• Cuma, Nisan 20, 2018

Eşref Bitlis davası zamanaşımına uğradı

tarikbitlis
Okan İşbecer
Şubat25/ 2013

Geçtiğimiz haftanın en çok tartışılan konularından biri, 1993 yılında Jandarma Genel Komutanı iken uçağının şüpheli bir şekilde düşmesi sonucu hayatını kaybeden Eşref Bitlis davasının zaman aşımına uğraması oldu.

Eşref Bitlis’in ölümü ile ilgili başlatılan soruşturmada geçtiğimiz hafta 20 yıl doldu. Normalde 20 yıl dolduktan sonra dosyanın zaman aşımına girerek kapanması gerekiyor. Ancak savcılık dosyanın kapanması ile ilgili bir yazı yazmadı. Konu ile ilgili çıkan haberlere bakılırsa, soruşturma savcısı Hüseyin Şahin, Eşref Bitlis dosyasını “İnsanlığa karşı işlenmiş suç” olarak kabul ederek AİHM’de verilen emsal kararlar çerçevesinde dosyanın kapanıp kapanmayacağını belirleyecek. Savcılık soruşturmayı “İnsanlığa karşı işlenmiş suç” kapsamında değerlendirerek ve AİHM’de verilen emsal kararları da göz önünde bulundurarak zaman aşımını ortadan kaldırırsa, bir ilk de gerçekleştirilmiş olacak.

Eskişehir’de geçtiğimiz hafta düzenlenen ‘Orgeneral Eşref Bitlis’i Anma’ etkinliğine katılan Eşref Bitlis’in oğlu Tarık Bitlis, babasının ölümüne neden olan uçağın düşmesiyle ilgili soruşturmanın zaman aşımına uğradığını söyledi. Olayın aydınlatılmadığını ifade eden Tarık Bitlis, basın mensuplarının kendisine yönelttiği soruları da yanıtladı.

Babasının ölümünün üzeriden 20 yıl geçtiğini bu süre içerisinde olayın aydınlatılmadığını söyleyen Tarık Bitlis, mevcut sistemdeki bozuklukların bu tür olayları hep karanlıkta bıraktığını öne sürdü. Tarık Bitlis şunları söyledi:

“1993 yılındaki olaylar soruşturulurken o zamanın sorumlu mekanizmaları, sorumlu sistemleri şu anda halen devam ediyorlar. Neden? Günümüzde de baktığımız zaman aydınlatılamayan ya da kamuoyu ile paylaşılamayan bir yığın olay var. Bu anlamda değişen bir şey yok. Olay hakkındaki dosyayı tekrar açmak demek konuyu aydınlatmakla eş değer olmuyor. Sistem maalesef bunu bir yerde engelliyor. Şu yaklaşımı savunuyorum: 1-2 kuruluşun parmağı, kim, nasıl, bu olayın teknik detaylarından ziyade şuna dikkati çekmek istiyorum. Mevcut sistemdeki bozukluklar bu tür olayların hep karanlıkta kalmasını sağlıyor.

Bir örnek vereceğim. Siz düşünebiliyor musunuz 20 sene evvel olmuş bir olayın fotoğraflardan incelenebileceğini. Siz düşünebiliyor musunuz böyle bir olayda emniyet ya da MİT’in savcılığa yazdığı yazıda o konuyla ilgili hiçbir araştırma ya da kayıt bulunmadığını. Siz düşünebiliyor musunuz? O tarihte bu tür olaylarda hep dış mihraklardan bahsedilir. Şu anda da bahsediliyor değil mi? Başımıza ne gelse dışarıda mihraklar var. Türkiye’de her halde ilk defa olmuştur. Silahlı Kuvvetlerde bir general o dış mihrakların yaptığını belgeliyor, rapor haline getiriyor ve ilgili makamlara sunuyor. Bu aşamada halen şu günde izliyoruz ki, birisi bunu ifade ediyor. Arkasından şüpheli bir şekilde öldürülüyor. Bu süreç içerisinde Türkiye’deki konuyla ilgili gerek emniyet, gerek Silahlı Kuvvetler, gerek MİT’in bu konudaki tutum ve davranışlarına o zaman bakıp, Genelkurmay Başkanı 15 dakika veya yarım saat sonra diyor ki buzlanmadır. Arkasından bugün MİT ve Emniyet diyor ki, ‘Biz o konuda hiç bir yazışma yapmadık.’ Bugün de sorgulanmıyor. Bunu kim yaptı? Bunlar ‘biz bir şey bilmiyoruz’ dediği zaman bunları kamuoyuna deşifre etmek lazım. Zamanın MİT Müsteşarı bu konuyla ilgili hiçbir şey bilmiyorsa bunu kamuoyuyla paylaşmak gerekiyor. Zamanın Genelkurmay Başkanı, Jandarma Genel Komutanının uçağına olan tacizden dolayı hiçbir işlem yapılmamışsa bunu kamuoyuyla paylaşmak lazım. Belki bu davanın kamuoyuyla paylaşılacak en önemli yanı da budur.”

Tarık Bitlis’in dikkat çektiği nokta oldukça önemli. Eşref Bitlis, yurtsever komutanlarımız arasında adı ilk akla gelenlerden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra bölgeye konuşlanan Çekiç Güç ile ilgili eleştirileri, bölgede kurulacak bir Kürt devletinin Türkiye’nin zararına olacağı ile ilgili görüşlerini rapor haline getirerek ilgili makamlara sunmuştu. Tabi bu tutumundan dolayı ABD’nin tepkisini üzerine çekmekte de gecikmedi.

ABD Büyükelçiliği, zamanında Eşref Bitlis’i defalarca hükümete şikayet etmişti. Hatta 1992 yılında Çekiç Güç’e bağlı Amerikan savaş uçakları Irak’ın Selahattin kentine gitmekte olan Eşref Bitlis’in helikopterini taciz ederek inmeye zorlamıştı. Eşref Bitlis, birkaç ay sonra şüpheli bir uçak kazasında hayatını kaybetmişti. Buzlanma sonucu uçağın düştüğü açıklanmış, ancak uçağın enkazı hurdacıya satıldığı için gerekli araştırma yapılamamıştı. Savcılık da kaza resimleri üzerinden inceleme yapmayı denemiş ve doğal olarak bir sonuca ulaşamamıştı.

Savcılığın kararı ne olursa olsun, Eşref Bitlis’in davası Türk milleti nezdinde kapanmamıştır.

Bugün belki zaman aşımı diye davanın üstünü örtebilirler ama Tarık Bitlis’in de dediği gibi Türk milleti bu yurtsever komutanına yapılanı unutmaz ve er ye de geç hesabını sorar.


Bu yazı 152 kez okundu.

Okan İşbecer
SON EKLENENLER