sırada yer alıyor. Türkiye Gazeteciler Sendikası’na göre 148 gazeteci şu anda cezaevinde bulunuyor. Bu gazetecilerin çoğu da iktidara muhalif olup “terör örgütü propagandası yapmak”la suçlanıyorlar. Hapse girmeyen gazeteciler mi? Onlar da otosansürü devreye sokarak idare etmeye çalışıyorlar.
Bunun yanı sıra iktidarın en çok korktuğu mecralardan biri olan sosyal medyada da durum farklı değil. “Terör örgütü propagandası yapan, bu örgütleri öven, terör örgütleri ile ilgili olduğunu alenen beyan eden, halkı kin, nefret ve düşmanlığa sevkeden, devlet büyüklerine hakaretlerde bulunan, devletin bölünmez bütünlüğüne ve toplumun can güvenliğine kast eden, nefret söylemleri içerdiği” iddiasıyla toplam 45 bin 415 sosyal medya hesabı incelemeye alındı ve tespit edilen 17 bin 89 kişi hakkında işlem uygulandı. Anlayacağınız internet özgürlüğü alanında da sondan başa doğru güreşiyoruz.
E hal böyle olunca, Tayyip Erdoğan’ın getirmek istediği özgürlüğün nasıl bir şey olacağı da az çok ortaya çıkıyor: Daha çok KHK, daha çok işinden olan insan, daha çok hapis gazeteci, daha çok otosansür, hapiste daha çok milletvekili.
AKP’nin yargı bağımsızlığı mı? Sağolsunlar, almayalımbagimsiz-yargi
AKP döneminde yargı bağımsızlığı alanında Türkiye’nin geldiği yer ise tam anlamıyla fecaat. Hukukun üstünlüğü sıralamasında Türkiye sondan 12’ye kadar gerilemiş durumda. 113 ülkeden 101.’yiz. Türkiye’den geride kalan ülkeler ise Bangladeş, Afganistan gibi ülkeler.
AKP ilk iktidara geldiği günden itibaren yargıyı kendine bağlamak için elinden geleni yaptı. İktidarının ilk yıllarında FETÖ’yle el ele yargıyı ele geçirmek için kadrolaştı. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’la çok kez karşı karşıya geldi. Ancak 15 Temmuz darbe girişimi, kelimenin tam anlamıyla AKP’nin ekmeğine yağ sürdü.
FETÖ’yle kol kola ele geçiremediği yargıyı, bu kez FETÖ’ye karşı mücadele ederek ele geçirdi. Artık Türkiye’de yargı bizzat Tayyip Erdoğan’a bağlı olarak işlemektedir. O kadar ki, Erdoğan’ın çıkmasını istemediği bir kişi hakkında tahliye kararı bile çıkmıyor. Es kaza çıkarsa da o mahkeme heyeti anında görevden alınıyor.
Ama diğer taraftan bir bakıyorsunuz, Erdoğan tarafından casus olmakla itham edilen, “Ben olduğum sürece asla iade edilmez!” dediği bir gazeteci, Erdoğan’la Almanya arasında yapılan bir pazarlık neticesinde serbest bırakılıyor. Peki ya pazarlık şansı olmayanlar? Ya da Erdoğan’la pazarlık etmeyenler?
Ona da en güzel örnek, sanırım Başyazarımız Gökçe Fırat’tır. İktidar Gökçe Fırat’ın asla uzlaşmayacağını bildiği için savcıların iki kez tahliye edildiği davadan dolayı Silivri’de esir tutuluyor.
Düğmesiz cübbelerini Tayyip Erdoğan karşısında iliklemeye çalışan, beraber çay toplayan, baş selamı vereceğim diye iki büklüm olan yüksek mahkeme başkanlarını ve atamaları Saray’da yapılan hâkim ve savcıları saymıyorum bile.
Öyleyse bu gidişe dur demek, bu adaletsizliğe, bu diktaya, baskıya ve tek adam rejimine dur demek için elimizde bir fırsat var. 24 Haziran’da sandığa gidelim ve Tayyip Erdoğan’a “Tamam” diyelim.


Bu yazı 36 kez okundu.

Okan İşbecer
SON EKLENENLER